15 Mart 2025 Cumartesi

"Serebral Palsi'yi Bilir Misin Çocuğum?"

Uzun zamandır görüşmek, konuşmak, kendisini tanımak istediğim bir isim ile nihayet tanıştık.
Gayet profesyonelce hazırladığı sayfalarından takip ettiğim Serebral Palsli, 1986 doğumlu Damla Pütün ile buluştuk ve yaklaşık 1 saat sohbet ettik.
Bu yazıda amacım Serebral Palsi'yi anlatmak değil, bu durum ile kol kola yürüyen, onunla eğlenen, hayatta onunla var olan Damla'yı anlatmak...

Yine de Serebral Palsi nedir ne değildir bir bakalım. 
“Serebral palsi, beynin hareketi, dengeyi ve duruşu kontrol eden kısımlarında hasar veya anormal gelişim sonucu ortaya çıkan bir hareket bozukluğudur. Serebral palsi, bebeklik döneminde beynin kas hareketini kontrol eden bölgelerinde hasar oluşursa veya bu bölgeler olması gerektiği gibi gelişemediğinde meydana gelir. Serebral kelimesi, beynin motor fonksiyonunu düzenleyen kısmı olan beynin serebrumunu (merkezi sinir sistemi bölümü), Palsi ise vücudun belirli bölgelerinde istemli hareketlerin felcini ifade eder.” (Kaynak: Memorial)

İlk karşılaştığımız anda yüzünde koskocaman gülümsemesi, ışıl ışıl gülen gözleri ile sarıldık birbirimize. Sosyal medya hesaplarından tanıdığım için onun ne kadar dolu ve ne kadar deli dolu (şahane anlamı ile) bir insan olduğunu biliyordum. 
İlk iş onu sordum zaten. Sosyal Medya hesabını kim takip ediyor, o videoları kim çekiyor, o yazıları kim yazıyor, paylaşımları kim yapıyordu… Bunları sormamın amacı SP’li olarak yapamayacağından değil, SP’li olmayanların pek çoğunun yapamadığı ve bu işleri profesyonel sosyal medyacılara havale ettiklerini bilmem üzerineydi. Sıradan insanlar arasında da sosyal medyayı düzgün kullanan çok azdı.
Damla tüm hesaplarındaki paylaşımların hepsini kendisi yazıyor, hepsini kendisi çekiyor ve hepsini kendisi paylaşıyormuş. Ayrıca Bursa Serebral Palsi Eğitim ve Rehabilitasyon Vakfı BUSEV'in Instagram sayfasının da sosyal medya sorumlusuymuş.
Çünkü bu konuda Sosyal Medyacılardan Sosyal Medya eğitimi almış.
Bu girizgahın ardından Damla'nın hayatını Damla'ya sordum. Anlattı kısaca. Babasını bir iş kazasında, annesini de Damla 19 yaşındayken meme kanserinden kaybeden Damla, teyzesi ve eniştesiyle birlikte yaşıyormuş. Lakin zaman zaman kendini birkaç günlüğüne de olsa bir tatil beldesine attığı da vakiymiş. 
Sohbet sırasında anladım ki teyze ve enişte Damla'nın üzerine titreyip her şekilde yanlarındalar. Ancak insan arada şöyle bir havalanıp kendi başına kalmak ister ya, işte pek çoğumuzun isteyip de yapamadığı ama Damla'nın yaptığı da o.
Çünkü o bir özgür ruh.

Yazdıklarımı okuyup da Damla'ya acıyan gözlerle bakmayın diye yazıyorum bunları. Damla pek çok kişinin düşünüp, hatta fazlasıyla düşünüp bir türlü yapamadığı her şeyi en hızlısından yapıyor.
Kadın haklarını, dünya meselelerini, engelli dediğimiz bireylerin sıkıntılarını anlatan yazılar yazıyor. Instagram'da fırtına gibi esiyor.
Dijital İçerik Üreticisi olan Damla kendini esprili bir tanım ile Sakat Aktivist olarak tanımlıyor. Instagram'da walkerlikadin_cp ve nediyorrr hesaplarından yaptığı paylaşımlarla da sıkı bir aktivist olduğunu kanıtlıyor.
(Bu arada; Damla'nın hesaplarını takip etmeyi ihmal etmeyiniz.)

BUSEV / Bursa Serebral Palsi Vakfı
Damla'nın annesi Nadiye Hanım ve SP'li bir evlat sahibi olan, bugün de bizi konuk eden, Süheyla hanım çocukları sayesinde tanışmış, bir daha da ayrılmamışlar. Ta ki Süheyla Hanım'ın kızı ve Damla'nın annesi aralarından ayrılana dek. 
O günlerde Nadiye ve Süheyla Hanım önderliğinde SP'li çocukların aileleri bir araya gelerek 91 yılında bir dernek kurmuşlar.
Ayten Pehlivan haberi
Derneğin ilk başkanı Mustafa Kavurmacı imiş. Sonra dernek isim değiştirmiş, sonra vakıf olmuş ve Bursa Spastik Engelliler Vakfı adını almış. En son olarak da Bursa Serebral Palsi Vakfı olarak STK'lardaki yerini almış.
Başkanlığını Eczacı Birsen Aksoy'un yaptığı vakıf, SP'li çocuklar ve aileleri üzerine pek çok çalışma yapıyor. 

Walkerlı Kadın
Tekrar Damla’ya dönelim. Walkerlı Kadın hesabında “Serebral Palsi’yi bilir misin çocuğum?” diye soruyor Damla. İnsan yaşamadığı bir şeyin cahili olduğu için ne SP’li olmayı ne de SP’li yakını olmayı biliyoruz çoğumuz. Bazılarımız ise bunu yaşayarak öğreniyor.
Yapay Zekâ nasıl insanın yapmadığı hiçbir şeyi yapmıyorsa, SP’li bir birey de insanın yaptığı her şeyi yapıyor. Yapay Zekâ’da da SP’lide de farklı olan “zaman” oluyor. Biri daha hızlı, biri daha yavaş. Fark sadece o.

Sohbet esnasında SP’lilerin içinde en iyi durumda olanın Damla olduğunu söylüyor Süheyla Hanım. Onu bu kadar iyi durumda tutan şeyin hayata bağlılığı, zekâsı, neşesi ve kendini sağaltması olduğunu hemen anlıyor zaten insan.

2 Temmuz 1991 tarihli Ahmet Trak haberi
Ankara Numune'den Bursa'ya
Damla ve Süheyla Hanım'ın kızı Gözde (Bursa'da tedavi kurumu bulamadıklarından) henüz 5 yaşlarındayken aileleri tarafından Ankara'daki Numune Hastanesi'ne rehabilitasyona götürülmeye başlanmış. Üst üste üç sene gittikleri ve birkaç ay kaldıkları Ankara'da aynı odanın içinde 10 anne 10 çocuk yaşadıkları olmuş. O çocukların içinde en büyük ilerlemeyi gösteren ise Damla olmuş.
Ankara günlerinin ardından eski Çocuk Esirgeme Kurumu'nun olduğu yerde kendilerine bir bina verilmiş. Fizik tedaviler artık burada yapılıyormuş. Bu dönemde kendilerine Rüştü Burlu'nun büyük desteği olmuş.
Daha sonra Ayten Bozkaya'nın bağışladığı yere geçmişler ancak o yer de Sağlık Bakanlığı'na geçince oradan ayrılmak zorunda kalmışlar. 
Cenk Çalışır haberi
Şimdi ise, 2022 yılında Yunuseli'de temeli atılan ve bugünlerde tamamlanan Yaşam Evi'nin iç tefrişatı da bittiğinde, SP'li çocuklar ve aileleri çok daha rahat edecek, birbirleriyle çok daha fazla vakit geçirecek ve düzenlenen etkinliklerle çocuklar motor ve zihin becerilerini geliştirecek. Çocuklarını birkaç saatliğine güvenli bir ortama teslim eden aileler de kendilerinin de ihtiyacı olan günlük hayatlarını sürdürebilecek.

Akran Zorbalığı Yaşadın mı?
Damla İlkokulu Nuri Erbak İlköğretim Okulunda, Liseyi Nuri Erbak Lisesinde okumuş. Annesinin hastalığı sebebiyle üniversiteyi okumamış ama okumayı çok istermiş. Kitap okumayı da çok seviyormuş. Okulda akran zorbalığı yaşadın mı diye sordum Damla'ya. Öğretmenlerinin çok iyi olduğunu, okulda zorbalığı hiç yaşamadığını, gençlerin her şeyi normal karşıladığını ama bazı insanların SP'liler gibi her türlü engelli bireyin ortalarda dolaşmaması gerektiğini düşündüğünü, bu akıldaki kişilerin kendilerine acıyarak baktığını, bunun da çok çağ dışı olduğunu söylüyor. Haklı...
Sanki nasıl doğacağı insanın kendi elindeymiş gibi. 

Hepimiz Adayız
Sanki engelsiz doğmuş olmak ömür boyu engelsiz yaşayacak olmak demek. Bir düşme, bir trafik kazası, bir beyin travması, bir damar tıkanıklığı; ve bir bakmışsınız siz de artık engelliler dünyasının bir ferdisiniz. Herkes için geçerli ve an meselesi...
İşte o gün dünyanın engelsizlere göre düzenlendiğini fark etme günüdür. 
Neyse ki artık farkındalık, duyarlılık ve görünürlük eskiye oranla (yetmez ama) bir nebze de olsa daha fazla da, engelli bireyler eskisi gibi kapalı kapılar ardından yaşamak zorunda kalmıyor.
Bir arkadaşım "Yurt dışındayken engelli değilim, Türkiye'ye gelince engelli olduğumu anlıyorum." demişti.
Yine koltuk değnekleri ile yürümek zorunda kalan bir kadının, "Araba kullanırken kadınım, inince engelliyim" dediğini hatırlarım.
****
Son söz olarak, Damla'nın bizlerden istediği tek bir şey var. O da sosyal medya hesaplarının takip edilmesi.
Yazdıklarımdan anlayacağınız üzere Damla kimseyi kendine acındırma derdinde değil. Onun derdi SP'li olmanın hiçbir şeye engel olmadığını anlatmak ve rol model olmak.
Haydi o zaman, pamuk eller tık tık tık. :) 


15 Mart 2025 / C.E.Y.

Bir Umut Hikâyesi

Okuyacağınız yazı bir fotoğraf hikâyesi gibi görülse de aslında bu bir umudun, 'Umut'ların hikâyesi.
Başlayalım o zaman:
Ekrem İmamoğlu'nun salona girerken olduğu gibi salondan ayrılırken de önümden geçeceğini anlayınca, telefonumun ekranında 2019 yılında yazdığım "İmamoğlu Nanoteknolojik Çıktı" yazımı hazır ettim. Kalabalık güruh ortasında kendisine uzanan elleri selamlayarak önümden geçerken de telefonumu ekranımı göreceği şekilde kendisine uzattım. Ekranda ne yazdığını okuyabilmek için hafifçe eğildi ve başlığı görünce yüzünde beliren "Ayy" ifadesi ile bu kez elini o uzattı bana ve diğer elini de göğsüne götürdü.
İşte o birkaç saniyelik anlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi basın biriminin kamerasına takılmış. Ki gazeteci arkadaşlara insan çeker yahu demiştim. 
Sonra bu fotoğrafı Bursaport'un "İmamoğlu Bursa'da" haberi paylaşımında gördüm. Fotoğrafı kendime de istedim.
Daha güzeli oldu ve Pelin bu fotoğrafı benim 
"İktidar Milletin İktidarı Olsun!" başlıklı yazımın içine de koydu. Daha sonra Zafer Opsar fotoğrafı orijinal boyutu ile mailime yolladı. Bana da fotoğrafın hikâyesini anlatmak kaldı. 

Fotoğrafın sol tarafında görünen ve konuşması boyunca Ekrem İmamoğlu'nu pür dikkat dinleyen ve adının Umut Cepe olduğunu öğrendiğim genç delikanlı İmamoğlu konuşma yaptığı kadar ona el sallamış, bayrak sallamış, alkış yapmış, slogan atmıştı. Her tepkisi yerindeydi. Son derece ciddiydi. Belli ki memleket meselelerini şimdiden dert edinmişti ve gelecekte ne olacağı şimdiden belliydi.
Fotoğrafta gördüğüm üzere İmamoğlu yanımızdan geçerken o da böyle uzatmış elini.

O günü anlattığım "İktidar Milletin İktidarı Olsun" başlıklı yazımda gençlerin heyecanını çok etkileyici bulduğumu yazmıştım. 
Tüm gençlerin umudunun ete kemiğe bürünmüş canlı bir örneği olarak konuşma boyunca yerinde duramayan Umut'un (ben de yerimde duramayarak) fotoğraflarını ve kısa bir videosunu kaydettim. Bu kayıtları sosyal medyada paylaşabilir miyim diye sordum. İsmini de vererek izin verdi.
13 Mart 2025 - Umut Cepe
Daha sonra bana (son derece düzgün bir Türkçe ile yazılmış) bir e-posta yollayarak paylaşımlarımı beklediğini yazdı. Ben kendisine paylaşımların bağlantılarını yolladım. Kendisini sayfalarımda gördüğü zamanki duygularını ve geleceğe dair beklentilerini yazdığı mailleşmelerimiz oldu.
Umut beni çok umutlandırdı.
Tıpkı 27 Mart 2015 tarihli bir CHP toplantısında tanıdığım, o dönemde CHP Gençlik Kollarında yer alan, şimdi ise Ankara'da Siyasi Danışmanlık yapan Mustafakemâlpaşalı Umut Sert gibi.
27 Mart 2015 - Umut Sert
Umarım tüm kötülükler ve tüm kumpaslar coşkun akan bu umut çağlayanının önünde duramaz ve yok olup giderler...
Giderler de; hepimizin hasret kaldığı refah içinde yaşanan huzurlu günlere bir an önce kavuşuruz.

14 Mart 2025 / C.E.Y. 

13 Mart 2025 Perşembe

"İktidar Milletin İktidarı Olsun!"

Parti toplantılarına katılmaya pek meraklı olmasam da kendimce önemli bulduğum zamanlarda bir toplantıya gidip, kim ne diyor, kim ne vaat ediyor, hâl ve gidiş nasıl diyerek başımı içeriye şöyle bir uzatıyorum.
Salondaki coşku, sloganlar, bayraklar, pankartlar, ateşli konuşmalar bir yandan beni büyülese de, diğer yandan Cumhuriyet aşığı insanların bir umuda tutunma hasretleri, bu uğurda yıllardır verdikleri mücadele daha çok etkiliyor.
Bizim nesillere, yani 50-60-70+ yaşlar arasında sıkışıp kalan CHP'liliğin gençler arasında bir heyecan yaratmadığını gördüğüm zamanlarda ise, "Çocuklar inanın, inanın çocuklar! Güzel günler göreceğiz güneşli günler." şarkısının sözleri ağzımın içinde eriyordu.
Çünkü ağzımda eriyen vaatlere karşı onların sessiz cevaplarını duyuyordum: "Tamam ama ne zaman? Ha bire haykırdığınız gibi, sarı saçlı mavi gözlü geldiği zaman mı, ne zaman?"
Yıllar bu cevapsızlıklarla geçti.
Kime umutla sarıldıysak bağrımıza taş basıp döndük.
Bir küskünlük, bir ümitsizlik, bir kırgınlık, bir hüzün, bir acı hâli sardı hepimizi. Cumhuriyet kazanımları an be an ve göz göre göre elden gidiyor, elimizden bir şey gelmiyor.
Siyasîler birbiriyle dalaşıyor, kürsülerden hakaretler savruluyor, arka odalarda pazarlıklar dönüyor, bazı partililer oradan oraya transfer oluyor, ekonomi bel bükmeyi bırakmış boğaz sıkıyor, adaletsizlik ve hukuksuzluk almış başını gidiyor... Hayatta kalanlar olarak ha boğulduk ha boğulacağız. 

Peki ama neden?
Tabii ki 23 yıldır iktidarda yaşlanan bir anlayış(sızlık) yüzünden...
Tabii ki 23 yıldır ülkeyi kendi malı sanan bir anlayış yüzünden. Ki insan kendi malına böyle bir kötülüğü reva görmez.
Tabii ki 23 yıldır mağdurluktan beslenip mağrurlukta sınır tanımayan kibirliler yüzünden.
Tabii ki 23 yıldır (Rabbim affetsin) aldatılan, oradan oraya savrulan, kendini sorgulamayıp her şeyi karşı cenaha fırlatan anlayış yüzünden.
Tabii ki 23 yıldır Koltukların Gücü Adına kılıç kuşanan ve kelle alan anlayış yüzünden.

"Ey Vatan Gözyaşların Dinsin, Yetiştik Çünkü Biz"
Biliyorsunuz; 2002'de doğanlar bugün 23 yaşında ve hayatları boyunca başka bir parti yönetimi görmediler. Buna rağmen her şeyin sorumlusunun ve suçlusunun CHP olduğu teziyle büyüdüler.
Ama artık büyüdüler.
Gerçekten büyüdüler.
Sonunda geldiler ve salonlara girdiler...
Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Ön Seçim Adayı, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Bursalılar ile buluştuğu toplantıya ben de gittim. Pek çok ilde salon verilmeyen İmamoğlu'nun toplantısı, Nilüfer'deki TVF Cengiz Göllü Voleybol Salonu'ndaydı.
Malum, 23 Mart günü CHP kendi adayını ön seçim ile belirleyeceği için İmamoğlu o zamana kadar olan günleri il il dolaşarak değerlendirilmeye çalışıyor. Bursa'daki buluşmada 50+ yaş grubunun dışında gençlerin İmamoğlu'na destek verişi çok etkileyiciydi.
Ne de olsa İmamoğlu'nun kendisi de genç. Genç, güler yüzlü, eğlenceli, iddialı ve cesur. Ve diplomalıHa bir de 2019'da yazdığım gibi: Nanoteknolojik

Ayrılık da sevdaya dahil, ölüm de yaşama dahil
Genç olmak sadece yaş ile olacak bir şey değil. Zamanın ruhunu yakalayan anlayış ile ilgili. Boş ver yaşı başı; içinde neşe barındıran, hayata esprili yaklaşan, kompleks yapmayan, yeri geldiğinde lafı gediğine oturtan, pratik zekâlı, büyük küçük her insanla iletişim kurmayı ve kendini sevdirmeyi başaran, çünkü bundan haz alan, biraz hırslı, biraz inatçı, çokça da özgüvenli olmak gençliğin anahtarı. 
Her önüne geleni azarlamak, her yerde büyüklük taslamak, kendinden büyüklere bile el öptürmek, çocuktur demeden çocuğun kafasına elinin kemiği ile vurmak, şakadan da olsa suratına tokat atmak, itibarı insanların refahında ve ülkede güven içinde yaşamalarında değil de saraylarda, özel uçaklarda, bilmem kaç yüz kişilik cuma konvoylarında aramak artık iyice yaşlı ve huysuz bir ihtiyar olmuş olmanın göstergesi.
Bir de buna yaşlandığını kabul etmemeyi ve yerini gençlere bırakmamak için her türlü yolu mübah saymayı eklersek, buyurun size memleketimin şahane profili.

Örnek Alma, İbret Al
Oysa değişim tazelenmektir, yeniliktir, güncellenmektir. Herakleitos’un dediği gibi, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”…
Telefondan bilgisayara, televizyondan arabaya kadar her şeye güncelleme geliyor da insanlara ve yönetimlere niçin gelmiyor anlamış değilim. Güç zehirlenmesi ile beyinleri bloke oluyor ihtimal.
Hoş; umarım İmamoğlu da bu yazdıklarımı yıllar sonra tekrar yazdırmak zorunda bırakmaz. “Kimse işe yaramaz değildir, en azından kötü örnek olabilir” sözündeki gibi önünde şahane bir “kötü örnek” var. Bunu örnek de alabilir, bundan ibret de. Demiş olalım; ibret her zaman örnekten evladır…

Abesle İştigal
Bu gençliği ve bu enerjiyi bizim gördüğümüz gibi Cumhur İttifakı da görüyor elbet. Zurna da orada zırt diyor zaten. O yüzden saldır babam saldır. Sağdan soldan, yukardan aşağıdan, tepeden tırnaktan her yere saldır.
Bir diploma krizidir sürüp gidiyor. Yani insan saldırır da en olmayacak yerden neden saldırır? 
Belgeleriyle, bilgileriyle, kurumlarıyla her şey gün gibi açık iken, babamın dediği gibi, ABESLE İŞTİGAL bir kampanya yürütülüyor.
Gel de lise yıllarımızda gördüğümüz mantık dersini hatırlama.

Oy Pusulalarından Bir Tanesi Geçersiz
31 Mart 2019'da gerçekleştirilen yerel seçimlerdeki numara neydi?
O seçimde "büyükşehir belediye başkanı", "ilçe belediye başkanı", "ilçe belediye meclis üyeliği" ile "muhtarlık ve ihtiyar heyeti" için oy kullanılmış, bunların içinden sadece "büyükşehir belediye başkanı" geçersiz sayılmış ve seçim tekrarlanmıştı. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçiminin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019'da seçim tekrarlanmış ve 13 bin 729'luk fark 800 bini aşmış, İmamoğlu da mazbatasını alıp başkanlık koltuğuna oturmuştu.

Diplomalardan Bir Tanesi Geçersiz 
Şimdi aynı oyun bu kez "diploma-yatay" geçiş üzerine kurgulanıyor. O dönemde aynı haktan yararlanan herkesin diploması geçerli, İmamoğlu'nunki SAYILMAZ! Kısacası diplomanın varlığına bir şey yapamıyorsak geçerliliğine bir şey yaparız diyorlar. 
Arkadaş; madem diploma savaşı çıktı, herkes koysun diplomasını ortaya. Bakalım kimin diploması diğerinin diplomasını (bulursa) dövecek.
Bugünkü konuşmasında Ekrem İmamoğlu bunlara gerek olmadığını, yarışın mertçe ve şerefli bir şekilde yapılması gerektiğini söyleyerek adeta meydan okudu ve "Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme!" dedi.

Ceyarvari Numaralarla Korkutma
70'li yıllardan kalma bu numaralar sizce de çok bayat değil mi? Üstelik darbe vurmak için yapılan her numara, "Korkutandır En Çok Korkan" dediğim gibi, korkunun büyüklüğünü göstermez mi? Kirletmek için atılan her çamur önce atanın elini kirletmez mi? Bunları onlara kimse anlatmamış demek. Demek sevgi, hoş görü, doygunluk, tevekkül, hamd etmek, şükür etmek gibi kavramlar dillerinde kalmış, özlerine inmemiş.
Mustafa Bozbey
Bu kadar laf ettikten sonra toplantıda konuşulanlara şöyle bir göz atalım. 
CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey bir çeşit mutabakat olacak olan ön seçimde Bursa teşkilatı olarak İmamoğlu'nun yanında yer alacaklarını belirttiler:
"Bu ülkenin cumhurbaşkanı İmamoğlu olsun" / Nihat Yeşiltaş
"Bursa olarak İmamoğlu'nun yanındayız." / Mustafa Bozbey
Ekrem İmamoğlu
CHP'li belediye başkanları ve partililerin doldurduğu salona girdiği andan itibaren büyük bir tezahüratla karşılanan Ekrem İmamoğlu, mikrofona davet edilip platforma çıkar çıkmaz ilk iş olarak Bursaspor atkısı boynuna atıldı. Boynunda Bursaspor atkısı ile başladığı konuşması gençlerin "ceketi çıkar" talebi ile kesildi ve İmamoğlu o meşhur ceket çıkarma ve gömleğin kollarını sıvama "show"unu bu kez Bursalılar için yaptı. Kolları sıvamakta haklıydı. Uzun ve zorlu bir mücadeleye aday olduğunu biliyordu. CHP'nin milletin umudu olduğunu biliyordu. Zorbalığa boyun eğme niyetinde değildi. Bir hayali vardı ve hayali, "İktidar, milletin iktidarı olsun!" idi. "Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek, gençliğimiz var." diyordu. Parlamenter sistemden bahsediyordu.
Konuşmasının başında "baĞzılarından" şikâyetlendiyse de bu şikâyetlenme sadece coşkuyu düşürmeye yaradı. Zaten biz bizeydik ve hepimiz aynı dertten mustariptik. Bunları birbirimize anlatmaya ihtiyacımız yoktu. İnsanlara yeni bir şeyler söylemek lazımdı.
Buralarda gençlerin sloganları devreye girdi ve konuşma tekrar yüksek enerji kazandı. Gençler onu asla yalnız yürütmeyecekti...
İmamoğlu da "Tarihi gençler yazacak!" dedi. 
Evet, tarihi her zaman gençler yazar ama pek çoğu yazdığı tarihten öteye gidemez. 
Bunu başarabilen ve ülkeyi zarafetle ileriye taşıyan isim Mustafa Kemâl Atatürk'tür...
O yüzden gözümüz hep onu arar. Çünkü yeri dolmamıştır...

“Bursa’yı ve Bursaspor’u seviyorum”
Konuşurken gömleğinde kuru yer kalmamacasına terleyen İmamoğlu boynundaki Bursaspor atkısını hiç çıkarmadı ve Bursa’yı ve Bursaspor’u çok takdir ettiğini söyleyerek; “En zor şartlarda koca stat tıklım tıklım doluyor ya işte onun için Bursaspor’u seviyorum. Onun taraftarlarını da ayrıca seviyorum. Onları alkışlıyorum” dedi.
 
Terden sırılsıklam olmuş halde salondan ayrıldı. Ayrılırken gülümsemeyi ve selamlaşmayı unutmadı. Çünkü bu onun doğasında vardı.
****
Okuduğunuz üzere benim yazımda hiçbir kulis bilgisi, hiçbir hesap, hiçbir kitap yok. Davranış var, sosyoloji var, gözlem var. Bunlarla birlikte ümit var, istek var, aydınlık günlere ulaşma arzusu var.
Gerisi zaten hem medyada konuşulan hem de iki kişi bir araya gelince hepimizin konuştuğu şeyler.
Yani aklın yolu bir şeyler...

"Size verilen sürenin sonuna geldik" 
İlerleyen günlerde ne olur, İmamoğlu "azat" mı edilir, onun ardından Mansur Yavaş üzerine mi çalışılmaya başlanır, kim kime düşürülür, kim kime kırdırılır bilmem.
Bildiğim ve gördüğüm, ömrünü tamamlamış bir iktidar anlayışı ile çok ama çok YORULDUĞUMUZ...
Hadi gidin de hep birlikte dinlenelim biraz...
Nihayetinde siz de bu memleketin sahibi değil sınırlı süreli bir vazifenin emanetçisisiniz. Bunu idrak etmek çok mu zor?
İdrak için "P ise Q" önermesinden yola çıksanız yeter.
Hadi hepimize kolay gelsin...
Çünkü; “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
13 Mart 2025 / C.E.Y.
Ekrem İmamoğlu Bursa'da YouTube Videosu için tıklayınız:

9 Mart 2025 Pazar

Myrleia'dan Mudanya'ya Üç Bin Yıllık Yolculuk

"1. Mudanya Kültürel Miras Konferansı: Göbeklitepe'den Myrleia'ya" etkinliği, Mudanya Kent Konseyi, Mudanya Belediyesi, Mudanya Üniversitesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi (Güzel Sanatlar Fakültesi) ortaklığı ile Mudanya Üniversite'sinde gerçekleşti.
Konferansa Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Mudanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Karip, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftçi, Mudanya Kent Konseyi Başkanı Ozan Kozan ile akademisyenler, öğrenciler ve basın mensupları katıldı.
Konferans başlamadan önce Mudanya Üniversitesi Görsel Tasarım Bölümü akademisyenleri ile öğrencilerinin hazırladığı serginin açılışı yapıldı.
Mudanya'ya Değer Katan Proje
Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından konferansın açılış konuşmasını yapan Mudanya Kent Konseyi Başkanı Ozan Kozan, bu ilk konferansın hazırlanmasında katkısı olan kurumlara ve projenin başından bu yana büyük emek sarf eden Esin Bayrakçiçek ve Efraim Pala başta olmak üzere bütün yürütme kurulu arkadaşlarına teşekkür etti. 
Ozan Kozan
Kozan, Mudanya Miras Konferansının devamlılığı için çalışacaklarını, bu konferansların Mudanya'ya değer katacağını söyledi. 

Anadolu'daki Romalı Kenti Mudanya 
Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Feridun Yılmaz adına açılışa katılan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftçi, Mudanya üzerine yazdığı ve Mudanya üzerine yazılmış ilk bilimsel kitap olan "Osmanlı Döneminde Mudanya İskelesi ve Gümrüğü" kitabından bahsederek, Bursa'nın ilçeleri ile ilgili çalışmaların yok denecek kadar az olduğunun altını çizdi. 
İznik, Gemlik ve Mudanya gibi ilçelerin kültürel zenginliklerinin ortaya çıkmaya başlamasını anlamlı bulduğunu söyledi. Mudanya'nın ilk ismi olan Myrleia'nın Kolofonlular zamanından, yani M.Ö. VII. yüzyıldan geldiğini, M.Ö. III. yüzyıl başlarında Bithynia Kralı Prusias ile Makedonya Kralı V. Philippos'un ele geçirerek yakıp yıktığı ve Philippos'un damadı Prusias’a verdiği bu şehri, Prusias'ın karısı Apame’nin adıyla “Apameia” olarak adlandırdığını, Haçlı Seferleri sırasında (dağlık anlamına geldiği söylenen) “Montaneia", bir başka deyişle "Moutagnac" ve Montania'dan türeyerek Mudanya adını aldığını tarihçeleriyle kısaca anlattı. Kentin adının Osmanlı tarih defterlerinde zaman zaman Budamya olarak da yazıldığını ekledi.
Prof. Dr. Cafer Çiftçi
Mudanya Üniversitesi'nden görünen (*yeni yolun değil, Bademli'den geçen eski yolun) Mudanya yolunun Osmanlı döneminde Fatih ve Kanunî tarafından da kullanıldığını, Mudanya İskelesinin Manisa Sancağından İstanbul'a ulaşımdaki önemini belirtti ve önümüzdeki yıllarda gerçekleşecek olan konferanslarda Mudanya'nın Osmanlı dönemindeki önemine değinilmesini beklediğini söyledi.

"Her Şey Merakla Başlar"
Sözlerine tarihle iç içe yaşayan Mudanya'nın her köşesinde bir tarihî esere rastlandığını ancak pek çoğunun talan edildiğini söyleyerek başlayan Mudanya Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Emin Karip, çocukken kendilerine definecilerle karşılaştıkları zaman bir çalının arkasına saklanarak yüzlerine bakmamalarının tembihlendiğini, çünkü onlardan kötülük geleceğinin söylendiğini, o yüzden sadece saklanmayı öğrendiklerini belirtti. 
Prof.Dr. Emin Karip
Sonra Efes'te yaşadığı bir anısını anlattı: "Efes'i dolaşan öğrenci grubundaki bir çocuk, 'Bunlar kalmış. Bunları görebiliyoruz. Ya göremediklerimiz? Ya bugüne ulaşmayanlar?' diye sordu ve öğretmen bu soruya kayıtsız kaldı. Çocuk sonrasında 'Ben de bu soruların cevabının olmadığını biliyorum ama üzerinde konuşabiliriz.' dedi." dedi.
'Her şey merakla başlar' diyerek, Cumhuriyet'ten Göbeklitepe'ye kadar olan kültürel mirasa sahip çıkmak, farkındalığı artırmak ve merak uyandırmak adına bu tür buluşmaların önemine dikkat çekti ve bu toprakların dünyanın tarih açısından en zengin toprakları olduğunu, 250 yıldan değil, 12-13 bin yıldan bahsettiğimizi ekledi. 

"Kültürel Mirasımızı Dert Ediniyoruz"
Myrleia antik kentindeki kazıların yeniden başlamasına önem verdiklerini ve antik kentin mutlaka gün yüzüne çıkarılması gerektiğini söyleyen Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Mudanya'nın bilinen tarihinin 2 bin 800 yıl öncesine dayandığını ve bu kentin bir liman kenti olduğunu, ancak henüz çok küçük bir alanının gün yüzüne çıkarıldığını ifade etti. 
Özdilek AVM'de fotoğrafladığım üzeri camla kaplanmış Antik Liman kalıntıları / 14 Nisan 2023
(* Kısa not: Maalesef ki sermaye her zaman bilimden önce geliyor. Tüm karşı çıkmalara rağmen üzerine Özdilek alışveriş merkezinin kurulduğu Antik Liman kalıntılarını hatırlarsınız. O dönemde yazdığım "Ah Montania, ah sevdalı kız" başlıklı yazımı bu yazının sonuna ekledim. Yine aynı dönemde, 'Arkeolojik kalıntı üzerine AVM' konusu Koca Kafalar ile Baba Haber Bülteni'nde de işlenmişti.)
Deniz Dalgıç
Deniz Dalgıç ile devam edelim: "Mudanya, Anadolu'dan geçen yolların İstanbul'a ulaşmak için denize ulaştığı yer. Bir liman kenti. Mudanya'nın tarihini anlamak için bilinen en eski tarihe (Göbeklitepe'ye) gitmek önemli. Eminim ki Göbeklitepe'den de eski yaşamlar zamanla ortaya çıkacaktır ve dünyada yaşam ne kadar geriye gidiyorsa Anadolu'daki yaşam da o kadar geri gidiyordur. Birbiri üzerine kurularak, birbiri ile kaynaşarak bugünlere gelmiş bir tarihimiz var. Mudanya, 'Mübadele'nin de yaşandığı ve var olan kültürlere bir kültürün daha eklendiği yer. Biz Mudanya Belediyesi olarak kültürel mirasımızın kazanılması konusunu dert ediyoruz. Özellikle bu antik kentteki kazıların yeniden başlaması bizim için çok önemli. Bununla ilgili imar planı değişikliği, kamulaştırma gibi girişimlerimiz var. Mudanya olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile de iş birliği protokolü yaptık, Dereköy'deki kilisenin restorasyonuna başlamak üzereyiz. Uğur Mumcu Kültür Merkezi'ni tekrar hizmete sokacağız. Mudanya'nın her yeri, taşı, toprağı tarih... Tarihî kültürel mirasımızın yanında, somut olmayan kültürel mirasımız zeytin, üzüm de bizim için çok önemli. Bu konuda da çalışmalarımızı sürdürüyoruz."
Seçil Sun
Açılış konuşmaların ardından Bursa Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndan Seçil Sun viyolası ile mini bir resital verdi.

Konuşmacılar ve Konuşma Başlıkları
* İstanbul Üniversitesi, Tarih Öncesi Arkeolojisi, A.B.D. Başkanı, Göbeklitepe ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof.Dr. Necmi Karul"Taş Tepeler Projesi, Göbeklitepe ve Karahantepe Araştırmaları" başlığı ile;
* Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Prehistorya ve Ön Asya Arkeolojisi A.B.D. Prof.Dr. Haluk Sağlamtimur, "Ilısu Barajı ve HES Projesi Kapsamında Siirt ve Çevresinde Yapılan Arkeolojik Kazılar" başlığı ile;
* Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal "İznik'ten Haçlı Ordularına Ait İnsan Kalıntılarının Anlattıkları" başlığı ile;
* Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Mustafa Şahin "Myrleia'dan, Apameia'ya Mudanya ve Çevresi" başlığı ile; 
* Mudanya Kent Konseyi Başdanışmanı Uzm. Antropolog Dr. Levent Sevik, "Trepanasyon: Taş Devrinin İlkel Cerrahlarının Kafatası Delgi Ameliyatları" başlığı ile birer sunum yaptılar.

Birer ders kıvamında olan bu harika sunumların hepsini yazıyla anlatmam mümkün değil. Lakin meraklısı için şöyle bir şey yapabiliriz:
Konferans konuşmacılarının kısa kısa videolarından oluşturduğum "1. Mudanya Kültürel Miras Konferansı" başlıklı albüme sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz.

"Gemlik Körfezi mi, Mudanya Körfezi mi?"
Prof.Dr. Mustafa Şahin Myrleia'dan bugünkü Mudanya'ya, Mudanya'nın tarih içindeki önemine dikkat çekerek, neden Mudanya Körfezi denmiyor da Gemlik Körfezi deniyor diyen sorguladı.
Mudanya Bursa'nın, Altıntaş'tan Mesudiye'ye kadar en uzun sahil bandına sahip olan ilçelerinden biri ancak, Gemlik ilçesi körfezin en dip yerinde kurulmuş olduğundan, körfez Gemlik Körfezi diye anılıyor olabilir. Ayrıca serbest bölgesi ve ticaret hacmi de kayda değer büyüklükte. İstanbul'a deniz yolu ile ulaşımda ise Mudanya öne çıkıyor. 
Gemlik Belediyesi sayfasında yer alan bilgilerde:
"Gemlik Körfezi'nin uzunluğu doğudan batıya 35 km. Güneyden kuzeye en geniş yeri 10-15 km. olan körfez daima sakin olmasını sağlayan karşılıklı iki burun olan Tuzla ve Kapaklı burunları. Her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kıskaç içine almış gibidir. Körfez bu kıskaçlar arasında adete bir havuza benzer. Körfez sularının sığ kısımları 1-10 m., derin kısımları ise 100-150 m. arasındadır. İlçenin eski adı Kios olduğu için Körfeze eskiden Kios/Kilyos dendiği bilinmektedir. Körfezin bir diğer adı da İncir Limanı olarak geçmektedir." yazıyor.
Zengin bir tarihe sahip olan Mudanya sınırları içerisinde, fotoğrafta görüldüğü üzere 
gün yüzüne çıkartılmayı bekleyen antik kentler var. "Sular akar Türk bakar" sözüne karşı Mustafa Hoca'nın söylediği gibi, artık bakmayalım, çıkartalım...

Siği-Kumyaka / Çocukluğum
Babamın babasının Siği köyünün yerlisi olmasından dolayı, çocukluğumun kış ayları Karacabey'de, 1970 yılından sonraki yaz ayları ise Siği'de geçti. Zeytinlikler içindeki evimizde doğal hayat ile iç içe yaşarken bir yandan da farkında olmadan tarihin ortasında yaşıyormuşum da haberim yokmuş. Köy içindeki kilise, içinde Starna'sı olan taş evler, kagir evler, "Mağaza" dediğimiz zeytin basılan binalar, yağhane, zeytinliklerde ayağıma takılan kırık çanak çömlekler (kendimi arkeolog, kırık çanağı da çok önemli bir parça addetmem), 'kiliseden keçi kayalıklarına dehliz varmış' söylentisi, Hamam Çeşmesi adının çeşmenin arkasında kalan ve artık kullanılmayan köy hamamından geldiğini sonradan öğrendiğim ve içine girdiğimde büyük bir keşif yapmışçasına sevindiğim hamam, eski Rum evleri, Rumlarla ilgili iyi-kötü hikâyeler, özel günlerde yapılan ve toprak fırınlarda pişirilen Paskalya Çöreği, tepelerde zeytinlik sulaması için yapılmış Rumlardan kalma büyük havuzlar, Değirmenler'deki değirmen, içinde kırmızı balıkların yüzdüğü, üzeri asma ile örtülü havuzlu köy kahvesi, köy meydanında tarihî çınar, babamın Mudanya'dan İstanbul'a vapur ile, Mudanya'dan Bursa'ya tren ile yaptığı yolculuklar, zeytin, incir, badem, ceviz, deniz, midye, balık avlamak, sandal, kürek çekmek, Kirya, Ayastefani, Mavriya, Meserya, Pişinoz, Horezler, Mangafalar, Pastoslar, Arkamonozlar, Çukula, Polönür, Şefriya, Mücürnü, Şekeryez, Manastır gibi Rumlardan kalma mera isimleri, yazlık arkadaşlarım, köyde yaşayan akrabalarım ve sayamayacağım kadar çok anı...
Her şey ne kadar normal, ne kadar kendi akışında, ne kadar olağandı.
O yıllar ne Apemia'yı ne de Myrleia'yı bildiğim, adeta benimle var olmuş bir dünyada yaşadığım yıllardı... 
Karşı sahildeki Fıstıklı, Kapaklı, Armutlu hem çok yakın hem de ulaşılmazdı... En çok merak ettiğim de; karşı yakadan bizim köy nasıl görünüyordu…
Eski zaman fotoğraflarına bakmayı, eski yazıları okumayı severdim. Büyüdükçe daha çok merak etmeye başladım. Ancak merakım yine de sınırlıydı. Köyün 1905 tarihli bu fotoğrafı benim için yeterince eskiydi mesela. Yıllar içinde, özellikle de gazetecilik hayatım ile birlikte daha eskilere gitmeye başladım. Özdilek'in Mudanya'ya mağaza açma aşamasında ise Antik Limanı ve Antik Liman'dan içerilere doğru uzanan antik şehri öğrendim. 

Hayatı yaşanır kılan ve anlamlandıran merak olsa gerek. 
Merak etmeden, öğrenmeden, heyecan duymadan, nereden geldik nereye gidiyoruz demeden, kendi çağımızdan önceki çağları sorgulamadan yaşanır mıydı hiç? 
Kalıntılar bize bir şeyler söylüyordu. Geçmişte yaşayanlar o günlerden bugünlere bir şeyler fısıldıyordu. Toprak bazen derinlerinde, bazen de bir birkaç santim yüzeyde sürprizler barındırıyordu. Mesela Göbeklitepe'de olduğu gibi bir çiftçi tarlasını sürerken devasa bir tarihi ortaya çıkartabiliyordu. 
Geleceğe daha doğru bakabilmek için geçmişi iyi bilmek yetmez, iyi de anlatmak gerek. 
O yüzden 2 bin 800 yıllık Mudanya'nın tarihi üzerine yapılan bu ilk konferansı çok önemsedim ve büyük bir merakla, koşa koşa gittim. Sunum başlıklarında görüldüğü üzere Göbeklitepe, Siirt ve İznik üzerinden Mudanya'ya geldik. Bu sayede eve bilgi dağarcığımda pek çok yeni bilgi ile döndüm. 
Umarım ve dilerim ki bu konferanslar hiç ara vermeden devam eder ve Bursa'nın diğer ilçelerine de örnek olur.
9 Mart 2025 / C.E.Y.

İlgili Yazılarım
Zenginlikler Bizimdir / 4 Haziran 2022
UNESCO Yolunda İznik / 7 Haziran 2022

Kumyaka'daki kilisenin ve hamamın fotoğraflarının olduğu sosyal medya albümüm için tıklayınız.

24 Şubat 2025 Pazartesi

O Zaman Alkış!

''Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, çıkaracak hiçbir şey kalmadığında elde edilir.'' der Küçük Prens kitabında Antoine de Saint-Exupéry...
O yüzden ben o parti bu parti gezenlere pek de kızmıyorum. Sonunda herkes layık olduğu yeri buluyor diyorum. Ya da herkes olması gereken yere yerleşiyor...
Hoş, bu kaymalar görüş değişikliğinden mi yoksa hesap değişikliğinden mi bilmediğimden, yarın bir gün bu "transfercilerin" bambaşka görüşte partilere geçebileceklerini de cebimde saklı tutuyorum.
Mesela geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Ak Parti'nin 8. Olağan Kongresi'nde, İYİ Parti ve Gelecek Partisi'nden istifa ederek partiye katılan 9 isimden 7'si MKYK'ya girdi. 
İYİ Partiden istifa eden Ünal Karaman ve Mehmet Salim Ensarioğlu ile Gelecek Partisinden istifa eden Serap Yazıcı Özbudun Ak Parti'ye katıldı. (360'a kaç kaldı?) 

Yatay Geçiş mi, Dikey Geçiş mi?
Bu milletvekilleri "Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız" sloganından fırladıklarından yatay geçiş yapmış sayılırlar. 
Bir de dikey geçiş yapanlar var ki Allah selamet.
İster "Muhalifim diyerek oy alıp kapağı iktidara atmak oluyor mu?" diye sorun, ister "Sana güvenilerek verilen oylarla başka sandalyelere oturmak içine siniyor mu?" diye. Meclis o kadar uzak ki ses gitmiiirr... 
Olması gereken; seçildiğin parti içine sinmiyorsa ya bağımsız kalır ya da istifa eder, içine sinen partiden tekrar aday olursun. Seçilirsen ne ala. Seçilmezsen, vuslat başka bahara...

O Sayılmaz
Ekrem İmamoğlu'nun olan diploması sorgulanırken "geçiş" hikâyesinden yola çıkılıyor da, milletvekillerinin alkışlar eşliğinde partiden partiye hoplaya zıplaya yatay-dikey geçişleri ile bir türlü ortaya çıkamayan diplomalar hiç sayılmıyor.

