31 Mart 2026 Salı

Adımlar Eşitlenene Kadar DIRDIR'a Devam

Osmangazi Belediyesi ev sahipliğinde ve Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi, Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği • CEİD iş birliğiyle düzenlenen “Şehirde Eşit Adımlar: Bursa Kadın Çalıştayı”, 28 - 29 Mart 2026 tarihlerinde, Bursa Almira Otel'de yapıldı. 
"Gücü kararlılığında"
Çalıştayın açılışında ev sahibi olarak konuşan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, çalıştay sonunda ortaya çıkacak sonuç bildirgesinin yalnızca yazılı bir metin değil, başta erkekler olmak üzere, şehri ve ülkeyi yönetenler için bir yol haritası ve rehber olacağına inandığını söyledi. Aydın, Atatürk'ün kadınlara verdiği hak ve özgürlüklerin altını çizerken, günümüz kadınının şiddete gittikçe daha fazla maruz kaldığını, bu tablonun değişmesi gerektiğini, eşitlik yönünde atılacak adımların en önemli itici gücünün yine kadınların kararlılığı olacağını belirtti. 

"Kadın cinayetleri politiktir"
Açılışta konuşan Bursa Barosu Başkanı Avukat Metin Öztosun, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nu, bu düzenlemenin kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasını hedeflediğini, ancak aradan geçen 100 yıla rağmen, kadın devriminin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini söyledi. "Eşitlik anayasamızda yazıyor ama bir türlü uygulanmıyor" dedi. Bursa Barosu’nun 22 kişilik yönetim kurulunun 14’ünün kadın olduğunun altını gururla çizdi.

"Eşitlik sorumluluktur"
Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Berna Esentürk ise, “Eşitlik bizim için sadece bir söylem değil aynı zamanda çok güçlü toplumsal sorumluluktur." diyerek, bu sorumluluğun yönetim anlayışında, kent politikalarında ve gündelik yaşamın her alanında karşılık bulması gerektiğini ifade etti.

"Karar alma mekanizmalarında daha fazla kadın"
Açılışta konuşan Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal, "Kadınlar masada yoksa eşit ve demokratik bir temsiliyetten bahsetmek mümkün değil" diyerek, çalıştayın önemli bir amacının da kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması,  istihdamda ve yerel yönetimlerde eşitliğin sağlanması, eğitimde ve teknolojide kadının söz hakkının olması, şehirler şekillendirilirken kadınların hizmet alan değil karar veren tarafta olması, özellikle Büyükşehir ve Osmangazi'de kadınlar karar alma mekanizmalarında daha çok yer alması gerektiğini söyledi.

"Bizim derdimiz ne?"
Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal bu çalıştayı düzenlerken 'biz neyi konuşmak istiyoruz' diye kendi kendilerine sorduklarını, herkesin her şeyi konuştuğunu ama bunun ortak bir dil oluşturmaya yetmediğini, bu yüzden Osmangazi'de kapı kapı gezerek herkesi dinlemeye ve anlamaya çalıştıklarını, böylece boşluğun nerede olduğunu gördüklerini söyledi. Kadınların ayak izlerini takip edince ortaya çıkan çalıştay fikri başkanın da desteği ile bugüne gelmişti. Bu fikre Bursa ve Nilüfer Kent Konseyleri Kadın Meclisleri de dahil olunca çalıştay daha genişlemişti.
Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir ile Masa Yürütücüleri olan Prof.Dr. Yücel Sayılar, Nursel Demir, Hayriye Demiralp, H. Hilal Karul Toptaş ve Dr. Nuray Şahin'in kısa konuşmaları sonrası çalıştay başladı.

DIRDIRCILAR İŞ BAŞINDA
Erkek kadın ilişkilerinde erkeklerin kadınlardan en mustarip olduğu konu kadınların çok dırdırcı olmaları, kadınların en mustarip olduğu konu ise geri kalan her şey...
Kızmayın hemen, bizi dırdır etmek zorunda bırakan sizsiniz. Bir şeyi bir kere söylediğimizde anlamış olsanız ikinciye niye söyleyelim, değil mi ama? 
Çok mu feminist bir giriş oldu? Yok yok, az bile. Biraz daha dırdır edelim.
Doğduğundan itibaren "yapan" erkek cinsi ile doğduğundan itibaren "yasaklanan" kadın cinsi arasında elbet farklar olacak. Yasaklamalar ve susturmalar da haliyle zaman içinde dile vuracak. 
Bugün bu çalıştayda kadınlar bir kez daha konuştu. Çıkan sesleri erkekler duymazdan gelirse kadınlar bir kez daha konuşacak, bir kez daha konuşacak, bir kez daha konuşacak. Kısacası; adımlar eşitlenene kadar kadınlar susmayacak.
Çünkü biz örgütlü olduğumuz zaman her şeyi başarabiliriz. Çünkü bazen dönüşüm aynı masada yan yana oturmakla başlar. Çünkü ne kadar çok akıl o kadar zenginlik.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az derler. Daha fazla davul çalmamızı ve daha fazla dırdır etmemizi istemiyorsanız yapmanız gereken belli. Kulaklarınızı, gözlerinizi, beyninizi ve kalbinizi açın yeter. Gerisini biz hallederiz...

En kapsamlı organizasyon
Kadınların ihtiyaçlarına doğrudan yanıt üretmeyi amaçlayan çalıştay, kent ölçeğinde bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı organizasyonlardan biri olarak kayda geçti. 
(Kısa bir not: 2022 yılında Yıldırım Belediyesi ve Bursa Teknik Üniversitesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Modern Dönemde Kadın Sorunları ve Çözüm Öneriler” başlıklı ortak bir çalıştay düzenlenmişti. Bugünkü 'Bursa Kadın Çalıştayı'nda Yıldırım Belediyesi'nden kimse yoktu. İlgililere sorduğumda; davet için Yıldırım Kent Konseyi Kadın Meclisi'ni aradıklarını ama ulaşamadıklarını, bıraktıkları mesaja dönüş sağlanmadığını öğrendim. Bu çalıştayda Bursa'nın doğusundaki büyük ilçemizden de temsilciler olsun ve Yıldırım'da kadın olmayı kendileri anlatsın isterdi gönül. (*))
Neyse ki, Derya Şimşek'in dile getirdiği Maya Angelou'nun, “Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.” sözü burada da geçerliydi...
20 masa • 20 raportör • 20 moderatör 
İki gün süren çalıştayda kadınlar 'KADIN'ı konuştu. 
Çalıştaya akademisyenler, sendika ve dernek yöneticileri, kooperatif temsilcileri, iş kadınları, emekçi kadınlar, akademisyenler, STK temsilcileri, yerel yönetim, kamu ve özel sektör yetkilileri ile 17 avukat kadın katıldı. Farklı sesler, farklı deneyimler, farklı diller bir masa etrafında, aynı platformda buluştu. 
Kadınlar 5 ana tema etrafında oluşturulan 5 ana ve 15 alt masada 20 masa, 20 raportör, 20 moderatör ve yaklaşık 200 katılımcı eşliğinde önce var olan sorunları tespit etti, sonra çözüm önerileri geliştirdi, son aşamada da öneriler somut projelere evrildi.
5 ana tema neydi diye soracak olursanız:
* Kadın Girişimciliği ve Kooperatifçilik
* Yerel Yönetimlerde Kadın Politikaları 
* Eğitim ve Teknoloji 
* Kadınların Sosyal Güvenliği ve Sağlığı 
* Kadın İstihdamı ve Çalışma Hayatı, idi.
Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal
Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi
Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal
Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir
CEİD
Kız Neşesi ile Çalışmak
Birinci gün sabah dokuz buçukta başlayan çalıştay akşam saatlerine kadar 20 masada devam etti. İkinci gün masalar birleşmiş, konuşmaktan sesler kısılmış, her masa başındaki büyük sayfalı öneri defterleri küçük notlarla, metinlerle ve yol haritalarıyla dolmuş, bilgisayar başındaki raportörlerin elleri yazmaktan uyuşmuştu. 
İki gün, güne başlarken olsun öğle arasında olsun hoplayıp zıplayarak neşelendiler, enerji depoladılar, birbirlerine daha çok ısındılar. 
Son saatlere gelindiğinde, sınavda cevap kâğıtlarını toplayan öğretmenin çağrılarına rağmen son soruları ayaküzeri cevaplamaya çalışan öğrenciler gibi, hâlâ bir şeyler yazıyor, hâlâ konuşuyor, hâlâ vazgeçmiyorlardı.
Sıra sonuç bildirgelerinin okunmasına geldiğinde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de salondaydı. O da kısa bir konuşma yaparak çalıştaya destek verdi ve çalıştayda çıkan sonuçlara kulak vereceğini söyledi. Çıkan sonuçların uygulanıp uygulanmadığını denetlemeyi ise yine kadınlara bıraktı.
Daha sonra moderatörler sırayla masalarından çıkan sonuçları kısa birer konuşma ile aktardılar.
Toplumsal cinsiyet bilinci, eşit iş eşit ücret, sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşmak, çocuklar ve bakıma muhtaç kişiler için bakımevleri, konuşma kürsüleri dahil şehrin kadınlar da gözetilerek yapılandırılması, şehirde engelli kadın olmanın dezavantajları, kadının ekonomik özgürlüğü derken ortaya bir kitaplık tespit ve öneri çıktı. (Afette kadın olmak, savaşta kadın olmak, kadına şiddet haberlerinde medyanın sorumluluğu gibi daha konuşulacak pek çok başlık vardı.)
“Şehirde Eşit Adımlar: Bursa Kadın Çalıştayı”nda ortaya çıkan bu sonuçlar, "Bursa Kadın Ekonomik Güçlenme ve Yerel Politika Strateji Belgesi" altında toplanarak kitaplaşacak ve yerel yönetimler ve ilgili kurumlar için yol gösterici bir kaynak olacak.
Umarız ki bu değerlendirmeler en alttan en üste, yerelden ulusala kadar her birim tarafından duyulur ve kale alınır.
Yazının başında ne demiştik?
Ne yazık ki karar vericilerin çoğu erkek olduğu için ve kadınlar hakkında her şeye onlar karar verdiği için, çıkan bu kararları erkekler duymazdan gelirse kadınlar bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha konuşacak ve adımlar eşitlenene kadar dırdır devam edecek.
Demem o ki;
Sevgili erkekler, bırakın artık kendi tercihiniz olmayan erkekliğinizle üstünlük taslamayı. Bu sizin için de bizim için de çok yorucu. Kendinizi de bizi de bir salın. Salın ki şu üç günlük dünyayı birbirimize dar etmeyelim, bırakın hepimiz azıcık rahat edelim...
Kapiş?
31 Mart 2026 / C.E.Y.

(*) Modern Dönemde Kadın Olmak / 8 Mart 2022 

KADIN üzerine yazdığım yüzlerce yazımdan birkaçı:
Toplumsal Cinsiyet Bilinci / 8 Aralık 2012
Sen kimsin be adam! / 22 Eylül 2014

Artık utanan taraf kadın olmayacak! / 16 Şubat 2015

Namussuz! / 26 Ocak 2016
Beleşçisin arkadaş! / 29 Ocak 2016
Hesapta biz de varız! / 5 Aralık 2016
Yasalarımız Var, Evet! / 25 Mart 2019

29 Mart 2026 Pazar

On Yedinci BUİKAD Oscarları

Kaliforniya merkezli Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından yılda bir kez verilen Akademi Ödüllerinin, "Oscar" ödülleri olarak anılmasının hikâyesi ilginçtir. Bir söylentiye göre; Akademi’nin kütüphanecisi ve eski yöneticisi Margaret Herrick, o zamanlar Akademi heykeli diye isimlendirilen ödüle bakarken, heykelin Oscar Amcasına ne kadar benzediğini söyler. O sırada Herrick’in yakınlarında bulunan bir gazeteci bunu duyar ve “Oscar” adı ağızdan ağıza dolaşır. Hollywood yazarı Sidney Skolsky, 1934 yılında düzenlenen Altıncı Oscar Ödülleri’nde Katharine Hepburn’ün en iyi aktris ödülünü kazandığını anlattığı yazısında “Oscar Amca” tabirini kullanır ve söz böylece lügate girer. Akademi’nin “Oscar” sözünü resmi biçimde kullanmaya başlaması ise 1939’u bulur. Oscar adı dünya çapında kazananlarla özdeşleşir. (*) 
"And the Oscar goes tooooo..." ve "The winner is...." diye başlayan cümleler dilimize yerleşir. 
"Oscar" bir değer belirtir, "EN" demektir.

BUİKAD Oscarları
Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği BUİKAD'ın 17.’sini düzenlediği “BUİKAD İş Yaşamında Başarılı Kadın Ödülleri” de iş dünyasının Oscarlarıdır. Lakin BUİKAD'ın ödül heykelciği Oscar Amca gibi erkek değil, dişidir. Çünkü bu özel gecede ödül verenler de ödül alanlar da kadındır.
Hollywood üzerinden dolanarak Bursa'ya indiğimiz bu yazıda size, 27 Mart akşamı Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Orhangazi Salonu'nda düzenlenen bu ödül gecesinden bahsedeceğim size. 

17. GELENEKSEL BUİKAD ÖDÜL TÖRENİ
Bursa'nın hem ürün hem fikir üreten camiasını buluşturan gecede BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır ve Yönetim Kurulu Üyeleri Zuhal Aslı Saka, Nazan Akıncı, Gülnur Algül, Gülay Durmuş, Arzu Erdi, Tülin Tezer, İlknur Gülsün Ünal ve Yasemin Yeşilova konukları fuaye alanı girişinde karşıladı.
BUİKAD Yönetim Kurulu
İş dünyası, STK temsilcileri, yerel yöneticiler, ödül alacak isimler ve yakınları fuaye alanını doldurdu. Pek çok kişinin birbirini tanıdığı bu ortam, sarılışmalar ve sohbetlerle ısındı. 
Programın başlama saati gelene kadar birbirinden leziz ikramlar tadıldı, bol bol fotoğraf çekildi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gelişi ile birlikte salona geçildi. 
BUİKAD
Program saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın söylenmesi sonrası BUİKAD tanıtım filminin izlenmesi ile başladı, ardından BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır, yaklaşık on dakikalık bir açılış konuşması yaptı.
Şeyda Örçün Şençayır
On yedi yıldır düzenledikleri ve artık geleneksel hale gelen ‘BUİKAD İş Yaşamında Başarılı Kadın Ödülleri’ töreninin yalnızca BUİKAD’ın değil, Türkiye’nin de kadın başarı hafızasının bir parçası haline geldiğini söyleyen Şençayır, "Bursa'mız, Türk ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biridir. Ancak bu güçlü ekonominin içinde kadınların potansiyeli hâlâ tam olarak yansımıyor." dedi. Ülkemizde kadınların iş gücüne katılım oranının yaklaşık yüzde 36’lar seviyesinde, Bursa'nın sanayinin ve ihracatın kalbinde olmasına rağmen kadın girişimci oranının yüzde 15-18 bandında, Türkiye’de üst düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranının yüzde 20’lerin altında, Bursa gibi sanayisi yoğun illerde ise bu oranın genelde yüzde 18-22 aralığında olduğunu belirtti. Şençayır konuşmasında, kadınların ekonomiye tam katılımı sağlandığında ülkelerin refahının yüzde 20 ile yüzde 30 oranında artabileceğinin bilimsel olarak ortaya konduğunun altını çizdi. 19 yaşında olan BUİKAD'ın 17 yıldır düzenlediği bu etkinliğin sadece bir kutlama ve bir ödül gecesi olmayıp, aynı zamanda bir farkındalık, kararlılık, dönüşüm ve gelecek çağrısı olduğunu söyledi. Sözlerine Mustafa Bozbey başta olmak üzere tüm BUİKAD kurucu başkanlarına ve üyelerine teşekkürle devam eden Şençayır; konuşmasını, Atatürk'ün ‘Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz tek bir yol vardır. O da büyük Türk kadınını çalışmalarımıza ortak kılmaktır’ sözleri ile nihayetlendirdi. Konuşmasında Nene Hatun’dan, Kara Fatma’ya, Zübeyde Hanım’dan bugüne uzanan tüm fedakâr ve kahraman Türk kadınlarını saygı ve minnetle anmayı da ihmal etmedi.
Hakan Batmaz
Mustafa Bozbey
BTSO Başkan Vekili Hakan Batmaz ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in konuşmalarının ardından BUİKAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Nazan Akıncı, Zuhal Saka, BUİKAD Genel Sekreteri Gülnur Algül, Ebru Koçanalı ve Dikmen Avcıer’den oluşan BUİKAD Ödül Komitesi ile etkinliğin sponsorlarına birer ödül plaketi takdim edildi.
BUİKAD Ödül Komitesi
Plaket takdimlerinin ardından "biraz da sanat" dendi ve sahneye Arda ve Selin İrman çifti geldi. 
Arda İrman • Selin İrman
Selin İrman'a piyanoda eşlik eden Arda İrman, son eserde eşi ile birlikte "dört el piyano" bir eser çalacaklarını, Selin'in kendisinden daha iyi piyano çalan bir müzik öğretmeni olduğunu söyledi ve bu hanımcılığı ile kalpleri fethetti. 

17. GELENEKSEL BUİKAD "İŞ YAŞAMINDA BAŞARILI KADIN" ÖDÜLLERİ
* BUİKAD Özel Ödülü BUİKAD’ın önceki dönem başkanlarından Oya Eroğlu tarafından Kitap Kızları’na, 
* BUİKAD Özel Ödülü Osmangazi Belediye Başkan Vekili Ahmet Tolga Kornoşor tarafından Türkiye’nin ilk F16 pilotu Berna Şen’e,
* BUİKAD Özel Ödülü Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Sinan Sarıbal tarafından Bursa Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne, 
* Yılın Fark Yaratan En Başarılı Genç Girişimci Ödülü BTSO Başkan Vekili Hakan Batmaz tarafından Kız Code kurucusu Müjde Esin’e, 
* Yılın Fark Yaratan Kadını Ödülü Bursa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Yıldız tarafından BEEO Propolis kurucusu ve CEO’su Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı adına BEEO Resmi İlişkiler Direktörü Nilüfer Akdoğan’a, 
* Yılın En Başarılı İş Kadını Ödülü BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır tarafından Mapsis Metal Havacılık ve Savunma Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Akkaş Demir’e,
* Yılın Kadını Destekleyen Şirketi Ödülü Bursa Barosu Başkanı Avukat Metin Öztosun tarafından Uludağ İçecek Türk A.Ş. adına İnsan Kaynakları Müdürü Gürkan Özken’e, 
* Bursa’nın En Başarılı Kadın Yöneticisi Ödülü Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tarafından Yeşim Grup Spor Giyim Direktörü Gülsüm Birinci’ye, 
* Bursa’nın En Başarılı Girişimci İş Kadını Ödülü CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk tarafından Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Tıbbi Biyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşah Çeçener’e, 
* Bursa’nın En Başarılı İş Kadını Ödülü CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk tarafından UPC Uzay Yüzey İşlem firma kurucusu Zarif Ayça Güler’e takdim edildi.

10 ödül, 2 kadın 
Ödül takdim edenlerin sadece ikisinin kadın olması sizin de dikkatinizi çekmiştir. Şeyda Şençayır'ın "Türkiye’de üst düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranı yüzde 20’lerin altında." cümlesi burada tam da yerine oturdu değil mi? 

Okumak iptiladır, müptelalara selâm olsun!
25 yıldır aralıksız devam eden ve her ay 1 kitap okuyan Kitap Kızları adına konuşan Edibe Usta, Simone de Beauvoir'ın Başkalarını Tanı kitabından "Hiçbir şey iyi bir kitap kadar kendi varlığını aşmasını sağlayamaz insanın." cümlesini aktardı. Edibe Usta sözlerini "Okumak iptiladır, müptelalara selâm olsun!" sözleriyle nihayetlendirdi.
BUİKAD Özel Ödülü • Kitap Kızları
Şimdi hasat zamanı!
Yeşim Grup Spor Giyim Direktörü Gülsüm Birinci her yeni yıla girerken bir niyet belirlediğini, 2025'in niyetinin "cesaret", 2026'nın niyetinin ise "hasat" olduğunu, bu ödülün de cesaretten elde edilen bir hasat olduğunu söyledi. 
Bursa’nın En Başarılı Kadın Yöneticisi Ödülü • Gülsüm Birinci
Kanser tedavisinde yeni tedavi modelleri
Prof. Dr. Gülşah Çeçener bugünlerde çok önemli bir ürünü piyasaya çıkaracakların heyecanını yaşadıklarını söyledi. "Bu ürün, meme kanseri teşhisini 12 saniyeye indiren BravioBravio, mamorgafi ve ultrason ile var-yok ayrımında %100'e yakın doğruluk, tümör varsa iyi huylu kötü huylu alt tiplerinde %85-%90 doğruluk sağlıyor." dedi.
Bursa’nın En Başarılı Girişimci İş Kadını Ödülü • Gülşah Çeçener
Gazoz Olma, Adam Ol!
Ödül törenine katılamayan ancak konuklara bir video ile seslenen dördüncü kuşak temsilcisi ve Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ceylin Erbak Aytekin, dünyada eşitliğin savunulması gereken bir kavram değil, hayatın kendisi olduğunu söyledi. Onun bu sözlerinin ardından ekranda kadınlara şiddet uygulayanlara seslenen bir kayıt aktı. Bu kayıt "Gazoz Olma, Adam Ol!" sözleriyle sonlandı.
Ceylin Erbak Aytekin
Yılın Kadını Destekleyen Şirketi Ödülü • Uludağ İçecek
BUİKAD Özel Ödülü • Bursa Otomotiv Lisesi Kız Takımı
BUİKAD Özel Ödülü • Berna Şen
Yılın Fark Yaratan En Başarılı Genç Girişimci Ödülü • Müjde Esin
Yılın En Başarılı İş Kadını Ödülü • Filiz Akkaş Demir
Bursa’nın En Başarılı İş Kadını Ödülü • Zarif Ayça Güler
Yılın Fark Yaratan Kadını Ödülü • Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı
Kadın kadının yurdudur!
“İş kadını ile güçlü bir Türkiye’ye ulaşmak” vizyonu ile yola çıkan BUİKAD'ın, 2008 yılından bu yana “İş Yaşamında Başarılı Kadın Ödülleri” ile kadınları nasıl desteklediğine bakınca, kadın kadının kurdu değil, yurdudur demek daha doğru bir tanım oluyor. Zaten onlar da bu anlayışı benimsiyor.
Eleştirmek ve aşağıya çekmek değil, hakkını teslim etmek, yüceltmek ve destek vermek doğru olan. 
Doğru da yanlış da doğurgandır, siz hangisini beslerseniz gün gelir kapınızı o çalar.
Ödül törenindeki coşkuyu ve ödüllerin gittiği isimleri görünce, hangi kavramın beslendiğini de görmüş olduk. 
Sunumundan görsellerine, video kayıtlarından müziklerine kadar ince elenip sık dokunmuş bu geceyi, adeta bir Oscar Ödülleri gecesindeymişçesine yaşamak ayrı bir keyifti.
Hem kadınların başarılarıyla gururlandım, hem ümitlerim yeşerdi, hem kendimi güvende hissettim. 
Onlar olduğu sürece sırtımız yere gelmezdi...

AMA!
Ama ama ama; ülkenin genelinde eğitimde geldiğimiz noktada aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Otomotiv Lisesi kızlarını ayrı tutuyorum, sanırım ödül alan kadınların çoğu 70'li, belki bazıları 80'li. 
90'lılar ve 2000'lilerden de böyle isimler çıkar mı diye kara kara düşünüyorum. Çıkanların çoğu ülkede kalır mı yoksa yurt dışında mı yaşar, o da ayrı mevzu. 

Bitmeyen mücadele!
Kadınlar var güçleriyle Atatürk'ün kendilerine verdiği hakları ve özgürlükleri korumaya çalışıyor. Kadın kuruluşları, kadın dernekleri, akademisyenler ve aklıselim tüm kadınlar ve erkekler mücadeleden yılmıyor. Evet, mücadele dedim; çünkü kadınlar hem karanlık politikalarla hem de kadınların ayak altında dolaşmasını istemeyen erkeklerle mücadele ediyor. 
Bu erkekler okulda, işte, sokakta, trafikte, evde, her yerde kadın görünmez olsun ama erkeğin ve evin her işini görsün istiyor. Pek çok erkek, kadın ne para kazansın ne para istesin, ne doktor olsun ne de hasta olup erkek doktora görünsün, hem okula gitmesin hem her şeyi bilsin gibi garip bir beklenti içinde. 
Kompleks mi dersiniz, cehalet mi dersiniz olmamışlık mı dersiniz, yetişmemişlik mi dersiniz, narsisizm mi dersiniz bilmem. Yukarıda dediğim AMA'ların en büyüğü de bu.

BUİKAD ve PROJELER
Yapacağımız tek şey, olmayanlara üzülmek yerine BUİKAD'ın 2008 yılından bu yana sürdürdüğü Noktalama Projesi gibi somut adımlar atarak geleceğe yatırım yapmak. Ki bu projeyle koçluk eğitimi almış BUİKAD üyeleri, Bursa üniversitelerinin 3. veya 4. sınıfında okuyan kız öğrencilerine gönüllülük esasıyla koçluk yapıyor. Bugüne dek 600’den fazla kız öğrenci bu yöntemle iş hayatına hazırlanmış.
Sadece Noktalama Projesi değil, She Globe Trade, Yeşil Dönüşüm, WomenCode Projesi, Bu İş Eşitlik İşi, Gelecek Akademisi, WEPS Kadının Güçlenmesi, Avrupa Birliği Projeleri, Paramı Yönetebiliyorum Projesi, Kadınlar İçin Daha Çok ve Daha İyi İşler Projesi, Dikim Operatörü Yetiştirme Kursu, Koşu Takımı ve BUİKAD Ormanı Projesi de BUİKAD projeleri arasında.
****
Anlaşılan o ki; Prof. Dr. Türkan Saylan'ın "Her eğitimli kadınının bu 
Cumhuriyet'e borcu var” sözünü şiar alan bu kadınlar borçlarını ödeme derdindeler. 
Önlerine çıkmayın, gölge etmeyin, destek verin yeter...
29 Mart 2026 / C.E.Y.

9 Mart 2026 Pazartesi

Girişimci Aşure Hanım

TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu, BUİKAD, TÜMKAD, Bursa Soroptimist Kulübü ve Uludağ Soroptimist Kulübü’nün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel düzenlediği Kadın Dayanışması İftarının konuk konuşmacısı olarak “Kendi Girişimciliğimin” hikâyesini yazıyla böyle anlattım. 10 Mart günü de sözle, yüz yüze anlatacağım.

Girişimcilik
Fransızlar girişimci anlamında "Entrepreneur" (Entre+Pre+Neur) sözcüğünü kullanıyor. İngiltere'de ise girişimcilere "Adventurer", yani maceracı deniyor.
Evet, hepimiz biraz maceracıyız ki, buradayız...

Girişimci maceracıdır, yaratıcıdır, yenilikçidir, hayal kurar, risk alır. Risk almaya meyillidir. Çünkü risk aldığını düşünmez. Daha doğrusu çok düşünmez ve yapar.

Ufak ölçekli kadın girişimcilere bakarsak, ya ev ekonomisine katkıda bulunmak için çıkmışlardır yola ya farklı bir alana merak sarmış ya da boş zamanlarını değerlendirmek istemişlerdir.

Üniversiteden mezun olan bir genç, bir şirkette çalışmak yerine boşluğu görüp, kendine yeni bir alan açıp oraya yönelmiştir.

Minik bir anı
2016 yılında, BUÜ İşletme Topluluğu ULİT, girişimcilik temalı güzel bir kongre düzenlemişti. Kongrede o dönem Bora Jet'in CEO'su olan Fatih Akol'ü dinlemiştim. Akol, '18 startup'ım var' diyerek başlamıştı söze. Anlattı anlattı, sonra da dedi ki, çocuklar burada yer kalmadı, kendinize yeni yerler bulun.  
Aynı etkinlikte konuşan Sadettin Saran "Düşmek var pes etmek yok" dedi. Vatan Bilgisayar CEO'su Hasan Vatan ise girişimciliği "Zaten vardı" teması üzerinden anlattı.
Farklı iş yapan ya da bir işi farklı yapan, sistemdeki boşluğu gören, kararlı olan, devamlılığı sağlayan başarıyordu...

Bu da Benim Girişimcilik Hikâyem
Benim hikâyem tamamen bir yetenek, sonsuz merak ve çalışkanlık hikâyesi. Ben de böyle olduğumu yazı yolculuğumda öğrendim. Çünkü bana göre ben normaldim. 
İlkokulun birinci sınıfını okumadan ikinci sınıfa geçenlerdenim. Hani hep en önde oturan o küçük kız var ya, işte o benim. Hâlâ önde ve ortada otururum. Çünkü iyi dinlerim, iyi gözlerim, iyi konsantre olurum. Çünkü öğrenmem lazım. Çünkü anlatmam lazım. Çünkü anlatırken öğrendiklerimi perçinliyorum.

İlkokul sıralarında iken Yıldız Teknik'te okuyan teyzemin oğluna mektup yazan teyzem bana dönerek, 'Sen de ağabeyine bir şeyler yazmak ister misin?' dedi. İstemez miydim hiç. Neler yazdığımı hatırlamıyorum ama teyzemin sözlerinin altına bir şeyler yazarken eniştemin divanda oturuşuna bakıp, onun resmini de mektubun bir köşesine çizerek, 'ben sana yazarken baban da böyle oturuyor' dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Resim, fotoğraf ve cümleler yazılarımda hep el ele oldu.

Ortaokul günlerimde üç yıl üst üste tiyatroda oynadım. Bütün oyunu ezbere bilirdim. Mesela bir oyuncu hastalansa ben onun rolünü oynayabilirdim. Ayrıca oyun da yazardım. O yaşta yazdığım bir oyunun altına, adapte eden ve senaryolaştıran Canan Ekinci diye imza atmışım. Kompozisyon defterlerim hâlâ duruyor. Ben onları okuyunca kendime şaşırıyorum. Vay diyorum, nasıl bir çocukmuşsun sen böyle! Ne kadar büyük laflar ediyormuşsun. Üstelik imlâ kurallarını daha o zaman çözmüşsün.

Yazabilmem ve farklı bakışa sahip olmam kompozisyonlarıma yansımış olmalı ki, Türkçe öğretmenimiz Hakkı Vural sonbahar üzerine bir yazı yazın dediğinde, ben klasik bir yazı yerine 3-4 farklı mini skeç içeren bir yazı yazdım. O yazı bana Orta 2'de kitap hediyesi getirdi. Motive oldum, mutlu oldum.
Yazmak benim için çok kolaydı. Yazmaya başladığımda durdurulamıyordum. Öyle ki, İzmir'e taşınan bir arkadaşımla mektuplaşıyorduk. O normal kâğıda yazıyordu, ben kareli büyük boy defterin her satırına yazıyordum. Anlatacak çok şeyim vardı.
Okuldan eve geldiğimde her şeyi anneme anlatmam lazımdı mesela. Annem artık kovalardı beni. 

Lisede bando takımındaydım, basketbol takımındaydım, folklor, masa tenisi, koşu, atletizm, jimnastik, okulda yapılacak ne varsa ben oradaydım. Bunların hiçbiri için evden izin almıyordum. Sadece durum bildiriyordum. Onlar da olmaz demiyordu.
Yazlarımız Kumyaka'da geçerdi. Kumyaka'ya geç gittiğimiz yazlarda evimizin karşısındaki Singer bayiinin plakçı bölümünde çalışıyordum. 
O da ayrı bir hikâye. 
13 yaşlarında küçük bir kız çocuğu olarak plakçı dükkânının önünde durup içeriden dışarıya taşan müziği dinlerdim hep. Bir gün Osman (İçöz) abi dedi ki, gel bana çırak ol. Ben de yine evdekilere bile sormadan dedim ki olur. Ertesi sabah dükkânı açmış, ortalığı temizliyordum.
 Karışık kaset günlerini hatırlarsınız. Listeler gelirdi, kasetlere doldururdum.
Orada satış yapmayı, müşteri ile konuşmayı, telefon kullanmayı, santrale bağlanmayı öğrendim. Müşteri ile senet yapılacağı zaman Mehmet amcayı çağırırdım. Evde dikiş makinesini kullanırdım, plakçıda da piko yapmayı öğrendim. Evde de dükkânda da hep teşvik edildim. İğne kırılsa da korkma dendi bana. Ben hiç engellenmedim.
Sanırım engellenmememin altında bilinç ve güven yatıyordu. 

Az evvel çalışkanım dedim ama benim karnem hiçbir zaman 9-10'larla dolu olmadı. Hiç takdir almadım. Hatta evlere televizyon girdiğinde Orta 3'teydim ve o yıl ilk dönem 5 zayıf getirdim. Tabii ben perişan. Eve geldim. Babam dedi ki, ne yaptın böyle Aşure hanım? Babam bana kızmamıştı. Ben salya sümük ağlamaya başladım.  Lise 1'e borçlu geçtim. Sonra toparladım. O iki yıl okul hayatımın en kötü dönemiydi diyebilirim. Bu acı tecrübe ile bir işi zamanında yapmayı öğrendim.

Babamın kendi şiirlerini yazdığı şiir defterleri olurdu. Hepsinin altında o şiirin nerede ve ne zaman yazıldığı yazardı. Fotoğrafların arkasında illa bir kısa not, tarih ve mekân bilgisi olurdu. Onlardan arşivciliği öğrendim.
Evde hep dergiler, kitaplar vardı. Ben hep okurdum. Her şeyi okurdum. Kendi kendime kalmayı çok sever, çok düşünürdüm. Ve derdim ki, bir gün ben bunları yazacağım.
Bir yandan da çizerdim. Her şeyi çizerdim. Bloknotlarımda aklınıza gelmeyecek figürlerin çizimleri olurdu. Kumyaka'da kendi kendime şiir defterleri tutar, yanlarına resim yapardım. Şarkı sözlerini bir klasörde toplardım. O dönem meşhur olan Rasputin, Reach Out I'll Be There, One Way Ticket'ın sözleri de vardı klasörde. Böylece şarkı bahanesiyle İngilizce’yi tanımaya çalışıyordum. Canım sıkıldıkça resim yapmanın yanı sıra sabunları yontarak minik heykelcikler de yapardım. Her şey şu anda evimde, hiçbirisini atmadım, attırmadım. Çünkü ben evlenirken çeyizle birlikte bir koca sandık kitap defter resim ıvır zıvır götürdüm yanımda. Çeyiz benim için önemli değildi ama bu servetim çok önemliydi. Annem ‘rezil ettin bizi diye’ söyleniyordu.

İlkokul birinci sınıfı okumamanın talihsizliğini liseyi bitirirken yaşadım. Sene 79'du ve anarşi göz açtırmıyordu. Babam dedi ki seni üniversiteye gönderemem. Sınava bile girmedim. Girersen kazanırsın, üzülürsün dediler. Öğretmenlerim çok ısrar etti ama karar değişmedi. Ben de isyankâr bir çocuk değilim, babam üzülmesin diye ses etmedim ama içimden kırıldım. Fakat ben yerinde sayacak biri olmadığımdan hemen gelen bir teklif üzerine YKM gibi çok katlı bir mağazanın muhasebesinde çalışmaya başladım.  Lise sondayken 10 parmak daktilo kursuna gitmiştim, matematik bölümü mezunuydum. 16 yaşındaydım ve koca mağazanın koca muhasebesi bana teslim edildi. Önce oraya kendi yöntemlerimle bir düzen getirdim, sonra o düzen içinde çalıştım. Çalışmaktan çok mutlu oldum. Evde boş oturamazdım.

Ve evlilik!
Ben müthiş bir düzen içinde çalışırken o dönem ağabey dediğim Osman (Yılmaz) abi benim yanıma gelip gitmeye başladı. Ben 17 yaşın pür neşesiyle herkesle kanka olan biri olarak onunla da sohbet ediyordum. Sonra bir gün bana dedi ki 'ben seninle evleneceğim'. Ben de ona dedim ki 'benim yaşım küçük, önümde ablam var ve benim çeyizim yok'. Çünkü ne benim evlenmeye niyetim vardı ne de kimsenin beni everesi. 
Olurdu olmazdı derken 4 ay süren mücadele sonrası madem okuyamayacağım o zaman evleneyim dedim. Anneme söyledim, annem babama söylemiş. Tabii babam şok. 'Ben 35 yaşıma kadar evlenmedim, hiç sesim çıkmadı, şunun ettiğine bak' demiş. Kendi kararlarını veren biri olarak kararımın arkasında durdum. 23 Haziran'da nişanlandık, 6 Aralık 1980 günü evlendik. Benim çalışma hayatım böylece sonlandı. Yeni bir hayat başladı.
79 yılında değil de 80 yılında mezun olmuş olsaydım belki bugün her şey bambaşka bir şekildeydi. Yaşanmadan bilinmez...

Ev Kadını Canan
1980 yılından 2010 yılına dek 30 yıl ev ve çocuklar dışında somut bir iş yapmadım. Ama hiç boş durmadım. 
Karacabey günlerinde sosyalleşmek için günler vardı, gün kadını oldum. Ama bildiğiniz gün kadınlarından değildim. 90 yılında Bursa'ya taşındık. 93'te küçük oğlum doğdu. O anaokuluna başlayana kadar her şeyi onunla yaptım, her yere onunla gittim. O okula başlayınca ben de İngilizce kursu, Bilgisayar kursu, Direksiyon hocalığı kursu ne varsa her şeye gitmeye başladım.

Bir gün İngilizce kursunda hocamız Jane bize ödev verdi. Altı karelik bir çizgi görseli yazıya dökecektik. Ödevler toplanırken ben ödevimi çıkardım, yanımdaki arkadaşım da çıkardı. O benim elime baktı, ben de onun. Benim ödevim har karenin bir sayfada anlatıldığı, üzerinde ödev kapağı olan adeta bir 'sanat eseri', adeta bir 'tez çalışması'ydı. Arkadaşımın çalışması ise telli bir defterden kopardığı yaprağın üzerinde her karenin bir cümle ile anlatıldığı bir metincikti. 
Yazarlık sürekli sinyal veriyordu. Ancak ben henüz sinyali almıyordum.

2002 yılında eşim rahatsızlandı. 2021'de vefatı ile sonlanacak çok ama çok zorlu bir yola girdik.
Bu arada büyük oğlum üniversitedeydi, küçük olan ilkokuldaydı. 19 yıl hem çocukların okullarıyla hem de hastalıklarla geçti.

Ancak ben yine boş durmuyordum. 
Bilgisayar ve internet benim yeni oyun alanımdı. 1984'te Commodere 64 ile tanıştığım bilişim dünyası 2000'lere geldiğimizde çok değişmişti. Bilgisayar kursunda öğrendiğim temel bilgiler ile kendimi güncelledim. Üzerine bir de sosyal medya gelince ben masanın üzerinde duran bu küçük ekrandan dünyaya açıldım.
2007 yılında Facebook'taydım. Hemen okul arkadaşlarımı buldum. Başkan bizi diskoya götür nidalarıyla 2010 yılında bir toplantı düzenledik. Katılım çok yüksek oldu. 31 yıl sonra buluşmuştuk.
Toplantının açılış konuşmasının metnini yazdım ve alkışlar arasında okudum. Bu buluşmanın Karacabey Meltem Gazetesi'nde yayımlanması için gazetenin muhabiri Nevzat Çakır'ı da davet etmiştik. Fakat gelemeyeceğini belirtmiş, birkaç fotoğraf ile bir metin yollamamı istemişti. 

O iş bende!
Bana yaz dendi ya, ben bir güzel yazdım. Fotoğraflarla birlikte kendisine mail attım. Nevzat bey dedi ki, 'Canan hanım bize hiç iş bırakmamışsınız'. Haber gazetede yayımlandı. Biz Nevzat ile Facebook MSN üzerinden memleketi kurtaran sohbetler etmeye başladık. Bir gün bana dedi ki, 'Canan hanım diliniz çok akıcı, insan sohbetten kopamıyor. Bize yazar mısınız?'
Tamam dedim, yazarım. Ve 5 Ekim 2010 günü ilk yazım gazetedeydi.
Ne ‘acaba olur mu’, ne ‘ay nasıl yaparım’ ne ‘birilerine sorsam mı danışsam mı’ demiş, kendi göbeğimi yine kendim kesmiştim...

O gün başladığım yazı hayatım bütün o hengâme içinde yazmaktan vazgeçmememle bugüne geldi.
2012 yılında çocukların ikisi de İstanbul'a gidene kadar sosyal hayata karışmadım. Öncelik çocuklardaydı.
Onlar gidince etkinliklere katılmaya başladım.
O zamana kadar Gazetemen dolayısıyla çok farklı bir kesim beni tanıyordu ama Bursa beni tanımıyordu. 2012'den sonra ise Bursa tanımaya başladı.
2010 yılında yazı ile birlikte resim hayatım da vardı. Kişisel sergiler açtım, karma sergilere katıldım. Ama yazı beni daha çok mutlu etti. Çünkü yazı ile hem kendimi tanıyor hem de bir yerlere dokunuyordum. Resmi bir kenara bıraktım, yazı ile devam ettim. Yazarken fark ettim ki yazılarımı resim yapar gibi yazıyorum. Bu kez tablo renklerden değil, sözcüklerden oluşuyor. Tabloya fırçayla değil klavye ile dokunuyorum. İkisinde de tarzım aynıydı. Çünkü ikisini de yapan bendim.
16 yılda milyonlarca cümle kurdum, bin beş yüz kadar yazı yazdım. Dediğim gibi; anlattıkça önce kendimi tanıdım, kendimin farkına vardım. Sonra farkındalık yarattım. 
Öğrenme aşkım, sonsuz merakım ve anlatma tutkum ile farklı bir gazetecilik tarzı oluşturdum. 
BUİKAD olarak 2015 yılında KAGİDER kurucu başkanı Gülden Türktan'ı konuk etmiştiniz. Onu dinledikten sonra kendisine 'bunları yazabilir miyim' diye sordum. Olumlu cevap verdi. Yazımı yazıp kendisiyle paylaştım. Böyle yazmam konusunda teşvik edici bir cevap ile döndü bana. 
Beni çok mutlu eden o maili hâlâ saklarım:
Canan Hanım Merhaba,
Süpersiniz. Tam bir gazete etiği ve çalışkanlık. Bravo.
Bence çok önemli bir iş yapıyorsunuz. Ben bunu basından bazı arkadaşlarıma önerdim. Çoğu yapmak istemedi. Şimdi, demek ki bunun da bir yaşı ve bir cesareti var diye düşünüyorum.
Başarılarınızın devamını diliyorum.
Sevgilerimle,
Gülden Türktan

Anlaşılmak güzeldi...

Ne Kazandım?
Bu 16 yılda mesaili çalışıp maaş almadım. Yazılar bana para kazandırmadı. Ama paranın kazandıramayacağı bir hayat kazandırdı. Kariyer, itibar, bilgisel ve manevi zenginleşme, mutluluk, ayakta kalma, güncellenme en büyük kazanımlarım oldu. Demek ki benim ihtiyacım buymuş dedim...
Bütün bunları gazetecilik ve yazarlık üzerine eğitim almadan yaptım. Ama genetiğimde gazetecilik vardı. Bursa'da 30'lu yıllar ve sonrasının en etkin gazetecisi olan Musa Ataş babamın dayısıydı. Şunu da yeni öğrendim; babam da gençken Kumyaka'da tiyatro yapmış, yazılar yazmış, gazete çıkartmış.
Benim yazmak için diplomaya ihtiyacım yoktu, önümde koskocaman bir açık üniversite vardı. Ben dünyaya hep öğrenilecek ve anlatılacak bir yer olarak bakıyordum. Benim istediğim her şey ZATEN önümdeydi. Ben sadece uzanıp aldım.
Bunu yaparken yeteneğime yaslanmadım. Sürekli okudum, öğrendim, öğrenmeyi hiç bırakmadım. Düzenli çalıştım, bazen sabahlara kadar masamın başında kaldım. Bu bana hiç zül gelmedi, bilakis mutluluk verdi. Yola çıktığımda 47 yaşındaydım. Yolda çok şey öğrendim. Çok güzel insanlar tanıdım. Herkes ile göz hizasında temas kurdum.
Konuşarak anlatmayı da seviyorum ama yazmanın geniş zamanlara yayılan konforu bir başka. Yazarken ne sözünüzü kesen biri var ne de karşınızda esneyen, sıkılan, sözü başka yere taşıyan biri. 2012 yılında açtığım YouTube kanalımda bazen kamera ile bazen de bir konuk ile konuştuğum pek çok videom mevcut.

Yazı tarzımı kimseye sorgulatmadım. Resimlerime de dokundurtmazdım, yazılarıma da müdahale ettirmedim. Ben böyle yazmak istiyorum dedim ve istediğim gibi yazdım. Kendime şu gazetede yazsam gibi bir hedef koymadım. Ben sadece yazdım. Ev kadınlığının, anne olmanın, evlat olmanın, izlediğim filmlerin, okuduğum kitapların, gözlemlediğim hayatların birikimi ile yazdım. Zaman zaman yazılarımı toplayıp kitap yaptım. Çünkü kâğıdın kalıcılığı ve kitabın zevkinin bir başka olduğunu biliyordum.

Dönüp arkama baktığımda yaşadıklarımda girişimcilik adına her şey vardı.
Natura, Yetenek, Çalışma, Merak, Engellenmeme, Kendine İnanç, Teşvik, Devamlılık, Sürekli Öğrenme, Yerinde Saymama, Teknolojiyi, Yenilikleri ve Araçları Kullanma, Doğru İletişim, Farkındalık Yaratma, İyi Gelme, Fayda Sağlama...

Buluştuğumuz zamanlarda ettiğimiz sohbetler esnasında kuzenim bana hep ‘İlahi Canan Abla!’ derdi. Meğer benim sırrım o “ilahi”lerde gizliymiş.
Babam hep Aşure Hanım diye seslenirdi bana. Meğer babam bendeki aşureliğin farkındaymış.
Ben de bunları yeni fark ediyorum, iyi mi…
9 Mart 2026 / C.E.Y.

10 Mart 2026

CANAN EKİNCİ YILMAZ
1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu.
Karacabey Lisesi 1979 (Matematik Bölümü) mezunu. 12 Eylül’e giden kargaşa içinde üniversiteye gidemedi.
80 yılında evlendi, 81 ve 93 doğumlu iki erkek evlat annesi.
Yazı hayatına 16 yıl önce, 5 Ekim 2010 tarihinde Karacabey Meltem Gazetesi’nde başladı.
Yazıları 2011 Ağustos’undan itibaren siyasî internet haber sitesi Gazetemen’de de yayımlanmaya başladı. Yılmaz aynı zamanda sitenin editörü oldu.
Konya’da “Yedi Bölge Anadolu” haber sitesi yazılarına talip olarak yazılarını Konyalılara ulaştırdı.
Bursa Kent Gazetesi’nin çıkardığı Kent Vizyon dergilerinde yazılarıyla yer aldı ve ardından da Kent Gazetesi’nde düzenli olarak yazmaya başladı.
2013 yılı başlarında Kent Gazetesi’nden ayrılarak arkadaşları ile Bursapost.com haber sitesini kurdu.
2015 yılı başında Bursapost’tan ayrılarak Gazetemen editörlüğüne döndü.
Gazetemen ile eş zamanlı olarak Radikal Blog’da yazmaya başladı. Gazetemen ve Radikal’in kapanışının ardından yazılarını Milliyet Blog üzerinden paylaştı.
2017 yılında Bursaport.com yazarları arasına girdi ve halen Bursaport.com haber sitesi yazarı.

FARKLI YAYINLARDA ÇIKAN BİRKAÇ YAZISI
2013 yılında Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin yayını olan ÇEK dergisinde “Geleceğe İmza Atan Adam” başlığı ile Osman Köseoğlu röportajı yayımlandı.
Yine 2013 yılında emniyet kemeri susturucusu üzerine yazdığı “Kafana takma, yerine tak!” yazısı Dünya Sağlık Örgütü’nün düzenlediği 2013 Yol Güvenliği Raporlama toplantısında paylaşıldı.
2014 yılında Ray Haber’de Bursa’nın tramvayı İpekböceği ile ilgili yazdığı “Caddelerde Bir Tırtıl” yazısı (kendisinden habersiz ve Levent Özen imzası ile) yayımlandı. Uyarılara rağmen isim düzeltilmedi.
Hayvanlar üzerine yazdığı yazılar Ajanimo.com’da yayımlandı.
2018 yılında Bipolar konusu üzerine yazdığı “Arkadaşım Bipolar” yazısı İngilizce’ye çevrilerek ‘Artness Contemporary’ dergisinde yayımlandı.
Sağlık temalı yazıları Bursa’da çıkan Pozitif Sağlık dergisinde düzenli yayımlandı.
Yazıları Bursa Sivil Gündem gazetesinde de paylaşıldı. Zaman zaman farklı yazarlar tarafından kendisine atfedilen yazıların öznesi oldu.
Ceyhun İrgil’in “Dönem Ödev” kitabında, “Sıradanlaşan Kötülüğün Sıradan Köleleri” yazısı ile yer aldı.

KATILIMLAR
2012 yılında As TV’de Ezgi Tarakçıoğlu ile Günü Yakala programına konuk oldu.
2017 yılında Bursa İnternet Gazetecileri Derneği BUİGDER Başkanlığına seçildi. Bir dönem başkanlık yaptı.
2019 yılında düzenlenen Kadın ve Umut haftası etkinlikleri kapsamında Edebiyatta Kadın Etkileri Paneli’nin moderatörlüğünü yaptı. YouTube kanalında paylaştığı panel, Denizlili bir öğretmen tarafından bir AB Projesi olan “Panel on Women Literature” projesinde kullanıldı.
2020 yılında BirGün gazetesi yazarı Sevin Okyay tarafından yazılan “Yaren, Prag’ın galibi” yazısına kaynak gösterildi.…
2020 yılında düzenlenen Kadın ve Umut Sanat Haftası etkinlikleri kapsamında, Sosyal Medya kullanımı üzerine, Adab-ı Muaşeret-ül Sosyal Medya başlıklı bir sunum yaptı.
2021 yılında İstanbul Rumeli Üniversitesi tarafından düzenlenen Kadına Şiddetle Mücadele Sempozyumunda “Kadına Şiddet Haberlerinde Medyanın Sorumluluğu” başlıklı sunumu ile yer aldı.
2022 yılında Woman TV’de İnci Bekarlı’nın sunduğu Yeniden Başla programına katıldı.
2023 yılında konuk olarak katıldığı, Bursa üzerine araştırma yapan ve yazanlardan oluşan Bursa Okulu oluşumunun bir parçası oldu.
2024 yılında, İkinci Uluslararası Bursa Seramik Bienali tanıtımı kapsamında Bursa’nın seramik sanatçıları ile sohbet videoları çekti. Tüm kayıtlar Bursa televizyonlarında gösterildi.
2025 yılında Bursa Araştırmaları Vakfı’na katıldı.

YAZILAR • VİDEOLAR
Yazılarını 2019 yılından bu yana uluslararası bir platform olan Medium.com’dan paylaşıyor. Yazılar Bursaport.com ve Karacabey Yörem Gazetesi’nde de yayımlanmaya devam ediyor. Tüm yazılarını Blogspot üzerinde arşivliyor.
Çok sık olmasa da zaman zaman 2012 yılında kendi adıyla açtığı YouTube kanalı üzerinden paylaşımlar yapıyor.

KİTAPLAR
Temalarına göre derlediği yazılarından oluşturduğu Anlat Canan AnlatEşeğini Kaybedenler Kulübü ve Yaşasın Dönüşüyoruz isimli 3 kitabı mevcut.
Kadına şiddeti konu alan yazılarından oluşan kitap, derleme aşamasında.
Bursa’nın kültür sanat hayatını anlatan yazılarından oluşan bir kitap ile bir “seyahatsever” olarak gezip gördüğü coğrafyaları anlatan yazılarından oluşan bir kitap proje aşamasında.

9 Aralık 2019 günü yayımlanan Anlat Canan Anlat kitabı üzerine yazdığım yazı:
Bir Kitap Hikâyesi / 9 Aralık 2019