24 Mayıs 2015 Pazar

X, Y ve Z’nin değerlerini bulunuz

İnsan temalı bir program sırasında tanıyıp, insanî davranışlarıyla dostlarımız arasında kendisine müstesna bir yer bulan Levent Özçengel’in sosyal medyadaki zirve davetini gördüğümde, ilgi alanı ve yazılarının ana teması “İnsan ve insanca davranışlar” olan ben, düzenlenen zirveye zevkle katılacağımı belirttim.
21-22 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen zirve boyunca konuşulanlardan hem pek çok şey öğrendim, hem de birçok konuda kendimi teyit ettim.
Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN) Güney Marmara Şubesi tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen “İnsan Kaynakları Zirvesi” içeriğine uygun bir motto ile Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşti ve katılımcılar zirve boyunca dünyaya “İnsanca” baktı…
Organizasyonu sunan Ali Tınaz esprili dili, pozitif enerjisi ve düzgün Türkçesi ile konuklardan ve katılımcılardan tam not aldı.
Organizasyonun açılış konuşmasını, PERYÖN Güney Marmara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Levent Özçengel yaptı. Özçengel konuşmasında Çanakkale Zaferi’ne de değinerek, “2015 yılının, bizim için en önemli özelliklerinden biri, Çanakkale Zaferi’nin 100. yılı olması. Bu sebeple, bizim bugün burada olmamızı sağlayan şehitlerimizi, saygıyla ve rahmetle anıyoruz” dedi. Özçengel, Türkiye’nin endüstri kenti Bursa’da, 13 yıldan bu yana marka haline gelmiş olan İnsan Kaynakları Zirvesi ile ilgili, ‘Bursa iyi şeyleri hak ediyor, biz de iyi bir şeyler yapmaya çalıştık, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum’ ” diyerek konuşmasını Philip K. Dick’in sözleriyle nihayetlendirdi:
“Yıldızlara doğru ama insanca. Uzak gezegenlere seyahat edecek kadar büyük bilgiye ve ileri teknolojilere kavuşmuş olsak da hiçbir zaman bizi biz yapan değerlerimizi kaybetmeden, İNSANCA!”
Levent Özçengel’in açılış konuşmasının tamamını dinlemek için tıklayın:
****
Açılışta konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Şükrü Köse ise, “İnsan yönetmek dünyanın en zor işlerinden biridir ve yetenek ister. Aynı çatı altında olan farklı kişilerin, aynı hedefe ulaşmak için emek vermesi demektir. Etkili ve doğru yöneticilik, aile yönetiminden ülke yönetimine kadar, insanın olduğu her alanı kapsar. İnsanı anlamak, insan yönetiminin formüllerinden birini çözmektir.” dedi.
****
Resmi konuşmaların ardından sözü endüstriyel ilişkiler, maaş ve ücret yönetimi, işe alım, yönetim geliştirme konularında birçok çalışmaya imza atmış olan Eğitimci Mehmet Kocabaş aldı ve izlemeye değer bir performans sergiledi. Hınzır duruşuna yakışan fıkralar bir yandan, beden dili bir yandan, konuşmasındaki doğallık ve öz güven bir yandan derken kendisine ayrılan süre sona erdiğinde salondaki herkes “tadı damağında kalmış” bir haldeydi.
Kocabaş hakkında Ekşi’ye bir göz attım her zamanki gibi. Onlar orada ne dediyse, bizim sahnede izlediğimiz de o idi.
Kısa kısa birkaç kelamını yazarsak; İlişkilerdeki güç aralığının darlığı ve genişliğinden bahsederken kendi aralığımızı doğru kabul etmememizi, değişebileceğimizi söyledi.
Kocabaş, “Ebeveyn-evlat ilişkileri, patron-çalışan ilişkileri ve tüm ilişkiler eskiye göre daha dar aralıkta artık. Hatta daralma şoku var. Gençler bu dar aralıktan geldikleri için uyum sorunu yaşıyorlar” diyor. Gelecek kaygısı en çok olan ülkelerden birinde yaşamamızın meslek seçiminde özgür olamamaya kadar geldiğine, bunun da işinden nefret eden insanlar yarattığına değiniyor.
“Ülke olarak kadınsıyız” dediğinde salonda tepki sesleri yükseliyorsa da, olaylara duygusal yaklaştığımız gerçeğiyle yüzleşince durum kabul ediliyor.
Bu arada hepimizin hemfikir olduğu bir konuya değiniyor.
“Türkler Türkiye’de yaşarken o kadar zor koşullara alışıyorlar ki; yurt dışındaki zorluklar onlara zor gelmiyor.” deyip ekliyor, “İkiz Kuleler’de ölen Türk yok. Niye mi? Çünkü Türkler kural dinlemez” diyor.
İsveç’ten gelen bir İsveçli’nin ise Türkiye’de şok üzerine şok yaşayacağını anlatırken hepimiz Kocabaş’ın bize tuttuğu aynada gördüğümüz hallerimize gülüyoruz.
“Değişim önemlidir ama değişimi başlatmak hepsinden önemlidir” diyor Kocabaş. “Değişim kontrol dışında gerçekleşir, dönüşüm şartlara ayak uydurmaktır” diyor. “Baskıyı hissetmiyorsan dönüşüm başarılı olmaz” diyor.
Kocabaş’ın konuşmasının ardından Herakleitos’un “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözü takılıyor zihnime.
Vakti geldiğinde değişebilmeyi de bilmek gerek demek ki diyorum.
Oscar Wilde’ın “Ben hiç değişmem” diyene verdiği cevabı hatırlıyorum;
“-Neden? Hayat sana bir şey öğretmedi mi?”

****
Konuşmalar arasındaki kahve molalarında dostlarla karşılaşıyoruz.
Ayaküstü de olsa edilen muhabbetler hep “İnsanca”
Kocabaş’ın sunumunun ardından sözü İtalya’nın dünyaca ünlü Bocconi Üniversitesi’nden işletme ve MBA alanında çalışmalara imza atan Prof. Dr. Marcus Venzin aldı. İngilizce sunum yapan Prof. Dr. Marcus Venzin’in rol model yaklaşımları ve yeni İK süreçleriyle ilgili yapmış olduğu paylaşımlar katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi ve konuşma soru-cevap şeklinde nihayetlendi.
****
Üçüncü konuk olan Psikolog Danışman Doç.Dr. Azmi Varan da Mehmet Kocabaş kadar konusuna ve sahneye hakim idi.
“Şirket içi anlaşmazlıkların altında insanî sorunlar yatar” derken iş ilişkilerinin nasıl egoya kurban gittiğini gözler önüne serdi. Teatral anlatımı ile izleyicileri avucuna alan Varan bize dedelerimizi, ninelerimizi sorgulattı. “Çocuk anne-babadan genleri nasıl alıyorsa davranışları da alıyor” dediğinde hepimiz kendimizde gördüğümüz annemizi-babamızı hatırladık. Varan’ın dediğine göre anılar uçup gitmiyordu. Genetik hafıza çok uzun yıllar öncesinden geliyordu.
İçimizde barınan üç çocuk vardı. Doğal Çocuk, Yetişkin Çocuk ve Uyumlu Çocuk
“İçinizdeki doğal çocuğu öldürür ve yaşama sevincinizi kaybederseniz yaratıcılığınızı da kaybedersiniz” diyordu Varan ve ekliyordu; “Hayatınızda eğlenceyi kaybetmeyin”
Yetişkin çocuk bardağın hem dolu hem de boş tarafını görebilen gerçekçi çocuktu.
Bunların içinde en tehlikeli olan ise uyumlu çocuktu. O içinde Sessiz bir Öfke biriktiriyordu.
Sesi kesilmiş, konuşmayan, ağlamayan, sadece küskün ve içli bakan bir çocuk hayal edin…
İşte tehlike o. O adeta, nerede patlayacağı belli olmayan bir serseri mayın…
“Çalışan da, çocuk da kanını asla yerde bırakmaz” diyerek sona erdirdi konuşmasını Azmi Varan.
Bizi kendimizle en netinden yüzleştirerek. Bazen gerilere götürerek. Aslına bakarsanız, içimizi deşerek…
****
Datassist Genel Müdürü olan dördüncü konuşmacı Ayşe Nazmiye Uça idi ve “Outsourcing ile Katma Değer Yaratmak” konusunda bilgiler verdi.
“Outsourcing” yani “Dış Kaynak Kullanımı”nı, “Bir işin sahipliğini başka birine vermek” olarak diye tanımladı Ayşe Hanım. Outsourcing kullanan şirketler bordro, sigorta, teşvik gibi pek çok konunun takibini kendilerine bırakmış, böylece de kâra geçmişlerdi. Yaptığı can sıkıcı bir işti ama Uça’nın tabiriyle “En can sıkıcı işler en çok para kazandıran işler idi”. O yüzden o bu işi yapmayı seçmişti.
****
Danışman Özgür Güner de şirket performansı arttırmaktan ve İnsan Kaynakları kavramından söz etti konuşmasında. X, Y ve Z kuşakları idi konuşmasının odak noktası.
Y Kuşağı için “Sesini duymazsınız, gelip nefesinizi keserler” tabirini kullandı.
60’larda 80’lerde kullanılan İK sistemlerinin artık yetmediğini, X kuşağının görev adamı olmadığını ve sürekli sorguladığını, daha doğrusu X kuşağının Y kuşağının hormonlu versiyonu olduğunu anlattı.
Z kuşağı için henüz gelişen bir tabir yok herhalde ama onların da ayak sesleri duyulmaya başladı. Hızla yaklaşıyorlar.
****
“Mobbing’in İnsani ve Hukuki Boyutları” konusu Mobbing Uzmanı ve Koç Çağlar Çabuk, Avukat Yunus Egemenoğlu ile Avukat Pınar Şahin tarafından enine boyuna anlatıldı.
“Mobbing’in birinin canını kasten yakmak olarak tanımlarsak, mobbing sebebiyle yaşanan işgücü kaybı milyar dolarlarla anılıyor ve işverenleri vuruyor” dedi Çağlar Çabuk. “İnsan faktörünün olduğu her yerde mobbing de var. Her yapıda insana güveniyoruz ve insan hakları olmazsa olmazımızdır” diye devam etti. Liderlik ve yöneticilik arasındaki farkları anlatırken, dünyayı kurtaracaksa liderliğin kurtaracağını söyledi.
Yunus Egemenoğlu her davada “mobbing” olduğunu, mobbing’in fazla konuşulmasının konunun ilerlemesine engel olduğunu söylüyor.
Mobbing’i Bezdirme olarak çeviriyor Egemenoğlu. “Mobbing terimini yerli yerinde kullanmalıyız. Mobbing ve İş Güvenliği terimleri tazminat alabilmek için de kullanılıyor” diyor ve ekliyor, “Mobbing bulaşıcı bir hastalıktır. Mücadele edilmelidir. Yoksa tüm iş yerini sarar. Ve dava açmalarda mobbing teriminin geçmesi şirketin marka itibarını sarsar, marka değerinin düşmesine sebep olur.”
****
İlk günün son programı “Fark Yaratan İK Uygulamaları, İç Eğitmen Konsepti” üzerineydi ve konuşmacılar BOSCH’tan İK Eğitim Müdürü Şahigan Gurbet ve TOFAŞ’tan İK Alan Müdürü Mesut Cengiz idi.
****
İkinci gün HAY Group Türkiye Genel Müdürü Gökhan Toğrul’un “Sadakatin ve Bağlılığın Yeni Kuralları” başlıklı sunumu ile başladı. Çalışanların kalbini nasıl kazanırız ve bağlılığı nasıl arttırabiliriz sorularına cevaplar arandı. Dünyada altı trend vardı. Globalleşme, Çevresel Kriz, Demografik Değişim, Bireyselleşme, Dijital Yaşam, Tekonolojik yakınsama.
Bu altı trend ile mücadele edebilmek için de beş ana konu vardı. Şeffalık, Çeviklik, İşbirliği, İnovasyon ve Verimlilik…
Toğrul’un yenilik ve verimlilik üzerine verdiği örnek basitliği ile çarpıcıydı.
“Yenilik sol el ile yazı yazmaktır. Verimlilik ise sağ el ile”
****
İkinci günün heyecanla beklenen konuğu Fox TV Ana Haber Spikeri Fatih Portakal idi.
“Medyada İnsan Yüzleri, Yaşananlar ve Görünmeyenler” başlıklı konuşmasında; televizyon dünyasından, sürdürülebilir olmaya, yaptığı işi zirvede iken bırakmaktan, her an iş kaybetme korkusu ile yaşadığına ve ülkenin genel durumuna kadar pek çok konuya değindi.
Mesleğinin kuşku, merak ve soru sormak üzerine kurulduğunu, hiçbir zaman önyargılı olmadığını söyledi.
Fatih Portakal’ın konuşmasının tamamını dinlemek için 
tıklayın:
****
“İş Sağlığı ve Güvenliği’nde Bir Adım Öteye” sunumunu Vodafone ve Borçelik Uygulamaları’ndan Dr. Ali Rıza TİRYAKİ ile yine Vodafone Türkiye’den İş Sağlığı & Güvenliği, Çevre ve Refah Kıdemli Müdürü Ergün Tüzün yaptı.
“Yüksek Performanslı Kurumlar Yaratmada İK’nın Rolü”, Sütaş İnsan Kaynakları Başkanı Meltem Kalender Öztürk tarafından sunuldu.
Zirvenin son konuşmacıları olan görme engelli ikiz kardeşleri ben izleyemedim.
“Engelsiz Orkestra Selim & Kerim Altınok” kardeşler, hayat hikâyelerinden oluşan paylaşımlarıyla ve “Engelleri Aşmak” sunumlarıyla katılımcılara duygu dolu anlar yaşatmışlar.
Altınok kardeşler, aynı zamanda hukukçu, müzisyen, orkestra şefi, besteci, yazar, eğitimci, yönetici, keynot speaker, radyo programcısı ve sporcu kimlikleriyle, insanın hayatında her anlamda yetkin birey olabilmesi için asla bir engel olmadığını göstermişler.
****
İki gün boyu izlediğim bu organizasyon sonucunda anladım ki yöneticiler iletişimde zorlandıkları yeni kuşaklarla iletişim kurabilmek için kendilerine strateji arayışı içindeler.
Hatta belki biraz da kuyrukları sıkışmış.
X’leri geçtik, Y kuşağı ile başları epey bir dertte.
Bu kuşaklara hükmedilemiyor, rahatlar, sorguluyorlar, zorlanmaya gelemiyorlar, akıllarına yatmayan ve keyif almadıkları işleri yapmak istemiyorlar, bağlılıkları yok, kolay vazgeçebiliyorlar, ve dahası, ve dahası, ve dahası…
“Arkadan Z kuşağı geliyor. Bakalım onlarla ne yapacaklar?” derseniz, “Onlarla uğraşmak X ve Y kuşağına kalacağına göre onu da onlar düşünsün artık” derim…
Kısacası dostlar; zaman bize uymaz, biz zamana uyacağız.
Hayat hızla akan bir nehirse, asla tersine akmayacağını anlayacağız.
PERsonelimizi doğru YÖNetebilmek için işe önce kendimizi update etmekle başlayacağız.
Ve işte bu zirveler de bunun yolunu arıyor olduğu için bu kadar kayda değer…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder