9 Ocak 2015 Cuma

Gündeme gel...

Ne yana bakacağımı şaşırdım bugünlerde.
İçerisi zaten ayrı bir hava, dışarıda olanlarsa kayda değer.
Soru işaretleriyle dolu bir zihin, paranoya halleri, ondan dolayı mı, bundan dolayı mı, onun için mi, bunun için mi, şunun için mi?
Ekranlarda her kafadan bir ses. Bilirkişiler anlatıyor uzun uzun.
Hangisi doğru, hangisi değil?
Kimin eli kimin cebinde? Neler dönüyor oralarda?
Müslüman kim, katil kim, terörist kim?
Eğri kim, doğru kim?
11 Eylül benzeri bir mizansen içinde miyiz?
Neyiz, kimiz, neredeyiz?

Paris'te Charlie Hebdo mizah dergisine yapılan silahlı terörist saldırısı sonucu 12 kişi katlediliyor 10 kişi yaralanıyor. Saldırganlar, peşlerine taktıkları polislerle birlikte film sahnelerine benzer görüntülerle otobanda bir kaçma kovalamaca yaşanıyor. Saldırganlar aldıkları rehinelerle bir fabrikaya sığınıyor. Televizyonlar tüm yaşananları an be an canlı yayında veriyor.
İşin sonu nereye varacak bakalım...

Avrupa'nın yeniden dirilen aşırı sağcıları, taraftarlarını arttırmak için Paris saldırısını kullanmaya çalışıyor. Almanya'da büyümeye başlayan anti Müslüman hareket Pegida grubu, "İslamcılar Paris'te demokrasiye hazır olmadıklarını ve çözümü şiddet ve ölümde aradıklarını gösterdiler" diyor.
Avrupa'da, hem doğumlarla, hem de savaştan kaçanların yarattığı göç ile gittikçe artan müslüman nüfus, Avrupa yerlisinin rahatını kaçırıyor. Ekmek dilimleri gittikçe küçülüyor, kimse ekmeğini paylaşmak istemiyor.
Ne demiştik, "Kardeş de bir yere kadar"....

Canlı bombalar canlı canlı fink atıyorlar etrafta. Pimi çekti mi; Allah selamet...
Sultanahmet'te kendini patlatan kadın için Cumhurbaşkanı soruyor:
"Bu kadını kim bu hale getirdi?" 
Cem Karaca'nın bir şarkısı geçiyor zihnimden: "Beni Siz Delirttiniz"...
Birisi de Kılıçdaroğlu'na fırlatıveriyor ayakkabısını.
Belli ki o da delirmiş....
Dört Bakan Yüce Divan'a gönderilmiyor. Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yaklaşık 3.5 saat süren ve 9 Ak Parti, 4 CHP ve 1 MHP'li üyenin oy kullandığı bir toplantıyla veriliyor bu karar... Dört bakan Ak'lanmış olmanın keyfiyle pişkin pişkin sırıtarak geziyorlar ortada.
Tehditler havada uçuşurken ve herkes birbirine bir tarafından bağlıyken ne bekliyorduk ki?
"Sarımsak yediğimi söylersen soğan ektiğini söylerim!"
Beyler, hiçbir şey söylemenize gerek yok. Öyle bir kokuyorsunuz ki; burnumuzun direği kırıldı...

O da bir şey mi, daha birkaç gün önce alıkonulan paralar bile faiziyle verilmedi mi Reza'ya?

Arada kar yağıyor, gündem anında değişiyor.
Memleketin en önemli sorunu "Yarın okullar tatil olacak mı?" oluyor.
Kimse de sürekli kar altında olan memleketlerde nasıl olup da eğitimin kesintisiz sürdüğünü düşünmüyor...

Bak Çağlayla Emre de ayrılmış. Ne güzel geçiniyorlardı oysa değil mi?
Başbakan Davutoğlu çalışma hayatında yapılan yeni düzenlemeleri anlatıyor basına; her anneye ilk doğumda 300, ikincide 400, üçüncüde 600 lira hediye edeceklermiş.
Hey hey hey durun, hemen gaza gelmeyin. Bir kereye mahsus verilecek bu paralar.
Her ay değil....
Kadınlar çocuklarıyla daha çok zaman geçirsinler diye izin üzerine izin verilecekmiş.
Adeta "Doğurun da doğurun. Siz çocuklara bakın, biz size bakarız" diyorlar. "Yeter ki siz sıcacık evinizden çıkmayın" diyorlar. "Kariyerinizi çocuk yapmak üzerine geliştirin" diyorlar.
Buna göre 9 çocuk, "master degree"...!
Kadınların rahat etmesini mi istiyorlar, yoksa kadınları ayak altında mı istemiyorlar anlamıyoruz.
"Kar yağsa da tatil olsa" ya da "Bayram tatilini dokuz güne çıkar mı acaba?" diye düşünen zihniyet bu tatlı tavizlere balıklama atlayacak ihtimal.
Üstelik kadınlar çalışırken sanki bir engelli koşuda koşuyormuşçasına zorluk üzerine zorluk yaşıyorlarsa onlar bayıla bayıla atlayacak. Gittikçe ev ortamının ataletine alışacak.
Yıllarca gördüğü eğitim onu kalifiye bir ev hanımı yapacak.
Bazıları uzaklaştığı dış dünyayı özleyip ne yapıp edip geri dönecek, bazılarıysa yaşadığı zorlukları düşünerek "Adam sen de!" diyecek...

"Bu çocuğa kim bakacak?" diye sormuşum bir yazımda. Anlatmışım orada uzun uzun çalışan kadının ve ailesinin yaşadıklarını.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nin Esenboğa Kampüsü'nün temel atma töreninde, 'Kampüs değil Külliye dersek daha isabetli olur' önerisi getiriyor.
"İnadım inat, ille de Osmanlıca, ille de Osmanlıca!"
Radikal İslamcı Boko Haram, Nijerya'nın Baga kentinde büyük bir katliam yapıyor. Ölü sayısı netlik kazanmasa da 2 bin kişinin hayatını kaybetmiş olmasından endişe ediliyor.
****
Dünya eskisinden kötü değil lâkin şimdi televizyon var demişti kim olduğunu hatırlamadığım birisi.
Baksanıza, zamane teröristleri bile medyatik...
Üstüne üstlük şimdi bir de sosyal medya var.
Medyayı tümden kapatmak isteyen zihniyet, kötülüklerin duyulması yerine olmasını engellese...
Duyuranları tepeleyeceğine yapanları tepelese...
Bu işlerin sonunda ortalık tümden karışacak kanımca.
Topyekün bir savaş kopmadan düzen sağlanamayacak.
Tarih tekerrürden ibaret malum.
Savaşın ardından ancak 3-4 nesil dayanabiliyor insanoğlu savaşsızlığa.
Barış halleri uymuyor insanoğlunun kimyasına.
Genetik hafıza dört nesil geriye kadar gidermiş.
Dördüncüden sonra tüm acı anılar siliniyor demek ki.
Yoksa savaşır mı hiç insan? Yeniden yaşar mı onca zulmü...
Ne yazık ki gaflet, dalalet ve hıyanet bazılarının fıtratında var...
Ve o bazıları da hep baş rolde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder