![]() |
| Guernica • Pablo Picasso |
Dünya tarihi İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ olarak sıralanırken, yaşadığımız şu çağı eminim ki Saçmalama, Kötülük, Vahşet, Ahmaklık ve Öfke dönemlerine ayıracaktır.
Birbiri ardına dizilen ve birbirinin içine geçen bu dönemlerde efendice yaşamak gittikçe ağırlaşırken, efendilikten bihaber büyük kitle önce birbirini, sonra çevresini boğmakla meşgul.
Hani daha insancıl, hani daha kibar, hani daha anlayışlı, hani daha saygılı, kısacası hani daha iyi olacaktık!
Daha saçma, daha kötü, daha vahşi, daha ahmak ve daha öfkeli olduk çıktık.
Söyleneni ve yazılanı anlamayan, karanlık odalarda yaşarken dışarıdaki aydınlıktan habersiz, dünyayı o karanlıktan ibaret sayan, bazıları dışarı çıkmadığı için atıl, bazıları dışarı çıkamadığı için öfkeli, çoğu da dar penceresinden ve karanlık dünyasından gördüklerine kızgın.
"Neden" ufak tefek şeyler?
Memlekette Hukuk, Eğitim, Ekonomi, Siyaset, Spor, Sanat alt üst olmuşken sen neden bu ufak tefek şeyleri yazıyorsun diyeceksiniz?
Belki hepsinin altında yukarıdakiler yattığı ya da belki herkesin üzerine yukarıdakiler çıktığı ve gün gelir her şey düzelir de bozulan zihniyet nasıl düzelir diye dertlendiğim için gidip gelip bunları yazıyorum.
En masum, en zararsız bir paylaşımın altına bile neler yazıldığını siz de görüyorsunuz. O yazılanları hangi sosyolog, hangi psikolog, hangi bilim insanı açıklayabilir? Yazılanlar öyle kötü, öyle öfke dolu, öyle acımasız, öyle konudan uzak ki, 'arkadaşım sen bunu nerenle anladın acaba?' diyor insan.
Öngörüsüz ve iki adım sonrasını hesap edemeyenlerin sebep olduğu ölümler, toplum kurallarına aykırı davranan birinin uyarılmasının "başı kapalı bacım"a varması, trafikte yol verdin vermedin dalaşmaları; şiddet, kavga, cinayet, her şeyi başka tarafından anlamak daha doğrusu anlamamak bu dönemin en büyük sıkıntısı.
Evrilen Baş Örtülü Şahıs
Bu toplum başı kapalı insana saygı duyar, onun seçtiği muhafazakâr yaşama biçimine karışmaz, bilge sohbetlerini büyük bir hazla dinler, mütedeyyin duruşunu örnek alır(dı).
Ta ki cahil ve küstah bir kesim gelip tüm değerleri alt üst edene kadar bu böyleydi. Onların muhafazakâr hayat anlayışı sadece başını örtmekle kaldı. Terbiyesizlikleri, görgüsüzlükleri, hiçbir şey öğrenmeyişleri tepki ile karşılanınca kendilerini "başı kapalı bacım" a ve "türbanıma laf söyledi" anlayışına bağlar oldular.
Kimse onların başının açık ya da kapalı olmasıyla ilgilenmiyordu oysa. Başlarını kapatmalarını idrak edemeyişlerini, muhafazakâr bir hayat yaşamayışlarını, toplum kurallarını hiçe sayışlarını eleştiriyordu.
İnsan bilmiyorsa da öğrenirdi.
Önce kendimizi sonra da çitlediği çekirdeğin kabuklarını yere saçanları kınayıp onları medeniyete alıştırmaya çalışırken onları mumla arar olduk. Çünkü artık etrafta karpuz kabuklarından bebek bezlerine kadar ne ararsan var. Çöp kutusu de ne? Her yer çöp mahalli!
Kıyafetler desen herkes ayrı bir uçta geziniyor.
Kimisi don sutyen, kimisi tırnağına kadar kapalı.
Mini şortlardan fırlayan poposunun yanaklarını sallayarak gezen ile göğüs dekoltesini insanların gözüne soka soka gezene bir laf etsen, "Ben özgürüm, kıyafetime karıştırmam, sana ne!" diyor.
Denize değil, havuza haşema ile girmek isteyene bir şey desen, "Vayyy, biz havuza giremeyecek miyiz? Bakın bizi ayırıyorlar!" diyor.
Sonrası sosyal medyaya düşüş, öfke çukuruna itiliş, orada darbe üzerine darbe alış, devlet organlarına yansıma ve ardından da tutuklama...
Hoppalaaa!
Otobüslerde tekmelenen şortlu kızlara, kapkapalı kadınlar tarafından tartaklanan tişörtlü kızlara, el ele gezen genç sevgililere saldıran namus bekçisi tiplere kimse ellemiyor. Yaptıkları kendilerince yanlarına kâr kalıyor.
Karşılıklı öfke büyüyor ve bir kıvılcımla alevleniyor.
Kıyafete Karışmaca
Medenî insan nerede nasıl giyineceğini, nerede nasıl davranacağını bilen insandır. O insan ses tonundan elini koluna, bakışından adım atışına kadar kendine hakimdir.
Eğitim şart deriz de, okumuş etmiş eğitimli insanların pek çoğu da bu detayları bilmiyor. Anlıyorsun ki bu incelikleri evinde öğrenmemiş, dışarıda öğrenmeyi de akıl etmemiş. Oysa günümüzde görgü kuralları üzerine yayın yapan pek çok sosyal medya hesabı var. İnsan onları dinledikçe bilmediği ne kadar çok şey olduğunu görüp hepsini öğreniyor. Yeter ki öğrenmek istesin...
En son şahit olduklarımdan birkaç detay vereyim hemen. Bir konferans ya da konser salonuna elinde çay-kahveyle girilmez.
Kapalı alanlarda güneş gözlüğü tepede gezilmez. Hele de resmî bir ortamda sahneye çıkılacaksa o gözlük kenara bırakılır, öyle çıkılır. Sinema, tiyatro, konser, konferans, panel gibi yerlerde yüksek sesle konuşulmaz. Hatta sohbet hiç edilmez.
Lakin bunların doğru yapılmamış olması öfkeyle karşılanıp karşı taraf ölümüne taciz edilmez. Bunlar yüzünden kimseye saldırılmaz. Kimse dava edilip tutuklanmaz.
Öfkemiz kime?
Birbirimize karşı duyduğumuz bu öfkenin aslı kime diye sormak istiyorum.
İnsan insana öfke duyuyor anlıyorum da, hayvanlara, ağaçlara, çiçeklere neden öfke duyuyor onu hiç anlamıyorum.
Bir Caretta caretta'yı ayağına kaldırım taşı bağlayarak denize bırakmak nedir mesela? Denizde yüzen bir yunus balığını kurşunlamak nedir?
Kedi ve köpeklerin gördüğü eziyet ise saymakla bitmez.
Caretta carettaların yuvalarını işaretlemek için araştırmacılar tarafından konulan ve üzerinde uyarı yazısı bulunan kafesleri mangala çevirmek nedir?
Ya da orman yangına sebep olacak işler yapmak; ormanda mangal yakmak, sönmemiş sigarayı pencereden fırlatmak nedir?
Hiçbir şey yapamayınca en basitinden yol kenarında insanın yüzüne sevimli sevimli bakan menekşeleri yolmak nedir?
Nedir güzel olan her şeyi ezmek, çiğnemek, koparmak, tekmelemek, boğmak, kesmek, vurmak, öldürmek, yok etmek?
Nedir bu öfke?
Ulaşamadığı ciğere mundar demek midir?
Yoksa maruz kaldığımız bu öfke tepeden başlayan bir öfke seli midir?
Ki prompterlara yazılan metinler öfke sözleri ile bezeli ve insanlar da aynı öfkeyi birbirlerine duyup, birbirlerine ölümüne saldırıyor. Büyüklerimiz sevgi dili yerine öfke dili kullanıyor. Ancak sanki sürekli birbirlerine saldıran onlar değilmiş gibi tenhalarda el ele göz göze, aman efendim canım efendim sarmaş dolaş olunuyor.
Olansa topluma oluyor.
Pişman değil, üzülmüyor, utanmıyor
Öfkeyle kalkan zararla oturur derdi büyüklerimiz. Keskin sirke küpüne zarar derlerdi. Bir anlık öfkeyle aldığın can, verdiğin zarar öfken geçince pişmanlık getirir, öldürdüğün toprakta, sen mapusta çürürsün, ölenin ailesi de perişan olur, senin de derlerdi. Yanında kesici delici ateşli silah taşıma derlerdi.
Geldiğimiz noktada herkesin belinde tabanca, elinde pompalı tüfek, bıçak, pala, döner bıçağı, ne Allah verdiyse artık. Arabalarda levyenin yerini Beyzbol sopası almış. Ülkede beyzbol sporu yok ama sopası var. Beyin patlatmaca, kol bacak kırmaca en basit spor olmuş çıkmış. Bir kişiye on kişi dalmak da cabası.
Gerçek suçlular ve kötüler saldırganlıkları ile hayatta kalırken, kimseye zararı olmayan insanlar patır patır öldürülüyor.
Kadın cinayetleri artık sokak ortasında, evladının, ana babasının gözü önünde işleniyor.
Lakin suçlular asla ama asla pişman olmuyor.
İlk suçunda alıp hapse koyuyorsun, tahliye olur olmaz kaldığı yerden devam ediyor. Utanmak ne kelime, yaptıkları ile gurur duyuyor. Kaç "leşi" olduğunu omzunda apolet gibi taşıyor.
Öfke batağı herkesi içine çekip yutuyor. Bu girdapta herkes boğuluyor.
Tahrik eden ve aşağılayan ben değilim
Espriden ve ironiden anlamayan kompleksli ve ezik bir topluluk olduk sonunda. Bunu söyleyince de "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu" ile suçlanmak var.
Hey! Halkı kin ve düşmanlığa sevk eden ben değilim, benim sözlerim yüzünden savaş çıkmadı. Aşağılık olmayan kimseyi de aşağılamıyorum, hatta olanları bile aşağılamıyorum. Sadece durum tespiti yapıyorum.
Benim öfkem fakir zengin, güzel çirkin, açık kapalı, diplomalı diplomasız, kadın erkek, genç yaşlı, dinli dinsiz olmasına değil; gerilemeye, duyarsızlaşmaya, vahşileşmeye, kabalaşmaya, arsızlaşmaya, terbiyesizleşmeye, saygısızlaşmaya.
Nedeni var çaresi yok! (mu?)
Maalesef ki bunların arkasında fakirleşme ve fakir tutulma, eğitimsizleşme ve eğitimsiz bırakılma, aşağılanma ve aşağılık olmayı sıradanlaştırma var.
Adil olmayan bir hayat içinde insanlardan adaletli, insanca yaşamayanlardan insanca davranış bekliyoruz.
Efendi davranışlardan gittikçe uzaklaşırken kendimizi, yeni normal olarak distopik romanlarda okuduğumuz bu hoyrat ve öfkeli hayatın içinde bulduk.
Akran zorbalığından iş yeri zorbalığına, evlilikten birlikteliğe, komşuluktan akrabalığa herkes birbirini zorbalar, öldürür ya da ölmesine sebep olur oldu.
İyi olmadı. Çok kötü oldu.
Belki de; siz birbirinizi imha edin, geri kalanları biz toplarız dercesine istenen buydu ve sonunda istenen oldu.
Üzgünüm; kendimize gelmez ve birbirimize sarılmazsak her geçen gün daha da dolaşan bu sarmaldan çıkamayacağız...
24 Haziran 2026 / C.E.Y.
Had Safhada Saçmalama Dönemi / 21 Eylül 2022
Had Safhada Kötülük Dönemi / 7 Kasım 2022
Had Safhada Vahşet Dönemi / 25 Kasım 2022
Had Safhada Ahmaklık Dönemi / 15 Aralık 2022
Had Safhada Öfke Dönemi / 24 Haziran 2026
Kaybettiğimiz değerler üzerine yazdığım yazılardan sadece birkaçı:
İncelikler Yüzünden / 27 Kasım 2010
Hoşgörüsüzleri hoş görmüyorum / 29 Mayıs 2015
Tekdiri geçelim, tokmağa gelelim! / 23 Ağustos 2019
Susamam, Susmam! / 7 Eylül 2019
Zam-bak Zum-bak! / 24 Ocak 2020
Mutsuzum / 14 Şubat 2020
Ayvatoğullarıgiller / 29 Mart 2021
Dip! / 13 Ağustos 2021
Dipsiz Kuyu / 31 Temmuz 2023
Şaşırmıyorum! / 16 Aralık 2023
Boynun Eğri! / 26 Mayıs 2024







