30 Mart 2015 Pazartesi

Zeki ve çalışkan olmayacaksın!

Yaratılan komediler arasında kaynayıp gidiyor yaşanılan trajediler.
Faili meçhuller bile şekil değiştirdi. Kimse elini sürmüyor artık kurbana. Öyle sıkıştırılıyor ki köşeye kurban, kendi işini kendisi görüyor. Ardında binlerce soru işareti bırakıp gidiyor…

Nereden vardın bu kanıya derseniz, Işıl Barlan’ın ölümünün ardından ortaya çıkan kamera kayıtlarından derim.
Henüz daha 57 yaşındaki, Türkiye’nin sayılı alerji uzmanlarından Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Allerji-İmmünoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Işıl Berat Barlan’ın intihar ettiği yazıldı basında.
Sonra da kamera kayıtları çıktı ortaya.
O kayıtlardaki ölüme gidiş sahnelerini izledim uzun uzun.
İnsan kendini öldürmeye karar vermişken neler yapar diye merak ettim belki de. Nasıl davranır, depresif mi olur, kızgın mı, nasıl?
Bir anda mı atar kendisini, kararsız mı olur? Can havliyle kurtulmaya mı çalışır, yoksa kendisini ölümün kollarına usulca mı bırakır?
****
Işıl Barlan geçen hafta, 13 Nisan Pazartesi günü, ilaç alma bahanesiyle evinden çıkmış, arabasıyla yokuş aşağıya indiği yoldaki bir duvara çarpmış(!), öyle çarpmış ki, çarpmanın etkisiyle aracın hava yastıkları açılmış. Aracından inen Barlan çantasını alarak saat 20:50’de Kuzguncuk sahilinde iki yalının arasındaki bir parka gelmiş. Birkaç dakika burada oyalanan Barlan daha sonra buradan ayrılmış.
Yarım saat sonra, yani 21:22’de sahildeki güvenlik kameralarına takılan görüntülerinde hem endişeli hem de kararlı görünüyor Barlan. (O yarım saat neredeydi acaba?) Arkasına bakıyor bir kez, sanki kontrol ediyor gibi. Sonra sahilde bir-iki dönüyor, sonra da aniden denize atlıyor.
Başka bir görüntüde denizin içindeki halini görüyorum, çırpınmıyor. Sahilden uzaklaşamıyor, akıntıyla yalının duvarlarına sürükleniyorsa da yeniden denize doğru uzaklaşıyor.
Sonra;
Sonrası iki gün sonra cesedi Üsküdar’da bulunuyor…
****
Ardında şaibeli sorular bırakan bu ölümün ardından nefes nefese okunacak bir roman yazılabilir ya da ölüme gidiş görüntülerinden aksiyon sahneleriyle dolu bir kaçma-kovalama filmi kurgulanabilir.
Gördüğüm o sahnelerden bir film yarattım ben de kendimce.
Bir de aracın o duvara çarpmasının imkânsızlığını ve çarpmanın ardından araca gelen birkaç kişinin araçta arama yapıp, “Yanında götürmüş” sözlerini sarf ettiğini de duyunca senaryom iyice güçlendi.
Barlan kimden kaçıyordu?
Onu kovalayanlar kimdi?
Barlan hayatını gözden çıkartacak kadar önemli neye sahipti?
Hangi bilgi ya da veri onun canından daha kıymetliydi?
Vermek istemediği bilginin almak isteyenlerin eline geçmesi dünya için bir felaket miydi?
Dünya felakete sürükleneceğine ben alır başımı giderim mi dedi?
Savaşların boyut değiştirdiği bu çağlarda mikrobiyoloji ve bakteriyoloji ile haşır neşir olan insanların buluşlarının ya da kendilerinin yanlış ellere geçmesi miydi bütün mesele?
O zaman bunun peşine düşen her kimse güç ondaydı.
Üstelik o güç çok ama çok insafsız olmalıydı.

Ah, bütün izlediğim filmler, televizyondaki bitmek bilmez diziler, bütün okuduğum romanlar, casusuluklar, entrikalar, akıl almaz icatlar, sordukça soran dedektifler, polisler, savcılar, avukatlar, kapalı kapılar ardında ulaşılamayanlar….
Hepsi geçiyor gözlerimden…
Hangisi acaba Barlan’ın senaryosuna uyan?
Çıkacak mı ortaya?
Yoksa o da faili meçhuller listesine mi dahil olacak sessiz sedasız.
“İntihar Etmiş” sonucu yeterli mi olacak?
Yeterli olmazsa eğer hakkında farklı farklı iddialar mı ortaya atılacak?
“Karıştırmayın, kurcalamayın, işinize bakın!” tehditleri mi savrulacak?
Bilmem….
****
Bilmiyoruz elbette neler oldu. Bilenler biliyor lakin, ortaya çıkmayacak.
En azından şimdi çıkmayacak…
Belki yıllar sonra bir araştırma kitabına konu olur. Ölmez de sağ kalırsak öykünün gerçeğini öğreniriz.
Lakin ne fayda?
Giden gitmiş…
****
Ne idüğü belirsiz ölümlere bakıyorum da;
“Çocuğum, sen mühim insan olma, sen memleketinin hayrına bir iş yapma, sen çok düşünme, araştırma, icat çıkartma. Sabah git işine, akşam dön evine” diyesim geliyor evladıma.
Korkuyorum ilerlemesinden.
Zeki ve çalışkan olma ihtimalinden endişeleniyorum.
“Sadece sağ kalması mı önemli hayatta, yoksa gerçek anlamda yaşaması ve vatanına milletine faydalı olması mı?” diyorum sonra da.
“Türk, Öğün, Çalış, Güven”e ne oldu? diyorum.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”e ne oldu? diyorum.
Hani Türk milleti zeki ve çalışkandı…
Ne oldu düşünen o beyinlere?
Göçtüler mi hepsi?
Göçtüler ve büyük güce hizmet eder hale mi geldiler?
Ve etmeyenleri de doğduğuna pişman mı ettiler?
Bilmiyorum…
**** 
Benim senaryom böyle.
Belki Komplo Teorileri’ne meraklı bir paranoyak olduğumdan…
Ya sizinki nasıl?
Var mı sizin de Olağan Şüphelileriniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder