29 Ekim 2014 Çarşamba

Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır…

“Dünya Tarihi” dedim ‘Her Şeyi Bilen Google’a, başladı anlatmaya….
“Dünya tarihi, dünyanın çeşitli yerlerindeki insanların yüzyıllar boyunca geliştirdikleri uygarlıkların öyküsüdür. Bu öykü çeşitli madde başlıkları altında anlatılmıştır. Dünya tarihine ilişkin bilgiler, ayrıca ülkelere ilişkin maddelerin tarih bölümlerinde, ünlü kişilerin yaşam öykülerinde, savaşlar, çarpışmalar, keşifler, siyasal ve toplumsal hareketler, dinler gibi tarihsel olaylarla ilgili maddeler bulunabilir. Hititler, Asurlular, Aztekler ve İnkalar gibi başka bazı halkların belirli dönemlerde egemen oldukları, bir süre sonra ise yok oldukları gözlenmektedir.” dedi.
Sonra da saydı döktü gelmiş geçmiş medeniyetleri, kurulan ve yıkılarak yok olan devletleri…
M.Ö. 3300 yılından bu yana 5314 yıllık bir tarih altı üstü anlattığı.
Kaç milyar yaşında olduğunu bilemediğimiz Dünya Tarihi’nde 5 bin küsur yıl nedir ki?
Çok bir şey değilse de neler sığdı içine neler… Ne acılar, ne savaşlar, ne buluşlar, ne sevdalar, ne ayrılıklar…
Her ömür bir dünya…
Her dünya bir ömür…
****
Yüzyıllar sonra bulduk pek çok uygarlığın kalıntılarını. Kemik parçaları, çanak çömlek, altın, silah, bilumum ziynet… Döneminde geçer akçe her ne varsa hepsinin bugünkü anlamı “tarihî eser”…
Daha öncesi ise milyarlarca yıl boyu çürüyerek oluşan ve şimdi uğruna katliamlar yapılan petrol, kömür, kısacası enerji…
Kâh savaşlarla kâh büyük felaketlerle yok olan uygarlıklardan geriye kalan; bulunabildiği kadar çok bilgi ve o bilgilere dayanılarak kurgulanan “tarih”…
Yüzyıllardır durmaksızın konuşan tüm insanların sesleri sonsuzlukta bir yerlerde çınlayarak yol alıyordur belki hâlâ.

Gelmiş geçmiş sayısız insanın arasından sivrilerek kendilerini ölümsüz zannedenler, ellerine geçirdikleri güç ile insaf nedir bilmeyenler, kuş tüyü yataklarda yatıp da sırtlarındaki samur kürke güvenenler. Onlar ki; herkes kadar zayıf, herkes kadar korkak, herkes kadar güçlü, herkes kadar fani…

Bin 5 yüz yıl sonra biz ve izlerimiz çıkacak belki taşın toprağın altından. Ya da deniz örtecek üzerimizi. Hiç yaşanmamış sayılacak bunca acı. Kayıtlar hızlı hızlı okunacak, tarihler ardı ardına sıralanacak. Gelen, giden, kuran, yıkan…
600 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğunu öyle öğrenmedik mi?
Kuruluş, Yükselme, Duraklama, Gerileme ve Çöküş…
Bizans İmparatorluğu, 600’lerde kuruluş ve 1453 İstanbul’un alınışı ile yıkılış.
Mısır; M.Ö. 3050’den yine M.Ö. 30’a kadar uzanan 3020 senelik bir uygarlık…
Dile kolay.
Biz 91. yılı deviriyoruz diye nasıl mutluyuz ve Cumhuriyetimiz elimizden gidecek diye deliler gibi korkuyoruz.
3000 yıl yaşatmayı hayal edin bir de…
Ve bir de Mısır’ın şu andaki halini…

Yaşarken ziyadesiyle uzun ömür. Ağlamaya da gülmeye de yetiyor. Hatta insanın bazen “yeter artık sıkıldım” diyerek çağrılmadan gidesi geliyor…

Bu itiş kakışlardan geriye canlı kalabilmek galiba tüm iş.
Enerji demiştim ya az evvel, vücut olarak olmasa da enerji olarak kalabilmekte…
O enerjiyle yüzyıllar sonrasına dahi ulaşabilmekte.
****
Tarih sahnesinde baş rolü oynayan tüm oyuncular çekildiler sahneden zamanı gelince.
Geriden gelenlere emanet ettiler rollerini… Ya da yeni oyuncular, yeni oyunlar kondu sahneye…
Kimisi oyunu sürdürdü kaldığı yerden, kimisi yerle yeksan etti…
Yarattıklarının hallerini izleyen ise güldü belki kıs kıs.
Kapanan her perdenin ardından yeni bir perde açtı.
Oyun başka başka da olsa, hep ama hep soluksuz oynandı…
****
Bugün 91 yılı devirdiğimiz Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; “Cumhuriyeti bizler kurduk, yaşatacak olan sizlersiniz” derken bu büyük düzeni biliyordu.
Ey Türk Gençliği diye başladığı Gençliğe Hitabesinde hepsini tek tek anlatıyordu.
Naçiz vücudunun toprak olacağını vurgularken, tapınmak yerine çalışmak lâzım geldiğini ve düşmanın asla uyumayacağını söylüyor, “Söylediklerim hakikat olduğu gün beni hatırlayınız” diyordu.
Keşke “Ben size demiştim” diyen sesi yankılanmasa kulaklarımızda.
Keşke O’nu böyle hatırlamasak…

Biz Atamızı çok sevdik lakin galiba O’nu yeterince anlamadık, anlamadığımız için de doğru anlatamadık…
90 yıl öncesinin söylemlerini 90 yıl sonrasına taşıyamadık…
O’nun arzuladığı gibi değişen dünyaya ayak uyduran bir Türkiye yaratamadık…
Yeni gelen her nesille yenilenen bir ülke halini alamadık…
“Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.” demişti oysa.
Biz en başında medeniyeti yanlış anladık…
Ondan sonrasını da toparlayamadık…
Sonunda meydanı medeniyetsizlere bıraktık…

Yine de, her şeye rağmen, yepyeni ve pırıl pırıl gençlerimizle, eli öpülesi büyüklerimizle  ve yüreğimizde Atatürk sevgisiyle Cumhuriyetimiz yaşamaya devam edecek…

Bayramımız Kutlu Olsun…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder