9 Mayıs 2026 Cumartesi

"Hekimlik Yalnızca Muayene Odalarında Yapılan Bir Meslek Değildir!"

Bursa Tabip Odası’nın 12 Nisan 2026 günü yapılan Olağan Seçimli Genel Kurulu'nun ardından göreve başlayan yeni Yönetim Kurulu, 9 Mayıs 2026 Cumartesi sabahı Tabipler Lokali’nde ‘Basınla Tanışma Kahvaltısı düzenledi. 
Sağlık konusunda verecekleri mesajları topluma iletecek ve toplumda sağlıkla ilgili eksik gedik, doğru yanlış ne varsa kendilerine iletecek olan kurumun basın olduğunun bilinci ile düzenlenen bu buluşmada Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Ferda Firdin ve Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Deniz Alpan, Dr. Serdar Sarıtaş, Dr. Özlem Sezen ve Dr. Kenan Ergus hazır bulundu. 
Başkan Ferda Firdin; bunun yalnızca bir tanışma kahvaltısı değil; Bursa’da sağlık hakkını, toplumun doğru bilgiye ulaşması hakkını ve kamusal sorumluluğu birlikte konuşabileceğimiz bir dayanışma ortamı olduğunu söyleyerek başladı konuşmasına. 

"Hekimlik yalnızca muayene odalarında yapılan bir meslek değildir"
Bursa Tabip Odası olarak hekimliğin yalnızca muayene odalarında yapılan bir meslek olmadığına inandıklarını, hekimliğin toplumun sağlığını, yaşam hakkını ve insan onurunu savunma sorumluluğu olduğunu, bu nedenle sağlık alanında yaşanan her sorunun, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğunu dile getirdi ve bu noktada basının rolünün son derece değerli olduğunun altını çizdi. Doğru bilginin, sağlık gibi doğrudan insan yaşamını ilgilendiren alanlarda, toplum için adeta koruyucu hekimlik işlevi gördüğünü, bilimsel gerçeklerin, halk sağlığını ilgilendiren gelişmelerin ve sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunların kamuoyuna doğru biçimde aktarılmasının büyük önem taşıdığını, Bursa Tabip Odası olarak şeffaf, ulaşılabilir ve yapıcı bir iletişim anlayışı içinde olacaklarını; eleştirileri de önerileri de toplum yararını merkeze alarak paylaşacaklarını, sağlık sistemindeki aksaklıkları konuşurken yalnızca sorunları değil, çözüm yollarını da birlikte tartışmayı önemsediklerini belirtti. Sağlıkta şiddetin arttığı, hekim göçünün derinleştiği, vatandaşın nitelikli sağlık hizmetine ulaşmakta zorlandığı bir dönemde, toplumun sağlık hakkını ve hekimliğin etik değerlerini kararlılıkla savunmaya devam edeceklerini, daha sağlıklı ve daha umutlu bir kent için basın ile yan yana yürümeyi dilediklerini belirtti. 

Bu kısa ve öz açılış konuşmasının ardından sorular ardı ardına gelmeye başladı. 
İlk soru tabii ki sağlık alanlarının satışı konusu oldu. 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, içinde Bursa Memleket Hastanesi yerleşkesinin, Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesinin, AOS Hastanesi ek hizmet alanının, Bursa Nilüfer FSM'deki "Hastane Alanının", Bursa Ağız ve Diş Sağlığı Araştırma Hastanesinin, Bursa Yenişehir'deki eski aile sağlığı merkezi binasının, Bursa Mustafakemalpaşa'daki Tepecik Aile Sağlığı Merkezinin de olduğu, 32 ildeki toplam 71 sağlık alanı ve tesisi özelleştirme kapsamına alınmıştı. 
Ferda Firdin bu konuda üzerlerine düşeni yapmaya devam edeceklerini, Bursa Tabip Odası olarak sağlık hizmetlerinin ticari bir meta değil, bir kamu hakkı olduğunu savunduklarını ve halkın vergileriyle oluşturulmuş sağlık alanlarının özelleştirilmesini kabul etmediklerini; bu konuda 27 Nisan günü AOS Onkoloji Hastanesi önünde bir açıklama yaptıklarını söyledi. 

Türkiye’nin ilk “Devlet Hastanesi” Bursa Gureba Hastanesi
Burada araya girelim ve zamanda hızlı bir yolculuk yapalım. Bursa Devlet Hastanesi'nin tarihi epey eskilere gider. Tanzimat Dönemi Bursa'sında açılan ilk hastane Hamidiye Gureba Hastanesi'dir. Darüşşifa 1855 depreminde zarar görünce, “Anadolu Sağ Kol Müfettişi” sıfatıyla Hüdavendigar vilayetinin valisi olarak 1862 yılında göreve başlayan Ahmet Vefik Paşa, Bursa’da tüm çevrenin ihtiyacına cevap verebilecek bir hastane yaptırabilmek için eski saray (Devlet Hastanesinin karşısındaki çamlık alan)  diye anılan yerdeki Damat Efendi Konağı’nı kamulaştırarak onarım çalışmalarını başlatır. Binanın onarım çalışmaları ve gerekli malzemelerin sağlanması sırasında Ahmet Vefik Paşa görevden alınır. Binanın onarımı ancak Vali Hakkı Paşazade Hacı İzzet Paşa zamanında biter. Hastane, 1868 yılında Bahattin Efendi vekaletinde, Ahmet Vefik Paşa’nın da onayı ve izniyle açılır. Ahmet Vefik Paşa, 1879 yılında ikinci kez Bursa Valisi olunca, hastaneyi geliştirerek 45 erkek ve 15 kadın hasta kapasitesini sağlar. Böylece Bursa Gureba Hastanesi Bursa’nın ilk modern sağlık kurumu ve aynı zamanda Türkiye’nin de ilk “Devlet Hastanesi” olarak tarihe geçer. (Kaynak: OSMANLILAR DÖNEMİNDE BURSA’DA  YAPTIRILAN HASTANELER  Sezer ERER)
Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi arşivi
Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi arşivi
Hastanenin tarihî kimliği böyleyken, 
Bursa'nın kalbindeki Memleket Hastanesi 16 Temmuz 2019 günü kapatıldı. Çünkü 4 Temmuz 2019 tarihinde şehrin dışında koskocaman bir Şehir Hastanesi açılmıştı. Artık Memleket Hastanesine gerek YOK'tu. Herkes, o tarihte henüz yolu dahi olmayan, Şehir Hastanesi'ne gitmeliydi. Ya da şehrin içinde çoğalan özel hastanelerden imdat dilenmeliydi. 
Ahmet Emin Yılmaz 29 Kasım 2020 tarihli yazısında, Memleket Hastanesi'nin yeniden açılması için oluşan yoğun talep üzerine AK Parti Bursa Milletvekili Dr. Mustafa Esgin'in konuyu Ankara'ya taşıdığını ve emeklerinin karşılığı olarak Bursa'ya müjdeli haberi getirdiğini yazmış:
Esgin, "Depremsellik sorunu olan bina restorasyonu yapılıp yenilenecek. Kentin anılarının yaşadığı bina (400 yataklı) Memleket Hastanesi olarak Bursa’ya yeniden sağlık hizmeti verecek.” demiş.
Ama...
13 Nisan 2022
Sonra, sonra hiçbir şey olmadı.  
Sonra yine hiçbir şey olmadı.
Sonra bir şey oldu ve Bursa Memleket Hastanesi 24 Nisan 2026 günü yayımlanan kararla kendini sağlık alanı satışı içinde buldu. AK Parti Bursa eski milletvekili Mustafa Esgin yine konuyla ilgili bir açıklama yaptı ve Bursa’da sağlık kuruluşlarının satışa çıkarıldığı iddialarını yalanladı. “İçinde sağlık kuruluşu bulunan, fiilen çalışan veya yapımı devam eden hiçbir sağlık tesisinin ne arsası ne binası satılmaz, satılamaz. Herkes rahat olsun.” diyerek kamuoyuna güvence verdi. 
(Bu açıklamadan "içinde sağlık kuruluşu yoksa ya da fiilen çalışmıyorsa satılabilir!" sonucu çıkıyor ya neyse.)

Şehir büyük, yatak az!
Ferda Firdin'in belirttiğine göre Türkiye'nin dördüncü büyük şehri olan Bursa maalesef ki yatak sayısında 35. sırada imiş. Hâl böyleyken var olan hastanelerin kapatılması elbette ki kabul edilemez diyor Firdin. Bu karardan geri dönülmezse halk ile birlikte mücadeleyi sürdüreceklerini söylüyor. "Bursa Tabip Odası sadece hekimlerin özlük haklarını savunmuyor, halkın sağlığını da önemsiyor." diyor.
BaĞzıları gelişmeyi doktor dövmeyle ölçse de, zamanında hastaneyi imece usulü yapan halkın torunları dedelerinin emanetine sahip çıkıyor. Bursa Tabip Odası da yanlarında duruyor..

Hasta çok, hastane az!
Belli bir yaşın üzerindeki pek çok kişi hastaneleri ya da sağlık ocaklarını sosyalleşme alanı olarak kullanıyor ayrı. Şehir içindeki sağlık ocakları teknik olarak yetersiz kaldığından hastanelerin acillerinde yaşanan yığılma ayrı. Hastanelerden randevu alabilmek ayrı. Hastayı muayene edebilmesi için doktora verilen süre ayrı. Her hâlükârda doktor da çaresiz kalıyor, hasta da, hastane personeli de. Her bir tarafın ayrı ayrı haklı ve ayrı ayrı mağdur olduğu sağlık sistemin sağlıklı olduğunu söylemek zor. 

Bursa Tabip Odası Ferda Firdin ve Yönetim Kurulu Üyesi doktorlarımızın konuşmalarından birkaç satırbaşı:
* "Kamu kaynaklarının özele aktarılmasına karşıyız. Özel hastaneler özel kalmalı."
* "Hekime yönelik şiddette Bursa nispeten iyi durumda."
* "Halkın bizi yukarıda değil, kendilerinin yanında görmesini istiyoruz."
* "Tıp Fakültelerinde kapasitenin çok üzerine çıkılıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor."
* "Hanta virüsünün Pandemi yaratacağını düşünmüyoruz."
* "Hastanede sosyalleşmenin sebepleri araştırılıp çözüm üretilmeli. İşsiz psikologlar istihdam edilebilir. Sağlıklı Yaşam merkezleri çoğaltılabilir."
* "Aşı reddi yaygınlaşıyor. Kızamık vakalarında artış var. Geç kızamık diye bir vaka var. Aşı yaptırılmamış bir çocuk 12-13 yaşlarında sinir sistemi tutulumuyla felç oluyor. Bunun tedavisi yok. Bu çocuğun kurtuluşu yok. Aşı konusunda ısrarcıyız."
* "Aşı karşıtlığı sürerse ileride bildiğimiz hastalıkların pandemisini yaşayabiliriz."
* "Yürüyormuş gibi görünse de sağlık sistemi çökmüş."
* "Koruyucu hekimlik gereken önemi görmüyor."
* "Hasta memnuniyeti önceleniyor. Sağlık, satın alınabilir bir şey oldu."
* "Sağlıkta denetlemeye ve düzenlemeye ihtiyaç var. Sağlığı para kazanma alanı olmaktan çıkarmak gerekiyor."
* "Doktorların ülkeyi terk etmesinin altında yatan sebep sadece "ekonomi" değil."
* "Türkiye gelişmiş ülkelerin hem cihaz hem de ilaç anlamında pazarı. Çok fazla tarama yapıyor, çok fazla ilaç kullanıyoruz."
* "Basamaklı sağlık sistemi olmalı."
* "Doktorun ücreti performans baskısı ile oluşmamalı."
* "Aile Sağlık Merkezleri çoğalmalı."
****
Hastaneleri basan haşaratlardan radyolojik görüntülemelere kadar pek çok konunun konuşulduğu basın toplantısını anlatmak için masama oturduğumda ülkenin Sağlık ve Eğitim bütçesini sorgulamak düştü aklıma. ChatGPT'ye sordum kısaca. Şöyle bir döküverdi verileri:

Sağlık Bütçesi 2026
2026 yılı için merkezi yönetim bütçesi toplamı yaklaşık 19 trilyon TL olarak teklif edilmiştir ve bu miktarın sadece %7,8'i Sağlık Bakanlığı için ayrılmıştır. (1 trilyon 482 milyar)
Koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay toplam bütçenin %28'i. (280 milyar 414 milyon 960 bin)
2026 yılı bütçesinden şehir hastanelerini inşa eden ve işleten şirketlere en az 136 milyar TL ödenecektir. 
(Yukarıda yazdıklarımın üzerine başka bir şey söylemiyorum.)

Eğitim Bütçesi 2026
2026 yılı eğitim bütçesi, yükseköğretim kurumları da dahil olmak üzere 2 trilyon 896 milyar TL olarak belirlenmiştir. 
MEB bütçesi: Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) 2026 yılı için 1 trilyon 944 milyar TL ödenek ayrılmıştır. 
(Okullar temizlik ve ısınma işlerini Okul Aile Birliğine yapılan bağışlarla döndürüyor.) 

Malum; siyaset, kaynakların nereye kullanılacağını belirler. 
Ben iki bakanlığı sorguladım. Diğer bakanlıkların bütçesini de siz sorgulayın. Bakalım hangi kaynaklar nerelere dağılıyor. Biz sıradan vatandaşlar göremeyiz ama; acaba örtülü ödeneklerle hangi paralar hangi mecralara akıtılıyor...
Alım gücümüzün düşmesine ve temel gıda maddelerine dahi ulaşımımızın zorlaştığına bakarsak, bunu sormak en doğal hakkımız...
9 Mayıs 2026 / C.E.Y.

Bu bir 'Körükçü Süleyman' öyküsüdür (Konuralp Başol) / 5 Haziran 2014
"Biz Ölüyoruz!" (Koronavirüs) / 19 Ağustos 2020
Milletin Cebinden Kimlerin Cebine? (Şehir Hastaneleri) / 25 Ocak 2023
Ben Sana Doktor Olamazsın Demedim! (Yenidoğan Çetesi) / 21 Ekim 2024
Aşıdan Korkma, Geç Kalmaktan Kork! (Kanser) / 3 Nisan 2026

6 Mayıs 2026 Çarşamba

Şehre Sezen Geldi, Gülümse

Sezen Aksu dendi mi akan sular durur bizim buralarda. Bir dertleniriz, bir hüzünleniriz, bir ağlar bir güler, çapkınlaşır, cesaretlenir, dile gelir, dize gelir, dize getiririz. 
Sezen duygularını öyle yoğun yaşar ve öyle cesur haykırır ki, ortaya Sezen imzalı şarkılar çıkar. Ta içimizde bir yerlere dokunur hepsi. Bizim de içimizde bir yerlerde o duyguların barındığını hatırlatır bize. Evet, biz de aşık olmuşuzdur. Bizim de başımızda kavak yelleri esip karnımızda kelebekler uçuşmuştur. Biz de ayrılmış, bizim de göğsümüz pare pare olmuş, biz de ayıp mayıp demeden gelmişine geçmişine saydırmışızdır. Bizim de isyanlarımız, hasretlerimiz, çaresizliklerimiz, özlemlerimiz, arzularımız, kıskançlıklarımız, hezeyanlarımız, paranoyalarımız vardır. Kimi gün biz de bir erkeğe göz süzüp, süzdüğümüzden hafiften utanmış, bazen de tüm cesaretimizle karşısına dikilip Sezen misali "Onu alma beni al!" demişizdir. 
Sezen bunların hepsini dize dize, nota nota şarkı yapıp ipe dizerken hissedip de dile getiremediklerimize tercüman olur. O bizim sesimiz, bizim nefesimizdir.

Biraz bencilce olacak ama; Sezen iyi ki aşık olmuş şarkı yapmış, ayrılmış şarkı yapmış, sevinmiş şarkı yapmış, üzülmüş şarkı yapmış, kızmış şarkı yapmış, dertlenmiş şarkı yapmış, kahrolmuş şarkı yapmış. İyi ki derinden nefes alışlarını, ahlarını, haykırışlarını, gülüşlerini, zıpırlıklarını şarkılara yansıtmış. 
Ve iyi ki Bursa'da 5 Mayıs akşamı Sezen Aksu şarkılarından oluşan bir konser yapılmış. 
Konseri kim mi yapmış? Gelin anlatayım...

Geri Dön Sezen
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi TSM Korosu'nun T.C. Kültür Bakanlığı Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Ses Sanatçısı Filiz Furuncuoğlu Başıbüyük şefliğinde, Uğur Mumcu Sahnesinde verdiği konserin teması Sezen Aksu şarkıları, adı da Geri Dön Sezen idi. 
'Minik Serçe'ye kendi şarkılarıyla seslendik. Yetti gari sahnelerden uzak kaldığın, artık Geri Dön dedik. Yine aşık ol, yine ayrıl, yine şarkılar yap dedik. Lakin nafile.
Artık dönemezdi. O Lâle Devri Çocuklarından biriydi. Çiçek Çocuklarının döneminin bittiği gibi onun da "aşk şarkıları" dönemi bitmişti. O artık şarkılarını aşka değil, acılara yazar olmuştu.

O gece Sezen şarkılarından yirmi beşini solo olarak koristlerden, ikisini korodan, ikisini de iki özel isimden dinledik. Konser, Sezen Aksu şarkılarını başarılı yorumlamasıyla bilinen Ayça Özcan'ın seslendirdiği Gülümse eseri ile başladı. Ardından Şef Filiz Başıbüyük Sezen'in çok fazla bilinmeyen eserlerinden biri olan İlk Gün Gibi'yi okudu. 
Ve arkası geldi...
Ayça Özcan
Kaybolan Yıllar, Minik Serçe, İkinci Bahar, Sorma, Büklüm Büklüm, Küçüğüm, Rüya, Yedi Kocalı Hürmüz, Her Şeyi Yak, Seni Yerler, Alaturka, Aykırı Çiçek, Sen Ağlama, Lâle Devri, Belalım, Onu Alma Beni Al, Tutuklu, Sultan Süleyman, Tükeneceğiz, Vazgeçtim, Vay, Unut, Hazan, Zalim, Yalnızca Sitem ve Değer mi Hiç?
Serhat Turan • Eda Garip
Konserin sunuculuğunu Hülya Kuşçu yaptı. Nilüfer Belediyesi TSM Korosu koristlerinden olan iki güçlü ses, Eda Garip ile Serhat Turan koroya vokalleriyle destek verdi. Filiz hocanın dediğine göre, zaten bu gecenin müsebbibi de Serhat Turan idi. 

Konu Sezen olunca salon hıncahınç doldu. Ücretsiz olan konserde erken gelen oturdu ve dışarıda kalanların bazıları hüsran içinde evlerine döndü Katlanır sandalyeleriyle gelenler kenarlara ilişti. Pek çok kişi merdivenlere çöktü. Eve dönmeyenlerden bazı kişiler konseri kapı ağzında ayakta dikilerek izledi.
Bu da bize bir kez daha Nilüfer'in daha büyük salonlara ihtiyacı olduğunu hatırlattı. Salon yapılana kadar bekleyemeyiz diyorsanız, bu konserin daha büyük salonlarda tekrar yapılmasını talep edebilirsiniz. Ki ben ediyorum...

Sezen şarkıları gecesinde tüm şarkılar hep birlikte söylendi. Solistlerin çoğunun nota sehpası üzerindeki sözlere ihtiyacı yoktu. Hepsi birbirinden uzun ve bir o kadar derin sözler adeta kalplere yazılmış, hiçbir yazıya ihtiyaç kalmaksızın kendiliğinden dökülüyordu. 

Repertuvardaki şarkıların hepsi ezbere bildiğim şarkılardı ama nedense bu gece bu şarkılar bana daha çok dokunuyordu? Yaştan mı, yaşanmışlıklardan mı bilmem, Sezen'in minicik bedende taşıdığı kocaman ruhuyla yaptığı şarkıların sözleri bu akşam bir başka anlamlıydı. 

Sezen'in dünyasından çıkan bu şarkılar herkesin şarkısıydı.
Şarkıları solo okuyan koristler onu hissederek okudular. Bazen enstrümanlar sustu, izleyici sustu, şarkıyı dupduru bir halde seslendiren solist huşu içinde dinlendi.
Fıkır fıkır şarkılar fıkır fıkır söylendi. Sahne tarafı ayrı kaynadı, seyirci tarafı ayrı kaynadı.
Biraz neşe, biraz hüzün, biraz sitem, hepsi birbirine karıştı.
Biliyorduk ki Sezen, kahkaha dolu dünyası içinde büyük bir hazine taşıyordu….
Şükrü Deviren • Ercan Çarıkçı • Kadir Eryiğit
Konser sonunda Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ercan Çarıkçı sahneye gelerek çiçek takdiminde bulundu. Ayrıca izleyiciler arasında Bursa Uludağ Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Kadir Eryiğit ile Bursa Devlet Korosu Şef Yardımcısı Özer Yavaş da vardı…
****
Spotify listelerinin tartışmasız en çok dinlenen sanatçısı olan Sezen Aksu bir döneme öyle güçlü bir imza atmıştı ki, ona kimse "Git Öte" diyemiyordu. Ki onun yazdığı sözleri bugün birileri yazsa RTÜK hemen tepesine çöker, "Hanım hanım ne diyorsun sen?" der. Ama onlar da biliyor ki bu millet Sezen'i kimseye yedirmez. O yüzden de Sezen'e laf yok!
Konser boyu keşke Sezen de burada olsaydı da Yapay Zekâyla yapılmamış, tamamen organik, kanlı canlı bu konseri ve bu Sezen aşkını canlı canlı görseydi dedim. 
Sezen Aksu zaman zaman bazı kesimlerle ters düşmüş olsa da halkın gözünde hiç değer kaybetmemiş, hep sevilmişti. Doğaldı, içtendi, neşeliydi. Sahnede elinde mikrofonla şarkılarını okuyup fıkraları ardı ardına patlatırken de, evinin bahçesinde elinde hortumla bahçesini yıkarken de stardı.

Çok Özlemişiz Çok
O sahnelere geri döner mi bilmem ama benim içimde günün hay huyundan unuttuğum pek çok şeyin geri döndüğü kesin. İbo'nun "Benim Balonlarım Vardı" şarkısında gibiydim. Benim nahif duygularım, hayallerim, masumiyetim vardı. Onları kimler 
çaldıysa çaldı ama Sezen hepsini alıp yerli yerine koydu.

Sevgili korist arkadaşlarım ve sevgili şefim; bana ve eminim benimle birlikte pek çok kişiye Sezenli günlerimizi tekrar hatırlattığınız için  ayrı ayrı hepinize teşekkür ediyorum ve bu serilerin devamını diliyorum.
Besbelli ki Kayahan gibi, Nilüfer gibi, Ajda gibi kült isimlerin şarkılarından oluşan repertuvarlar epey ilgi görecek. 
Bizden söylemesi, sizden de bizi dinleyerek "söylemesi" ve yine bizden de sizi keyifle "dinlemesi"... 
6 Mayıs 2026 / C.E.Y. 

Bursa 'Kadın Seramik Sanatçılar Sergisi'ne Hazırlanıyor

2. Ulusal Kadın Seramik Sanatçıları Sergisi Bursa 2026

Durma Sanat ve Ninecim Sanatevi ortak çalışması olan 2. Ulusal Kadın Seramik Sanatçıları Sergisi Bursa, 2026 yılı Ekim ayında gerçekleşecek. Bursa Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği BUFSAD iş birliği ile fotoğraf sanatı ve seramik sanatını bir araya getirecek olan sergide BUFSAD üyesi olan fotoğraf sanatçılarının, seramik sanatçılarının atölyelerinde yaptıkları fotoğraf çekimlerinden oluşan seçki ile seramik eserlerden oluşan seçki birlikte sergilenecek. 
Onur Konuğunun Seramik Sanatçısı Prof. Sevim Çizer olduğu sergiye 5 Mayıs 2026-15 Haziran 2026 tarihleri arasında başvurulabilecek. 
Sergiye katılım koşulları ve şartnameye dataizm.art adresinden ulaşılabilecek. 
Sergi online ve seçili eserler sergisi olarak iki alanda gerçekleşecek. Seçili eserlerden oluşan seçki sergisinin açılışı Bursa Ninecim Sanatevi’nde 3 Ekim 2026 tarihinde, online sergi ile aynı günde yapılacak. Sergi 4 Kasım 2026 tarihinde sona erecek.

Sergi Manifestosu
"Linda Nochl’in 1971 yılında yayımlanan ‘Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?’ İsimli makalesiyle kadınların dünya sanatındaki yerlerini sorgulamaları başlamıştır. Pek çok sanat disiplini için olduğu gibi bu değişim seramik sanatı üretimi yapan tüm kadınları da etkilemeye başlamıştır. Ülkemiz özellikle de seramik sanatı açısından seramik üretimine elverişli topraklara sahip olan bir ülkedir ve topraklarında geleneksel seramik üretiminde kadınlar yer almaktadır. Geleneksel seramik üretiminde kadının varlığı ile başlayan seramik üretiminde zaman içinde çağdaş seramik sanatının doğuşu başlamıştır ve seramik sanatçılarının Cumhuriyet dönemiyle birlikte varlıkları hissedilir olmuştur. Türkiye’deki kadın seramikçilerin antikçağlardan günümüze uzanan toprakla kuvvetli bağı vardır. Antik çağlardan itibaren kap kacak, idol, süs eşyası ve idoller gibi nesnelerin üretimi ile başlayıp bir sanat disiplini olarak gelecek yüzyıllarda da üretilmeye devam edecektir.
Toprak Ana demekle; Toprak ve kadın ilişkisinin düşünsel ve nesnel olarak varlığı kabul edilmiştir. Mitolojik öykülerde ve dini metinlerde görüldüğü gibi insanın ilk oluşumunun topraktan geldiği düşünülmüştür. Babil yazıtlarında Sümer mitolojisinde, Mısır mitolojisinde, ilk insanın topraktan yaratıldığı bahsedilmiştir. İlk insanın yaratılışından sonra kadının doğurma yeteneği ile toprak gibi insana can veren olması ile ilişkili olarak toprakla kadın özdeşleştirilmiştir.
Anadolu’ da tarlayı ekmek, bakmak, biçmek de kadının sorumluluğunda olmuştur. Tarlada çalışan kadın, evde de yemeği yapan kadındır ve yemeğin, suyun kabını da yüzyılladır yine kendisi toprakla şekil vermiştir. Sadece şekil vermekle kalmayıp ruhunun güzelliklerini de seramik üretimlerinde dekorlarla yansıtmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup, kadınlara siyasi haklarını verdikten sonra kadınların aktif olarak her alanda yer alması ve ilerlemesini istemiştir.
Cumhuriyetle birlikte sanatta kadınlar yavaş̧ yavaş̧ görünür hale gelirken seramik sanatında da ilk eserleriyle görülmeye başlamıştır. İlk seramik atölyesini kuran kadın seramik sanatçımız modern bir Cumhuriyet kadını olan Füreya Koral olmuştur. Füreya Koral ile başlayan Türkiye’de çağdaş̧ seramik sanatı günümüzde her gün dehada bilinip güçlenerek sürdürülmektedir. Mediha Akarsu, Beril Anılan Mert, Bingül Başarır, Müfide Çalık, Jale Yılmabaşar, Alev Ebüzziya Siesby, Azade Köker, Ayfer Karamani, Güngör Güner, Nasip İyem, ve daha pek çok seramik sanatçısı ve onlara eklenen nice genç sanatçılarla ulusal kadın seramik sanatçılarımızı bilmek ve tanımak bizim için değerlidir.
2019 yılında gerçekleşen 1. Bursa Ulusal Kadın Seramik Sanatçıları Sergisi ile 58 ulusal kadın seramik sanatçısını ağırlayan şehrimiz, 2022 ve 2024 yıllarında Bursa Uluslararası Seramik Bienali ile iki bienalde pek çok seramik sanatçısına eserleri ile ev sahipliği yaparken Prof. Beril Anılanmert ve Prof. Güngör Güner gibi Çağdaş seramik sanatının kadın öncülerini onur konuğu olarak ağırlamıştır. Ve 2026 yılında ikincisi gerçekleşecek olan 2. Bursa Ulusal Kadın Seramik Sanatçılar Sergisi’nin onur konuğu olarak da Prof. Sevim Çizer’i ağırlayacak olmaktan onur duymaktadır.
Durma Sanat ve Ninecim Sanatevi iş birliği ile sayın Necla Orhan ve Fatma Durmaz Yılbirlik önderliğinde 2026 yılının Ekim ayında gerçekleşecek olan online seramik sergisi ve aynı anda bu sergiden bir seçkinin Ninecim Sanatevi’nde sergilenmesi ile izleyici ile buluşacak olan eserler, kadın seramik sanatçılarımızı tanımak ve kalıcı bir arşiv oluşturmak ve bu arşivin bir sanal müze haline gelmesi bakımından önem taşıyacaktır. Bufsad fotoğraf sanatçılarının fotoğrafları ile iki sanat disiplininin birlikte sergilenmesi ile eserler büyük bir sanatsal zenginlikle izleyiciye sunulacaktır.
Ulus olarak ülkemizin değerlerine önce ülkemizin evlatları olarak bizim sahip çıkmamız ve korumamız gerekmektedir. Bu misyonla seramik sanatının gelişmesi, bilinmesi ve korunması için Bursa şehri seramik sanatçıları, sanat sever ve destekçileri olarak çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Bu sergi de yolumuzun önemli mihenk taşlarından biri olarak yer alacaktır. Tüm katılacak olan sanatçılara teşekkür ederiz."


Seçici Kurul:             
Ayşe Balyemez • Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Kemal Tizgöl •  Akdeniz Üniversitesi
Safiye Başar • Koceli Üniversitesi
Buket Acarturk • Sakarya Üniversitesi
Candan Terwiel • Hacettepe Üniversitesi
Candan Güngör • Dokuz Eylül Üniversitesi
H. Mehmet Balcı
Şebnem Tuna
Tarık Akkurt
Dilek Erkoç

Sergi Küratörleri:       
Huri Aykut Ülker ve H. Mehmet Balcı

Sergi Destek Ekibi:   
Arzu Aykut
Abdullah Ekin
Canan Temizelli
Çiğdem Karayel
Çiğdem Şahin
Güneş İlker

Necla Orhan • Prof.Dr. Sevim Çizer

3 Ekim 2026 tarihinde online sergi katılımcıların eserlerinden oluşan 15 eserlik bir seçki seramik sergisi BUFSAD fotoğraf sanatçılarının çektiği ‘seramik sanatçılarının atölyelerinden kesitler’i içeren bir fotoğraf sergisi ile birlikte Ninecim Sanatevi’nde yapılacak seramik sergisiyle aynı anda izleyici ile buluşacaktır. Aynı sergide sergi onur konuğu Prof. Sevim Çizer’in bir solo sergisi ve söyleşisi olacaktır. Online sergide olan tüm eserler ve sanatçılar sergi alanında sergi boyunca ekranda video paylaşımı olarak yayınlanacaktır.

Online Sergi Katılım Süreci;
-Sanatçılardan kendilerini temsil edecek özgün seramik eserlerle katılması istenmektedir. Tema ve teknik sanatçının seçim ve kararına bırakılmıştır.
-Seramik eserler ölçüsel olarak sergilemede uygulanabilir sergileme çözümleri ve ölçülerle sanatçının inisiyatifine bırakılmıştır. Kaide üzerinde sergilenecek eserler 40x40 cm alana yerleşecek şekilde planlanmalıdır.
-Sanatçı, eserlerinin tamamen kendisine ait olduğunu, üçüncü bir kişinin fikri mülkiyet hakkı dahil herhangi bir hakkını ihlal etmediğini taahhüt eder.  Sergi Organizasyonu Sanatçı’nın Eserleri sebebiyle üçüncü kişilerin fikri mülkiyet hakları ile ilgili herhangi bir zarara uğraması halinde, Sanatçı bu zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
- Sergide yer alacak eserlerin seçkisini ve düzenlemesini sergi küratörü yapar, sanatçı-sanatçılar sergi seçkisi ve kurulumu hakkında hiçbir talepte veya referansta bulunamaz.
- Yüksek çözünürlüklü sergi görseli beyaz ya da siyah fon üzerinde çekilmiş olarak gönderilecektir. Sanatçının kısa özgeçmişi, iletişim bilgileri, eserin teknik ve anlam bilgilerini içeren bilgi ve görseller tek bir word belgesinin içinde dosya adı sanatçının adı soyadı olacak şekilde hazırlanarak 15 Haziran 2026 gününe kadar hagaatolye@gmail.com adresine gönderilecektir.
-Eserler www.dataizm.art Online Sergi Salonu’nda izlenime sunulacaktır.
-Seçici kurul tarafından seçilerek Ninecim Sanat Evi’nde sergilenecek eser sahiplerine bilgi verilecektir.
-Sanatçı online sergi için üç adet eserle katılabilir. Eser fiyatı, teknik bilgileri ve eser hakkında metin varsa verilmelidir.
-Online sergi aynı zamanda Ulusal Kadın Seramik Sanatçılar için bir tanıtım ve birlikte olma alanı olacaktır. Sanatçı, başvurusuyla sergi için gönderilen bilgi ve görsellerinin medya, sosyal medya ve web sitesinde paylaşım onayını kabul etmiş sayılır.
- Seçici kurul tarafından seçilen eserlerde, eser gönderimi ve alımı sanatçıya aittir. Eserin hassasiyeti göz önüne alınarak eserin alınması, sergilenmesi ve sanatçıya teslim edilmesi süreçlerinde oluşabilecek her türlü olumsuz durumdan sanatçı sorumludur. Sergi organizasyonunda yer alan kişi ve kurumlar, sergi alanı ya da destek veren sponsor veya gönüllüler eserle ilgili oluşabilecek herhangi bir olumsuz durumdan sorumlu değildir. Başvurusu ile sanatçının bunu onayladığı kabul edilir.
-Eserler elden sanat galerisine uygun bir ambalaj ile teslim edilebilir veya yine korunaklı uygun ambalaj ile kargo ile gönderilebilir. Kargo ücreti eserin geliş ve gidişinde sanatçıya aittir. Ücreti ödenmemiş eserler kabul edilmeyecektir.
 
Eserlerin gönderim adresi:
Ninecim Sanatevi : Balat Mahallesi Hudut Sokak 1.C D/2 Nilüfer / BURSA
İlgili Kişi: 
Sanatevi yöneticisi Cem Safa Adıgüzel 
Mobil: +90  537 980 18 25
 

3 Nisan 2026 Cuma

Aşıdan Korkma, Geç Kalmaktan Kork!

"KANSER"e dikkat çekmek adına her yıl 1-7 Nisan arasında pek çok etkinlik düzenlenen Ulusal Kanser Haftası'nın programı bu yıl yine dolu doluydu.
Bursa'da Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği ONKODAY bu kez daha yoğun bir programla çıktı karşımıza. "Farkındalık, Erken Tanı ve Bilimsel Mücadele"yi önceleyen programların basın tanıtım toplantısı, Onkoday Sosyal Tesislerinde yapıldı. Toplantıda Onkoday Yönetim Kurulu Başkanı Füsun Önen derneğin amacını, çalışmalarını ve 1-7 Nisan arasında yapılacak etkinlikleri; Onkoday Bilim Kurulu Üyeleri olan Prof. Dr. Türkkan Evrensel, Op. Dr. Coşkun Özer ve Prof. Dr. Lütfi Özkan ise kanserin nedenlerini ve tedavi süreçlerini anlattı. 

1- 7 Nisan 2026 Onkoday Takvimi
Bu hafta yapılacak olan etkinliklerin proje ortakları Nilüfer Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Orkestra Şube Müdürlüğü, Hayat Hastanesi, Nosab ve Yüzüncü Yıl Mahalle Muhtarlığı.
1 Nisan Çarşamba sabahı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan Kanser Haftası açılış toplantısına katılınmış. Öğleden sonra Koza Han önünde bir bilgilendirme standı açılmış ve Bursa Büyükşehir Bandosu eşliğinde broşür dağıtılmış.
2 Nisan Perşembe gününün sabah saatlerinde basın toplantısı yapıldı. Saat 14:00'te Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi'nde, Güzin Abraş moderatörlüğünde, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Uzmanı Genel Cerrah Doç. Dr. Kâzım Şenol ile Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen'in katıldığı "Bedenin Sana Fısıldar, Onu Duy" başlıklı etkinlikteydik. 

Füsun Önen’in “Önce ben!” demeyi öğrenmenin önemini vurguladığı etkinlikte, kanseri yenen ONKODAY Konuk Evi fikrinin sahibi Seher Özgen, “Önce hayır demeyi öğrendim! Sevdiklerimin bana destek olması için onlara fırsat verdim.” diyen Zühal Okan, hastalık sürecini anlattığı Pamuk İpliği kitabını yazan ve imzalayan Seher Çarkın Elmalı ile “İnsan en çok sevdiklerinin üzülmesine üzülüyor” diyen Fatma Asan da kısa birer konuşma yaparak hem erken teşhisin önemini hem de bilim dışı yöntemlerden uzak durulması gerektiğini kendi hikâyeleriyle anlattılar. 
Bu programa Yüzüncü Yıl Muhtarlığı Halk Oyunları Ekibi ile Ritim Ekibi de eşlik etti. 
3 Nisan Cuma günü Hayat Hastanesi'nde açılan stantta Hayat Hastanesi iş birliği ile erken teşhis ve tarama randevu yönlendirmeleri yapıldı.
Onkoday tarafından Hareket Günü ilan edilen 5 Nisan Pazar günü Nilüfer Belediyesi iş birliği ile Misi Köyü'nde farkındalık yürüyüşü yapılacak.
Moral ve Eğitim Günü olarak seçilen 6 Nisan Pazartesi günü sabah saatlerinde Bursa Uludağ Üniversitesi Kemoterapi Servisi ziyaret edilecek. Aynı gün öğleden sonra Yıldırım Kız Meslek Lisesi bilgilendirme semineri yapılacak.
7 Nisan Salı günü İl Sağlık Müdürlüğü'nün düzenlediği ve Cumhuriyet Caddesi'nde yapılacak olan yürüyüşe katılınacak.

Geçen Yıldan Bu Yıla Onkoday
Geçtiğimiz yıl açılışı Kent Meydanı AVM'de yapılan, daha sonra da Doruk Hastanesi'nde sergilenen; hastaların teşhis anından tedavi sürecine ve sonrasına kadar tüm duyguları yapay zekaya aktararak, o duyguların yansımasıyla ortaya çıkan resimlerden oluşan "Duyguların Yolculuğu" sergisi dünya çapında gümüş ödüle layık görülmüş.
Bu yıl da Onkoday'in iki önemli projesi var. 
Bunlardan biri Rahim Ağzı Kanseri ve HPV aşısı. Maalesef ki ülkemizde HPV aşısı devlet tarafından karşılanmıyor. Onkoday bu aşıyı dezavantajlı gruplara ücretsiz uygulayabilmek üzere çaba gösterecek. Özellikle kız çocuklarını aşılanması elzem
İkinci proje ise kanser hastası çocuklar için hazırlanacak özel bir uygulama. Kanser hastası çocukların ücretsiz indirecekleri bu program ile onların eğitim hayatları, sosyal ihtiyaçları, moral destekleri ile hastalık ve ilaçları takip edilebilecek. Bu çalışmalarda da Onkoday'ı destekleyen isim Coşkunöz Holding.

Bilinç Desteği • Bilim Desteği • Moral Desteği
Toplumda kanser bilincini artırmayı, erken teşhisin önemini anlatmayı ve hastaların yalnız olmadıklarını hissettirmeyi önemseyen Onkoday, moral ve desteğin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Çünkü bir elin diğerine uzanması bazen en güçlü ilaçtan daha etkilidir. Üzüntü insanı hasta edebiliyorsa mutluluk iyileştirebilir.
Füsun Önen, "Dünyada 20 milyon, ülkemizde ise 240 bin insan her yıl kanser tanısı alıyor. Her 5 ölümden birisinin sebebi kanser." diyor. (Son yıllarda akciğer kanseri vakalarında erkekler gerilerken, kadınlar açık ara önde koşuyormuş. Prof.Dr. Türkkan Evrensel bunun kadınlarda sigara tüketiminin artması ile bağlantılı olduğunu söyledi. Meme kanserinde de artış varmış.)
Kanserin görülmesinde genellikle çevre, yaşam ve fiziksel faktörlerin etkili. Hastalığa yakalanma oranı artsa da şifa bulma ve kurtulma oranı da epey yüksek. Gelişen tedavi yöntemleri ve erken tanı bunun en önemli nedeni. O sebeple sağlık kontrollerini düzenli yaptırmak, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak ve kanserle mücadelede bilinçli olmak lazım.

Taramanın önemi!
Basın toplantısında ve sonrasındaki etkinlikte konuşan Prof. Dr. Türkkan Evrensel, Op. Dr. Coşkun Özer, Prof. Dr. Lütfi Özkan, Genel Cerrah Doç. Dr. Kâzım Şenol ve Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen'in sunumları öncelikle kanserin oluşmaması için alınacak önlemler, oluşmuşsa kontrol altında tutulması için izlenecek yol üzerineydi. Bilimsel verilere göre kanserlerin %30-%50'si önlenebilir görünüyordu. (Sevindirici bir detay; Bursa halkı taramanın önemini anlamış ve hasta olmayı beklemeden tarama yaptırıyormuş. Ülke genelinde ise tarama sayısı %30 ile düşük seviyede.) 
Tütün ve tütün ürünlerinden, alkolden, güneş ışınlarından, obeziteden, hareketsizlikten, düzensiz ve dengesiz beslenmeden uzak durmalı; HPV ve Hepatit B gibi enfeksiyonlara karşı aşılama, meme kanserine karşı mamografi çektirme, serviks kanseri için HPV/DNA ve Smear testleri ile kolorektal kanser için gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi yapılmalıydı.
Tarama, kanserden ölümleri azaltan yegane yöntemdi.

Aşının önemi!
Yıllar boyu kızamık, difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, çiçek ya da verem gibi hastalıklarla boğuşan dünya, birçok hastalığı AŞI ile yendi. Her yeni aşı önceleri tepki aldı, sonuç alındıkça kabullenildi. Biz de aynısını Pandemide yaşadık. O dönemde bulunan aşılar üzerine pek çok tevatür yayıldı, havada komplo teorileri uçuştu, dünya aşı olanlar ile reddedenler olarak ikiye bölündü. 
Günümüzde de çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynler var ve bunun bir yaptırımı yok. Ne yazık ki pek çok hastalığın bu bilinçsizlik ile hortlayacağından endişe ediliyor.
(Aşıyı reddedenler aşısız olduklarından ötürü hastalanırlarsa tedavi edilme konuları ne olacak? Hipokrat ET mi diyecek, ETME mi?)
Yüzyıllardır var olan kanser belki hemen ya da hiç bitmeyecek ama başarısı tescillenmiş HPV aşılaması ile rahim ağzı kanseri engellenebilir. O yüzden kız çocuklarını aşılamak özellikle çok önemli. Tedavi daha zor, daha pahalı ve daha uzun bir yolculuk. Önleme ise daha kolay, daha ucuz ve daha başarılı.
Bilim dünyası hastalıklar üzerine çalışmaya ve çare üretmeye devam ediyor. Hastalıklar da şekil değiştirmeye. Sonsuz bir koşuda hastalıklar koşuyor, bilim kovalıyor. 

Tıbbın Alternatifi Sevgi ve Akıl
Bu arada hastalar "alternatif tıbba" yönelip bilimden uzaklaşıyor ve zaman zaman moda olup sonrasında unutulup bir köşeye atılan uygulamalardan medet umuyor. (Zakkumdu, çimen suyuydu, bakır bilezikti; neler neler görmedik ki!) Bıçak değerse kanserin azacağına inanıyor.
Oysa kanseri önlemek için izlenen yollar, 'zararın neresinden dönersen kâr' denilerek hastalıkta da izlense, inadım inat tutturulmasa, eski alışkanlıklar şımarıkça sürdürülmeye çalışılmasa, kanserle kavga etmek yerine onunla pazarlığa oturulsa ve anlaşılsa, o zaman kendi bedeninin bir çıldırma hali olan kanser hücreleri de dizginlenip yola gelecek belki. 
Bir yandan modern tıp sayesinde insan ömrü uzadı. Ömür uzadıkça kanser olma riski arttı ama bilim ile kanser ya önlendi ya da yok edildi.
Biliyoruz; ölümsüz değiliz. Tüm bu mücadeleler de ölmemek için değil, sağlıklı yaşamak için. 

Hasta bakarken hasta olma!
Malum; bir eve bir hastalık geldi mi birinci halkadan başlayarak tüm halkalar etkileniyor. Çok boyutlu bu mücadelede çekirdek aile, geniş aile, eş dost hısım akraba, konu komşu, şahsen ya da gıyaben tanıyan herkes ayrı üzülüyor. Ekonomik şartlar, fiziki şartlar, hijyenik şartlar, coğrafik şartlar tedavinin devamlılığını etkiliyor. Devamında yalnızlık, yorgunluk, bıkkınlık, bezginlik, ümitsizlik...
Hasta mı oldun hasta mı baktın derdi büyükler. Hasta bakan hastaya o kadar odaklanıyor ki, hastadan daha hasta oluyor, hatta bazen hastadan önce gidiyor.
O yüzden dengeyi sağlamak, aşırı duygusal olmamak lazım. Onkoday gibi STK'lar ve belediyelerin sosyal hizmet birimleri hastalara ve yakınlarına her konuda destek veriyor. Destek almayı da bilmek lazım.

İklim • Çevre • Teknoloji
Basın toplantısı katılımcıları gazeteciler olunca kanser üzerine daha geniş bir yelpazede sorular soruldu elbet. Elektronik aletler, gündemimizde olan 5 G, radyoaktivite, metropol hayatı, büyük şehirlerin stresi, azalan hareket, evden çalışma, havaya ve suya karışan atıklar, altın madenlerinin taşan siyanürlü havuzları, kontrolsüz gübreleme, kontrolsüz su çekme, madenlerde ya da fabrikalarda kötü şartlarda çalıştırılma, yetersiz beslenme, genetik faktörler, kanser ilaçlarının devlet tarafından karşılanma konusu ve dahası.
Bizim sorularımız bitmedi, doktorlarımız sorularımızı cevaplamaktan imtina etmedi. 
Yukarıda yazdıklarım onların anlatılarının bir özeti.
****
Bu ahval ve şerait içinde yaşamaya çalışırken her an "kansersin" sözünü duyabileceğimi biliyorum.
Gün gelip o zorlu yola girmemek için "önleyici" olan her şeyi yapıyorum. Girersem de bilimin izinden ayrılmam ve tali yollara sapmam mümkün değil. Olur da gerekirse; hastalık sürecini yönetmekte örnek aldığım hasta yakınlarım, birbirinden kıymetli doktorlarımız ve Onkoday gibi sivil toplum kuruluşları bana yol gösterici birer ışık olacak, yolumu aydınlatacak .Kendimi onlara emanet edeceğim.
Çocuk neşem ve sevinçlerim ile hayata tutunup, yine aynı neşeyle ipi bırakacağım.
1930'da yoktum, 2130'da da olmayacağım...
3 Nisan 2026 / C.E.Y.

31 Mart 2026 Salı

Adımlar Eşitlenene Kadar DIRDIR'a Devam

Osmangazi Belediyesi ev sahipliğinde ve Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi, Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği • CEİD iş birliğiyle düzenlenen “Şehirde Eşit Adımlar: Bursa Kadın Çalıştayı”, 28 - 29 Mart 2026 tarihlerinde, Bursa Almira Otel'de yapıldı. 
"Gücü kararlılığında"
Çalıştayın açılışında ev sahibi olarak konuşan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, çalıştay sonunda ortaya çıkacak sonuç bildirgesinin yalnızca yazılı bir metin değil, başta erkekler olmak üzere, şehri ve ülkeyi yönetenler için bir yol haritası ve rehber olacağına inandığını söyledi. Aydın, Atatürk'ün kadınlara verdiği hak ve özgürlüklerin altını çizerken, günümüz kadınının şiddete gittikçe daha fazla maruz kaldığını, bu tablonun değişmesi gerektiğini, eşitlik yönünde atılacak adımların en önemli itici gücünün yine kadınların kararlılığı olacağını belirtti. 

"Kadın cinayetleri politiktir"
Açılışta konuşan Bursa Barosu Başkanı Avukat Metin Öztosun, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nu, bu düzenlemenin kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasını hedeflediğini, ancak aradan geçen 100 yıla rağmen, kadın devriminin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini söyledi. "Eşitlik anayasamızda yazıyor ama bir türlü uygulanmıyor" dedi. Bursa Barosu’nun 22 kişilik yönetim kurulunun 14’ünün kadın olduğunun altını gururla çizdi.

"Eşitlik sorumluluktur"
Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Berna Esentürk ise, “Eşitlik bizim için sadece bir söylem değil aynı zamanda çok güçlü toplumsal sorumluluktur." diyerek, bu sorumluluğun yönetim anlayışında, kent politikalarında ve gündelik yaşamın her alanında karşılık bulması gerektiğini ifade etti.

"Karar alma mekanizmalarında daha fazla kadın"
Açılışta konuşan Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal, "Kadınlar masada yoksa eşit ve demokratik bir temsiliyetten bahsetmek mümkün değil" diyerek, çalıştayın önemli bir amacının da kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması,  istihdamda ve yerel yönetimlerde eşitliğin sağlanması, eğitimde ve teknolojide kadının söz hakkının olması, şehirler şekillendirilirken kadınların hizmet alan değil karar veren tarafta olması, özellikle Büyükşehir ve Osmangazi'de kadınlar karar alma mekanizmalarında daha çok yer alması gerektiğini söyledi.

"Bizim derdimiz ne?"
Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal bu çalıştayı düzenlerken 'biz neyi konuşmak istiyoruz' diye kendi kendilerine sorduklarını, herkesin her şeyi konuştuğunu ama bunun ortak bir dil oluşturmaya yetmediğini, bu yüzden Osmangazi'de kapı kapı gezerek herkesi dinlemeye ve anlamaya çalıştıklarını, böylece boşluğun nerede olduğunu gördüklerini söyledi. Kadınların ayak izlerini takip edince ortaya çıkan çalıştay fikri başkanın da desteği ile bugüne gelmişti. Bu fikre Bursa ve Nilüfer Kent Konseyleri Kadın Meclisleri de dahil olunca çalıştay daha genişlemişti.
Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir ile Masa Yürütücüleri olan Prof.Dr. Yücel Sayılar, Nursel Demir, Hayriye Demiralp, H. Hilal Karul Toptaş ve Dr. Nuray Şahin'in kısa konuşmaları sonrası çalıştay başladı.

DIRDIRCILAR İŞ BAŞINDA
Erkek kadın ilişkilerinde erkeklerin kadınlardan en mustarip olduğu konu kadınların çok dırdırcı olmaları, kadınların en mustarip olduğu konu ise geri kalan her şey...
Kızmayın hemen, bizi dırdır etmek zorunda bırakan sizsiniz. Bir şeyi bir kere söylediğimizde anlamış olsanız ikinciye niye söyleyelim, değil mi ama? 
Çok mu feminist bir giriş oldu? Yok yok, az bile. Biraz daha dırdır edelim.
Doğduğundan itibaren "yapan" erkek cinsi ile doğduğundan itibaren "yasaklanan" kadın cinsi arasında elbet farklar olacak. Yasaklamalar ve susturmalar da haliyle zaman içinde dile vuracak. 
Bugün bu çalıştayda kadınlar bir kez daha konuştu. Çıkan sesleri erkekler duymazdan gelirse kadınlar bir kez daha konuşacak, bir kez daha konuşacak, bir kez daha konuşacak. Kısacası; adımlar eşitlenene kadar kadınlar susmayacak.
Çünkü biz örgütlü olduğumuz zaman her şeyi başarabiliriz. Çünkü bazen dönüşüm aynı masada yan yana oturmakla başlar. Çünkü ne kadar çok akıl o kadar zenginlik.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az derler. Daha fazla davul çalmamızı ve daha fazla dırdır etmemizi istemiyorsanız yapmanız gereken belli. Kulaklarınızı, gözlerinizi, beyninizi ve kalbinizi açın yeter. Gerisini biz hallederiz...

En kapsamlı organizasyon
Kadınların ihtiyaçlarına doğrudan yanıt üretmeyi amaçlayan çalıştay, kent ölçeğinde bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı organizasyonlardan biri olarak kayda geçti. 
(Kısa bir not: 2022 yılında Yıldırım Belediyesi ve Bursa Teknik Üniversitesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Modern Dönemde Kadın Sorunları ve Çözüm Öneriler” başlıklı ortak bir çalıştay düzenlenmişti. Bugünkü 'Bursa Kadın Çalıştayı'nda Yıldırım Belediyesi'nden kimse yoktu. İlgililere sorduğumda; davet için Yıldırım Kent Konseyi Kadın Meclisi'ni aradıklarını ama ulaşamadıklarını, bıraktıkları mesaja dönüş sağlanmadığını öğrendim. Bu çalıştayda Bursa'nın doğusundaki büyük ilçemizden de temsilciler olsun ve Yıldırım'da kadın olmayı kendileri anlatsın isterdi gönül. (*))
Neyse ki, Derya Şimşek'in dile getirdiği Maya Angelou'nun, “Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.” sözü burada da geçerliydi...
20 masa • 20 raportör • 20 moderatör 
İki gün süren çalıştayda kadınlar 'KADIN'ı konuştu. 
Çalıştaya akademisyenler, sendika ve dernek yöneticileri, kooperatif temsilcileri, iş kadınları, emekçi kadınlar, akademisyenler, STK temsilcileri, yerel yönetim, kamu ve özel sektör yetkilileri ile 17 avukat kadın katıldı. Farklı sesler, farklı deneyimler, farklı diller bir masa etrafında, aynı platformda buluştu. 
Kadınlar 5 ana tema etrafında oluşturulan 5 ana ve 15 alt masada 20 masa, 20 raportör, 20 moderatör ve yaklaşık 200 katılımcı eşliğinde önce var olan sorunları tespit etti, sonra çözüm önerileri geliştirdi, son aşamada da öneriler somut projelere evrildi.
5 ana tema neydi diye soracak olursanız:
* Kadın Girişimciliği ve Kooperatifçilik
* Yerel Yönetimlerde Kadın Politikaları 
* Eğitim ve Teknoloji 
* Kadınların Sosyal Güvenliği ve Sağlığı 
* Kadın İstihdamı ve Çalışma Hayatı, idi.
Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal
Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi
Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal
Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir
CEİD
Kız Neşesi ile Çalışmak
Birinci gün sabah dokuz buçukta başlayan çalıştay akşam saatlerine kadar 20 masada devam etti. İkinci gün masalar birleşmiş, konuşmaktan sesler kısılmış, her masa başındaki büyük sayfalı öneri defterleri küçük notlarla, metinlerle ve yol haritalarıyla dolmuş, bilgisayar başındaki raportörlerin elleri yazmaktan uyuşmuştu. 
İki gün, güne başlarken olsun öğle arasında olsun hoplayıp zıplayarak neşelendiler, enerji depoladılar, birbirlerine daha çok ısındılar. 
Son saatlere gelindiğinde, sınavda cevap kâğıtlarını toplayan öğretmenin çağrılarına rağmen son soruları ayaküzeri cevaplamaya çalışan öğrenciler gibi, hâlâ bir şeyler yazıyor, hâlâ konuşuyor, hâlâ vazgeçmiyorlardı.
Sıra sonuç bildirgelerinin okunmasına geldiğinde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de salondaydı. O da kısa bir konuşma yaparak çalıştaya destek verdi ve çalıştayda çıkan sonuçlara kulak vereceğini söyledi. Çıkan sonuçların uygulanıp uygulanmadığını denetlemeyi ise yine kadınlara bıraktı.
Daha sonra moderatörler sırayla masalarından çıkan sonuçları kısa birer konuşma ile aktardılar.
Toplumsal cinsiyet bilinci, eşit iş eşit ücret, sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşmak, çocuklar ve bakıma muhtaç kişiler için bakımevleri, konuşma kürsüleri dahil şehrin kadınlar da gözetilerek yapılandırılması, şehirde engelli kadın olmanın dezavantajları, kadının ekonomik özgürlüğü derken ortaya bir kitaplık tespit ve öneri çıktı. (Afette kadın olmak, savaşta kadın olmak, kadına şiddet haberlerinde medyanın sorumluluğu gibi daha konuşulacak pek çok başlık vardı.)
“Şehirde Eşit Adımlar: Bursa Kadın Çalıştayı”nda ortaya çıkan bu sonuçlar, "Bursa Kadın Ekonomik Güçlenme ve Yerel Politika Strateji Belgesi" altında toplanarak kitaplaşacak ve yerel yönetimler ve ilgili kurumlar için yol gösterici bir kaynak olacak.
Umarız ki bu değerlendirmeler en alttan en üste, yerelden ulusala kadar her birim tarafından duyulur ve kale alınır.
Yazının başında ne demiştik?
Ne yazık ki karar vericilerin çoğu erkek olduğu için ve kadınlar hakkında her şeye onlar karar verdiği için, çıkan bu kararları erkekler duymazdan gelirse kadınlar bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha konuşacak ve adımlar eşitlenene kadar dırdır devam edecek.
Demem o ki;
Sevgili erkekler, bırakın artık kendi tercihiniz olmayan erkekliğinizle üstünlük taslamayı. Bu sizin için de bizim için de çok yorucu. Kendinizi de bizi de bir salın. Salın ki şu üç günlük dünyayı birbirimize dar etmeyelim, bırakın hepimiz azıcık rahat edelim...
Kapiş?
31 Mart 2026 / C.E.Y.

(*) Modern Dönemde Kadın Olmak / 8 Mart 2022 

KADIN üzerine yazdığım yüzlerce yazımdan birkaçı:
Toplumsal Cinsiyet Bilinci / 8 Aralık 2012
Sen kimsin be adam! / 22 Eylül 2014

Artık utanan taraf kadın olmayacak! / 16 Şubat 2015

Namussuz! / 26 Ocak 2016
Beleşçisin arkadaş! / 29 Ocak 2016
Hesapta biz de varız! / 5 Aralık 2016
Yasalarımız Var, Evet! / 25 Mart 2019