Sanayileşmenin ve daha fazla-daha hızlı üretim yapma hırsının sonucunda ortaya çıkan insan gücü sömürüsünün görmezden gelinmesi ile üretim alttan alta büyük bir felakete dönüşür.
İnsan emeğini vahşice sömüren sistem doğaya da acımaz. Tüm atıklarını öylece salar gitsin. Hava kirlenmiş, su kirlenmiş, toprak kirlenmiş, her şey zehre dönüşmüş kimin umurunda?
Ancak zehir kendilerine ve çocuklarına ulaşınca az da olsa ayıp bir ucundan yakalamaya çalışırlar. Bunu da kendilerini güvenli alanda tutmakla çözer (çözdüklerini zanneder), geri kalanları yine zehrin ortasında bırakırlar.
Değerli madenleri çıkartırken vahşi koşulları kullanır, insanları hem sağlıksız ortamda çalıştırır hem ücretlerini ödemez hem de hak talep edenleri dövdürür, işleri bitip "deaf" olup giderlerken de etrafı eski haline getirmez, arkalarına dahi bakmadan kaçarlar.
Yazdıklarım çok tanıdık geldi değil mi?
Bursaport yazarı Gazeteci Pelin Akdemir'in; Mustafa Bozbey başkanlığındaki Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 31 Mart 2023, 2 Temmuz 2024, 19 Ekim 2024, 12 Ocak 2025 tarihlerinde dört kez mühürlenen, ancak mührü kırıp çalışmaya devam eden tesis hakkında "mühür fekki" denilen mühür bozma suçunu işlediği gerekçesiyle hukuki süreç başlatılan "Orhaneli Termik Santrali" haberinin ilk satırlarına bakalım mesela:
"Aslında bir devlet kuruluşuydu. 1992 yılında elektrik üretimine başlamıştı. Devlet kontrolündeyken filtreler çalışıyor, filtrelerin yeterli olmadığı zamanda 3 yıl kapalı kalmış santral. Orhaneli Termik Santrali, 2014 yılında en yüksek teklifi veren Çelikler Holding’e verilmiş. Filtreler çalışmaz olmuş. Denetim mekanizması ortadan kalkmış. Ceza kes, öde, kirletmeye pardon işletmeye devam…
Santralde 15 gün filtre çalışmadığı zaman bütün giderlerini karşılıyormuş. Nepal’dan termik santralde çalışmak için işçi de getirilmiş.
Orhaneli ilçesinin Karıncalı Köyü’ne kalıyor santral. Santrali besleyen Bursa Linyitleri İşletmesi (BLİ) ağırlıklı olarak Gümüşpınar Köyü sınırları içinde.
Kışın arabaların üzeri kurum oluyor, yağmur değil çamur yağıyormuş.
Büyükorhan, Harmancık tarafındaki köyler daha çok etkileniyormuş. Karıncalı, Gümüşpınar, Altıntaş, Yörücekler, Girencik… Tarım arazileri üzerinde kül ve toz birikimi oluyormuş.
2018 yılında hazırlanan ÇED başvuru dosyasında kazanların ilk ateşlenmesinde (start-up) fuel-oil ve motorin kullanıldığı belirtilmiş. Ama fuel-oil bir devreye girip çıkınca simsiyah duman çıkarıyormuş."
Pelin'in çevre üzerine "yakından bakarak" yazdığı onlarca yazısı var.
"Badırga'nın sessiz çığlığı: Zeytinliklerden sanayi duvarlarına", "Nilüfer Çayı: Çevre ve insan sağlığı", "Kayapa Düellosu: Meclisten geçti, Mahalleden geçecek mi?", "Bursa madencilik tehdidi altında: Meyra'nın yasal olmayan atık barajı çöktü!" onlardan sadece birkaçı.
Kurşun Askerler değil, Kurşun Çocuklar
Bu yazıyı yazmamın nedeni Netflix'te izlediğim ve benzer olayların yaşandığını gördüğüm bir dizi oldu.
Malum; sinemanın gücü olaylara ve insanlara yakından ve çok yönden bakmaktan gelir. Genelleme ile dağılan etki, anlatımı bireyselleştirdikçe odakta toplanır ve insanı gerçeklerle en derinlerde yüzleştirir.
Orijinal adıyla "Lead Children", bize sunulan adıyla "Hayatı Zehir Olan Çocuklar" dizisi, SSCB döneminde Polonya'da üretim yapan bir ergitme tesisini, tesisin dibindeki işçi evlerinin çocuklarının "kansızlık" sanılan hastalık dolayısıyla ölmesini, konunun şehre tayin edilen bir çocuk doktorunun dikkatini çekmesini ve doktorun pek çok cephede verdiği amansız savaşı anlatır.
Çocuklar "daha fazla üretim adına" bacalardan filtresiz salınan gazlar sebebiyle kurşundan zehirleniyordur. (6 yaşından küçük çocuklar, zihinsel ve fiziksel gelişimi ciddi şekilde etkileyebilen kurşun zehirlenmesine karşı özellikle savunmasızdır. Çok yüksek seviyelerde kurşun zehirlenmesi ölümcül olabilir.)
Çünkü tesis yöneticileri filtrenin bacanın çekiş gücünü azalttığını, bunun da üretimi düşürdüğünü biliyor, o yüzden kendilerine verilen filtreleri kullanmayıp, işçi evlerine kendilerine masa örtüsü gibi şeyler yapsınlar diye dağıtıyorlardır.
![]() |
| Lead Children • Joanna Kulig |
Çocuklardaki şiddetli kurşun zehirlenmesini fark eden Jolanta Wadowska-Król, komünist devletin baskısı ve tesis kapanırsa işsiz kalmaktan korkan halk ile; kısacası siyasî hırs, ekonomik kaygı ve cehalet ile ölümüne savaşır.
![]() |
| Dr. Jolanta Wadowska-Król |
27 Haziran 1939 doğumlu Jolanta Wadowska-Król'ün konuyla ilgili doktora tezi kabul edilmez ama yıllar sonra, 2021 yılında Silezya Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilir. Jolanta Wadowska-Król 18 Haziran 2023 tarihinde vefat eder.
****
Dizide komünist dönemin yarattığı korku, güvensizlik, belirsizlik, acımasızlık, partide yükselme ve gözden düşme hızı, fakirlik ve cehalet iç içe geçiyor.
Tüm bunlara rağmen tek başına yola çıkan bir kadın doktorun inatla diğer kadınları yanına alabilmesi, kasaba halkını kendine inandırabilmesi ve halkın birbirini satmaması ile kendi ailesini ve kendi sağlığını (Jolanta da ağır metal zehirlenmesi yaşar, üstelik üçüncü çocuğuna hamiledir) riske atmasına rağmen yolundan dönmemesi karşısında komünist sistem dahi duramıyor ve ister istemez diz çöküyor.
Çünkü sistem, eğer ki bu sorun şiddetle çözülmeye çalışılırsa sorunun daha da büyüyeceğini ve kendilerini de yutacağını görüyor.
****
1970'lerden 2000'lere gelmiş ve hatta 2000'i 26 yıl geçmişken biz yine aynı filmin içindeyiz.
Yine madeni, yine atığı, yine zehri, yine şiddeti, yine hak gaspını konuşuyoruz...
15 milyar yaşında olduğu söylenen dünya tarihi içinde 56 yıl ne ki diyeceksiniz. Doğru...
Anlaşılan bu rakam 250 bin yılı bulan Homo Sapien tarihinde de pek bir şey değil.
Her türlü teknolojik ilerleme, medenîleşme, modernleşme ve hız çağının yanında "insanlığımız"ın çok ama çok yavaş ilerlediğini, en ufak bir marazada ilk ayarlara dönüverdiğini (bazen) kendimizde de hayretle izliyoruz.
Bir de Jolanta gibi her marazaya karşı dik duran, yıkılmayan, insanlığını bir an bile unutmayan ve yüksek ateş karşısında kurşun gibi erimeyerek "diğerlerine" örnek olan insanlar var ki; dünya onların yüzü suyu hürmetine dönüyor.
Lakin emekçileri, kadınları, çocukları dinlemeyen, kulaklarını ve gözlerini "insanlığa" kapatan kafalar ne yaptıklarını ya da ne yapmadıklarını bir türlü anlamıyor. Çünkü onlar dinlemeyi bilmiyor...
Sanki onlar da bizimle birlikte bu dünyada değil, başka bir dünyada yaşıyor.
Dünyayı ellerindeki kurşun askerlerle yönetmeye çalışırken kurşuna değen zehirli elleri ile önce kendini, sonra hepimizi zehirliyor.
****
Oysa bu zehri en aza indirmenin yolları var.
En basiti olan "Filtre"yi dahi kullanmıyorsanız ben size daha ne diyeyim...
Instagram Filtresi değil, Baca Filtresi kullanasıcalar diyeyim...
Üzerlerine kurşun döktürmeyip nazarlara uğrayasıcalar diyeyim...
Kurşun gibi eriyip gidesiceler diyeyim...
Hayatı zehir olasıcalar diyeyim...
Kurşun Askerlere gelesiceler diyeyim...
Adres sormayan kurşunlarla en derinden yanasıcalar diyeyim...
Yana yana akıllanasıcalar diyeyim...
Halkın her sözü değil, karar vericinin her yaptığı filtreye uğrayasıca diyeyim...
Diyeyim de diyeyim...
22 Ağustos 2026 / C.E.Y.
DOĞAYLA ve ÇEVREYLE İLGİLİ BAZI YAZILARIM
Ağaçlarımızı kesmeyin! / 13 Aralık 2010
Ah benim yorgun dünyam / 26 Ocak 2011
Susuz Yaz / 29 Temmuz 2011
Yaz Yangınları / 2 Ağustos 2011
Tarih kitaplarında yer almayan bir tarih / 6 Eylül 2011
Ne zaman çıkacak bu karanlıklar aydınlığa? / 2 Temmuz 2012
Subasmanınızın kotu nedir? / 5 Temmuz 2012
Yeşile düşman Griler… / 30 Mayıs 2013
Bütün hayvanlar çevreci, ya insanlar? / 5 Haziran 2013
Dünyanın renklerine dokunmayın… / 30 Ağustos 2013
Dünya itinayla cehenneme çevrilir! / 27 Ekim 2013
Dünyanın sahibi değil, emanetçisiyiz / 24 Aralık 2013
Zeytinin dalı budağı girsin gözünüze! / 8 Kasım 2014
Sizin yarattığınız cehennemde biz de yanıyoruz! / 2 Temmuz 2014
Bursa’dan bir Ediz Hun geçti… / 1 Mart 2015
Her Bursalı’nın bir dikili ağacı olmalı / 8 Ekim 2015
Artvin Cerattepe’ye bakar / 24 Şubat 2016
Doyuyoruz ama açız! / 28 Ekim 2016
“Japonlar yapmış ağbi!” / 17 Ağustos 2017
Bunun sonu açlık! / 8 Ağustos 2018
Çok Bilmiş Beceriksizler / 10 Ağustos 2018
Adam rolü yap, Ridley efendi! / 5 Kasım 2018
Servetin ne renk? / 2 Ağustos 2019
Önce Tedbir, Sonra Emanet / 4 Ağustos 2019
Susamam, Susmam! / 7 Eylül 2019
Tavşan Kaç / 13 Ağustos 2019
Süphaneke dinimiz amin! / 25 Ocak 2020
Aziz Türk Milleti’nden, Çaylar Şirketten’e / 2 Eylül 2020
Afet Değil Cinayet! / 3 Kasım 2020
İşimiz Zor! / 27 Temmuz 2021
Dip! / 13 Ağustos 2021
İnşaat Ya Resulallah! / 5 Nisan 2022
Dağınık Değil, Merkeziyetsiz / 3 Aralık 2022
Gidip de Dönmemek, Dönüp de Bulmamak Var / 10 Aralık 2022
Ağaçlarımızı kesmeyin! / 13 Aralık 2010
Ah benim yorgun dünyam / 26 Ocak 2011
Susuz Yaz / 29 Temmuz 2011
Yaz Yangınları / 2 Ağustos 2011
Tarih kitaplarında yer almayan bir tarih / 6 Eylül 2011
Ne zaman çıkacak bu karanlıklar aydınlığa? / 2 Temmuz 2012
Subasmanınızın kotu nedir? / 5 Temmuz 2012
Yeşile düşman Griler… / 30 Mayıs 2013
Bütün hayvanlar çevreci, ya insanlar? / 5 Haziran 2013
Dünyanın renklerine dokunmayın… / 30 Ağustos 2013
Dünya itinayla cehenneme çevrilir! / 27 Ekim 2013
Dünyanın sahibi değil, emanetçisiyiz / 24 Aralık 2013
Zeytinin dalı budağı girsin gözünüze! / 8 Kasım 2014
Sizin yarattığınız cehennemde biz de yanıyoruz! / 2 Temmuz 2014
Bursa’dan bir Ediz Hun geçti… / 1 Mart 2015
Her Bursalı’nın bir dikili ağacı olmalı / 8 Ekim 2015
Artvin Cerattepe’ye bakar / 24 Şubat 2016
Doyuyoruz ama açız! / 28 Ekim 2016
“Japonlar yapmış ağbi!” / 17 Ağustos 2017
Bunun sonu açlık! / 8 Ağustos 2018
Çok Bilmiş Beceriksizler / 10 Ağustos 2018
Adam rolü yap, Ridley efendi! / 5 Kasım 2018
Servetin ne renk? / 2 Ağustos 2019
Önce Tedbir, Sonra Emanet / 4 Ağustos 2019
Susamam, Susmam! / 7 Eylül 2019
Tavşan Kaç / 13 Ağustos 2019
Süphaneke dinimiz amin! / 25 Ocak 2020
Aziz Türk Milleti’nden, Çaylar Şirketten’e / 2 Eylül 2020
Afet Değil Cinayet! / 3 Kasım 2020
İşimiz Zor! / 27 Temmuz 2021
Dip! / 13 Ağustos 2021
İnşaat Ya Resulallah! / 5 Nisan 2022
Dağınık Değil, Merkeziyetsiz / 3 Aralık 2022
Gidip de Dönmemek, Dönüp de Bulmamak Var / 10 Aralık 2022


