24 Şubat 2026 Salı

Meksika'dan Punch'a, Epstein'den Domuza

Ateşi sönmeyen bir kazanda kaynayan dünyayı Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir” sözü ile tanımlayan Aldous Huxley ile "İnsanlar dünyaya beş yıldızlı bir tatil köyünde yaşamak için geldiklerini düşünüyorlar, oysa burası çilehane" diyen Dücane Cündioğlu'na haksızsınız diyemeyiz değil mi?
Tarih içinde dolanıp kötülükleri ve vahşeti gördükçe sonra da içinden geçtiğim döneme baktıkça her kötülüğün BÜYÜK olduğunu düşünüyorum. Gözden sessizce süzülen bir damla yaşın da oluk oluk akıtılan kanın da aynı derecede acıtıyor. 

Unutmamalı
Günümüzde gündem o kadar hızlı gelişiyor ve aynı hızla unutuluyor ki durup sindirmeye zaman kalmıyor. Biz mi hızlı bir trenin içindeyiz ve dışarıdaki manzara hızla değişiyor, yoksa evimizdeki penceremizin önünden taşa taşa akan bir büyük sel önüne ne kattıysa sürüklüyor; ya da biz mi bir delirme çağının içinden geçiyoruz yoksa bu çağ mı bizim içimizden geçiyor bilmem. Gün geçmiyor ki geceyi uykusuzluğa boğacak bir vaka olmasın. 
Tarkan "Unutmamalı" şarkısında o güzel günleri unutmamak gerektiğini söyler. Kötü günleri de unutmamak gerekir. Ki İBRET olsun...
Hani Narin dosyası, hani yeni doğan çetesi, hani CHP'li belediyelerin silkelenmeleri, hani Daltonlar, hani Casperlar, hani çocuk tetikçiler, hani Ahmet Minguzzi cinayeti, hani Ata Emre cinayeti, hani Atlas Çağlayan cinayeti, hani 1 günde 3 kadının öldürüldüğü kadın cinayetleri, hani bir Türk'e ait 10 ton uyuşturucuyu taşıdığı için yakalanan gemi, hani depremde göz göre göre ölenler, hani İmar Barışı, hani Gazze, hani Epstein dosyaları, hani hani hani... 

Punchçık
Hiçbiri insanın insanlığını hatırlaması için bir minik maymuncuk Punch kadar olamadı. Japonya'da bir hayvanat bahçesinde doğan ve annesinin reddettiği Punch diğer maymunlar tarafından da reddediliyor. Minik Punchçık peluştan yapılma irice bir maymuna sarılıp sarılıp içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor. İçindeki sevilme ve sarılma boşluğu onu bakıcısından diğer maymunlara kadar herkese sataştırıyor. Birazcık sevin, birazcık sarılın, birazcık bitlerini ayıklayın, zaten birkaç zamana büyüyecek diyorsun, sesin dünyanın bir ucuna yetmiyor. Alıp bağrına basasın geliyor, olmuyor...
Tüm dünya onu izleyip onun üzerine haberler yapıyor, yazılar yazıyor, Punch oyuncakları üretiyor, herkes onu kendisiyle özdeşleştirmeye çalışırken ondan bir parça koparıyor. 
İyi haber şu ki Punch'a yardım yağıyor. Kötü haber şu ki, kısa bir zaman içinde o da unutulanlar listesindeki yerini alacak...

Gazze'de Çocuk Olmak
Punch gibi annelerinin reddettiği değil, annelerini kaybetmiş çocuklarla dolu Gazze. Ve tabii çocuklarını kaybetmiş ebeveynlerle. Savaşta çocuk olmakla, savaşta öksüz ve yetim kalmakla ilgili binlerce hikâyeyle doludur tarih. Bir avuç kül olup havaya savrulan çocuklar da vardır savaşta, savaş sonrası açılan yetimhanelerde ya da evlat edinilen ailelerde büyüyenler de. Her türlü zulmün küçük bedenlerini hırpaladığı bu çocuklar çocuk olmanın ne demek olduğunu bilmeden sarılmaya hasret büyürler. Hiç ağlamaz, hiç sızlanmaz, hiç şımarmazlar. Suskun, küskün, içine konuşan, dudağı büküktürler. Bu içerlemenin zamanla nefrete dönüşeceğini bilirsin, hepsine sarılasın gelir de, yapamazsın...

Meksika'ya Bir-Ki
Haydi kalkıyor, kalkıyor! Biraz daha bu kafada gidersek bu filmler en gelişmiş halleriyle ülkemizde de çevrilmeye başlanacak. Narcos'u ve Narcos Mexico'yu izlemiş olanlar şu anda Meksika'da yaşananlara yabancı değil. Hatta Narcos Mexico'yu izlemiş olanlar pek çok detayda 23 yıldır muhafazakâr bir anlayışla yönetilen ülkemizden izler görebilir. Bozuk ekonomi, ümitsizlik, işsiz ev gençleri, her anlamda yetersiz beslenme, sürekli kontrol edilme, sürekli baskılanma, sürekli güdülme, sürekli aşağılanma, sürekli değersizlik hissi, sürekli gelecek endişesi, sürekli haksızlık, sürekli yalan bir topluma ne yapmaz ki?
Kartellerin devlet içinde devlet haline geldiği, siyasetçisinden en sade vatandaşına kadar her bireyin içine çekildiği koskoca bir girdap Meksika. Çok ama çok büyük paraların döndüğü o girdapta üretilen maddeler ile dünya zehirleniyor. Mevzu para olunca ağa takılan çok oluyor... 

Zorla Güzellik Olmaz!
Para ve seks ile tavlanan zengin insanların nasıl olup da para ve seks ile tavlandığına şaşırıyor insan. Daha ne istiyordu da bu sarmalın içine düştü diye sorguluyor. Galiba İsrail, Jeffery Epstein eliyle tüm dünyayı tuzaklamış. Baksanıza prensinden prensesine, bilim insanından sanatçısına, iş insanından siyasetçisine pek çok kişi tavlanmaya karşı duramamış. Hatta gönüllü tavlanmış. Bir yandan kişisel ağlarını genişletmişler, bir yandan da azıcık eğlenmişler. Ama kimlerle eğlenmişler? Ama nasıl eğlenmişler? Ortaya saçılan bilgilere göre yaşı küçüklerle ve zorla eğlenmişler. 
Kimse dememiş ki zorla güzellik olmaz. Zorlanırsa ortada güzellik kalmaz..

Zorlama Yok, Hoşgörü Var
Hoşgörü dini olarak tanımladığımız İslam dinini yaşayan Müslümanlar olarak bizler, güzel ahlâk ve ruhtan bedene her türlü temizliği benimsemişizdir. Dindarlığımızı kanıtlamaya çalışmayız, ibadetimizi göstermeyiz, başkalarına dinimizi dayatmayız, bunu yaparak kendimizi Allah'a şirk koşmayız. 
İzmir'deki Tevfik Fikret Okulları’nda yapılan müfettiş denetiminde ilkokuldan liseye kadar ikişer öğrenci dersten alınarak "Din dersinde ders işleniyor mu?", "Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?" gibi sorular sorulmuş. Niye edilsin ki? 
Ha, din ağırlıklı okullarda Atatürk'e hakaret ediliyor ve siz de buradan mı ilham aldınız da seküler bir okulda da cumhurbaşkanına hakaret ediliyor diye düşündünüz? 
Vallahi çok yanlış düşünmüşsünüz...
Cumhurbaşkanlığı en ulu makamdır, hakaret edilemez. Tabii Cumhurbaşkanı da halka hakaret edemez. Ki Atatürk Türk halkına seslenirken her zaman "Yüce Türk Milleti!" diye hitap etmiştir.
Ama işte Cumhurbaşkanı ve parti başkanı aynı kişi olunca işler karışıyor. Parti başkanı olarak esip gürlediklerine cevap veren bir ses çıkarsa, hemen oracıkta kendisine "Cumhurbaşkanına hakaretten" dava açılıveriyor. 
Demem o ki; uyuşturucu maddeler ilkokul kapılarında peynir ekmek gibi satılırken, din dersi işleniyor mu işlenmiyor mu, sahura kalkılıyor mu kalkılmıyor mu, iftar ediliyor mu edilmiyor mu, oruç tutuluyor mu tutulmuyor mu, Cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu edilmiyor mu sorgulaması yapmak da; ne bileyim, biraz Orta Çağ işi gibi...

Çocuktan Al Haberi
Ocak 2017'de Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi BTM'de Endülüs'te İslam Medeniyeti konusu konuşuldu. Konuk konuşmacı Talha Uğurluel, 'Altın Çağ'da bilimi ve Endülüs'ü, Arabistan'dan Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney Avrupa'ya, yani İspanya'ya geçen Müslümanların Fransa sınırına kadar nasıl ilerlediğini ve tutunamayıp nasıl gerilediğini, sonra da İspanya'dan nasıl zorunlu çekildiklerini anlattı. Tarık bin Ziyad, 711 yılında Fas'tan (Cebel-i Tarık boğazını geçerek) İspanya'ya çıkan ve asker geri dönmesin diye gemileri yakan bir komutandır.
O tarihten yaklaşık 800 yıl sonra, 1492'de, İspanya'yı Müslümanlardan ve Yahudilerden temizlemeye yemin eden İspanya Kralı Ferdinand ve karısı I. Isabel, yeminlerini büyük oranda yerine getirir. Ülkede İspanyol Engizisyonu kurulur. Yerinden edilme korkusuyla din değiştirdiğini söyleyenlerin doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için okullar kullanılır. Okullarda çocukların önüne domuz eti konur. Çocuk bu, kurnazlık bilmez. Domuz etini yemekten imtina edince anlaşılır ki Müslümanlık ya da Yahudilik evde devam ediyor. Tabii hemen gereken yapılır. Aile ya öldürülür ya da sürülür...
Tarih 1400'lerin sonu, 1500'lerin başıdır. 
İspanya ve Portekiz’den kovulan Sefarad Yahudilerine Osmanlı kucak açar. Dönemin padişahı, 1453 yılında İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'tir. Seferadlar büyük bir hoşgörü altında dinlerini de kültürlerini de özgürce yaşar...

Kişi kendinden bilir işi mi diyelim?
Domuz eti demişken; geçenlerde bir dizide seküler bir aileye yemeğe gelen mütedeyyin aileye domuz eti ile yapılmış yemek ikram edilir. Üstüne bir de yediklerinin domuz eti olduğu söylenerek hunharca kahkahalar atılır. Sosyal medyaya düşen görüntülere bakınca Allah Allah, hangi seküler insan mutfağında domuz pişirir ki, hangi seküler insan mütedeyyin misafirine domuz eti ikram eder ki dedim. Bu nasıl bir kötü zihniyetti böyle? Seküler ya da mütedeyyin, misafirine elinde olanın en iyisini ikram insanlarız biz. Nereden aklınıza geldi böyle saçma sapan bir ayrıştırma? 
Üstelik millet ete hasret kalmışken, üstelik et diye nelerin satıldığını ve dışarıda et diye neler yediğimizi bilmezken.

Kötülük Böyle Bir Şey
İyilik yapmakla iyi insan olunmuyor. İyi insan, kötülük yapmamakla, kötü düşünmemekle oluyor. Hani Diyojen'in Büyük İskender'e işaret parmağıyla güneşi göstererek, "Benden bana veremeyeceğin şeyi esirgeme" yani "Gölge etme !" dediği gibi...
İyi düşün iyi olsun derdi büyüklerimiz bize. Kötülerin ve kıskançların işi hep ters gider, kötülük kendi ayaklarına dolanır, yanlış hesap illa ki Bağdat'tan döner, ilahî adalet yerini bulur derlerdi. 
Ben de düşünürdüm; bana kötülük edenin bir gün gelip kötü duruma düşmesi beni mutlu etmez ki, bana kötülük edilmemesi esas olan. 
Ben acı çektikten sonra...
Neylersin ki bazı ruhlar kıskanç ve kötü doğmuş, kötülükten beslenmeyi, bundan haz almayı öğrenmiş. 
Maalesef ki kötülük böyle bir şey...
24 Şubat 2026 / C.E.Y.

Kıskanç ruhlar... / 18 Ocak 2011
Şeytan da bir Melek ise... / 15 Haziran 2012
Çıkmaz sokak / 30 Haziran 2015

Endülüs'te Son Raks / 23 Ocak 2017 

Nifakatöre rağmen... / 22 Nisan 2017


ÇOCUK • TACİZ • TECAVÜZ • CİNAYET
Bu çocuğa kim bakacak? / 25 Mart 2011
Onlar, toplu tecavüzcüler / 25 Aralık 2012
Yanı Başımızdakiler / 24 Haziran 2014
Yolbastılar can alıyor / 3 Eylül 2014
Vebali kimin boynunadır? / 3 Eylül 2015
Çocuklar İYİYMİŞ! / 25 Aralık 2015
Zevk alıyor muyuz? / 31 Mart 2016
Buz yanığı yürekler / 30 Aralık 2016
Çocukları kanatmayın / 20 Kasım 2018
Kaç çocuk yedin? / 2 Temmuz 2018
Sistem Hata Veriyor / 2 Temmuz 2019
Dipsiz Kuyu / 31 Temmuz 2023

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder