4 Aralık 2015 Cuma

Acımadan, acındırmadan, insanca

İnsanın bir uzvunun olmaması hiç önemli değil aslında.
Önemli değil, çünkü insanı insan yapan kolu bacağı değil, aklı, fikri ve kalbi..
Bir yandan da çok önemli
Önemli, çünkü yaşam kalitesi buna bağlı...

Sağlıklı insanın fark etmeden yaptığı her şey onlar için büyük bir engel...
Evdeki küçücük bir eşik, iki basamak da olsa bir merdiven, alçak da olsa bir kaldırım, kısacası sağlıklı insanlara göre düzenlenmiş her ne varsa hepsi...
Artık caddeler ve sokaklar ile binalar engellilerin hayatını kolaylaştıracak şekilde düzenleniyor olsa da, engelsizlerin umursamazlıklarını ve engellileri engellemelerini kimse aşamıyor.
Engelliye ayrılmış yere de park ediyorlar uyarılara aldırmaksızın, engelliye özel geçiş yoluna da.
Bu davranışlar engelini aşmaya çalışan insanları kırıyor, kızdırıyor, küstürüyor, üzüyor, hatta toplumun dışına itilme hissi yaratıyor.
Engelsizler engellilikle ilgili empati yapmayı beceremiyorlarsa da, en azından kurallara uysalar, o bile yetecek...
****
Engellere takılıp kalmak yerine, engelleri; müzikle, dansla, sporla, sanatla hayata tutunarak aşanlar da var.
Ve onlara bu mücadelelerinde destek olanlar da...
3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde insanların dikkatini engelliliğe çekmek için yapılan bir etkinlikteydim dün gece.
Bursa Ampute Futbol Takımı, Bursasporlu Profesyonel Futbolcular Dayanışma Derneği üyelerinden oluşan Şöhretler takımıyla mini bir gösteri maçı yaptı.
Maç öncesinde maçın yapılacağı tesislere gittiğimde takım oyuncuları henüz sahaya inmemişlerdi. Masalarda çay ve sohbet faslı vardı.
Hepsini karşıdan izledim lakin hiçbirisine gidip soramadım hikâyelerini.
Geçtikleri yolları az çok biliyordum zaten.
Hadi büyükleri anladım da, ya 10 yaşındaki delikanlıya ne olmuştu da alınmıştı bacağı?
Kaza mı, hastalık mı?
Bilmem...
Sormadım dedim ya.
İçin için üzüldüm onlara, ama acımadım.
Acınacak durumda değildi hiçbirisi.
Engelliliklerini kendilerine acındırmak için kullanmıyorlardı.
Olmayan uzuvları görünmüyorsa da aslında vardı.
Onları sahaya çıktıklarında bir görseydiniz,
Hepsi adeta birer fırtınaydı...
****
Şöhretler kadrosunda Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Bursa Şubesi Başkanı İlhan Öztat, eski oyunculardan kalede Nevzat Dinçbudak, Ali, Erhan Karasu, Ramiz Yeşilyurt, Senyor Ramazan, 1979-1980 sezonunda Bursaspor'da iken attığı 12 gol ile Süper Lig Gol Krallığı'nı Mustafa Denizli ile paylaşan Bahtiyar Yorulmaz ve Okan Yılmaz...
Büyükşehirspor Kulübü Başkan Vekili İlhan Satık, Sinan Bür, Kemal Batmaz, Sedat Özbağ da bu anlamlı gün için oradaydı.
Ampute Takımının kadrosu Şeref Bakkal, Muzaffer Uçaner, Özgürhan Yıldız, Ömer Kalay, Gençlik Spor İl Müdürü Süleyman Şahin, Adnan Yıldız, Mümin Kaşmer ve Hüseyin Hürsoy'dan oluşmuştu...
Bursa Amputespor Doktoru Tevfik Öncan'ın eşi Özel Aktif Yaşam Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ortaklarından Fizyoterapist Sema Öncan bu gecenin düzenlenmesinde rol oynamış, bastıkları broşürleri dağıtarak ve yine güne özel hazırlanan tişörtleri giyerek konuyla ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyorlardı.
Ampute Futbol Takımının oyuncularından biri olan Özgürhan Yıldız, Bursa Özel Aktif Yaşam Okulu'nun öğrencisiydi aynı zamanda.
Uludağ Üniversitesi Konservatuvarı öğrencilerinden oluşan Yaylı Quartet, maçın sonunda hep birlikte içilen çaylara müzikleriyle katıldılar.
"Engelleri Birlikte Aşıyoruz" sözü böylece anlam kazanmıştı.

Bursagücü Ampute Futbol Takımı'nın internet sayfalarına bir göz attım bu vesile ile.
"Tek Bacaklı Timsahlar" demişler kendilerine. Ne kadar öz güveni yüksek, ne kadar komplekslerinden arınmış ve ne kadar güçlerinin farkında bir söylem.
Hem engellilere, hem de engelsizlere ibret olmalı bu oluşumlar.
Toplum artık bilinçlenmeli ve "bilinç engelli" olmayı aşmalı.
Üstelik hepimiz her an bir engelli olmaya aday iken...
Bursa Aktif Yaşam ona kezâ.
Onların çabaları da sözde değil özde...

ARAÇLARINIZI "ENGELLİ PARK ALANLARINA" BI-RAK-MA-YIN
Yazımın sonunda Engelli Araç Park Yeri ile ilgili bir not paylaşmak isterim sizlerle
Biliyorsunuz artık AVM'lerde olsun, pek çok yerde olsun kapıya en yakın yerde engellilere ayrılmış park alanları var.
Bir de artık engelli araçlarında "engelli" ibaresi YOK...
Engelli üzerinden alınmış ama engelli yakınının kullandığı, devletin, engellinin hayatını kolaylaştırmak adına ÖTV almadığı araçlar çok...
Engelli park yerlerine park etmiş halde gördüğümüz 'engelli plakası olmayan araçlar' konusunu sordum soruşturdum ve öğrendim ki; eğer herhangi birisi engelli park bölümüne aracını park etmişse, günde iki kez dolaşan ekipler bu araçları tespit edip, plakasından aracın engelliye ait olup olmadığını öğrenip, ona göre cezai işlem uyguluyorlarmış.
Araç engelli üzerine alınmış olup, aracı 'engelsiz' bir şoför kullanabiliyor demiştim az önce; işte o aracın bu özel alana park etme hakkı var diye aracı getirip buraya koyma işi bundan sonra artık sürücünün vicdanına kalıyor.
Ceza uygulanamıyor araca elbette. Tek tek sorgu yapılarak aracı kim kullanıyor diye de bakılamıyor.
Lakin aracı kullanan kişi sağlıklı bir şekilde aracına binerken çevredekilerin bakışlarından hiç mi rahatsız olmuyor?
Bakışları geçtim, kimsenin onu görüp görmemesinin bir önemi yok, kendisinden de mi utanmıyor?
Bendeki de soru;
Aracını oraya bırakabildiğine göre demek ki ne kendisinden utanıyor, ne de diğerlerinden...

Demem o ki;
"Her şey sende gizli" demiş Can Baba:
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç.
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü.
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kâr sayma,
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder