9 Mayıs 2015 Cumartesi

Yalan söylüyorsunuz

Öncelikle şu kavramları bir oturtsak diyorum;
“Dindar olmak ahlâklı olmayı gerektirir, ahlâklı olmak ise bir dine mensup olmayı gerektirmez.”
Mutabık mıyız?
Hatta güzel ahlâklı insan tüm kavramların üzerinde bir yer bulur kendisine.
Güzelliklerini kimselere göstermeye gerek duymadan yaşar…
Ortalıkta bas bas bağırarak mangalda kül bırakmayanlar ise yarattıkları bu cayırtı ile neyi ispat etme derdindedirler bilinmez.

Ölen dinsizmiş…
Ölen inançsızmış…
Ölen masonmuş…
Ölen gavurmuş…
Ölen aleviymiş…
Ölen sünniymiş…
Ölen……………….
“Peki ya bütün bunlardan SANA NE!” demezler mi insana?
“Velev ki dediklerinin hepsi doğruydu, ama yine de sanane!” demezler mi?

Ölünün ardından konuşulmayacağını bilmez mi güzel ahlâklı insan?
Ölen ölmüş, başka bir aleme geçmiştir.
Ve bundan sonrası takdir-i ilahi değil midir?
Dindarım diyerek bu lafları edenlerin kendilerini karar verici olarak görmeleri neye delalettir?
Mevtanın dinini imanını sorgulayıp da nasıl defnedileceğine kadar konuşmak abesle iştigal değil midir?
Ölen kişinin bu dünyadan nasıl ayrılacağının kararını ailesi ve yakınları vermez mi? Onlar bilmezler mi cenazelerine nasıl davranacaklarını? İnançlarına göre uygulamazlar mı kararlarını?
Ölen kişinin ardından “iyiydi-kötüydü, severdim-sevmezdim” demek başka, boş laflarla sansasyon yaratmak başka…
Türkan Saylan için de konuştular en çirkininden, şimdi de Zeki Alasya’yı vuruyorlar yerden yere.
Bilmiyorlar ki ettikleri her kelamda kendi insaniyetsizliklerini ve ölü kişi üzerinden nemalanmaya çalıştıklarını sergiliyorlar.
Maksat gündeme gelmek, maksat ortalığı tozu dumana vermek, maksat ayrıştırmak, maksat bölmek…

Şunu biliniz ki biz;
Güzel ahlâklı her insanı hangi dine, hangi mezhebe, hangi ülkeye mensup olursa olsun kalbimize kabul edeceğiz. Onun ardından güzel düşüncelerimizi ve dualarımızı esirgemeyeceğiz.
Ne rengini göreceğiz, ne ibadet şeklini, ne de ibadet edip etmediğini…

Soruyorum size;
Zeki Alasya’nın Emek Sineması sahnesinde namaz kılanlar için ettiği lafı nasıl evirip çevirip “Alasya namaza karşıydı” haline getirdiniz…
İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda camiye atları niçin bağladığını bile bile, “Camileri ahıra çevirdiler” yalanını nasıl insanların önüne zevkle servis ettiniz…
Gezi olayları esnasında can havliyle camiye sığınanlar için edilen “Camiye ayakkabılarıyla girdiler, camide içki içtiler” yalanlarının aslını astarını dünya alem duydu zaten.
Yine Gezi olayları sırasında kurgulanan “Benim türbanlı bacımı…..” hikâyesini uydurup ısıtıp ısıtıp millete nasıl yedirdiniz…

Göz göre göre yalan söylüyorsunuz,
Ulaşamadığınız ciğere mundar deyip duruyorsunuz.
Hepimizi “sizler-bizler” diye ayrıştırıyorsunuz.
Hepimizin aynı evde, aynı çatı altında yaşadığını unutuyorsunuz.
“Siz-biz” derken temeller yerinden oynadı, çatı da başımıza ha çöktü ha çökecek görmüyorsunuz.
Pardon;
Yoksa görüyor musunuz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder