24 Şubat 2026 Salı

Gastroetnomizkolojik Sinema

Yine bir "kaynatma" gecesinde Bursa Pancar Deposu'ndaydık. Bu kez kazanımızda sinemayı, müzik ve yemek ile birlikte kaynattık.
Bursa Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği ve Prof.Dr. Özlem Doğuş Varlı’nın hazırlayıp sunduğu “Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar” buluşmalarının beşincisinin konuğu, yemeğin sinemadaki temsili ve gastronomi-medya ilişkisi üzerine çalışan Araştırmacı, Akademisyen ve Yazar Prof.Dr. İlkay Kanık, buluşmanın teması ise “Boran Geldi Kış Geldi Safa Geldi Hoş Geldi Sinemalarda” idi. 
Aylardan şubat, mevsimlerden kıştı.
O zaman gelsin sıcak yemekler, gelsin sıcak müzikler ve gelsin içimizi ısıtan sıcacık filmler.

Bursa ve Sinema
Bursa’nın sinema tarihi, Bursa'da çekilen filmler, Bursa'da ilk kez gösterilen filmler, Bursa'nın sinemaları ve tadı damağımızda kalmış Yeşilçam filmleri bu akşamın anlatı konusuydu. Anlatı, o anda anlatılan filmin temasına göre zaman zaman Özlem Doğuş Varlı'nın müzikleri ve yemekleriyle süslendi.
Sinemanın olmazsa olmazı Uludağ gazozu ve patlamış mısır, "Yılanların Öcü" gibi köy temalı filmlere öykünen içine lor konulmuş tandır ekmeği ve kuru fasulye, "Neşeli Günler" filmine ithafen turşu suyu, "Tosun Paşa" filmine ithafen zeytinyağlı yaprak sarma, "Muhlis Bey" filmine ithafen çiğ köfte ve Çikolata filmine ithafen el yapımı çikolata ile "Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü?" filmine ithafen kış gecelerinin vazgeçilmezi boza, etkinliğin gastronomik misafirleriydi. 
Bir yandan anlatılanları ve müzikleri keyifle dinledik, bir yandan da birbirinden leziz bu misafirleri midemize indirdik.
Bursa'nın Sinema Geçmişi
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı önce Gastroetnomizkoloji'yi tanıttı, sonra da Bursa’nın sinema geçmişine değindi. Bursa’da gösterilen ilk film 1923 yılında Türk kadınlarının ilk kez rol aldığı Ateşten Gömlek filmiydi. İlk sesli Türk filmi olan İstanbul Sokakları da Muhsin Ertuğrul tarafından Bursa’da çekilmişti. 1934 yılında Türkiye'de çekilen köy konulu ilk film olan Aysel Bataklı Damın Kızı filmi de yine Bursa'nın Çalı köyünde çekilmişti. 
Bu arada bir ek bilgi de benden gelsin: 1932 yılında Bursa'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamalarından görüntüler içeren, yönetmenliğini Vedat Örfi'nin yaptığı, yaklaşık 12 dakikalık Yeşil Bursa filmi var.
Bursa'da film gösterim geçmişi 1900'lü yılların başına gidiyor. Aynı tarihlerde sinema salonları da birer ikişer açılmaya başlıyor. Günümüzde ise sinema AVM'lerde yaşamaya çalışıyor.
(Bursa'nın sinema tarihi ile ilgili çalışmaları yazının sonundaki başlıkların içinde bulabilirsiniz.)

Türkiye'de Gösterilen İlk Film
Türkiye'de ilk film gösterimi 1896 yılında, Galatasaray'daki Sponeck Birahanesi'nde, Sigmund Weinberg tarafından yapılıyor. L'Arrivée d'un train en gare de La Ciotat (La Ciotat Garına Tren’in Gelişi) filmi, Auguste Lumière ve Louis Lumière kardeşlerin en ünlü kısa filmlerinden biri ve siyah-beyaz film yaklaşık 50 saniyelik bir görüntüden ibaret. Görüntüde bir trenin istasyona gelişi gösteriliyor.

Atatürk ve Sinema
Prof.Dr. İlkay Kanık da konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sinemaya verdiği öneme dikkati çekti. Atatürk’ün Ben Bir İnkılap Çocuğuyum isimli bir sinema senaryosu yazdığını ve sinemanın bir milletin çağdaşlaşmasındaki gücüne inandığını belirtti. Yeşilçam’ın doğuşuna giden yol Atatürk'ün vizyonu ile açılmıştı. 
Kanık, çalışma konusu olan Gastro'yu filmler ile buluşturmuştu. "Aç mısın Kuzum? Donatın Masaları" kitabının tanıtım yazısında şöyle diyordu:
“Yeşilçam sinemasında karakterlerin yediği yemekler bu karakterlerin parçası olduğu durumun tasvirinde yönetmen için önemli bir malzeme sunar. Ekmek yoksulluğun, simit umudun simgesi olur. Yoksul ve onurlu olmak köylülükle ilişkilendirilirken, kuru fasulye, tarhana çorbası ve bulgur pilavı bu bağlantıyı güçlendirir. Kuzu çevirme, pirzola ise statü göstergesidir, ağaların veya şehir zenginlerinin sofralarında görülür. Tavuk, Yeşilçam’ın en sevilen yemeklerden biridir. Aynı zamanda iç göçün daimi istikameti olan İstanbul’un yerel ve sokak lezzetleri filmlerdeki aç karakterleri doyurur. İçmek ve toplumsal cinsiyet arasında güçlü bir bağ vardır. Alkollü içki tüketmek, özellikle de rakı, dostluğun, kardeşliğin, birlikteliğin işaretidir. Zengin ve tekinsiz erkek ve kadın karakterler viski şişelerinin önünde, arkasında ve yanında kadraja alınır. Fakirler zenginliğin tadını anlamak için viskinin tadına arada sırada da olsa bakarlar. Cumhuriyet tarihimizin içinden Yeşilçam’ı çıkarırsak çok eksik kalırız. Yeşilçam sinemasını tekrar tekrar düşündüğümüzde ve yeni tespitlerde bulunduğumuzda zenginleşiriz. Bu yüzden yıllardır bizi besleyen kültürel mirasımıza farklı açılardan bakmak ve hakkında düşünmek Cumhuriyet tarihimize borcumuzdur.”
Filmler • Yemekler • Sofralar
Filmler ve kitaplar dönemin sosyal tarihini anlatan belgelerdir. O dönemdeki insanlar ne yerler, nasıl yerler, nasıl giyinirler, nasıl yaşarlar, hep onlardan öğreniriz.
Auguste Gusteau gibi meşhur bir şef olmayı hayal eden fare Remy'nin aşçılık yolculuğunun anlatıldığı bilgisayar animasyon filmi Ratatuy, Gastronomi ve sinemanın en güzel buluşmalarından biridir. Ama sadece o değildir. 
Sofrada her zaman sanat vardır. Mesela, Hristiyan inanışına göre İsa Mesih'in Romalı askerlerce tutuklanmasından bir gün önce havarileriyle yediği son yemeği anlatan Son Akşam Yemeği tablosu...
Sanat eseri gibi sofralar ve envai çeşit yemekler  sinemada kendilerine her daim yer bulmuştur. 
Varsıllıkla yoksulluk arasında uçurumun derinleştiği dönemlerin filmlerinde ihtişam ve israf perdeden dışarı taşar. Rengarenk şekerlemeler, çeşit çeşit tatlılar, sıra sıra pastalar, etler, meyveler ve tabii ki birbirinden şık sofralar, gümüş takımlar, incecik porselenler, şamdanlar, demet demet taze çiçekler. 
Son dönemlerde izlediğim XIV. Louis dönemini anlatan Versay (Versailles) dizisi ile 1800'lü yıllarda, bir İngiliz naipliğinde yaşananları anlatan Bridgerton dizisi sofra zenginliğini yansıtan en bilinen diziler arasında.
Fakirlik ve kıtlık zamanlarını anlatan filmlerde ise sofrada bayat ve küflü ekmekler, su içinde yüzen patatesler ile bir avuç buğday peşinde koşan aç insanlar görürüz. Çıkınındaki kuru ekmek, matarasındaki ısınmış su, dökük dişleri ve feri kaçmış gözleri ile perdeye yansıyan görüntü, açlığın perdede can bulmuş halidir. Açlık aynı zamanda kötülük getirir. Çünkü aç insan önce onurundan yer.
70'li yılların siyah beyaz televizyonlarında izlediğimiz Aşağıdakiler Yukarıdakiler (Upstairs, Downstairs) dizisinde İngiliz aristokrasisinin sofra adabını ve filmin geçtiği dönemin hiyerarşisini görürüz.
Başrolünde Şener Şen'in oynadığı Zengin Mutfağı oyununda, 15-16 Haziran Olayları (1970) sırasında bir konağın mutfağında gelişen olaylar anlatılır. 
Aşk-ı Memnu ve benzeri konaklı, müştemilatlı, aşçılı, yamaklı filmlerde de mutfak işlerini ve mutfak sohbetlerini izleriz.
2019 yapımı Platform filminde de yemekler ve hiyerarşi kat kat aşağıya inen sofrada kalanlarla beslenen insanların, bir çeşit 'aşağıdakiler ile yukardakilerin' filmidir. 
2020 yapımı Snowpiercer dizisi de benzer bir filmdir ve ön vagonlardakiler ile arka vagondakilerin yedikleri birbirinden çok farklıdır.
2013-2020 yılları arasında çekilen Vikingler dizisinde görürüz ki, evin ortasındaki uzun masa etrafında toplanıyorlar ve durmaksızın et yiyorlar. Kuzeyin buz gibi havasında ziraat yapacak yumuşak toprakları yok ve toprak arayışı için kuzeyden kopup aşağılara iniyorlar. Hatta bir keresinde batıya gidip, 1021 yılında Amerika topraklarına çıkıyorlar. Ancak nereye çıktıklarından haberleri olmuyor. Onlardan 471 yıl sonra 1492 yılında, Kristof Kolomb da Vikingler gibi batıya gidecek, vardığı kara parçasının Hindistan olduğunu sanacak, oranın yerel halkına Indian diyecek, sonraları yeni bir kıtaya ayak bastığını anlayacaktır. Yerlilerin adı işte bu yüzden Indian olarak anılacaktır.
1986 yapımı Dokuz Buçuk Hafta (Nine 1/2 Weeks) filminin buzdolabı önündeki o meşhur sahneleri 80'lere imza atmıştır.
1961 yapımı Tiffany'de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany's) filminin başrol oyuncusu Audrey Hepburn, ikonik saçları ve gözlükleriyle hafızalara kazınmıştır.
1972 yılı yapımı Baba (The Godfather) filminde büyük İtalyan ailelerin büyük sofralarda buluşmalarına şahit oluruz. Sofra önemlidir. Sofraya hep birlikte oturulur. Ama her zaman hep birlikte kalkılmaz. Bazıları masada kalır.
İngiliz Kraliyet ailesi kanunlarına göre de Kraliçe yemek yemeyi bitirdiğinde yanındakiler de bitirmek zorundadır.
2020 yapımı Emily in Paris dizisinde Emily'nin epey hareketli hayatının yanında, Michelin Yıldızlı olmak için uğraş veren bir şefin hayat akışını görürüz.
2017 yapımı Sofra Sırları filminde, televizyonda ‘Sofra Sırları’ adında bir yemek programı sunmayı hayal eden Neslihan'ın umulanın dışında bir karakter çıkması izleyiciyi şaşırtır.
2018 yapımı Cebimdeki Yabancı filminde bir akşam yemeğinde buluşan arkadaşların bir anda birbirlerine düşüşlerini izleriz.  
2018 yapımı Hedefim Sensin filminde Ata Demirer'i çiğ köfteci olarak izleriz.
2016 yapımı İftarlık Gazoz filminde Cem Yılmaz, Gazozcu Ustası Cibar Kemal'dir.
1981-1990 yılları arasında oynayan Şahin Tepesi (Falcon Crest) dizisi şarap ve şarapçılık üzerinedir. 
2010 yapımı Ye, Dua et, Sev (Eat, Pray, Love) filmi mutluluğu arayan bir kadının kendini keşfedişini anlatır.
2009 yapımı Julie&Julia filminde aşçı Julia Child'ı Meryl Streep, aşçı Julie Powell'ı Amy Adams canlandırır.
2000 yapımı Çikolata (Chocolat) filmi kasabaya gelen genç ve çocuklu bir kadının kasabada açtığı çikolata dükkanının kasabada yarattığı etkiyi anlatır.
2004-2009 yılları arasında oynayan Avrupa Yakası dizisinde evin annesi İffet'in (nam-ı diğer İfot) pasta tariflerini yazdığı defteri herkesten fellik fellik sakladığını izleriz. 

Sofra Büyüsü
Kronolojik olarak değil de aklıma geliş sırasıyla sıraladığım filmlerin yanı sıra, Küba'da, Trinidad şehrinde ziyaret ettiğim Romantizm Müzesi'nin üst katındaki sofada ziyaretçileri karşılayan ve romantizm çağını yansıtan objelerle dolu sofra ile Havana'da 1993 yapımı Çilek ve Çikolata (Fresa Y Chocolate) filminin çekilmiş olduğu La Guarida'yı da unutmayalım
La Guarida
Ayrıca, Elazığ'ın Harput ilçesinde ziyaret ettiğim ve 1 adet fincan ile katkıda bulunduğum Harput Fincan Müzesi'ni ve mutfak eşyaları sergilenen pek çok müzeyi gastroetno kapsamında sayabiliriz. 
Yemek kadar sunumun da önemli olduğunu düşünürsek, masa örtüsünden tabağa, bardaktan çatal bıçağa, peçeteden şamdana kadar onlarca detay sofrayı büyülü bir dünyaya çevirebilir. 
Lakin, biraz gerçekçi olmak gerekirse, böyle bir sofra her akşam kurulmaz. 
Ancak mutlulukla kurulan sofralar her dem büyülü, her dem bereketlidir.

Herkes Yemek Yapabilir
Herkes yemek yapabilir ve yapabilmeli. En azından kendini doyurabilmeli. Bir yumurta kırmak için ya da bir makarna haşlamak için bir başkasından yardım dilenmemeli.
Malum, yemek yapmanın kadını erkeği yok. Aşçıların çoğu erkek ama onların da çoğu evlerinde mutfağa girmiyor. Ya eşleri usta aşçı kocalarını kendi bölgelerine sokmuyor ya da erkek, 'mesaim bitti, benden bu kadar' diyor. Nasıl anlaşırlarsa öyle. Malum, karı koca arasına giremeyiz.
Bu arada, yemeğin lezzetinde 'el'in önemini belirtmeden geçemeyeceğim. Siz de aynı malzemeyle ama farklı eller tarafından yapılmış farklı lezzette yemekler yemişsinizdir. Henüz kesin kanıt olmasa da bunun nedeninin aşçıların ellerinde bulunan farklı cins ve miktarda "Lactobacillus" cinsi bakteri olduğu söylenir.
Yemek ve medya deyince, ben pek izlemem ama son yıllarda televizyonlarda yayımlanan yemek yarışmalarını da zikretmeden geçmeyelim.
Ağzınız Hep Tatlı Olsun
Yazının sonunda diyelim ki, birlikte sofraya oturmanın ve bir ekmeği bölüşmenin hazzı tartışılmaz. Yemekle baş başa kalıp, tamamen yemeğe odaklanıp, onunla bakışa bakışa yemenin 'yedin ve doydun' diyen ikna gücü ona keza. 
İnsanın bir sofrada hem gözü, hem gönlü hem de midesi doymalı.
Akşam oldu mu sofra telaşının başladığı, içinden tabak çanak sesleri gelen, türlü kokuların birbirine karıştığı mutfakları bilirsiniz. İçinde anne yemeğinin piştiği, insana huzur ve güven veren kokular ve seslerdir onlar. Ki o sofraya yemek koyabilmek her zaman kolay değildir.
Kaşığıyla verilip sapıyla çıkarılmayan, yedirilen yemeğin yiyenin boğazına dizilmediği, kimsenin yatağa aç girmediği, neşesi bol, tadı yerinde sofralar olsun hep. İnsanca beslenelim, insanca yaşayalım.
Bir de yemeğin üzerine ince belli bardakta tavşankanı çay içip, güzel de bir film izledik mi, değmeyin keyfimize.
Haydi hepimize afiyet olsun...
25 Şubat 2026 / C.E.Y.

Bursa'nın Sinema Tarihi  Ekrem Hayri Peker / Şehrengiz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder