7 Mart 2026 Cumartesi

"Ağlamıyorum, Yağmur Yağıyor"

Nilüfer Belediyesi'nin '8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel düzenlediği etkinlikleri kapsamında, Nâzım Hikmet Kültürevi’nde yalnızca kadın katılımcılara açık olan "Yağmur Kadınlar Müzikali"ni biz kadınlar biz bize izledik.
Programda Prof.Dr. Özlem Doğuş Varlı, sahneye koyduğu, “Yağmur Kadınlar” müzikali ile sekiz farklı kadının hikayesi anlattı bizlere. Köylüsü kentlisi, akıllısı delisi derken dünden bugüne uzanan bir yolculuktu yaşadığımız. Onlarla güldük, onlarla hüzünlendik, onlarla neşelenip onlarla delirdik. 
O 8 kadın bizdik...
Sahneye (DAHA NASIL ANLATALIM! der gibi) davul çala çala çıkan Özlem Doğuş Varlı anlatısını “Yağmurun hafızası” teması etrafında şekillendirdi. Bu anlatıda üzerine "yağmur yağan" kadınlar vardı. 
Kimine hafif denmişti kimine deli (Ah Ayten, içmekle adam mı ölür diyorsun ama senin Hasan içkiyi çok ama çok içmiş!), kimi kuma ile "ödüllendirilmişti" kimi metres ile, kimi Karadeniz kadınıydı, kimi İran, kimi salon.
Kadınların kiminin üzerinde cam tavan vardı, kiminin sırtında sopa, kiminin karnında sıpa.
Özlem Hoca sahnede yaptığı minik dokunuşlar ile "Hop hop hop değiş Tonton!" tadında kılıktan kılığa girdi. Bir şapka, bir kolye, bir cümbüş, bir şalvar, bir yemeni, bir lastik pabuç, bir topuklu pabuç ve bir anda bürünülen karakter. 
Bu akşam barkovizyondan bize bakan Özlem Hoca'nın, büründüğü karakterle ilgili oluşturulmuş bir görseli altında ve Özlem Hoca'nın teatral yeteneği, okuduğu metinler, şiirler ve söylediği şarkılar ile sekiz kadının hayatına dokunduk. 
Özlem Doğuş Varlı yıllar boyu bu kadınları dinlemiş, bu kadınları araştırmıştı. Ve şimdi hepsi bu akşam resmettiği sekiz kadında can bulmuştu.
Her programında gösterinin temasına uygun şarkılara imza atan Varlı, bu geceye özel “Yağmur Kadınlar” şarkısını yazmış ve bestelemişti. Şarkı seslendirilirken izleyiciler kendilerine dağıtılan minik şemsiyeleri açınca ortaya rengarenk bir görüntü çıktı. Aynı gökyüzü altında farklı hayatlar yaşayan kadınlar şimdi kendi şemsiyelerinin altındaydı. 
Artık ıslanmayacaklardı...
Bu görüntüye modern dansıyla katılan Eylül Doğan izleyiciden büyük alkış aldı. 
Özlem Doğuş Varlı, sözü ve müziği kendisine ait olan eserlerin yanı sıra bilinen ezgileri de seslendirdi. Kendisine enstrümanlarıyla Güniz Alkaç, Fatma Aktürk, Neşe Üstünkaya, Umut Balta, Gürkan Sezgin, İlberk Kaya ve Batın Özkayoğlu eşlik etti. 
Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe dediği gibi şairin, hem hüzünlü hem neşeli geçen programın sonunda bütün alkışlar, başta Özlem Doğuş Varlı olmak üzere tüm ekibe geldi.
"Çünkü dünyayı kadınlar çalıyor, kadınlar söylüyor"
Özlem Doğuş Varlı böyle diyor. Ancak istenmeyen ve hor görülüp aşağılanan yine kadın oluyor. Kadınlara dışarıda çok iş az ücret, evde ise çok iş hiç ücret uygulanıyor. Kadının emeği yok sayılıyor. Sadece emeği mi, ruhu, aklı, duyguları, bedeni, kısacası kadın tümden yok sayılıyor. 
Bağnaz bir kafa için kadın okumuş okumamış, eli ekmek tutmuş tutmamış hiç fark etmiyor. Hatta o anlayışta (ya da anlamayışta) bir erkek kendisine muhtaç olmayan kadına daha bir gıcık oluyor. Kendisinin, kendisine muhtaç olmayan bir kadına muhtaç oluşuna ayrıca gıcık oluyor. Kendisine muhtaç olan bir kadını ise hiç insandan saymıyor.
Kadınlar ise içlerindeki sonsuz güç ile tüm dünyaya karşı durup direniyor ve insanlığın devamını (öldükten sonra en son çürüyen organları) rahimleri ile sağlıyor. Doğa bile en son kadının üreme organından vazgeçiyor...
Galiba erkekler içten içe kadının bu gücünü hazmedemiyor. 
Onlar da ayda bir salınan yumurtanın kıymeti ile milyonlarcası her gün öylesine saçılabilen kuyruklu iribaşların kıymetinin bir olmadığını biliyor. Onlar da kadınsız bir hayatın bir şeye benzemeyeceğini biliyor. Onlar da evin reisi kendileri olsa da evin direğinin kadın olduğunu biliyor.
Ama niye hâlâ kadınlar gününü kutlayıp, kadın hakları için mücadele etmek gerekiyor?

İlla Davul Çalmak mı Lazım?
Kadını anlatan etkinlikler sadece kadınlara özel mi olmalı, yoksa erkeklere özel programlar da yapılmalı mı buna karar veremiyorum. 
Ne acı ki hâlâ 'önce kadın kendini bir anlasın da' eşiğindeyiz. Erkekleri yetiştiren kadınsa, önce kadını yetiştirelim, arabayı atın önüne koymayalım diye diye yıllar geçti. Epey yol alınmadı değil, alındı ama kadına şiddet ve kadın cinayetleri hep önde koşuyor.
Bunu bir türlü çözemiyoruz.
 "Sonuçlardan korku kalmadığında herkesin gerçek yüzü çıkar!" der Anthony Hopkins. Trafik cezalarında olduğu gibi kadına şiddet cezalarında da şöyle hallice bir yaptırım olsa ve suçlular salınıvermese ki, belki anca öyle. 
Yoksa daha çok davul çalarız...

"Tehlikedeyim!"
Geçtiğimiz günlerde şiddete uğrayacağını uluslararası yardım dili ile anlatmaya çalışan bir kadın, karşıdakinin bu dili bilmemesi sebebiyle öldürülmekten kurtulamadı. Çünkü bu işaretin anlamını kadın biliyordu ancak karşısındaki erkek bilmiyordu. Bilginin tek taraflı olması yeterli olmadı.
Bir kadın yanındaki erkekten gizli olarak yaptığı bu el hareketleri ile size "tehlikedeyim" işareti veriyor. Lütfen dikkate alın ve hemen güvenlik birimlerine bildirin. Yoksa gözyaşları yine yağmur olup yağacak...

"Ağlamıyorum, yağmur yağıyor"
Ağlarız biz. Bazen içimize, bazen dışımıza yağmur gibi ağlarız. Bazen de gözyaşlarımız ha yağdı ha yağacak gibi titrer gözpınarlarımıza. Dökecek yaşımız varsa umudumuz tükenmemiştir henüz. Yağmurlarla yıkanır, yağmur olur yağar, güneş olur açarız. 
"Saygı yaşamdan daha uzun sürer" der Carl Jung. Sayıldıkça coşar, sayılmadıkça soğuruz.
"Ayrılık, insanın içini dökmekten vazgeçmesidir" der Şükrü Erbaş.
"Kötülük, bir başkasını görmezden gelmektir" der bir diğeri.
Görmezden geline geline yıllar birikir, yaşlar birikir, umut tükenir, heves kaçar, yığınlar altında ezilir, sonunda vazgeçeriz.
Bir gün, bir anda kururuz. 
Artık ne yağmur olup yağarız ne de bir yağmurda ıslanırız.
Gözyaşlarımız kurur, kahkahalarımız kurur, bedenimiz kurur, ruhumuz kurur. 
Kupkuru, kaskatı ve özgürüzdür artık.
Bu adaletsiz düzende özgürleşmenin bedeli kurumaktır...

Dinmeyen yağmurlar
Program bitip dışarı çıktığımda hafiften bir iki damla düştü yüzüme. Metroya koşturdum. Evime yakın durakta indiğimde yağmurdan eser yoktu. İçimdeki yağmurların dindiği gibi havadaki yağmur da dinmişti.
Lakin biliyordum ki yağmur bir yerlerde yağmaya devam ediyor.
Kimi hafiften ıslatıyor, kimi yarattığı girdapta boğuyor, kimi de önüne katıp yuvarlıyor. 
Dinmeyen bir yağmur altında şemsiyeli kadınlar kendilerini korurken şemsiyesiz kadınlar yağmur altında tir tir titriyor...
7 Mart 2026 / C.E.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder