19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kuşatma Günleri 2015

7 Haziran'dan beri yaşananlara bakıyorum da; 9 Temmuz'da hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı'ndan alan Davutoğlu bu görevde bir türlü başarılı olamadı ve sonunda bu gece itibari ile görevi Cumhurbaşkanı'na iade etti.
Partiler arası 'git-gel'ler, mekik dokumalar, koalisyon için oradan oraya koşturmalar bir işe yaramadı.
Sanki sahnede bir oyun vardı ve karakterler sahneye bir kapıdan dalıp diğer kapıdan çıkıyordu. Sert kapı çarpmaları, yükselen sesler, teatral davranışlar, bir edalar, bir çalımlar...

Onlar sahnede böyle performanslar sergilerlerken ve biz de bu oyunu sabırla izlerken geçen yaklaşık 2.5 aylık zaman diliminde neler olduğunu araştırdım biraz...
Haberler şöyle:
* 5 Haziran Cuma gün sonunda 617 milyar lira olan borsa şirketlerinin değeri, koalisyon sürüncemesi yüzünden 60 milyar lira azalarak 557 milyar lira oldu. Hükümet belirsizliğinin faturası daha şimdiden en az 60 seçime bedel hale geldi.
* Serbest piyasada 5 Haziran Cuma gününü 2,67 liradan kapatan dolar, devam eden siyasi belirsizlik baskısıyla haftaya 2.84 seviyesinden başlayıp, tarihte ilk kez 2,86'yı aşarak rekor tazeledi. Merkez Bankası'nın açıkladığı son verilere göre; özel sektörün Haziran sonu itibariyle 212 milyar dış borcu bulunuyor. Bu rakamın 178,2 milyar doları uzun vadeli, 33,8 milyar doları ise kısa vadeliden oluşuyor. Borç dağılımının yüzde 62'si dolar, yüzde 31,4'ü avro, yüzde 4,5 Türk Lirası, yüzde 0,4'ü ise diğer para cinsinden. Bunun üzerinden basit bir hesaplama yapıldığında özel sektörün dış borcunun 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana yaklaşık 14 milyar dolar arttığı görülüyor.
Ya olacaklar?
* Olası bir seçimin maliyeti YSK harcamaları, parti ve adayların giderleriyle beraber ortalama 1 milyar lirayı bulacak. Daha yüksek rakamlara işaret eden spekülatif haberlere cevap veren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek; "Yardımı almaya hak kazanan partilere Ocak ve Şubat'ta ödemeler yapıldı. Bu yıl içinde yapılacak genel seçim için ek bir ödeme yapılmayacak" dedi.
* Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven; "7 Haziran seçimlerinde YSK olarak 189 milyon 851 bin 107 lira harcama yaptık. Bu seçimde de yaklaşık aynı rakamlarda maliyetimiz olur. Kesin bir rakam vermem mümkün değil" dedi.
* Erken seçimde AK Parti, CHP, MHP, HDP ve SP; 550'şerden toplamda 2 bin 750 kişiyi aday gösterecek. Her adayın ortalama 100 bin lira harcayacağı düşünülürse, bu 2 bin 750 kişinin toplam masrafı 275 milyon lirayı bulacak. Medya Federasyonu'nun yaptığı hesaplamaya göre, geçtiğimiz seçimde, bayrak üreticilerinden araç kiralamaya, tanıtım ve reklam giderlerine kadar çeşitli sektörlerdeki parti harcamaları, 500 milyon lirayı buldu. Bu rakamlar dikkate alındığında, sandıkların yeniden kurulmasının ekonomiye faturası 1 milyar lira civarında olacak.

İşin ekonomik boyutu bu durumda.
Artan terör boyutunu canlı canlı yaşıyoruz.
Açılım sürecinde gelmeyen şehit cenazeleri adeta o günleri telafi edercesine her gün artarak geliyor. Anaların babaların yüreğine kan yağıyor...
****
Bütün bu olanlar bana bir kuşatma altında olduğumuz hissi veriyor.
Bilirsiniz, sözlük anlamı ile kuşatma; bir şehrin, bir ülkenin ya da bir bölgenin abluka altına alınıp dış dünya ile ilişkisinin kesilmesidir. Kuşatma, düşmanın dışarıyla ilişkisini kesip, teslim olmaya yahut kuşatılan bölgeyi bırakıp kaçmaya zorlayan bir savaş taktiğidir.

Yazının başında yazdıklarıma bakıp siz de bu hislerimde bana hak vereceksinizdir eminim.
Koalisyon oluş(a)maması, hükümet kurul(a)maması, daha doğrusu erken seçimden başka çıkar yol olmadığının dayatılması için ne mümkünse yapılıyor.
Boğazımıza bir yağlı ilmek geçirilmiş, sıktıkça sıkılıyor, nefessiz kalıyoruz, boğuluyoruz.
Dizlerimize dizlerimize vuruluyor, dermanımız tükeniyor, yine de diz çökmek istemiyoruz.
Hızla "Kırk katır mı kırk satır mı?" seçimine doğru gidiliyor, gidişatı durduramıyoruz.

Görüyorsunuz; bu kuşatmanın tüm çıkışlarında "Ver Kurtul" yazıyor.
Ne yana dönseniz karşınıza Usta çıkıyor.
Belki de sarayında "Keşke Reis olmasaydım da şu 400'ü bir güzel çaksaydım" diye dövünüyor.
Bu arada da ne yardan geçebiliyor, ne de serden...
Neyse ki aynı zaman diliminde aynı insanın klonlanıp çoğaltılması hâlâ mümkün değil.
Olsaydı eğer, klonlanan binlerce "Usta" kendi aralarında "En Usta Benim" kavgasına girerlerdi ihtimal...
Peki ya o zaman biz kimden taraf olacaktık?
Bu kuşatmanın mağdurları olarak o zaman ne kadar dayanacaktık?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder