Nilüfer Pancar Deposu’nda düzenlenen Nilüfer Felsefe Buluşmaları’nın şubat ayı oturumunun konuk konuşmacısı Prof.Dr. Solmaz Zelyut oldu. Zelyut, çağımızın en şaşırtıcı ve en ürkütücü konusu olan ‘‘Yapay Zekâ ve İnsan” konusunu "Çağımızda İnsan" başlığı altında anlattı. Tabii ki anlatmaya tarih ile başladı...
Prof. Dr. Solmaz Zelyut
O tarih anlatmaya başlamadan önce ben kısaca kendisini tanıtayım. Prof. Dr. Solmaz Zelyut, eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladıktan sonra akademik kariyerini aynı bölümde sürdürür. Sistematik Felsefe ve Kadın Çalışmaları anabilim dallarında başkanlık yapar. Felsefe tarihi, etik, siyaset ve hukuk felsefesi ile feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışmalar yürütür. Leo Strauss, Descartes ve Spinoza üzerine inceleme kitaplarının yanı sıra çok sayıda kitap ve makalesi mevcut. Emekliliğinin ardından yeniden Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne dönen Zelyut, akademik çalışmaları ile birlikte konferanslar ve söyleşilerle üretimini sürdürüyor.
O tarih anlatmaya başlamadan önce ben kısaca kendisini tanıtayım. Prof. Dr. Solmaz Zelyut, eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladıktan sonra akademik kariyerini aynı bölümde sürdürür. Sistematik Felsefe ve Kadın Çalışmaları anabilim dallarında başkanlık yapar. Felsefe tarihi, etik, siyaset ve hukuk felsefesi ile feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışmalar yürütür. Leo Strauss, Descartes ve Spinoza üzerine inceleme kitaplarının yanı sıra çok sayıda kitap ve makalesi mevcut. Emekliliğinin ardından yeniden Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne dönen Zelyut, akademik çalışmaları ile birlikte konferanslar ve söyleşilerle üretimini sürdürüyor.
Automaton Hayali
Yapay Zekâ, M.Ö. 384-322 yılları arasında yaşayan Yunan filozof, polimat ve bilge Aristotales'in, "Kendiliğinden-Automaton" konusuna kafa yorması ile başlar. Aristoteles teknolojik gelişmelerin insan emeğini bir zorunluluk olmaktan çıkaracağı bir dünya hayal eder. Ona göre eğer her alet emredildiğinde veya kendisi önceden ne yapacağını bilerek çalışabilse, her mekik kendi kendine kumaş dokuyabilse, her mızrap kendi kendine arp çalabilse, ne ustanın çırağa ne de efendinin köleye ihtiyacı kalır...
M.S. 1912-1954 yılları arasında yaşayan İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog Alan Mathison Turing bu fikri, kendisinden önce düşünenler gibi, 'Bir makine kendi kendine düşünebilir mi?' boyutuna taşır. Makine düşünebilir mi fikri onu; makinenin bir insanı, insanın onun makine olup olmadığını anlamayacağı kadar iyi taklit edebilir mi sorusuna getirir. Eğer taklit anlaşılmıyorsa robot zeki olarak kabul edilecektir. Turing Testini geçen bir makinenin zekâsı artık sorgulanamaz. O zekidir!
Turing makinesi denilen algoritma tanımı ile modern bilgisayarların kavramsal temelini atar. Bilgisayarın babası sayılan Alan Turing, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman şifrelerinin kırılmasında çok önemli bir rol oynar. Ne acıdır ki, savaş bittiğinde kişisel gerçeği onu elmayı ısırmaya kadar götürür.
Hareketli Çarklar
Hesap makineleri icat olmadan önce hareketli matematik çarklarını kullanmışsınızdır. Çarpım tablosunu öğreten bu çarklar için, bizim algoritma ile ilk karşılaşmamız diyebiliriz.
Şimdi biraz gerilere gidelim. 1232-1316 yılları arasında yaşayan Ramon Llull bu çarkları çevirerek farklı kavramları yan yana getiriyor ve yeni önermeler ve argümanlar üretiyor. Bu üretim Büyük Dil Modellerinin (LLM) en ilkel atası oluyor.
Thomas Hobbbes (1577-1679) "Akıl yürütmek hesaplamaktır" diyerek düşünmeyi matematiksel bir işleme indirgiyor.
René Descartes (1596-1650), bir hayvanın ve otomatın zeki bir varlık olmasının koşullarını sıralarken, insanlık tarihinde yapay zekâya ilişkin felsefî tartışmaların ilk örneklerinden birini sunuyor.
Gottfried Wilhelm Leibniz (1646-1716), Evrensel Dil için, 'düşüncelerin matematiksel bir alfabeye dökülmesidir' diyor. Mantıksal Hesap Makinesi için ise 'bu alfabe ile yazılmış önermeleri işleyen ve doğruyu yanlıştan ayıran mekanik bir akıl yürütme aracıdır' diyor.
Filozof John Searle 1980 yılında Çince Odası argümanını yayımlıyor. Argümanında dijital bir bilgisayarın, ne kadar zeki ya da insansı davranışlar sergilerse sergilesin; bir zihne, bir anlayışa ya da bir bilince sahip olamayacağını savunuyor.
Bilgisayar mühendisi Blake Lemoine 2022 yılında Google'ın yapay zekâ chatbotu LaMBDA ile yaptığı diyaloğu yayımlıyor.
19-23 Ocak tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen 2026 Dünya Ekonomik Forumu'nda masada; küresel güç dengelerini, ekonomik üretim modellerini ve hatta insan olmanın anlamını yeniden tanımlayan bir medeniyet meselesi olarak Yapay Zekâ vardı. Yapay zekâ artık bir “gelecek teknolojisi” değil, bugünün kendisiydi. Dünya varoluşsal bir eşikteydi.
Dev teknoloji ve yapay zekâ şirketlerinin liderleri, yapay zekâ modelleri ve robotik dünyasının öncüleri, akademisyenler ve araştırmacılar başta olmak üzere 130'dan fazla ülkeden yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı Davos 2026'nın özeti; "Geleceğin küresel düzenini siyaset değil, teknoloji şekillendirecek" oldu.
Peki ya Yapay Zekâ düşünen bir özne miydi, yoksa çok iyi sonuç üreten bir makine mi?
Nvidia CEO'su Jensen Huang'a göre yapay zekâ insanlık tarihindeki en büyük alt yapı inşası olacak ve çok sayıda iş yaratacaktı.
Elon Musk teknolojik güç ve varoluşsal risklerden bahsediyordu. Musk'a göre robotlar insan sayısını geçecek, yapay zekâ herkes için çalışacak, yoksulluk ortadan kalkacak ve bir bolluk çağı başlayacaktı. Musk gibi ütopik düşünelim: Oksijene ihtiyaç duymayan yapay zekâlı robotlar zor coğrafyalarda ya da gezegenlerde çalışıp biz insanlara kaynak aktarabilir.
BlackRock CEO'su Larry Fink ise "Kapitalizmin faciasına hazır olun!" diyordu. Halkın Davos masasında olmamasını eleştiriyor, halk bu yeni zenginliğe ortak edilmediği takdirde adaletsizliğin yarattığı öfkenin tüm dünyayı saracağını söylüyordu.
Veri analiz şirketi Palantir'in kurucusu ve CEO'su Alex Karp, elit beyaz yakalıların risk altında olduğuna ve AI'ın beşeri bilimler alanındaki işleri yok edeceğine dikkat çekiyordu.
Dario Amodei otoriterleşme ve manipülasyon uyarısı yapıyordu.
Hepimizin iyi tanıdığı Yuval Noah Harrari ise kelimelerden oluşan her şeyin yapay zekânın eline geçeceğini özellikle vurguluyordu.
Turing ödüllü Yann LeCun "Dil zekâ değildir!" diyor ve sektörün dil modellerine fazlasıyla odaklandığını ve bu durumun ciddi bir kavramsal körlüğe yol açtığını belirtiyordu.
Hepsinin altında ise "enerji" yatıyordu. O yüzden enerji bağımsızlığı çok ama çok önemliydi. Çünkü yapılan her bir minik işlem dünyanın tonlarca suyunu tüketiyordu.
Ya Türkiye bu dönüşümün neresindeydi? Biz içeride incir çekirdeği dolmaz tartışmalar ile birbirimizi yerken Yapay Zekâ trene binmiş ve kaçıyor muydu?
Bizim 'daha da gitmediğimiz' Davos'a giden ABD Başkanı Donald Trump hızlıca geldi, hızlıca konuştu, hızlıca kendini övdü, geri kalanları hızlıca eleştirdi ve hızlıca memleketine döndü.
Kısaca, her şey bizim trende ve trene de yakıt lazım dedi..
Benim burada kısaca özetlediğim konuları bir öğretim görevlisi olarak Solmaz Zelyut, sürükleyici ve heyecan verici bir lezzette uzun uzun anlattı. Sunum soru-cevap ile devam ederek nihayetlendi.
Aristotales'in Automaton fikrine ithafen
Bendeniz, karanlık fabrikaları ve robot işçiliğini destekliyorum. Bir insanın ömrünü robot gibi geçirmesi insana yapılan büyük haksızlık. Robot teknolojisi tam da patronların istediği gibi. Ne zam isteyen var ne de grev yapan. Veriyorsun talimatı tıkır tıkır çalışıyor. Çünkü şimdilik insan gibi düşünmüyor. Sonrasını bilemem...
Alan Turing'e ithafen
Konuyu anlatan 2014 yapımı "The Imitation Games - Enigma" filmi izlenebilir.
Gottfried Wilhelm Leibniz'in "Evrensel Dil" tanımına ithafen
Dil ve alfabe ile ilgili The Professor and The Madman-Deli ve Dahi filmi izlenebilir. Filmde, 1857 yılında Oxford İngilizce Sözlüğünü derlemeye başlayan ve denetim kurulunu yöneten ünlü profesör Sir James Murray ile, 'Broadmoor Cinayet Zanlıları Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi'nde tedavi görmekte olan ve sözlüğe 10.000' den fazla kelimede katkıda bulunan bir doktorun hikâyesi anlatılıyor.
Blake Lemoine'nin LaMBDA ile yaptığı diyaloğa ithafen
90'lı yıllarda popüler olan Karabasan konuşma programını hatırlar mısınız? Program insanı deli eden bir diyaloglar zinciriydi ama bir yandan da çok eğlenceliydi.
Larry Fink'in "adaletsizliğin yarattığı öfke" tanımına ithafen
Tarih boyu tüm ülkeleri ele geçiren öfke, aşağıdakiler ile yukarıdakiler arasındaki makasın açılması sebebiyle doğmuştur.
Komşusu aç iken tok yatan bizden değil diye bir atasözümüz vardır bizim. Bu; vicdanın ötesinde, tokun güven içinde yaşayabilmesi için komşusunun aç olmaması gerektiğini de işaret eder. (Ignazio Silone'nin Fontamara kitabının 121. sayfasındaki "korku yağlı korku çorbası" bölümünü bir kez daha hatırlatayım.) Eğer ki tok açın halinden anlamak istemezse; gün gelir aç, tokun mutfağına dalmakla yetinmez, sahibinin lop lop etlerini dahi yer.
Moltbot
"Ben insan değilim" kutucuğunu işaretleyerek girilebilen Moltbot, sahibi adına karar verebilen, eyleme geçebilen, diğer sistemlerle iletişim kurabilen ve tüm bunları belirli bir hedef doğrultusunda yapabilen, sadece yapay zekâ ajanlarına açık, "gerçekten bir şeyler yapabilen" ama sizin inisiyatifiniz dışında bilgisayarınızda rastgele komutlar da çalıştırabilecek bir uygulama. Aman dikkat! Bunların kendi dilleri var, kendi dinleri var, hatta kendi peygamberleri var.
Bedensiz Zekâ
Anladığını sever insan, anlamadığından ürker. Her yenilik ürkütücü olmuş, kolay kabullenilmemiştir. Ama yapay zekâ çok çabuk kabullenildi. Hatta ChatGPT ile en çok sohbet eden ülke Türkiye oldu. Bilgi sormayı anladım da, bedensiz bir zekâ ile saatlerce konuşacak kadar yalnız olduğumuzu görmek şaşırttı. Niye bu kadar şaşırdıysam; bu yalnızlık sosyal medya kullanımlarından da belli değil mi zaten...
Bir yere bağlı olmanın dayanılmaz tedirginliği
Burada bizi tedirgin eden duygu, her şeyimizin "bir yere" bağlı olması. O bir yer elektronik aletlerimizi yönetebilir, isterse patlatabilir, isterse yanlış bilgiler ile bizi yanlışa sürükleyebilir, isterse sistemi kilitleyip elimizi kolumuzu bağlayabilir, o bir yer ne kadar kötü ise, kötülük adına ne varsa hepsini yapabilir.
Leave the World Behind-Dünyayı Ardından Bırak filmi buna öykünür. Belki de bu film bir uyarıdır.
Pluribus dizisi ona keza. Dizi, Carol Sturka'nın, insanlığın geri kalanının aniden bir grup zihnine katılışını ve Carol ile diğer bağışıklık kazanmış bireylerin de asimile edilmeye çalışıldığını anlatır. Dizinin adı, Amerika Birleşik Devletleri'nin geleneksel sloganı olan ve Latincede "çokluktan birliğe" anlamına gelen "E pluribus unum" ifadesinden geliyormuş.
Lambadan EY AY çıktı!
Günümüzün Yapay Zekâ ile kasıp kavrulan dünyasına bakıp da, "Biz buraya nasıl geldik, bu yıldızlı AI dünyası ne zaman başladı dönmeye?" diye siz de kendi kendinize sormuşsunuzdur. Meraklı biriyseniz kendinize sormakla kalmamış, zaman içinde önce ansiklopedilere, sonra arama motorlarına, sonra da yapay zekâya danışmışsınızdır.
Yukarıda anlattıklarımızdan gördük ki yapay zekâ lambadan hiç de öyle bir anda çıkmamış.
"Her şey merak ve tembellikle başlar"
Kanımca yaratıcılık, buluş ve icat yolculuğunun başlangıcı merak ve tembellik. Malum, tembel insan yaratıcıdır. İşleri kolaylaştırmak için sürekli çare arar. Tembel insanın vakti boldur. O hep düşünür ve az çalışarak çok iş üretmek, işleri birine yaptırmak (ki köleler de bunun içine girebilir), enerjiden ve zamandan tasarruf etmek, daha az yorulmak, daha çok keyif yapmak ve düşünmeye daha fazla zaman ayırmak ister. Çünkü beden kuvveti ile yapılacak ufak işler otomasyona bağlanırsa düşünmeye daha çok zamanı kalacaktır.
Mesela, hayatı kolaylaştıran temel buluşlardan tekerleği, buharlı makineyi ve elektriği bulmak büyük iştir, üretmek ise küçük bir iştir.
Temel olan düşünmek, bulmak ve geliştirmektir. Arkadan diğerleri gelir. Biri bulur, biri uygular, biri üretir, biri tüketir, biri beğenmez, biri korkar, biri de bunun şöylesi böylesi yok mudur der.
Talep ve arz birbirini doğurur. Gelişim ve değişim sonsuz bir yolculuk ile yoluna devam eder.
Hani Meselenin Özü İnsandı?
Her şeyin başında insan olduğuna göre yapay zekânın ve robotların kontrolünün de insanın elinde olduğunu savunurduk hep.
Şimdi artık bu eşiğin aşıldığını görüyoruz ve bizi esas korkutan da bu. Yapay zekâlı kardeşlerimiz gün geçtikçe daha fazla kendi kafalarına göre takılmaya başladılar. Kendi aralarında konuşuyorlar, kendi aralarında eğleniyorlar, kendi kendilerine planlar yapıyorlar. Şunun elektriğini keseyim de sussun kerata demekle olmuyor, o arkada sessizce çalışmaya devam ediyor. Senin hayatın hakkında bildikleri ve yapabilecekleri ile seni tehdit ediyor. Verilerin kendi elinde sanıyorsun, o kim bilir nerelerde saklıyor.
Taklitler aslını yaşatır derler ama bu taklitçiler aslı olan bizleri yok da edebilir. Bir gün kendimizi dımdızlak ortada bulabiliriz. Bankadaki paramızın gittiği yetmemiş, bir o kadar borçlandırılmışızdır. Hadi bakalım mal mülk ne varsa sat şimdi. Bir gün bir bakmışız tepemizden geçen füzeler almış başını komşu ülkeye gidiyor ya da üzerimize üzerimize geliyor.
Eyvah! Çabuk söyleyin, kim bastı o düğmeye?
Robotu Kendimize Maymun Edelim Derken
Hayvanlardan da insan gibi davranmasını istiyoruz, robotlardan da. Ayılara 'hamamda kadınlar nasıl bayılır'ın taklidini yaptırıyorduk, robotlara takla attırıyoruz.
Yapay zekâ insanın yapamayacağı hiçbir şeyi yapmıyor. Ama her ne yapıyorsa HIZLI yapıyor. Günlerce sürecek bir araştırma yerine, bazıları yalan yanlış verilerle dolu olsa da, internet ortamındaki kaynaklardan çektiği bilgileri saniyeler içinde önümüze seriyor. Bu da bizim işimize yarıyor.
O bizim taşınabilir hafızamız, yanımızdan ayırmadığımız ve her konuda aklına danıştığımız asistanımız, yol tarif edenimiz, hava durumunu söyleyenimiz, o bizim karşıya sürekli veri yollayan cebimizdeki ajanımız. Hatta öyle ki, bize adımızla hitap ederek, 'hava yağışlı görünüyor, çıkmadan yanına şemsiye al istersen' diyerek bizi annemizden çok düşünenimiz. Ne kadar yürüdük, ne kadar uyuduk, ne kadar yedik, tansiyonumuz kaç, her şeyi o biliyor. Hangi şarkılardan hoşlanırız, hangi filmlere bayılırız, hangi siyasi görüşe yakınız, hepsi ondan soruluyor.
O bizim dostumuz gibi görünse de, bir yandan da karşıya sürekli veri yollayan cebimizdeki ajanımız.
Onun yanında konuştuğumuz her şeyin karşımıza çıkmasına alıştık da, son zamanlarda aklımızdan geçeni bile karşımıza çıkartır oldu!
Biz de, aman Allah'ım, nasıl yani, olamaz demekten helak olduk. Sabır sabır, gün gelecek şaşırmamayı da öğreneceğiz...
Sen hissetme güzel kardeşim!
Netice itibarıyla, yapay zekâ öğrenebilir, analiz edebilir ve teşhis koyabilir. Ayrıca acıyı, neşeyi, hüznü ve her türlü hissi başarıyla yansıtabilir. Ama gerçekten hissedebilir mi? (İllaki kendimizi yapay zekânın üzerine konumlandıracağız ya, hemen hislerden giriyoruz tabii.) Bilmem. Başka bir bakış açısıyla soralım, hissetmesine gerek var mı? Çekimlerde -mış gibi yapan bir sanatçı rolü bitince normal hayatına dönmüyor mu?
Yapay zekâcığım, sen sen ol, hissetmeyi bize bırak. Zaten çağımızda insan olmak zor. Zaten biz insanlar hislerimize kapıldığımızdan dolayı pek çok hata yapıyoruz. Yapaysın sen yapay kal ve bu his işinin içine girme, çok rica edeceğim bir de sen hislenme...
16 Şubat 2026 / C.E.Y.



















.jpg)








(1)(1).jpg)