1 Kasım 2014 Cumartesi

İş Güvenliği'nin uzmanı çok, kendisi yok

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı İbrahim Mart, Bursa yerelinde ve ülke genelinde yaşanan; ihmal, bilgisizlik ve bilinçsizlikle taçlanan, adı da KAZA olan, lâkin içinde ihmal barındıran tüm felaketlerde sessiz kalmayarak, yapılan yanlışları ve yapılması gereken doğruları hiç aksatmadan kamuoyu ile paylaşıyor.
Her açıklamasında firmaların, belediyelerin, özel ve millî tüm kurumların akademik odalarla işbirliği içinde çalışması gerektiğini üzerine basa basa söylüyor. İş güvenliği kanunun çıkmış olmasının ve binlerce iş güvenliği uzmanının yetişmiş olmasının kanunlara ve kurallara uyulmadığı sürece kifayetsiz kaldığının altını çiziyor.
"Taşeron sistemi olduğu ve iş güvenliği uzmanları da çalıştıkları kuruma bağlı oldukları sürece 'kâr sistemi' tüm kuralları ezip geçecektir" diyor.

İşin kaynağına gidip bakalım istedim. 
Nereden çıktı bu iş güvenliği meselesi diye sorguladım biraz;
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyıllarda yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin makineleşmiş endüstriyi doğurması, bu gelişmelerin de Avrupa'daki sermaye birikimini arttırmasıyla dünyada ilk olarak Birleşik Krallık'ta ortaya çıkan, ardından Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya'ya sıçrayan ve sonra da bütün dünyaya yayılan Sanayi Devrimi ya da diğer adıyla Endüstri Devrimi sayesinde dünya başka bir çağa sürüklendi.
Durmaksızın çalışan fabrikalar, durmaksızın devam eden üretim ve üretilenleri tükettirme gayreti pek çok iş kolu yarattı.
Hızlı sanayileşme ve teknolojik gelişmeler ile doğru orantılı olarak özellikle iş yerlerinde çalışan kişilerin güvenliği ile ilgili bazı sorunlar açığa çıktı. Bu sebeple bir takım önlemleri önceden alarak iş yerlerini güvenli hale getirmek gerektiğinden iş güvenliği önem kazandı.
Ülkemizdeki tüm iş yerlerine kademeli olarak 'İş Güvenliği Uzmanı' görevlendirme zorunluluğu getirildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çıkardığı yeni kanunla iş yerlerindeki işçi sayısına yönelik sınırlamayı kaldırarak bazı istisnalar dışında tüm iş yerlerini kapsamına aldı ve işverenlerin sorumluluklarını artırdı.
'İş Güvenliği Uzmanı' bulundurma zorunluluğu, 50'den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için 01.01.2014 tarihinde yürürlüğe girdi, 50'den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için 01.07.2016 tarihinde yürürlüğe girecek.
Yasal düzenlemelere göre istihdamı zorunlu olan 'İş Güvenliği Uzmanları'nın mühendis, mimar veya iş sağlığı ve güvenliği ön lisans mezunu olması gerekiyor.
İş kazalarıyla ilgili yapılan istatistiklerde en fazla iş kazasının Kömür ve Linyit çıkartılması faaliyetinde yaşandığı görülüyor. Bunu Makine ve Teçhizatı Hariç Fabrikasyon Metal Ürünleri İmalatı ile Ana Metal Sanayi izliyor. İnşaat ona keza...
****
Sanayileşmenin sağladığı yararlar ile getirdiği zararları bir kefede tartsak hangisi ağır çeker bilmem.
Zararları; çevre kirliliğinden tut da enerji savaşlarına kadar uzanan, içine çektiklerini yakan adeta bir gayya kuyusu.
Yararları (tabii buna yarar dersek); insana beden gücünü kullandırmayan ve tembelliğe alıştıran her türlü alet...
****
Henüz birkaç ay önce Soma'da, geçtiğimiz günlerde de Ermenek'te yaşanan facialarla ilgiliydi Başkan Mart'ın yaptığı basın açıklaması. Toplantı sabahı Isparta/Yalvaç/Bağkonak Köyü'nde 25 kişilik midibüste 45 kadın işçi taşıyan araç devrilmiş ve 17 kadın ölmüştü. Adına "İş kazası" denilen ölümler durmak bilmiyordu.
Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Maden Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Atlıhan Öge, Peyzaj Mimarları Odası Bursa Temsilciliği Başkanı Necla Özkaplan Yörüklü, DİSK Marmara Bölge Temsilcisi Ayhan Ekinci ile KESK Dönem Sözcüsü Süleyman Ayyılmaz'ın da katıldığı basın toplantısında artarak süren iş cinayetleri nedeniyle AKP iktidarına sert eleştirilerde bulundu Mart.
Şair Şükrü Erbaş'ın Soma faciasının ardından yazdığı,
'Yanan bizdik siz kömür sandınız' başlıklı şiirinin,
"Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları anca çarpınca görenin
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin." dizeleriyle başladı konuşmasına.
Ardından vahşi kapitalizmin kâr odaklı vahşetini ve iktidardakilerin kimseyi dinlemediğini, kendi bildiklerini okuyarak kimseye el sürdürmediklerini söyledi.
Ocakların güvenliği ile ilgili yapılması gerekenleri ama tasarruf amacıyla yapılmayanları sıraladı.
Hatta iktidara seslenerek; 'Yer değiştirelim, ülkeyi biz yönetelim, şikayet etmeyeceğimize söz veriyoruz' dedi.

Aynı sabah Mudanya'da, çeşitli sendikalar, Karaman Ermenek'te meydana gelen maden faciasına tepki göstermişti. DİSK'e bağlı Emekli-Sen, Tekstil-Sen, Genel-İş ve TMMOB tarafından belediye önünde basın açıklaması yapılmış, DİSK Güney Marmara Temsilcisi Ayhan Ekinci, "Ermenek'in Pamuklu köyü mevkiinde özel bir şirkete ait maden ocağında su baskını oldu. Mahsur kalan 18 maden işçisi günlerdir ocaktan çıkamamıştır. Madencilik sektöründe iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının geldiği nokta düşündürücüdür. Taşeron ve güvencesiz çalışma, bütün suçu ve sorumluluğu işçilere yıkan bu düzen daha kaç can alacak? Ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği çökmüştür. Taşeron ve güvencesiz çalışma ilişkilerine tek laf etmeyen bütün kesimler bu cinayetlerin baş sorumlularıdır. Türkiye'de artan iş cinayetlerini durdurmak için yapılması gerekenler bellidir ve DİSK bunları yıllardır ifade etmektedir. Artık yeter. Görmeyen gözler görsün, duymayan kulaklar duysun. Acilen taşeron düzenine son verilmelidir" demişti.

Neler Yapmak LÂZIM?
Gittikçe artan ölümlerin iş kazası değil birer cinayet, hatta toplu katliam olduğunu kabul edip alınması gereken önlemleri almak, çalışanların insanca çalışmalarını sağlamak, sağlıklı ortamın üretim arttırdığını algılamak, işçiden kesilen her bir kuruşun haram lokma olacağını ve boğaza takılacağını unutmamak lâzım.
Patronların, patron olmanın asık surat ve tepeden bakma olmadığını anlamaları lâzım.
Çalışanı olmayan bir iş yerinde kimlere patronluk yapacaklarını düşünmeleri lâzım.
Üretim el birliği ile yapılıyorsa 'fedakârlık'ın feda'sının işçiye, kâr'ının patrona düşmemesi lâzım.
İşçinin de bunları bilmesi, sendikalaşması, hakkını araması ve dayatılanlara 'razı' ya da sunulanlara 'tav' olmaması lâzım.
Bütün bunların da bir ülke politikası olması lâzım.
En tepedekinin topluma iyi örnek olması ve 'yanlış'a göz yummaması lâzım.
Yoksa; her geçen gün "Bir başkadır benim memleketim'de ölmek" yazıma yeni yeni veriler ekleniyor.
Bu da hepimizin canını fena yakıyor...

Son acı haber ise bugüne ait;
"Amasra'da kömür ocağında meydana gelen göçükteki 2 işçi de öldü..."
"Bartın'ın Amasra ilçesinde özel kömür işletmesine ait maden ocağında galeri açma çalışması sırasında göçük meydana geldi. Göçüğün altında kalan 3 Çinli işçiden 1'i kurtarıldı, 2 işçinin ise saatler sonra cesedi çıkarıldı. Ölen işçilerden biri yaralı kurtulan işçi ile kardeşti. Madende hayati tehlike içeren eksiklikler nedeniyle Çalışma Bakanlığı'nın 25 Eylülde "işin durdurulması" kararı verdiği de ortaya çıktı..."
Ve bir tane daha;
Zonguldak'ın Kilimli İlçesi, Gelik Beldesi, Ayiçi Mahallesi'nde ruhsatsız işletilen maden ocağında yaşanan göçükte ilk bilgilere göre 2 maden işçisi mahsur kalmış.

Tamam mı, devam mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder