9 Mart 2026 Pazartesi

Girişimci Aşure Hanım

TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu, BUİKAD, TÜMKAD, Bursa Soroptimist Kulübü ve Uludağ Soroptimist Kulübü’nün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel düzenlediği Kadın Dayanışması İftarının konuk konuşmacısı olarak “Kendi Girişimciliğimin” hikâyesini yazıyla böyle anlattım. 10 Mart günü de sözle, yüz yüze anlatacağım.

Girişimcilik
Fransızlar girişimci anlamında "Entrepreneur" (Entre+Pre+Neur) sözcüğünü kullanıyor. İngiltere'de ise girişimcilere "Adventurer", yani maceracı deniyor.
Evet, hepimiz biraz maceracıyız ki, buradayız...

Girişimci maceracıdır, yaratıcıdır, yenilikçidir, hayal kurar, risk alır. Risk almaya meyillidir. Çünkü risk aldığını düşünmez. Daha doğrusu çok düşünmez ve yapar.

Ufak ölçekli kadın girişimcilere bakarsak, ya ev ekonomisine katkıda bulunmak için çıkmışlardır yola ya farklı bir alana merak sarmış ya da boş zamanlarını değerlendirmek istemişlerdir.

Üniversiteden mezun olan bir genç, bir şirkette çalışmak yerine boşluğu görüp, kendine yeni bir alan açıp oraya yönelmiştir.

Minik bir anı
2016 yılında, BUÜ İşletme Topluluğu ULİT, girişimcilik temalı güzel bir kongre düzenlemişti. Kongrede o dönem Bora Jet'in CEO'su olan Fatih Akol'ü dinlemiştim. Akol, '18 startup'ım var' diyerek başlamıştı söze. Anlattı anlattı, sonra da dedi ki, çocuklar burada yer kalmadı, kendinize yeni yerler bulun.  
Aynı etkinlikte konuşan Sadettin Saran "Düşmek var pes etmek yok" dedi. Vatan Bilgisayar CEO'su Hasan Vatan ise girişimciliği "Zaten vardı" teması üzerinden anlattı.
Farklı iş yapan ya da bir işi farklı yapan, sistemdeki boşluğu gören, kararlı olan, devamlılığı sağlayan başarıyordu...

Bu da Benim Girişimcilik Hikâyem
Benim hikâyem tamamen bir yetenek, sonsuz merak ve çalışkanlık hikâyesi. Ben de böyle olduğumu yazı yolculuğumda öğrendim. Çünkü bana göre ben normaldim. 
İlkokulun birinci sınıfını okumadan ikinci sınıfa geçenlerdenim. Hani hep en önde oturan o küçük kız var ya, işte o benim. Hâlâ önde ve ortada otururum. Çünkü iyi dinlerim, iyi gözlerim, iyi konsantre olurum. Çünkü öğrenmem lazım. Çünkü anlatmam lazım. Çünkü anlatırken öğrendiklerimi perçinliyorum.

İlkokul sıralarında iken Yıldız Teknik'te okuyan teyzemin oğluna mektup yazan teyzem bana dönerek, 'Sen de ağabeyine bir şeyler yazmak ister misin?' dedi. İstemez miydim hiç. Neler yazdığımı hatırlamıyorum ama teyzemin sözlerinin altına bir şeyler yazarken eniştemin divanda oturuşuna bakıp, onun resmini de mektubun bir köşesine çizerek, 'ben sana yazarken baban da böyle oturuyor' dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Resim, fotoğraf ve cümleler yazılarımda hep el ele oldu.

Ortaokul günlerimde üç yıl üst üste tiyatroda oynadım. Bütün oyunu ezbere bilirdim. Mesela bir oyuncu hastalansa ben onun rolünü oynayabilirdim. Ayrıca oyun da yazardım. O yaşta yazdığım bir oyunun altına, adapte eden ve senaryolaştıran Canan Ekinci diye imza atmışım. Kompozisyon defterlerim hâlâ duruyor. Ben onları okuyunca kendime şaşırıyorum. Vay diyorum, nasıl bir çocukmuşsun sen böyle! Ne kadar büyük laflar ediyormuşsun. Üstelik imlâ kurallarını daha o zaman çözmüşsün.

Yazabilmem ve farklı bakışa sahip olmam kompozisyonlarıma yansımış olmalı ki, Türkçe öğretmenimiz Hakkı Vural sonbahar üzerine bir yazı yazın dediğinde, ben klasik bir yazı yerine 3-4 farklı mini skeç içeren bir yazı yazdım. O yazı bana Orta 2'de kitap hediyesi getirdi. Motive oldum, mutlu oldum.
Yazmak benim için çok kolaydı. Yazmaya başladığımda durdurulamıyordum. Öyle ki, İzmir'e taşınan bir arkadaşımla mektuplaşıyorduk. O normal kâğıda yazıyordu, ben kareli büyük boy defterin her satırına yazıyordum. Anlatacak çok şeyim vardı.
Okuldan eve geldiğimde her şeyi anneme anlatmam lazımdı mesela. Annem artık kovalardı beni. 

Lisede bando takımındaydım, basketbol takımındaydım, folklor, masa tenisi, koşu, atletizm, jimnastik, okulda yapılacak ne varsa ben oradaydım. Bunların hiçbiri için evden izin almıyordum. Sadece durum bildiriyordum. Onlar da olmaz demiyordu.
Yazlarımız Kumyaka'da geçerdi. Kumyaka'ya geç gittiğimiz yazlarda evimizin karşısındaki Singer bayiinin plakçı bölümünde çalışıyordum. 
O da ayrı bir hikâye. 
13 yaşlarında küçük bir kız çocuğu olarak plakçı dükkânının önünde durup içeriden dışarıya taşan müziği dinlerdim hep. Bir gün Osman (İçöz) abi dedi ki, gel bana çırak ol. Ben de yine evdekilere bile sormadan dedim ki olur. Ertesi sabah dükkânı açmış, ortalığı temizliyordum.
 Karışık kaset günlerini hatırlarsınız. Listeler gelirdi, kasetlere doldururdum.
Orada satış yapmayı, müşteri ile konuşmayı, telefon kullanmayı, santrale bağlanmayı öğrendim. Müşteri ile senet yapılacağı zaman Mehmet amcayı çağırırdım. Evde dikiş makinesini kullanırdım, plakçıda da piko yapmayı öğrendim. Evde de dükkânda da hep teşvik edildim. İğne kırılsa da korkma dendi bana. Ben hiç engellenmedim.
Sanırım engellenmememin altında bilinç ve güven yatıyordu. 

Az evvel çalışkanım dedim ama benim karnem hiçbir zaman 9-10'larla dolu olmadı. Hiç takdir almadım. Hatta evlere televizyon girdiğinde Orta 3'teydim ve o yıl ilk dönem 5 zayıf getirdim. Tabii ben perişan. Eve geldim. Babam dedi ki, ne yaptın böyle Aşure hanım? Babam bana kızmamıştı. Ben salya sümük ağlamaya başladım.  Lise 1'e borçlu geçtim. Sonra toparladım. O iki yıl okul hayatımın en kötü dönemiydi diyebilirim. Bu acı tecrübe ile bir işi zamanında yapmayı öğrendim.

Babamın kendi şiirlerini yazdığı şiir defterleri olurdu. Hepsinin altında o şiirin nerede ve ne zaman yazıldığı yazardı. Fotoğrafların arkasında illa bir kısa not, tarih ve mekân bilgisi olurdu. Onlardan arşivciliği öğrendim.
Evde hep dergiler, kitaplar vardı. Ben hep okurdum. Her şeyi okurdum. Kendi kendime kalmayı çok sever, çok düşünürdüm. Ve derdim ki, bir gün ben bunları yazacağım.
Bir yandan da çizerdim. Her şeyi çizerdim. Bloknotlarımda aklınıza gelmeyecek figürlerin çizimleri olurdu. Kumyaka'da kendi kendime şiir defterleri tutar, yanlarına resim yapardım. Şarkı sözlerini bir klasörde toplardım. O dönem meşhur olan Rasputin, Reach Out I'll Be There, One Way Ticket'ın sözleri de vardı klasörde. Böylece şarkı bahanesiyle İngilizce’yi tanımaya çalışıyordum. Canım sıkıldıkça resim yapmanın yanı sıra sabunları yontarak minik heykelcikler de yapardım. Her şey şu anda evimde, hiçbirisini atmadım, attırmadım. Çünkü ben evlenirken çeyizle birlikte bir koca sandık kitap defter resim ıvır zıvır götürdüm yanımda. Çeyiz benim için önemli değildi ama bu servetim çok önemliydi. Annem ‘rezil ettin bizi diye’ söyleniyordu.

İlkokul birinci sınıfı okumamanın talihsizliğini liseyi bitirirken yaşadım. Sene 79'du ve terör göz açtırmıyordu. Babam dedi ki seni üniversiteye gönderemem. Sınava bile girmedim. Girersen kazanırsın, üzülürsün dediler. Öğretmenlerim çok ısrar etti ama karar değişmedi. Ben de isyankâr bir çocuk değilim, babam üzülmesin diye ses etmedim ama içimden kırıldım. Fakat ben yerinde sayacak biri olmadığımdan hemen gelen bir teklif üzerine YKM gibi çok katlı bir mağazanın muhasebesinde çalışmaya başladım.  Lise sondayken 10 parmak daktilo kursuna gitmiştim, matematik bölümü mezunuydum. 16 yaşındaydım ve koca mağazanın koca muhasebesi bana teslim edildi. Önce oraya kendi yöntemlerimle bir düzen getirdim, sonra o düzen içinde çalıştım. Çalışmaktan çok mutlu oldum. Evde boş oturamazdım.

Ve evlilik!
Ben müthiş bir düzen içinde çalışırken o dönem ağabey dediğim Osman (Yılmaz) abi benim yanıma gelip gitmeye başladı. Ben 17 yaşın pür neşesiyle herkesle kanka olan biri olarak onunla da sohbet ediyordum. Sonra bir gün bana dedi ki 'ben seninle evleneceğim'. Ben de ona dedim ki 'benim yaşım küçük, önümde ablam var ve benim çeyizim yok'. Çünkü ne benim evlenmeye niyetim vardı ne de kimsenin beni everesi. 
Olurdu olmazdı derken 4 ay süren mücadele sonrası madem okuyamayacağım o zaman evleneyim dedim. Anneme söyledim, annem babama söylemiş. Tabii babam şok. 'Ben 35 yaşıma kadar evlenmedim, hiç sesim çıkmadı, şunun ettiğine bak' demiş. Kendi kararlarını veren biri olarak kararımın arkasında durdum. 23 Haziran'da nişanlandık, 6 Aralık 1980 günü evlendik. Benim çalışma hayatım böylece sonlandı. Yeni bir hayat başladı.
79 yılında değil de 80 yılında mezun olmuş olsaydım belki bugün her şey bambaşka bir şekildeydi. Yaşanmadan bilinmez...

Ev Kadını Canan
1980 yılından 2010 yılına dek 30 yıl ev ve çocuklar dışında somut bir iş yapmadım. Ama hiç boş durmadım. 
Karacabey günlerinde sosyalleşmek için günler vardı, gün kadını oldum. Ama bildiğiniz gün kadınlarından değildim. 90 yılında Bursa'ya taşındık. 93'te küçük oğlum doğdu. O anaokuluna başlayana kadar her şeyi onunla yaptım, her yere onunla gittim. O okula başlayınca ben de İngilizce kursu, Bilgisayar kursu, Direksiyon hocalığı kursu ne varsa her şeye gitmeye başladım.

Bir gün İngilizce kursunda hocamız Jane bize ödev verdi. Altı karelik bir çizgi görseli yazıya dökecektik. Ödevler toplanırken ben ödevimi çıkardım, yanımdaki arkadaşım da çıkardı. O benim elime baktı, ben de onun. Benim ödevim har karenin bir sayfada anlatıldığı, üzerinde ödev kapağı olan adeta bir 'sanat eseri', adeta bir 'tez çalışması'ydı. Arkadaşımın çalışması ise telli bir defterden kopardığı yaprağın üzerinde her karenin bir cümle ile anlatıldığı bir metincikti. 
Yazarlık sürekli sinyal veriyordu. Ancak ben henüz sinyali almıyordum.

2002 yılında eşim rahatsızlandı. 2021'de vefatı ile sonlanacak çok ama çok zorlu bir yola girdik.
Bu arada büyük oğlum üniversitedeydi, küçük olan ilkokuldaydı. 19 yıl hem çocukların okullarıyla hem de hastalıklarla geçti.

Ancak ben yine boş durmuyordum. 
Bilgisayar ve internet benim yeni oyun alanımdı. 1984'te Commodere 64 ile tanıştığım bilişim dünyası 2000'lere geldiğimizde çok değişmişti. Bilgisayar kursunda öğrendiğim temel bilgiler ile kendimi güncelledim. Üzerine bir de sosyal medya gelince ben masanın üzerinde duran bu küçük ekrandan dünyaya açıldım.
2007 yılında Facebook'taydım. Hemen okul arkadaşlarımı buldum. Başkan bizi diskoya götür nidalarıyla 2010 yılında bir toplantı düzenledik. Katılım çok yüksek oldu. 31 yıl sonra buluşmuştuk.
Toplantının açılış konuşmasının metnini yazdım ve alkışlar arasında okudum. Bu buluşmanın Karacabey Meltem Gazetesi'nde yayımlanması için gazetenin muhabiri Nevzat Çakır'ı da davet etmiştik. Fakat gelemeyeceğini belirtmiş, birkaç fotoğraf ile bir metin yollamamı istemişti. 

O iş bende!
Bana yaz dendi ya, ben bir güzel yazdım. Fotoğraflarla birlikte kendisine mail attım. Nevzat bey dedi ki, 'Canan hanım bize hiç iş bırakmamışsınız'. Haber gazetede yayımlandı. Biz Nevzat ile Facebook MSN üzerinden memleketi kurtaran sohbetler etmeye başladık. Bir gün bana dedi ki, 'Canan hanım diliniz çok akıcı, insan sohbetten kopamıyor. Bize yazar mısınız?'
Tamam dedim, yazarım. Ve 5 Ekim 2010 günü ilk yazım gazetedeydi.
Ne ‘acaba olur mu’, ne ‘ay nasıl yaparım’ ne ‘birilerine sorsam mı danışsam mı’ demiş, kendi göbeğimi yine kendim kesmiştim...

O gün başladığım yazı hayatım bütün o hengâme içinde yazmaktan vazgeçmememle bugüne geldi.
2012 yılında çocukların ikisi de İstanbul'a gidene kadar sosyal hayata karışmadım. Öncelik çocuklardaydı.
Onlar gidince etkinliklere katılmaya başladım.
O zamana kadar Gazetemen dolayısıyla çok farklı bir kesim beni tanıyordu ama Bursa beni tanımıyordu. 2012'den sonra ise Bursa tanımaya başladı.
2010 yılında yazı ile birlikte resim hayatım da vardı. Kişisel sergiler açtım, karma sergilere katıldım. Ama yazı beni daha çok mutlu etti. Çünkü yazı ile hem kendimi tanıyor hem de bir yerlere dokunuyordum. Resmi bir kenara bıraktım, yazı ile devam ettim. Yazarken fark ettim ki yazılarımı resim yapar gibi yazıyorum. Bu kez tablo renklerden değil, sözcüklerden oluşuyor. Tabloya fırçayla değil klavye ile dokunuyorum. İkisinde de tarzım aynıydı. Çünkü ikisini de yapan bendim.
16 yılda milyonlarca cümle kurdum, bin beş yüz kadar yazı yazdım. Dediğim gibi; anlattıkça önce kendimi tanıdım, kendimin farkına vardım. Sonra farkındalık yarattım. 
Öğrenme aşkım, sonsuz merakım ve anlatma tutkum ile farklı bir gazetecilik tarzı oluşturdum. 
BUİKAD olarak 2015 yılında KAGİDER kurucu başkanı Gülden Türktan'ı konuk etmiştiniz. Onu dinledikten sonra kendisine 'bunları yazabilir miyim' diye sordum. Olumlu cevap verdi. Yazımı yazıp kendisiyle paylaştım. Böyle yazmam konusunda teşvik edici bir cevap ile döndü bana. 
Beni çok mutlu eden o maili hâlâ saklarım:
Canan Hanım Merhaba,
Süpersiniz. Tam bir gazete etiği ve çalışkanlık. Bravo.
Bence çok önemli bir iş yapıyorsunuz. Ben bunu basından bazı arkadaşlarıma önerdim. Çoğu yapmak istemedi. Şimdi, demek ki bunun da bir yaşı ve bir cesareti var diye düşünüyorum.
Başarılarınızın devamını diliyorum.
Sevgilerimle,
Gülden Türktan

Anlaşılmak güzeldi...

Ne Kazandım?
Bu 16 yılda mesaili çalışıp maaş almadım. Yazılar bana para kazandırmadı. Ama paranın kazandıramayacağı bir hayat kazandırdı. Kariyer, itibar, bilgisel ve manevi zenginleşme, mutluluk, ayakta kalma, güncellenme en büyük kazanımlarım oldu. Demek ki benim ihtiyacım buymuş dedim...
Bütün bunları gazetecilik ve yazarlık üzerine eğitim almadan yaptım. Ama genetiğimde gazetecilik vardı. Bursa'da 30'lu yıllar ve sonrasının en etkin gazetecisi olan Musa Ataş babamın dayısıydı. Şunu da yeni öğrendim; babam da gençken Kumyaka'da tiyatro yapmış, yazılar yazmış, gazete çıkartmış.
Benim yazmak için diplomaya ihtiyacım yoktu, önümde koskocaman bir açık üniversite vardı. Ben dünyaya hep öğrenilecek ve anlatılacak bir yer olarak bakıyordum. Benim istediğim her şey ZATEN önümdeydi. Ben sadece uzanıp aldım.
Bunu yaparken yeteneğime yaslanmadım. Sürekli okudum, öğrendim, öğrenmeyi hiç bırakmadım. Düzenli çalıştım, bazen sabahlara kadar masamın başında kaldım. Bu bana hiç zül gelmedi, bilakis mutluluk verdi. Yola çıktığımda 47 yaşındaydım. Yolda çok şey öğrendim. Çok güzel insanlar tanıdım. Herkes ile göz hizasında temas kurdum.
Konuşarak anlatmayı da seviyorum ama yazmanın geniş zamanlara yayılan konforu bir başka. Yazarken ne sözünüzü kesen biri var ne de karşınızda esneyen, sıkılan, sözü başka yere taşıyan biri. 2012 yılında açtığım YouTube kanalımda bazen kamera ile bazen de bir konuk ile konuştuğum pek çok videom mevcut.

Yazı tarzımı kimseye sorgulatmadım. Resimlerime de dokundurtmazdım, yazılarıma da müdahale ettirmedim. Ben böyle yazmak istiyorum dedim ve istediğim gibi yazdım. Kendime şu gazetede yazsam gibi bir hedef koymadım. Ben sadece yazdım. Ev kadınlığının, anne olmanın, evlat olmanın, izlediğim filmlerin, okuduğum kitapların, gözlemlediğim hayatların birikimi ile yazdım. Zaman zaman yazılarımı toplayıp kitap yaptım. Çünkü kâğıdın kalıcılığı ve kitabın zevkinin bir başka olduğunu biliyordum.

Dönüp arkama baktığımda yaşadıklarımda girişimcilik adına her şey vardı.
Natura, Yetenek, Çalışma, Merak, Engellenmeme, Kendine İnanç, Teşvik, Devamlılık, Sürekli Öğrenme, Yerinde Saymama, Teknolojiyi, Yenilikleri ve Araçları Kullanma, Doğru İletişim, Farkındalık Yaratma, İyi Gelme, Fayda Sağlama...

Buluştuğumuz zamanlarda ettiğimiz sohbetler esnasında kuzenim bana hep ‘İlahi Canan Abla!’ derdi. Meğer benim sırrım o “ilahi”lerde gizliymiş.
Babam hep Aşure Hanım diye seslenirdi bana. Meğer babam bendeki aşureliğin farkındaymış.
Ben de bunları yeni fark ediyorum, iyi mi…
9 Mart 2026 / C.E.Y.

10 Mart 2026

CANAN EKİNCİ YILMAZ
1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu.
Karacabey Lisesi 1979 (Matematik Bölümü) mezunu. 12 Eylül’e giden kargaşa içinde üniversiteye gidemedi.
80 yılında evlendi, 81 ve 93 doğumlu iki erkek evlat annesi.
Yazı hayatına 16 yıl önce, 5 Ekim 2010 tarihinde Karacabey Meltem Gazetesi’nde başladı.
Yazıları 2011 Ağustos’undan itibaren siyasî internet haber sitesi Gazetemen’de de yayımlanmaya başladı. Yılmaz aynı zamanda sitenin editörü oldu.
Konya’da “Yedi Bölge Anadolu” haber sitesi yazılarına talip olarak yazılarını Konyalılara ulaştırdı.
Bursa Kent Gazetesi’nin çıkardığı Kent Vizyon dergilerinde yazılarıyla yer aldı ve ardından da Kent Gazetesi’nde düzenli olarak yazmaya başladı.
2013 yılı başlarında Kent Gazetesi’nden ayrılarak arkadaşları ile Bursapost.com haber sitesini kurdu.
2015 yılı başında Bursapost’tan ayrılarak Gazetemen editörlüğüne döndü.
Gazetemen ile eş zamanlı olarak Radikal Blog’da yazmaya başladı. Gazetemen ve Radikal’in kapanışının ardından yazılarını Milliyet Blog üzerinden paylaştı.
2017 yılında Bursaport.com yazarları arasına girdi ve halen Bursaport.com haber sitesi yazarı.

FARKLI YAYINLARDA ÇIKAN BİRKAÇ YAZISI
2013 yılında Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin yayını olan ÇEK dergisinde “Geleceğe İmza Atan Adam” başlığı ile Osman Köseoğlu röportajı yayımlandı.
Yine 2013 yılında emniyet kemeri susturucusu üzerine yazdığı “Kafana takma, yerine tak!” yazısı Dünya Sağlık Örgütü’nün düzenlediği 2013 Yol Güvenliği Raporlama toplantısında paylaşıldı.
2014 yılında Ray Haber’de Bursa’nın tramvayı İpekböceği ile ilgili yazdığı “Caddelerde Bir Tırtıl” yazısı (kendisinden habersiz ve Levent Özen imzası ile) yayımlandı. Uyarılara rağmen isim düzeltilmedi.
Hayvanlar üzerine yazdığı yazılar Ajanimo.com’da yayımlandı.
2018 yılında Bipolar konusu üzerine yazdığı “Arkadaşım Bipolar” yazısı İngilizce’ye çevrilerek ‘Artness Contemporary’ dergisinde yayımlandı.
Sağlık temalı yazıları Bursa’da çıkan Pozitif Sağlık dergisinde düzenli yayımlandı.
Yazıları Bursa Sivil Gündem gazetesinde de paylaşıldı. Zaman zaman farklı yazarlar tarafından kendisine atfedilen yazıların öznesi oldu.
Ceyhun İrgil’in “Dönem Ödev” kitabında, “Sıradanlaşan Kötülüğün Sıradan Köleleri” yazısı ile yer aldı.

KATILIMLAR
2012 yılında As TV’de Ezgi Tarakçıoğlu ile Günü Yakala programına konuk oldu.
2017 yılında Bursa İnternet Gazetecileri Derneği BUİGDER Başkanlığına seçildi. Bir dönem başkanlık yaptı.
2019 yılında düzenlenen Kadın ve Umut haftası etkinlikleri kapsamında Edebiyatta Kadın Etkileri Paneli’nin moderatörlüğünü yaptı. YouTube kanalında paylaştığı panel, Denizlili bir öğretmen tarafından bir AB Projesi olan “Panel on Women Literature” projesinde kullanıldı.
2020 yılında BirGün gazetesi yazarı Sevin Okyay tarafından yazılan “Yaren, Prag’ın galibi” yazısına kaynak gösterildi.…
2020 yılında düzenlenen Kadın ve Umut Sanat Haftası etkinlikleri kapsamında, Sosyal Medya kullanımı üzerine, Adab-ı Muaşeret-ül Sosyal Medya başlıklı bir sunum yaptı.
2021 yılında İstanbul Rumeli Üniversitesi tarafından düzenlenen Kadına Şiddetle Mücadele Sempozyumunda “Kadına Şiddet Haberlerinde Medyanın Sorumluluğu” başlıklı sunumu ile yer aldı.
2022 yılında Woman TV’de İnci Bekarlı’nın sunduğu Yeniden Başla programına katıldı.
2023 yılında konuk olarak katıldığı, Bursa üzerine araştırma yapan ve yazanlardan oluşan Bursa Okulu oluşumunun bir parçası oldu.
2024 yılında, İkinci Uluslararası Bursa Seramik Bienali tanıtımı kapsamında Bursa’nın seramik sanatçıları ile sohbet videoları çekti. Tüm kayıtlar Bursa televizyonlarında gösterildi.
2025 yılında Bursa Araştırmaları Vakfı’na katıldı.

YAZILAR • VİDEOLAR
Yazılarını 2019 yılından bu yana uluslararası bir platform olan Medium.com’dan paylaşıyor. Yazılar Bursaport.com ve Karacabey Yörem Gazetesi’nde de yayımlanmaya devam ediyor. Tüm yazılarını Blogspot üzerinde arşivliyor.
Çok sık olmasa da zaman zaman 2012 yılında kendi adıyla açtığı YouTube kanalı üzerinden paylaşımlar yapıyor.

KİTAPLAR
Temalarına göre derlediği yazılarından oluşturduğu Anlat Canan AnlatEşeğini Kaybedenler Kulübü ve Yaşasın Dönüşüyoruz isimli 3 kitabı mevcut.
Kadına şiddeti konu alan yazılarından oluşan kitap, derleme aşamasında.
Bursa’nın kültür sanat hayatını anlatan yazılarından oluşan bir kitap ile bir “seyahatsever” olarak gezip gördüğü coğrafyaları anlatan yazılarından oluşan bir kitap proje aşamasında.

9 Aralık 2019 günü yayımlanan Anlat Canan Anlat kitabı üzerine yazdığım yazı:
Bir Kitap Hikâyesi / 9 Aralık 2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder