25 Haziran 2026 Perşembe

Onlar, Geleceği Tasarlayan Mühendis Kadınlar

23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü dolayısıyla "Tüm Mühendis Kadınlar Derneği • TÜMKAD" tarafından düzenlenen 'Dünya Kadın Mühendisler Günü Konferansı'nın teması ‘Mühendislik Zekâsının Yükselişi’ idi. 
Bu yıl beşincisi düzenlenen konferans, uluslararası çaptaki konuklara ev sahipliği yaptı. Bunların başında fütürizm dendiği zaman hepimizin aklına gelen İş Fütüristi, Stratejist, Yazar Ufuk Tarhan ile Vodafone Kurumsal İş Biriminden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem KestioğluYapay Zeka Politikaları Derneği Başkanı Zafer KüçükşabanoğluWomen on Board Association Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Strateji Komitesi Başkanı Hande Ocak BaşevYeni Nesil Girişimcilik İş Kolu Başkanı Barış Karakullukçu, KAGİDER Genel Başkanı Emine Perviz Erdem ve Hatay KAGİD Dönem Başkanı Çiğdem Kıral'dı.
Podyum Davet'te yapılan konferansa katılım epey yüksekti.
Kadın Kenti Nilüfer'in Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş, Gürsu Belediye Başkan Yardımcısı Adem Yıldırım, Mimarlar Odası Bursa Şubesi Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek, BUİKAD Başkanı Zuhal Aslı Saka, MARSİFED Başkanı Osman Akın, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı Ramazan Kaya, GİFED Başkanı Oya Eroğlu, BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, ARSİYAD Başkanı Erdinç Acar, BİSİAD Başkanı İdris Doğrul, YAPİDER Başkanı Sevcan İlici, YASAV Başkanı Emire Cantürk Eren ve genç mühendis kadınlar...
Fuaye alanında aperatif kahvaltı hazırlanmıştı. Şahsım tarafından kahvaltı görmezden gelindi ama sponsor firmaların stantlarına şöyle bir göz atıldı. TÜMKAD üyesi Sevil Arslan’ın "Sevil’in Fırçası" sergisi ilgiyle izlendi, konferansın ana sponsoru olan İstanbul Gelişim Üniversitesinin geliştirdiği 90 derece açıyla havalanan ‘insansız hava aracı’ dikkatle incelendi, Ufuk Tarhan’ın kitaplarını imzalayacağı masada kitaplarının sayfaları karıştırıldı, Vodafone'nun 5 G'si için 'Acaba 4,5'tan mı 5?' dendi.
Konferansın başlama saati geldiğinde herkes yerine oturdu, konferansın moderatörlüğünü üstlenen TÜMKAD Kurumsal Kültürü Koordinatörü Nihal Göker protokol konuşması için TÜMKAD Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Çetin Öztürk'ü sahneye davet etti.
Ülfet Çetin Öztürk
Katılımcıları "Hoş geldiniz" diyerek selamlayan Öztürk, BUMKAD'dan TÜMKAD'a mühendis kadınların ulusal yolculuğunu, kadın mühendis olmayı, mühendis kadınların masadaki yerini, mühendis bir beynin işleyişini, tarihte bilinen mühendisleri ya da mühendis olmayan ama mühendislik yapan kadınları, 5G teknolojisini ve yapay zekâ çağına uyumlanmayı anlatan bir konuşma yaptı. 
Öztürk konuşmasının başında yüz yıl ileriye gitti ve yüz yıl sonra tarih kitaplarında bu dönemin insanlığın yapay zekâyı geliştirdiği dönem olarak değil, yapay zekâyla birlikte kendini yeniden tanımladığı dönem olarak anlatılacağını söyledi.
Tema olarak neden ‘Mühendislik Zekâsının Yükselişi’ni seçtiklerini, zekâ ve mühendislik zekâsı arasındaki mesafeyi, bağlantıları ve farkları anlattı.
"Çünkü zekâ anlar, mühendislik zekâsı çözer. Zekâ ne oluyor diye sorar, mühendislik zekâsı nasıl yapılır diye. Zekâ ne'ye odaklanır, mühendislik zekâsı nasıl'a." dedi.
'Problemleri herkes tarif edebilir ancak mühendis çözüme odaklanır' diyerek bir mühendisin kafasının nasıl çalıştığını ardı ardına böyle sıraladı:
* Mühendis kısıt altında çözer. Bütçe sınırlıdır. Zaman azdır. Malzeme bellidir. Ve fizik pazarlık etmez. İşte mühendislik zekâsı bu duvarların arasında doğar.
* Zekâ tek bir doğru arar. Mühendislik zekâsı dengeyi, optimumu, uzlaşmayı veya ortak yolu seçer. Mükemmeli değil, optimumu. Çünkü mühendis bilir ki her kazanç bir şeyden vazgeçmektir.
* Zekâ fikri konuşur. Mühendislik zekâsı fikri çalışan bir şeye dönüştürür. Bir fikir, çalışana kadar sadece bir temennidir.
* Zekâ parçayı görür. Mühendislik zekâsı sistemi görür. Parçaların birbirini nasıl ittiğini, nasıl çektiğini, nerede kırılacağını görür. Ve şu soruyu sorar: “Hata olursa ne olur?”
* Zekâ “doğru mu?” diye sorar. Mühendis “ya yanlışsa?” diye sorar. Ve güvenlik payını oraya koyar. Bir köprünün ayakta kalması, en parlak fikre değil, en iyi hesaplanmış hata payına bağlıdır.
* Zekâ bir kez çözer ve gider. Mühendislik zekâsı ölçeklenebilir çözer, tekrarlanabilir çözer. 
* Bir kişiyi kurtaran çözüm güzeldir. Bir milyonu kurtaran çözüm mühendisliktir.
* Zekâ cevabı bilince durur. Mühendislik zekâsı dener, ölçer, düzeltir. Sonra tekrar dener. Hep sorgular. Mühendis ilk seferde haklı olmaya çalışmaz; sonunda doğruya ulaşmaya çalışır.
* Çünkü zekâ “olmaz” deyince biter. Mühendislik zekâsı ise tam orada başlar: “Peki nasıl olabilir?” der.
* Mühendislik zekâsı yalnızca fiziksel bağlamda değil; toplumsal, ekonomik, ekolojik, psikolojik bağlamda da aynı prensiplerle çalışır, çalışmak zorundadır. 
* Çünkü yalın zekâmızla çözüm bekleyen pek çok sorun yarattık. Daha da yaratacak gibiyiz. Ve bunları çözmek için her alanda mühendislik zekâsına ihtiyacımız var.
Otodidaktlar
Otodidaktlar
Ülfet Öztürk konuşmasında tarih içindeki mühendis olmayan kadınların mühendislik başarılarına da değindi. 
Onlar otodidakt mühendislerdi...
* Emily Roebling, mühendis Washington Roebling'in eşiydi. Washington Roebling 1870 yılında üzerine Brooklyn köprüsünün kulelerinin inşa edileceği su altı odalarında çalışırken vurgun yemiş ve yatalak olmuştu. Eşi Emily Warren Roebling'in mücadelesi sayesinde köprünün baş mühendisliği görevinden alınmadı ve karısı gayri resmî olarak baş mühendislik görevini sürdürdü. Kendisi köprü inşaatını yatağından seyrederek kontrol etti ve karısı aracılığıyla inşaat alanı ile arasında bağlantı sağladı. Gilded Age dizisi anlatımına göre; Emily'nin işleri tamamen kocası yapıyormuş gibi davranmasının altında, sistemin kadın olarak işleri kendisine bırakmayacağını bilmesi yatıyordu. 1800'lerde, 1900'lerde (ya 2000'ler?) kadının o masalarda adı yoktu. (HBO platformunda yayımlanan Gilded Age dizisinin ikinci sezonunun beşinci bölümünde bu konu anlatılır.) (*)
* Hedy Lamarr, bir Hollywood yıldızıydı. Aynı zamanda mucitti. Besteci George Antheil ile birlikte, sinyalin frekanslar arasında atlamasına dayanan bir yöntem geliştirip patentledi. Bu fikir, bugünkü kablosuz iletişimin temel taşlarından biri oldu.
* Mary Jackson, NASA’nın ilk siyahi kadın mühendisiydi. Mühendislik sınıfına girebilmek için, ayrımcılığın hüküm sürdüğü bir dönemde şehir yönetiminden özel izin istedi. Ve aldı. Uçakların güvenle uçmasını sağlayan aerodinamik hesapları o yaptı.
* Sabiha Rıfat Gürayman, 1933’te İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olan ilk Türk kadın inşaat mühendisiydi. Anadolu’da köprüler kurdu; bir köprü bugün hâlâ onun adıyla “Kız Köprüsü” diye anılıyor. Anıtkabir’in inşasında yıllarca baş kontrol mühendisi olarak görev yaptı. 
* Dilhan Eryurt, NASA’da görev yapan ilk Türk kadın bilim insanıydı. Güneş’in evrimi üzerine yaptığı hesaplar, Apollo’nun Ay yolculuğuna katkı sundu; 1969’da NASA Apollo Başarı Ödülü’nü kazandı. Sonra döndü, ODTÜ’de astrofiziği kurdu. Mary Jackson NASA’nın koridorlarında dolaşıyorken Dilhan Eryurt da oradaydı.
* Canan Bayraktar, Türkiye’nin ilk kadın bilgisayar programcılarından biriydi. Diploması iktisattı; çünkü o yıllarda bilgisayar mühendisliği daha adı bile yaygın olmayan bir alandı. Yine de, çok az kişinin bildiği Assembly dilinde (makine diline en yakın, en alt düzey programlama dili) kod yazıyordu. Yıllar sonra oğulları, Baykar’ın yazılım tarafını annelerinden aldıklarını söyleyecekti.
Tarihin en büyük mühendis dehalarından biri sayılan Leonardo da Vinci de mühendis değildi.
Çünkü mühendislik zekâsı bir cinsiyetin değil, bir diplomanın değil, bir bakışın adıydı. Ama o bakışın yarısını yüzyıllarca masaya çağrılmamıştı. Bu bakış artık yalnızca mühendislerde değil, her alanda yükselmeliydi. Bir hekim, bir iktisatçı, hatta bir sosyolog da mühendislik zekâsına, yani algoritmik (adım adım, kurallı düşünme) ve sistemli bakışa bağlanmalıydı. Bu çağ, 'böyle düşünme' biçiminin çağıydı. 

Otodidak  Hüdayinabit 
İlk kez duyduğum bu terimin ne olduğunu yukarıdaki anlatımdan siz de anlamışsınızdır. Sözlük anlamıyla otodidakt ya da otodidaktizm, "özeğitimcilik" olarak tanımlanmış ve şöyle anlatılmış: "Otodidaktizm herhangi bir ustanın (hoca veya öğretmen gibi) rehberliği olmadan gerçekleştirilen eğitim şekli ve genel olarak bir otodidakt, çalışacağı konuyu, çalışma materyallerini ve çalışma sıklığını ve çalışma zamanını kendi belirleyen kimse. Eski Türkçe'de bu şekilde kendini yetiştiren kişilere hüdayinabit (kendiliğinden olan, Hüda'dan gelen) denir. Bir otodidakt resmî bir eğitim almış veya almamış olabilir ve yaptığı çalışmalar ya tamamlayıcı ya da resmî olarak aldığı eğitime bir alternatif olabilir. Dünyada birçok önemli buluş ve katkılar otodidaktlar tarafından yapılmıştır."
Sözcük dağarcığıma eklenen bu tanımın altını böyle çizmek istedim.
Eminim sizin de çevrenizde "Zihni Sinir Proceler" üreten pek çok Otodidakt Zihni Sinir vardır.

Geleceği kim inşa edecek?
Ülfet Öztürk'ün anlatımını özetlemeye devam edelim:
Günümüz problemleri tek bir cins beynin ve yapay zekânın çözebileceğinden çok daha büyüktü. Artık “Geleceği bilemeyiz” demiyor, geleceğin nasıl olabileceğine, nasıl olması gerektiğine dair pek çok şey biliyorduk. Eksik olan ise onu inşa edecek erkek ve kadın mühendislerdi. 
Yapay zekânın tetiklediği bu yeni çağ, düşünce biçimimizi değiştiriyordu. Bu konferansların amacı da, kadın mühendislerin daha görünür olduğu, birbirinden güç aldığı, genç kızlara ilham verdiği ve mühendislikte iş birliğinin büyüdüğü bir ekosistem kurmaktı.
7 yıl önce BUMKAD olarak kurulan, 5 yıldır da TÜMKAD adıyla faaliyet gösteren dernek Bursa’da doğmuştu. Şu an Ankara, İstanbul, İzmir, Sakarya, Eskişehir, Antalya ve Londra’da temsilcilikleri vardı. Yapılan bağışları burs fonu olarak TEV’e aktarıyorlardı.
Dernek, 170’i aşan üyesi, 11 kurumsal üyesi, ulusal ve uluslararası 7 temsilciliği ile on ayrı projeyi aynı anda yürütüyordu.
TÜMKAD olarak hedefleri, Endüstri 5.0 ve yapay zekâ çağında; mühendislik zekâlarıyla üreten, dönüştüren ve geleceğe yön veren kadın mühendislerle yol almaya devam etmekti.
Öztürk konuşmasını "Mühendislik zekâsı yükseldikçe kadınlar yükselir, kadınlar yükseldikçe gelecek yükselir. Biz geleceği beklemiyoruz, biz geleceği tasarlıyoruz." sözleriyle nihayetlendirdi.

Her bir satırını çok değerli bulduğum ve çoğunu anlattığım bu konuşmanın ardından Ülfet Çetin Öztürk konferansların gerçekleşmesini sağlayan tüm sponsorlara teşekkür ederek '23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü’nü kutladı.
Ve konferans Ufuk Tarhan ile başladı...
Ufuk Tarhan
Ufuk Tarhan konuşmasında, "Yarının İşini Yarına Bırakma, T'leş" başlığı altında T İnsan yapısını anlattı. Sunumuna başlarken Rodin'in meşhur heykeli Düşünen Adam heykelini 'neden düşünen kadın olmasın' diyerek yapay zekâ ile kadına çevirmek istediğini, yapay zekânın bile uzun uğraşlar sonucunda bir kez kadına çevirebildiğini sitayişle söyledi. Daha ne diyelim, galiba Yapay Zekâ bile cinsiyetçiydi. 
Tarhan, 'Yapay Zekâyı kullanıyorum'dan, 'Yapay Zekâ ile çalışıyorum, yaşıyorum'a geçmemiz gerektiğini, iş yerinde çok iyi olanların 'YZ ile çok iyi çalışanlar' olacağını, yeni paranın 'odaklanmak', hatta 'Amaç+Vizyon ve Odaklanmak', 'her şeyin bir şey, bir şeyin her şey' olduğunu ve 'Yetenekli-Yetkin-Yetkili-Yaratıcı-Yenilikçi olarak 5Y'yi anlattı. "Kendini öyle iyi yetiştir ki sen işsiz kalmaktan değil, iş sensiz kalmaktan korksun" sloganını yineledi ve MUTLAKA NotebookLM ile kendi T-İnsan infografiğinizi yapın dedi. 
İrem Güner • Ufuk Tarhan
Konferans aralarında da T-İnsan kitabını imzaladı. Bol bol da fotoğraf çektirdi. Kitabın geliri mühendislik eğitimi gören kızlara gidecekti.
Özlem Kestioğlu
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu "Yapay Zekâ Çağında Değer Yaratmak, Dayanıklı ve Güçlü Kurumların İnşası"sını anlatırken Dijital Rönesans'ı, Genel Yapay Zekâ Çağı'nı ve 2036 yılını, veri merkezleri için elektrik gücüne ihtiyaç olduğunu, yapay zekâ ajanlarının geliştiğini, her nesnenin veri ürettiğini, verilere herkesin her yerden ulaştığı, bunun da büyük bir siber güvenlik riskini beraberinde getirdiğini, kendimizi 'Fırsatlar Evreni'ni 'Tehditler Evreni'nden nasıl koruyacağımızı, artık Hackerların değil de akıllı robotların risk oluşturduğu bir dönemde olduğumuzu, şirketlerin hem fırsatları hem de tehditleri doğru okuması gerektiğini, Vodafone'u ve 5G teknolojisi ile neler yapılabileceğini anlattı.
Hande Ocak Başev
WSI Londra ve Türkiye Operasyonlarından Sorumlu Yönetici Ortağı ve Galatasaray Spor Kulübü Derneği'nin ilk kadın CEO'luğunu yapmış olan Hande Ocak Başev "Mühendislikten Yapay Zekâ Mimarlığına Yeni Bir Yolculuk" başlıklı sunumunda eksik parçanın peşinde koşarak Puzzle'ı tamamladı. Altı parçalık Puzzle, "Merak-Sistem Düşüncesi-Veri-İnsan-Organizasyon-Disiplinlerarası Düşünme" ile tamamlanıyordu. YZ doğmuyor, inşa ediliyordu. Geleceğin en değerli insanlarının en çok şeyi bilenler değil, farklı dünyaları birbirine bağlayanlar olacağını söylüyordu.  
Zafer Küçükşabanoğlu
Türkiye’nin ilk resmi yapay zeka Derneği olan Yapay Zekâ Politikaları Derneği AIPA Kurucu Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu "Yapay Zekâ Çağında Ekonomiden Topluma, Devletten Bireye Uzanan Dönüşüm" başlıklı sunumuna konuşmacılar arasında tek erkek konuşmacı olduğuna dikkat çekerek başladı. Konferans için Ankara'dan geldiğini ama Kastamonulu olduğunu ve ilk Türk kadın mitinginin 10 Aralık 1919 tarihinde Kastamonu'da yapıldığını özellikle belirtti. Sunumunda dünyanın yepyeni bir sayfaya geçtiğini, bu geçişte 'Korku-Kaygı-Belirsizlik' tarafında mı, yoksa 'Heyecan-Merak-Fırsat' tarafında mı olacağımızı seçmemizi, dünyanın 'Tarım Devrimi-Sanayi Devrimi-Elektrik-Bilgisayar-İnternet-Yapay Zekâ' olmak üzere teknolojik gelişim tarihini, her dönemde bazı insanların değişimi tehdit, bazılarınınsa fırsat olarak gördüğünü, tarihi değişime direnenlerin değil, değişimi anlayanların ve yönetenlerin yazdığını anlattı.
Zamanında hesap makinesi için insanı tembelleştiriyor denmişti. Bugün aynı şey YZ için söyleniyordu. 
Sanayi Devrimi sırasında işlerini elinden alacağını düşündükleri için işçiler makineleri kırmış, fabrikaları protesto etmişti. 
Şimdi de korkulduğu gibi YZ çalışanların yerini almayacaktı. Korkulduğu gibi 'YZ'yı kullanan çalışanlar' kullanmayanların yerini alacaktı.
Bir Çin atasözündeki gibi; değişim rüzgârı esmeye başladığında bazıları duvar örer, bazıları yel değirmeni yapardı.
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı 2026-2030, YZ'yı takip eden değil, yön veren ülkeler arasında olmayı hedefliyordu.
Dünya Tekno-Feodalizm içerisinde iken yeni çağın toprağı veri, kaleleri ise platformlardı. Teknoloji nötr değildi. Gücün kimde toplandığı geleceği belirliyordu. En güçlü şirketlerin yerini en güçlü bireyler almıştı. YZ çağının en büyük fırsatı küçük ekipler değil, tek kişilik devlerdi. Onlar daha az ekiple daha hızlı ilerliyor ve daha büyük etki yaratıyorlardı. Geleceğin kazananları ekiplerini büyütenler değil, kendi potansiyelini YZ ile katlayanlar olacaktı. Artık rekabet değil, REKABERLİK zamanıydı. Geleceğin kazananları iş birliği kuranlar olacaktı. Çünkü rekabet bizi ileri, rekaberlik ise geleceğe taşırdı. Devlet de girişimci olmalı ve dönüşümü yönetebilmeliydi. Yeni çağ hepimize yeni sorumluluklar getiriyordu. 
Ve; YZ'nın geleceğini algoritmalar değil, İNSANIN vereceği kararlar şekillendirecekti. 
Barış Karakullukçu
Aionire Kurucu Ortağı, Arena Technology Yönetim Kurulu Üyesi, Yapay Zeka ve Teknolojileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve TUBİSAD Yönetim Kurulu Üyesi Barış Karakullukçu "Sistem Tasarımından Geleceğin İnşasına, Yapay Zekâ Çağında Kadın Mühendisler" başlıklı sunumunda otuz yıllık meslek hayatındaki başarılarla dolu yolculuğunu anlatırken, erkek dünyası içinde var olabilen bir kadın olmaktaki "farkın" eğitim hayatının ilk yıllarından başlamış ve öyle de devam etmişti. O hep ilk sıralardaydı.
30 yıllık küresel kariyerinde 25+ ülkede 100+ dönüşüm projesine imza atmıştı. 
Gençlerin 'Hangi mesleği seçsem ki YZ o mesleği yok etmese' sorusunun doğrusunun, 'Hangi beceriler beni her konuda başarılı kılar' olduğunu; eskiden onlarca yıl süren uzmanlıkların ömrünün artık kısaldığını, bir becerinin tazeliğini koruma süresinin yarıya indiğini; YZ'nın bir otorite değil bir ayna, bir onaylama merkezi değil bir itiraz ortağı olduğunu; artık parçayı değil bütünü tasarlamak gerektiğini, değerin parçalar arasındaki bağlantıda olduğunu; 'Empati-Etik Karar-Kapsayıcılık' gibi köklü becerileri masada tutmak gerektiğini; sadece tek bir girişim değil bir ekosistem inşa etmek gerektiğini; temsilin bir değer meselesi değil, bir performans meselesi olduğunu; mühendisliğin bir kalıp değil bir düşünce biçimi olduğunu, o yüzden her alana taşınan bir zihin inşa etmek gerektiğini; YZ'nin peşinde sürüklenmek yerine onu yönetmek gerektiğini; geleceği bekleyenlerin değil, doğru stratejik hedefler çizip pes etmeden çalışanların şekillendireceğini söyledi. 
Ayşe Köksal • Emine Erdem • Çiğdem Kıral
Konferansın son bölümü ‘İlham Veren Kadınlar Paneli’ne ayrılmıştı. Paneli, TÜMKAD Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Köksal yönetti. Panelin iki konuğu olan SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, GEN Türkiye Başkan Yardımcısı Emine Erdem ile Hatay Kadın Girişimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve KEBO A.Ş. Başkan Vekili Çiğdem Kıral liderlik yolculuklarını ve deneyimlerini paylaşarak kendilerini dinleyen genç mühendislere ilham verdiler.

Emine Erdem büyürken üç kız kardeş olarak hep meraklı, hep sorgulayıcı ve hep paylaşımcı olduklarını, üniversite seçiminde kimya bölümünü teğet geçtiğini, her zaman adalet duygusu ile yaşadığı için 'hukuk'u seçtiğini, başarının çok güzel olduğunu ancak artık başarı ve mevkinin ötesine geçerek hayatlara dokunmanın kendisine daha büyük değer kattığını, İZ bırakmanın daha kıymetli olduğunu düşündüğünü söyledi. 
O da hayatı dert edinenlerdendi ve dertlere derman olmak için her yere koşuyordu...
Ayşe Köksal • Emine Erdem • Çiğdem Kıral
Hataylı Çiğdem Kıral eğitim hayatının ardından, annesinin 'şehir dışına kız vermeyeceğini, ne yaparsa memleketinde yapması gerektiğini' söylediğini anlatarak başladı konuşmasına. Sonra da yemek yemeyi ve yemek yapmayı seven bir Hataylı olarak eşi ile birlikte yemek işine nasıl girdiklerinin öyküsünü anlattı.
Tavuk döner işine 1996'da başladıkları zaman epey bir yenilgi aldıklarını ama pes etmediklerini, 2012'de kurulan modern üretim tesisleriyle birlikte kalite standartlarını yükselttiklerini ve %100 Türk markası olarak 2016'dan itibaren Türkiye genelinde şubeler açmaya ve özel lezzetlerini daha geniş kitlelere ulaştırmaya başladıklarını söyledi. Başarı için inanç ve yılmamak önemliydi.
Başarılı olmak için başarısız da olmak gerekirdi...
Sabah 10:00'da başlayan konferansın sonuna gelmiştik. Saat 16:00'yı geçip 17:00'ye ilerlerken herkes yorgun ama herkes mutluydu. 
Konferans boyu epeyce bilgi yüklenmiş, ufkumuz biraz daha açılmış, ağımız biraz daha genişlemiş, fotoğraf galerimizdeki fotoğraflar biraz daha artmıştı.
TÜMKAD Yönetim Kurulu
TÜMKAD Komisyon Başkanları
Eve döndüğümde bunları önce kendime sonra okuyanlara anlatmam ve konferansın izini bırakmam lazım diyerek başladım yazmaya.
Yazarken dinlediklerimi tekrar ettim ve öğrendiklerimi perçinledim.
Sonra da iç sesim aldı sazı eline ve başladı konuşmaya. Varın bakın neler söyledi:

Mühendislik Tercihinde Kadınlar
Üniversitelerimizde  mühendislik okuyan kadın erkek oranını merak ederek sevgili ChatGPT'ye sordum. 2025-2026 eğitim öğretim yılında toplam 516 bin 471 mühendislik öğrencisi varmış (2016 yılında bu sayı 146 bin 766 imiş) ve bu öğrencilerin %31,6'sını kadınlar oluşturmakta imiş. (2022'de %28,1, 2023'te %28,7, 2024'te %29,7, 2025'te %30,6 kadın) 
Yani son 10 yılda mühendislik programlarında öğrenim gören kadın öğrencilerin sayısında %11,1'lik bir artış kaydedilmiş. 
Topuk seslerini duyuyorsunuz değil mi? Korkmayın, kadınların sezgi ve becerilerini önemseyin ve onlarla el ele verin. 
Kadınlar annelik, eşlik, ev kadınlığı, kız evlatlık derken erkeklerden daha fazla çalışmak zorunda kalıyorken onlara bir çelme de siz takmayın.
Sizinki düz, kadınınki engelli koşu. Oradaki engel siz olmayın. 
"Ama kadının en önemli görevi annelik!" demeyin hemen.
Devlet, çalışan anne babanın çocuğuna kucak açarak işleri kolaylaştırabilir. Çalışan kadın doğum için ayrıldığında onun yerine geçici bir çalışan alarak yerini koruyabilir. Böylece çocuğunu belli bir çağa getiren kadın işine kaldığı yerden devam edebilir.
Nihayetinde kadınları çalışan tek ülke biz değiliz değil mi?
 
YZ Hızlı mı Yavaş mı?
'Yapay Zekâ'nın hem hızla ilerlediği, hem de bu hız çağında yerinde  sayıyor gibi göründüğü, bu gelişmeye hem şaşırılan, hem çok çabuk kabul edilen, hem de sıradanlaşan zamanlarda; ona hem hayatımızda yer vermek hem de ondan korunmak derdindeyiz.
Malum; bilinmeyen her daim korkutucudur. Öğrendikçe korku azalır, verim artar.
Bu arada dünya yapay zekâ derken biz hâlâ kadın demeyeceğiz herhalde değil mi? Korkarım 'kadın'ı aşamazsak robotları da kadın-erkek olarak üretip, kadın robotları evde, erkek robotları dışarıda konumlandıracağız. Yapay Zekâ buna izin verir mi bilmem ama Ufuk Tarhan'ın anlattığı Rodin'in Düşünen Adam heykelini kadına çevirememe hikâyesine bakacak olursak, o da içimizdeki hain olabilir.
Bilginin ve becerinin cinsiyeti olmaz ama gel de anlat. 
Biliyoruz ki erkek dünyası trafik dahil kadınların etrafta dolaşmasını pek istemez.
Albert Einstein ile eşi Mileva Marić'in hikâyesi bir çeşit cinsiyetçi ego savaşıdır. Büyük gözlü resimler çizen ressam Margaret Keane ve tabloların altına "Keane" imzasını atarak eserleri sahiplenen eşi Walter Keane kadının emeğine çökme hikâyelerinde önemli bir yer tutmaktadır.  Bir dönem yazıları kendisinin yazdığını gizlemek zorunda kalan Frankenstein romanının yaratıcısı Mary Shelley ona keza. 
Bir de 29 bilim insanlarının bir arada poz verdiği 1911 tarihli o meşhur fotoğraftaki tek kadın bilim insanı olan Marie Curie vardır. Zamanında Curie'nin tamamı erkeklerden oluşan Fransız Bilim Akademisine üyeliği bir oyla reddedilmiş, o da cinsiyetçi ayrımdan nasibini almıştı. 1903 ve 1911 yıllarında olmak üzere iki Nobel Kimya Ödülüne sahip tek kadın olmuş, tarihe adını kazınamayacak kadar derin ve pırıl pırıl parlayan altın harflerle yazdırmıştı. 
* Belçikalı bir sanayici olan Ernest Solvay, uluslararası bir fizikçiler kongresi düzenler. Kongrede Schroedinger, Heisenberg, Bohr, Planck, Einstein gibi çok ünlü fizikçilerin yanında Marie Curie de vardır.

Bazen İstenen ve Bazen İstenmeyen Kadın
Kadınlar genelde mühendislik alanında pek istenmez, en azından daha masa başı mühendisliklere yönlendirilir. Ama bir de madalyonun diğer tarafı var. Bir üniversitede kızların tercih etmediği bölümde okuyan erkek öğrencilerin bu bölümlerin kızlar tarafından tercih edilmemesine içerleyip, erkek erkeğe okumaktan bıktıklarını söyleyerek pankart açmalarını ve kızları o bölümlere davet etmelerini hatırlıyorum. Esprili bir serzenişti yaptıkları.
Da; birlikte okumaktan keyif aldıkları kadar ileride birlikte çalışmaktan da keyif alsalar keşke değil mi?
İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra savaştan dönen erkeklerin, savaş sırasında büyük yararlılık gösteren kadınlara, "Haydi artık evinize!" dedikleri gibi, kadınları sadece kadın oldukları için başka bölümlere yönlendirmeseler. 
Ki ne o gün o kadınlar evlerine döndü, ne de bugün bu kadınlar istedikleri bölümü okumaktan vazgeçirilebilir. 
Haliyle erkeklerin isteyip istemediğine göre şekillenecek değil bu hayat. YZ ile olduğu gibi kadın ve erkek ortak hareket edecek.
Ve gelecekte ORGANİK İNSAN kıymetlenecek.
Organikliğimizi, doğallığımızı, duygularımızı, masumiyetimizi, kısacası insan olma hasletlerimizi kaybetmeden de her şey olabiliriz.
Her yeniliği kullanalım ama ne aklımızı kiraya verelim ne de kalbimizi.
Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin İNSAN hepsinin üzerinde olacak. İyiyi de kötüyü de her zaman insan belirleyecek.
Eğer paçayı kaptırırsa da kendi sonunu getirecek...
25 Haziran 2026 / C.E.Y.

Mini araştırmaca, hazıra konmaca
Tarihteki kadın mühendisleri araştırırken, Murat Kuter'in 20 Haziran 2026 tarihli ve 5. Dünya Kadın Mühendisler Günü Konferansı başlıklı yazısında şöyle bir listeye ulaştım ve bu hazır bilgiyi ondan (ç)alarak kendi yazıma ekledim:
* Ada Lovelace (1815-1852), ilk mekanik bilgisayar (Analitik Makine) üzerinde çalışır ve bu makine için ilk algoritmayı geliştirerek tarihteki ilk bilgisayar programcısı unvanını alır.
* Edith Clarke (1883-1959) elektrik mühendisliğinde çığır açan Clarke, güç sistemlerini analiz etmek için “Clarke Dönüşümü”nü ve hesaplamaları hızlandıran Clarke hesap cetvelini bulur.
* Hedy Lamar (1914-2000)ünlü bir Hollywood yıldızı olmasının yanı sıra, bir mucit ve matematikçi olarak modern Wi-Fi, Bluetooth ve GPS teknolojilerinin temelini oluşturan frekans atlamalı yayılı spektrum teknolojisinin patentini alır.
* Beatrice Shilling (1909-1990), II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz savaş uçaklarının (Hawker Hurricane ve Supermarine Spitfire) ani dalışlarda motorlarının durmasına sebep olan teknik sorunu “RAE deliği” isimli basit ama zekice yakıt aparatı ile çözen havacılık mühendisidir.
* Stephanie Kwolek (1923-2014), çelikten beş kat daha sağlam olan ve kurşun geçirmez yeleklerden uzay giysilerine kadar pek çok alanda kullanılan Kevlar sentetik lifini icat eder.
* Martha Coston (1826-1904), mühendislik tarihi kitaplarına giren bugün hala ABD Donanması tarafından kullanılan ve Coston Flares olarak bilinen sinyal sistemi oluşturmasıyla tanınır.
* Mary Anderson (1866-1953), ön cam sileceklerini bulur. Ancak 1903’te patentini aldığı Mary Anderson’un bu icadı, ilk başlarda otomotiv endüstrisindeki pek çok kişi tarafından kabul edilmez ve 1917’de başka bir kadın, Charlotte Bridgwood, ilk otomatik ön cam sileceğinin patentini alır.
* Amerikalı Sarah Tabitha Babbitt (1779-1853) makine mühendisliği alanında dünyanın kadın mühendislerinde ilk sıralarda yer alanlardan biridir. Aralarında daire testere, dönen tekerlek başı, takma dişler gibi birçok etkileyici icada imza atan Tabitha, 19. yüzyılda Massachusetts’te erkeklerin odun kesmek için harcadıkları boş zamandan etkilenerek, kereste kesmek için suyla çalışan bir makineye bağlanabilen bir daire testere geliştirir.
* Emily Warren Roebling (1843-1903) 1883’te tamamlanan Brooklyn Köprüsü’nün yapımındaki rolü ile, zamanının en başarılı kadın mühendisleri arasında yer alır.
* Lilian Gilbreth (1878-1972) endüstri mühendisliği ve psikoloji alanında eşi ile birlikte öncü isimlerden biridir. Lilian Gilbreth, American Society of Mechanical Engineers’ın ilk kadın üyesi olur. Lilian Gilbreth, uzun yıllar General Electric ile mutfak ve ev aletlerinin tasarımını geliştirmek için çalışır.
* Beulah Henry, 1920’ler ve 1930’larda aralarında bobinsiz dikiş makinesi, esnek kolları olan bir oyuncak bebek, içinde radyo olan bir oyuncak bebek ve karbon kağıdı olmadan birden çok kopya yapan bir daktilo icat eder.
* Afro-Amerikan bir mucit olan Alice H. Parker, 20. yüzyılın başlarında doğal gaz kullanan bir merkezi ısıtma sistemi yaratma patenti alan ilk kadın ve ilk siyahi kadındır.
* Sarah Guppy (1770-1852) kadın mühendisler için bir rol modeldir. Sarah Guppy, 1811 yılında bir köprünün patentini alan ilk kadın mühendis olur.
* Edith Clarke (1883-1959) 1918’de Massachusetts Institute of Technology’den elektrik mühendisliği derecesi alan ilk kadındır.
* Katharine Burr Blogdett (1898-1979) Cambridge Üniversite’sinde fizik alanında doktora alan ilk kadın olan Blodgett, gözlüklerden teleskoplara ve kameralara kadar devrim yaratan gelişmiş cam mercek teknolojisinin yaratıcısıdır.
* Josephine Cochrane (1839-1913) 1870’lerde ticari olarak başarılı olan ilk otomatik bulaşık makinesini icat eden kadındır.
* Mary Beatrice Davidson Kenner (1912-2006) Afro-Amerikalı siyahi mucit, resmi bir eğitim almamasına ve kariyeri boyunca ırkçılıkla mücadele etmesine rağmen, kadınlar için ortak bir sorun olan adet kanının giysilere sızmasını önlemeyi sağlayan hijyenik kemeri 1920’lerde icat eder.
* Ellen Ochoa (1958-...) sadece ünlü kadın mühendislerden biri değil, aynı zamanda eski bir astronot ve Johnson Uzay Merkezi’nin şu anki direktörü. Üç icat olarak bilinen icatların ortak yaratıcısı. Her buluş bilim adamları tarafından uzaydan gelen görüntüleri daha rafine bir şekilde görmek için kullanılıyor. Bunlar arasında optik bir nesne tanıma yöntemi, gürültüyü gidermek için bir yöntem ve bir optik inceleme sistemi bulunuyor. Dünyadaki ilk İspanyol kadın astronot. Ayrıca NASA’nın Johnson Space Center’ın direktörlüğünü alan ikinci kadın.
* Sabiha Rıfat Gürayman, Türkiye‘nin ilk kadın mühendisi ve aynı zamanda ilk kadın inşaat mühendisidir. Anadolu’da köprüler inşa eden ilk kadın mühendistir ve Anıtkabir inşaatında 9 yıl boyunca baş kontrol mühendisi olarak çalışmıştır.
* Nezihe Önyay, Türkiye’nin ilk kadın elektromekanik mühendisi unvanına sahip öncü isimdir.
* Altan Edige 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İTÜ’den mezun olan Türkiye’nin ilk kadın makine mühendisidir.
* Prof. Dr. Remziye Hisar, Türkiye’nin ilk kadın kimyageri ve kimya mühendisidir.
* Binnaz Zehra Sert, 1952 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nden mezun olan Türkiye’nin ilk kadın orman mühendisidir.  
* Prof. Dr. Nuriye Pınar Erdem, Türkiye’nin ilk kadın jeoloğu ve deprem uzmanıdır.
* Fatma Hikmet İşmen, Türkiye’nin ilk kadın ziraat mühendisidir.
* Melek Erbul, Hürriyet Sırmaçek, Mülhime Yazar, Cahide Ardop gibi isimler de ilk mühendis kadınlarımızın arasında yer alır.

Mini not:
Kapak fotoğrafı için ChatGPT'ye içinde 'mühendis kadın ve yapay zekâ' olan bir fotoğraf yap demem yetti. 
Shutterstock ya da Shopify gibi ücretli fotoğraf platformlarının da sonuna mı geldik ne?

24 Haziran 2026 Çarşamba

Had Safhada Öfke Dönemi

Guernica • Pablo Picasso
Dünya tarihi İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ olarak sıralanırken, yaşadığımız şu çağı eminim ki Saçmalama, Kötülük, Vahşet, Ahmaklık ve Öfke dönemlerine ayıracaktır. 
Birbiri ardına dizilen ve birbirinin içine geçen bu dönemlerde efendice yaşamak gittikçe ağırlaşırken, efendilikten bihaber büyük kitle önce birbirini, sonra çevresini boğmakla meşgul.
Hani daha insancıl, hani daha kibar, hani daha anlayışlı, hani daha saygılı, kısacası hani daha iyi olacaktık!
Daha saçma, daha kötü, daha vahşi, daha ahmak ve daha öfkeli olduk çıktık.
Söyleneni ve yazılanı anlamayan, karanlık odalarda yaşarken dışarıdaki aydınlıktan habersiz, dünyayı o karanlıktan ibaret sayan, bazıları dışarı çıkmadığı için atıl, bazıları dışarı çıkamadığı için öfkeli, çoğu da dar penceresinden ve karanlık dünyasından gördüklerine kızgın.

"Neden" ufak tefek şeyler?
Memlekette Hukuk, Eğitim, Ekonomi, Siyaset, Spor, Sanat alt üst olmuşken sen neden bu ufak tefek şeyleri yazıyorsun diyeceksiniz? 
Belki hepsinin altında yukarıdakiler yattığı ya da belki herkesin üzerine yukarıdakiler çıktığı ve gün gelir her şey düzelir de bozulan zihniyet nasıl düzelir diye dertlendiğim için  gidip gelip bunları yazıyorum. 
En masum, en zararsız bir paylaşımın altına bile neler yazıldığını siz de görüyorsunuz. O yazılanları hangi sosyolog, hangi psikolog, hangi bilim insanı açıklayabilir? Yazılanlar öyle kötü, öyle öfke dolu, öyle acımasız, öyle konudan uzak ki, 'arkadaşım sen bunu nerenle anladın acaba?' diyor insan.
Öngörüsüz ve iki adım sonrasını hesap edemeyenlerin sebep olduğu ölümler, toplum kurallarına aykırı davranan birinin uyarılmasının "başı kapalı bacım"a varması, trafikte yol verdin vermedin dalaşmaları; şiddet, kavga, cinayet, her şeyi başka tarafından anlamak daha doğrusu anlamamak bu dönemin en büyük sıkıntısı. 

Evrilen Baş Örtülü Şahıs
Bu toplum başı kapalı insana saygı duyar, onun seçtiği muhafazakâr yaşama biçimine karışmaz, bilge sohbetlerini büyük bir hazla dinler, mütedeyyin duruşunu örnek alır(dı).
Ta ki cahil ve küstah bir kesim gelip tüm değerleri alt üst edene kadar bu böyleydi. Onların muhafazakâr hayat anlayışı sadece başını örtmekle kaldı. Terbiyesizlikleri, görgüsüzlükleri, hiçbir şey öğrenmeyişleri tepki ile karşılanınca kendilerini "başı kapalı bacım" a ve "türbanıma laf söyledi" anlayışına bağlar oldular. 
Kimse onların başının açık ya da kapalı olmasıyla ilgilenmiyordu oysa. Başlarını kapatmalarını idrak edemeyişlerini, muhafazakâr bir hayat yaşamayışlarını, toplum kurallarını hiçe sayışlarını eleştiriyordu. 
İnsan bilmiyorsa da öğrenirdi. 
Önce kendimizi sonra da çitlediği çekirdeğin kabuklarını yere saçanları kınayıp onları medeniyete alıştırmaya çalışırken onları mumla arar olduk. Çünkü artık etrafta karpuz kabuklarından bebek bezlerine kadar ne ararsan var. Çöp kutusu de ne? Her yer çöp mahalli!
Kıyafetler desen herkes ayrı bir uçta geziniyor.
Kimisi don sutyen, kimisi tırnağına kadar kapalı. 
Mini şortlardan fırlayan poposunun yanaklarını sallayarak gezen ile göğüs dekoltesini insanların gözüne soka soka gezene bir laf etsen, "Ben özgürüm, kıyafetime karıştırmam, sana ne!" diyor.
Denize değil, havuza haşema ile girmek isteyene bir şey desen, "Vayyy, biz havuza giremeyecek miyiz? Bakın bizi ayırıyorlar!" diyor.
Sonrası sosyal medyaya düşüş, öfke çukuruna itiliş, orada darbe üzerine darbe alış, devlet organlarına yansıma ve ardından da tutuklama...
Hoppalaaa!
Otobüslerde tekmelenen şortlu kızlara, kapkapalı kadınlar tarafından tartaklanan tişörtlü kızlara, el ele gezen genç sevgililere saldıran namus bekçisi tiplere kimse ellemiyor. Yaptıkları kendilerince yanlarına kâr kalıyor. 
Karşılıklı öfke büyüyor ve bir kıvılcımla alevleniyor.

Kıyafete Karışmaca
Medenî insan nerede nasıl giyineceğini, nerede nasıl davranacağını bilen insandır. O insan ses tonundan elini koluna, bakışından adım atışına kadar kendine hakimdir.
Eğitim şart deriz de, okumuş etmiş eğitimli insanların pek çoğu da bu detayları bilmiyor. Anlıyorsun ki bu incelikleri evinde öğrenmemiş, dışarıda öğrenmeyi de akıl etmemiş. Oysa günümüzde görgü kuralları üzerine yayın yapan pek çok sosyal medya hesabı var. İnsan onları dinledikçe bilmediği ne kadar çok şey olduğunu görüp hepsini öğreniyor. Yeter ki öğrenmek istesin...
En son şahit olduklarımdan birkaç detay vereyim hemen. Bir konferans ya da konser salonuna elinde çay-kahveyle girilmez.
Kapalı alanlarda güneş gözlüğü tepede gezilmez. Hele de resmî bir ortamda sahneye çıkılacaksa o gözlük kenara bırakılır, öyle çıkılır. Sinema, tiyatro, konser, konferans, panel gibi yerlerde yüksek sesle konuşulmaz. Hatta sohbet hiç edilmez.
Lakin bunların doğru yapılmamış olması öfkeyle karşılanıp karşı taraf ölümüne taciz edilmez. Bunlar yüzünden kimseye saldırılmaz. Kimse dava edilip tutuklanmaz. 

Öfkemiz kime?
Birbirimize karşı duyduğumuz bu öfkenin aslı kime diye sormak istiyorum. 
İnsan insana öfke duyuyor anlıyorum da, hayvanlara, ağaçlara, çiçeklere neden öfke duyuyor onu hiç anlamıyorum.
Bir Caretta caretta'yı ayağına kaldırım taşı bağlayarak denize bırakmak nedir mesela? Denizde yüzen bir yunus balığını kurşunlamak nedir? 
Kedi ve köpeklerin gördüğü eziyet ise saymakla bitmez. 
Caretta carettaların yuvalarını işaretlemek için araştırmacılar tarafından konulan ve üzerinde uyarı yazısı bulunan kafesleri mangala çevirmek nedir? 
Ya da orman yangına sebep olacak işler yapmak; ormanda mangal yakmak, sönmemiş sigarayı pencereden fırlatmak nedir?
Hiçbir şey yapamayınca en basitinden yol kenarında insanın yüzüne sevimli sevimli bakan menekşeleri yolmak nedir?
Nedir güzel olan her şeyi ezmek, çiğnemek, koparmak, tekmelemek, boğmak, kesmek, vurmak, öldürmek, yok etmek?
Nedir bu öfke?
Ulaşamadığı ciğere mundar demek midir?
Yoksa maruz kaldığımız bu öfke tepeden başlayan bir öfke seli midir?
Ki prompterlara yazılan metinler öfke sözleri ile bezeli ve insanlar da aynı öfkeyi birbirlerine duyup, birbirlerine ölümüne saldırıyor. Büyüklerimiz sevgi dili yerine öfke dili kullanıyor. Ancak sanki sürekli birbirlerine saldıran onlar değilmiş gibi tenhalarda el ele göz göze, aman efendim canım efendim sarmaş dolaş olunuyor.
Olansa topluma oluyor.

Pişman değil, üzülmüyor, utanmıyor
Öfkeyle kalkan zararla oturur derdi büyüklerimiz. Keskin sirke küpüne zarar derlerdi. Bir anlık öfkeyle aldığın can, verdiğin zarar öfken geçince pişmanlık getirir, öldürdüğün toprakta, sen mapusta çürürsün, ölenin ailesi de perişan olur, senin de derlerdi. Yanında kesici delici ateşli silah taşıma derlerdi.
Geldiğimiz noktada herkesin belinde tabanca, elinde pompalı tüfek, bıçak, pala, döner bıçağı, ne Allah verdiyse artık. Arabalarda levyenin yerini Beyzbol sopası almış. Ülkede beyzbol sporu yok ama sopası var. Beyin patlatmaca, kol bacak kırmaca en basit spor olmuş çıkmış. Bir kişiye on kişi dalmak da cabası.
Gerçek suçlular ve kötüler saldırganlıkları ile hayatta kalırken, kimseye zararı olmayan insanlar patır patır öldürülüyor.
Kadın cinayetleri artık sokak ortasında, evladının, ana babasının gözü önünde işleniyor. 
Lakin suçlular asla ama asla pişman olmuyor.
İlk suçunda alıp hapse koyuyorsun, tahliye olur olmaz kaldığı yerden devam ediyor. Utanmak ne kelime, yaptıkları ile gurur duyuyor. Kaç "leşi" olduğunu omzunda apolet gibi taşıyor.
Öfke batağı herkesi içine çekip yutuyor. Bu girdapta herkes boğuluyor.

Tahrik eden ve aşağılayan ben değilim
Espriden ve ironiden anlamayan kompleksli ve ezik bir topluluk olduk sonunda. Bunu söyleyince de "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu" ile suçlanmak var.
Hey! Halkı kin ve düşmanlığa sevk eden ben değilim, benim sözlerim yüzünden savaş çıkmadı. Aşağılık olmayan kimseyi de aşağılamıyorum, hatta olanları bile aşağılamıyorum. Sadece durum tespiti yapıyorum.
Benim öfkem fakir zengin, güzel çirkin, açık kapalı, diplomalı diplomasız, kadın erkek, genç yaşlı, dinli dinsiz olmasına değil; gerilemeye, duyarsızlaşmaya, vahşileşmeye, kabalaşmaya, arsızlaşmaya, terbiyesizleşmeye, saygısızlaşmaya.

Nedeni var çaresi yok! (mu?)
Maalesef ki bunların arkasında fakirleşme ve fakir tutulma, eğitimsizleşme ve eğitimsiz bırakılma, aşağılanma ve aşağılık olmayı sıradanlaştırma var. 
Adil olmayan bir hayat içinde insanlardan adaletli, insanca yaşamayanlardan insanca davranış bekliyoruz.
Efendi davranışlardan gittikçe uzaklaşırken kendimizi, yeni normal olarak distopik romanlarda okuduğumuz bu hoyrat ve öfkeli hayatın içinde bulduk.
Akran zorbalığından iş yeri zorbalığına, evlilikten birlikteliğe, komşuluktan akrabalığa herkes birbirini zorbalar, öldürür ya da ölmesine sebep olur oldu.
İyi olmadı. Çok kötü oldu.
Belki de; siz birbirinizi imha edin, geri kalanları biz toplarız dercesine istenen buydu ve sonunda istenen oldu.
Üzgünüm; kendimize gelmez ve birbirimize sarılmazsak her geçen gün daha da dolaşan bu sarmaldan çıkamayacağız...
24 Haziran 2026 / C.E.Y.

Had Safhada Öfke Dönemi / 24 Haziran 2026

Kaybettiğimiz değerler üzerine yazdığım yazılardan sadece birkaçı:
İncelikler Yüzünden / 27 Kasım 2010
Susamam, Susmam! / 7 Eylül 2019
Zam-bak Zum-bak! / 24 Ocak 2020
Mutsuzum / 14 Şubat 2020
Ayvatoğullarıgiller / 29 Mart 2021
Dip! / 13 Ağustos 2021
Dipsiz Kuyu / 31 Temmuz 2023 
Şaşırmıyorum! / 16 Aralık 2023
Boynun Eğri! / 26 Mayıs 2024

20 Haziran 2026 Cumartesi

Yöresine Değer Katan Önder Kadınlar, 2026

Birlikte İleriye • Necla Orhan
Cumhuriyet'in ilk üniversite mezunu kadınları tarafından 1949 yılında (*) kurulan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği TÜKD'nin Bursa şubesi, 1990 yılında Eczacı Aytaç Toker tarafından TÜKD'nin yedinci şubesi olarak Bursa'da kurulur. Derneğin kuruluş amacı kız çocuklarının akademiyi bitirerek öğrenim seviyelerini yükseltmeleri, örgütlenmeleri, istihdamda yer almaları, bilinçlenmeleri, toplumda söz sahibi olmaları; bunun için de cesaretlendirilmeleri ve donanım kazandırılmalarıdır.
Kadın statüsünün güçlenmesi ve laik Cumhuriyet değerlerinin korunması amacıyla çalışmalar yürüten TÜKD her yıl çağdaş Türk kadınını temsil eden isimlere "Önder Kadın Ödülleri" verir.
Ayrıca; TÜKD'nin farklı illerdeki şubelerinde "Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülleri" verilir. TÜKD Bursa şubesi bu ödülü ilk kez 2021yılında verir.
Sibel Özbudak
Yöresine Değer Katan Önder Kadınlar
2026 yılının ödülleri, Osmangazi Belediyesi iş birliği ile Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi'nde düzenlenen "Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülleri" töreninde sahiplerini buldu. Törenin açılış konuşmasını yapan TÜKD Bursa Şubesi Başkanı Av. Sibel Özbudak, 1949 yılından bu yana "Eğitimli Kadın, Aydınlık Toplum" anlayışıyla çalışarak genç kızlara destek olduklarını, burslar verdiklerini, projeler ürettiklerini, böylece kadınların toplumsal hayatta daha güçlü yer alabilmeleri için emek verdiklerini söyleyerek başladı konuşmasına. Bu ödüllerin amacının yöresine değer katan kadınların başarılarını görünür kılmak, onların hikâyelerini yeni nesillere aktarmak ve ilham verici örnekler olarak topluma yansıtmak olduğunun altını çizdi.  
"TÜKD Bursa 2026 • Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülleri" sahiplerinin isimlerini zikrederken, bu isimlerin Bursa'da yetişmiş kadınlar olduğunu bir kez daha gururla yineledi.
Bu isimler Global Veri Yönetimi Yazılım Şirketi Precisely’nin Teknolojiden Sorumlu Başkanı (Chief Technology Officer • CTO) Dr. Tendü Yoğurtçu, Bursa Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Ferda Firdin, Orhan Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Orhan Holding Uluslararası Fotoğraf Yarışması kurucusu Necla Orhan, AKTEK Elektrik ve Bobinaj A.Ş. kurucusu Sibel Akyüz, Bursa Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi Proje Grubu Kız Öğrencileri idi.
BAL'lı Tendü Yoğurtçu
ABD'de yaşayan Bursa doğumlu Dr. Tendü Yoğurtçu (Ph.D.)ödül törenine önce kısa bir video ile daha sonra da canlı görüşme ile katıldı. Konuşmasında eğitim hayatını ve profesyonel hayattaki yolculuğunu anlatan 1984 BAL mezunu Yoğurtçu, yetiştiği şehrinden gelen bu ödülün kendisi için çok özel olduğunu söylerken, TÜKD Bursa Şubesi Başkanı Av. Sibel Özbudak ile Bursa Anadolu Lisesi'nden bu yana süren dostluklarına değinmeyi de ihmal etmedi. 
Sibel Özbudak • Sibel Cevheroğlu Mete • Mutlu Esendemir
ABD'de olduğu için ödülü Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir tarafından arkadaşı Eğitimci Sibel Cevheroğlu Mete'ye takdim edildi. Yoğurtçu'nun öğrenciler için rol model olan karakteri üzerine kısa bir konuşma yapan Mete; konuşmasını, BAL'dan dönemdaşları ve Tendü Yoğurtçu'nun sınıf arkadaşı olan Prof.Dr. Türker Kılıç'ın "yaşamdaşlık" tanımı ile herkese 'yaşamdaşlıkları için teşekkür ederek' sonlandırdı.
Tendü Yoğurtçu
Dr. Tendü Yoğurtçu (Ph.D.)
Uluslararası veri ve yapay zeka lideri yönetim kurulu danışmanı, yapay zeka ve veri yönetimi alanlarında uluslararası ölçekte tanınan bir teknoloji lideri. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden lisans (89), Endüstri Mühendisliği bölümünden yüksek lisans (‘91) derecelerini aldıktan sonra Amerika Birleşik Birleşik Devletleri'nde bilgisayar bilimleri alanında doktora eğitimini tamamladı. Kurumsal yazılım sektöründe ürün geliştirme, inovasyon ve üst düzey liderlik rollerinde 30 yılı aşkın deneyime sahip. Veri yönetimi ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren uluslararası yazılım şirketinde sorumlu başkan olarak görev yaptı. Kariyeri boyunca büyük veri, bulut ve yapay zeka alanlarında yeni ürünlerin ve pazarların geliştirilmesine öncülük etmiştir. Yirmiden fazla şirket satın alımını, teknoloji enstitü entegrasyonunu yönetmiş, liderlik ettiği organizasyonların on yıl içinde yaklaşık on kat büyümesine katkı sağlamıştır. Toplumsal katkı çalışmalarında özellikle eğitim, STEM (Fen, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) ve kadın liderleri alanlarına odaklanan Yoğurtçu, on yılı aşkın süredir de Türkiye'nin STEM bölüm lideri olarak da görev yapmakta, Türkiye'nin dezavantajlı bölgelerindeki öğrencilerin bilim ve teknoloji eğitimine erişimle de desteklemektedir. Forbes Teknoloji Konseyi üyesi olarak yapay zeka ve veri ve teknoloji stratejileri alanlarında da uluslararası ölçekte çalışmalarını yürütmekte. (**)
Bursa Anadolu Lisesi'nden çıkan isimlerin çoğunun bugün şimdi çok iyi bildiğimiz isimler olmasıyla Bursalılar olarak ne kadar gururlansak az.  

Uzman Doktor Ferda Firdin
1972 Trabzon doğumlu Ferda Firdin, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanlığını da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladı.  Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Üsküdar Üniversitesi'nde Psikoloji Yüksek Lisans öğrencisi. 2026 yılında Bursa Tabip Odası başkanlığına seçildi.
Berrin Önürmen  Ferda Firdin
Ödülünü geçmiş dönem başkanlarından Berrin Önürmen'in elinden alan Firdin yaptığı teşekkür konuşmasında, Tabip Odası olarak toplumsal bir iş yaptıklarının farkında olduklarını ve işlerini başkan merkezli değil kolektif olarak yaptıklarını söylerken kendisini yetiştiren ailesine özellikle teşekkür etti. 

Necla Orhan 
Bilime, sanata, eğitime ve toplumsal yaşama değer katan ilham verici kadınları onurlandıran "Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülü", Orhan Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Ninecim Sanatevi Kurucusu Necla Orhan'a Sibel Özbudak tarafından takdim edildi. 
Necla Orhan  Sibel Özbudak
Konuklara kendisini tanıtan bir film ile seslenen Necla Orhan hayatından kesitler sundu. 
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde okurken İbrahim Orhan ile evlenmiş, kısa bir süre sonra anne olmuş, evlilik ve annelik onu hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakmıştı. Ancak  yılmamış ve üniversite diplomasını almış, bir kız çocuğu, bir eş, bir anne olarak "başarmıştı". Kayseri Lisesinde sosyoloji ve felsefe öğretmenliği yapmış, eşinin görevi dolayısıyla 1965-1970 yılları arasında pek çok şehir dolaşmış, 1970 yılında Bursa'ya yerleşmişlerdi. İkinci çocuğunu Bursa'da kucağına alan Necla Orhan öğretmenliğe dönmese de toplum yararına çalışmaya başlamıştı. STK'larda aktif görevler üstlenmişti. 2005 yılında Bademli'de kendi adını taşıyan bir okul açmış, Vakıf olarak 1997'den bu yana %30 Lise, %10 Ön Lisans, %60 Lisans, %65 Kız Öğrenci olmak kaydıyla 6700'den fazla öğrenciye burs vermişlerdi. Sanata ve sanatçıya verdiği değer onun 2022 yılında Ninecim Sanatevi'ni açmasına vesile olmuş, Orhan Holding olarak 2006 yılında başlattıkları Uluslararası Fotoğraf Yarışmasının 21'incisi 2025 yılında yapılmıştı. Bende İz Bırakanlar kitabı dünyanın çeşitli noktalarında kendi çektiği fotoğraflardan oluşuyordu.
Necla Orhan • Sibel Özbudak
Video kaydının sonunda "Bu hikâye yalnız benim hikâyem değil, hepimizin hikâyesi" diyen Necla Orhan herkesi hayallerinin peşinden gitmeye davet etti.
Ayla Efe • Sibel Akyüz
Sibel Akyüz
1987 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliğinden mezun olan Sibel Akyüz, babası teknik öğretmen Kaya Akyüz tarafından 2005 yılında kurulan Aktek Elektrik'te görev almaya başlamış. 2009 yılında vefat eden babasının ardından şirket yönetimini devralmış ve modern yönetim anlayışı, kurumsallaşma ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda yeni bir seviyeye taşır. 150 metrekare ve 7 kişilik bir ekip ile devraldığı işletme bugün Türkiye ve Romanya'da olmak üzere 5 bin metrekare üzerinde bir kapalı alan ve 50 üzeri çalışanıyla sanayi sektörüne hizmet veriyor. 
Sibel Akyüz'e ödülünü geçmiş dönem başkanlarından Ayla Efe takdim etti.
Otomotiv Lisesi Proje Grubu Kız Öğrencileri • Ebru Akçalı
Otomotiv Lisesi Proje Grubu Kız Öğrencileri
2026'nın son ödülü, ortaya koydukları vizyon, ürettikleri projeler ve topluma sağladıkları katkılardan dolayı Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi Proje Grubu Kız Öğrencilerinindi. Ekip adına konuşan Ece Su Arslan kısa bir teşekkür konuşması yaparak First Lego yarışmasına katıldıklarını, Özdeğerler Birincilik Ödülü kazandıklarını ve böylece okullarını en iyi şekilde temsil ettiklerini anlattı. Geçtiğimiz günlerde de BUİKAD Özel Ödülü almışlardı. 
Okul Müdürü Güray Köken eşliğinde sahneye gelen ekibe ödülünü TÜKD Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Akçalı takdim etti.
"TÜKD Bursa 2026 Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülleri" programı toplu fotoğraf çekimi ile nihayetlendi. 
Bu ve benzeri organizasyonlarda kadınlar kadınların kurdu değil, yurduydu. Kadınlar başarılı kadınları görüyor, duyuyor, anlıyor, onları daha geniş kitlelere tanıtmak ve rol model olmalarını sağlamak için özel programlar hazırlıyor, yeni yetişen genç kadınlara yol açıyordu. 
Bize de onların sesi olmak düşüyordu...
TÜKD Bursa Şubesi • Canan Ekinci Yılmaz
TÜKD 
Derneğin kurucu üyelerinden Prof. Sara Akdik, Londra’ya yaptığı bir iş gezisinde Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Derneği (International Federation of University Women / IFUW) çalışanları ile tesadüfen tanışır. Akdik dernek hakkında bilgi toplar ve İstanbul’a döndüğünde, arkadaşlarının da onayı ve desteği ile, 19 Aralık 1949 tarihinde Üniversiteli Kadınlar Derneği kurulur. Daha sonra bir kanunla, dernek adının başına Türk ünvanı eklenir. Derneğin kurucu üyeleri Süreyya Ağaoğlu, Sara Akdik, Şevket Fazıla Giz, Nüzhet Gökdoğan, Remziye Hisar, Nebahat Karaorman, Müfide Küley, Türkan Rado, Pakize Tarzi, ve Beraat Zeki Üngör’dür.
TÜKD kuruluşundan bugüne, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurucu başkanı Dr. Türkan Saylan’ın, “Her eğitimli kadının bu Cumhuriyet’e borcu var.” sözündeki gibi, Türkiye Cumhuriyeti’ne olan borcunu, “aydınlığı yayarak” ödemek için durmaksızın çalışır.
Antakya şubesinin kurulmasıyla birlikte şube sayısı 29'a ulaşan TÜKD, Dünya Üniversiteli Kadınlar Derneği ve Avrupa Üniversiteli Kadınlar Derneği üyesidir. Üstelik Türkiye, en büyük sayıda üyesi olan bir ülkedir. 
Bu arada minik bir ek bilgi: Ülke çapında 29 şubesi bulunan TÜKD'nin 30'uncu şubesi Tekirdağ'da, 31'inci şubesi de Adıyaman'da açılmış.
20 Haziran 2026 / C.E.Y. 

Kapak fotoğrafı Necla Orhan fotoğraflarından alıntıdır.

Bursa Nilüfer Otomotiv Lisesi • C.E.Y. • YouTube / 29 Kasım 2023
Toplumsal Cinsiyet Bilinci / 8 Aralık 2012  C.E.Y.
"Sizinki Maraton, Bizimki Engelli Koşu" / 3 Aralık 2023  C.E.Y.
Bursa'nın Zamansız Kadınları / 2 Mart 2024  C.E.Y.