Check Point - Pit Stop
Cumhurbaşkanı Erdoğan 8. Olağan Kongre'de 1547 oyun tamamını alarak yeniden Ak Parti Genel Başkanı seçildi. Tek adaylı "seçim" olur mu hiç demeyin. Oluyor işte. Aslında bu sayede 1547'nin yerinde durup durmadığı kontrol ediliyor. Kısacası kongreler "Check Point" olarak iş görüyor. 
Var mı itirazı olan? 
Yok tabii ki, ne demek...
Bir yandan da kongrede partiye hızlıca bir bakım, yeni elemanların eskileriyle değişimi yapılıyor ve direksiyonda yine aynı sürücü ile Pit'ten hızlıca çıkılıyor...
Bugüne kadar aynı sürücü ile 23 turda 8 Pit Stop yapıldı. 
Her ne kadar aracın elemanları her seferinde değişse de sürücü aynı olduğu sürece gidişat hep aynı. Pist 23 senedir yıpranmış, izleyici azalmış, kimin umurunda... 
O hâlâ kendisini geçebilecek olanları türlü çeşit hile ile pist dışına atmak, başkalarının Pit Stop'larını karıştırmak ve taraftarı birbirine düşürmekle meşgul...

Yazıya başladığımız yere dönelim ve yazıyı Küçük Prens'ten birkaç cümle ile sonlandıralım:
"Kimse bulunduğu yerde mutlu değildir." (Mutlu değillermiş.)
"Ölene kadar sorumlusun, gönül bağı kurduğun her şeyden." (Gönül bağı kurmamışlar, o yüzden sorumluluk duymuyorlar.)
"Sana ait olanı bu kadar önemli yapan, onun için harcadığın zamandır." (Önemsememişler çünkü zaman harcamamışlar. Zaman harcamamışlar çünkü önemsememişler.)
* Çıkıp gidenlere bakarak mükemmelliğe az kaldı diyebilir miyiz o zaman?  Göreceğiz...

Böyle böyle yazıp, konuşup, anlatıp duruyoruz da, duyan kim?
Bakın bu soruyu da Küçük Prens kendi dilinde cevaplıyor:
"Ancak kendini beğenmiş adam onu duymamıştı bile. Çünkü kendini beğenmiş insanlar sadece övgüleri duyarlar."
O zaman alkış!
24 Şubat 2025 / C.E.Y.

14 Şubat 2025 Cuma

"Farz Et Dünya Bir Gündür"

Erdinç Çelikkol (1938 - 2023)
Vefatının ikinci yılında 'Erdinç Çelikkol'u Anma Konseri'nde, 3 Şubat 2023 günü 85 yaşında iken aramızdan ayrılan, ülke müziğine iz bırakmış Bursalı sanatçımız Erdinç Çelikkol'u şarkılarla andık.
Sunuculuğunu TRT İstanbul Radyosu Ses Sanatçısı Nusret Yılmaz'ın, koro şefliğini oğul Tuğberk Çelikkol'un üstlendiği gece, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Merinos AKKM'de yoğun bir katılımla gerçekleşti.
Nusret Yılmaz
Konsere, Bursa Baro Başkanı ve Erdinç Çelikkol'un öğrencisi Metin Öztosun, başkanlığı döneminde Nilüfer/Ertuğrul Mahallesi’ndeki bir sokağa Bestekâr Erdinç Çelikkol adı veren Nilüfer Belediyesi önceki dönem başkanı Turgay Erdem, 21. Dönem Bursa Milletvekili Fahrettin Gülenler, Bursa Kent Konseyi Başkanı Ertuğrul Aksoy; güftekârlar, bestekârlar, Bursa'nın koro şefleri, koro üyeleri, kısacası musikişinas sanatseverler katıldı.
Maalesef ki bu anma gecesine, her zaman yanında olan sevgili eşi Neriman Çelikkol rahatsızlığı nedeniyle katılamadı.

Erdinç Çelikkol 
Konser öncesi Erdinç Çelikkol'un hayat yolculuğunu anlatan Nusret Yılmaz, bizleri 550 sene evvele, 1475 yılına götürdü. Erdinç Çelikkol'un öyküsü, pek çok Bursalının hikâyesi gibi Konya Karaman'da başlıyor, oradan Rumeli'ye uzanıyor. Rumeli'de Mitrovica kasabasına yerleşen büyük dede Yeniçeri Mahmut'un üç oğlu oluyor. Rahova, Bahattin ve Jaja. Erdinç Çelikkol Jaja'nın soyundan gelen ve Rumeli'den Bursa'ya göçen Terzi Ahmet ile Ayşe Hanım'ın evladı olarak 23 Mart 1938 günü dünyaya gözlerini açar. İlkokulu Hoca İlyas Okulu'dan okur. Orta okulu terk etmek zorunda kalır. Amcası Rafet Çelikkol, Erdinç'i 1951 yılında, henüz 13 yaşındayken Bursa Musiki Cemiyeti'ne kaydettirir. Çelikkol'un yeteneği kısa sürede anlaşılır ve çok geçmeden Çelikkol solist olarak sahnelerdeki yerini alır. 1955 ve 1958 yılları arasında İzzet Gerçeker'in yardımcısı olarak çalışır. 1958 yılında Neriman Ener ile evlenir. Bu arada askere gider gelir. 1960 yılında tüm aile İstanbul'a göç eder ve oraya yerleşir.
Erdinç Çelikkol, hocası Emin Ongan ile birlikte Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde meşk etmeye başlar. Çelikkol hem cemiyette öğretmendir hem de bir yandan gazino çalışmalarına başlar. Gündüzleri de babasıyla birlikte ticaret hayatını devam ettirir. 1962 yılında Bursa'ya temelli olarak döner. Bursa'ya dönen Çelikkol'a Münir Nurettin Selçuk arar ve "TRT İstanbul Radyosu'na ses sanatçısı olarak gelmeni istiyorum." der. Çelikkol Bursa'da kalmak istediğini söyleyerek cevaplar Selçuk'u. Erdinç Bey Bursa'da bir havlucu dükkânı açar. Dükkânın ziyaretçileri Alaaddin Yavaşça, Sadri Alışık gibi pek çok bilinen isim olur. O küçük havlucu dükkânında musiki sohbetleri yapılıyordur. 1963-1985 yılları arasında (sadece 1 yıl ara vererek) 21 yıl aralıksız Bursa Musiki Cemiyeti çalışmalarına devam eder. Recep Birgit, Cahit Peksayar, Burhan Dikencik, Musa Kumral ve Yıldırım Gürses ile birlikte son derece özverili çalışmalar yaparlar. Çelikkol, Mustafa Kavurmacı ile birlikte düğünlerin ve mevlitlerin aranılan ismidir. Havlu dükkânı bir süre sonra Bursa'nın ilk stüdyo kaset-plak dükkânına dönüşür. Dükkânın yıkıldığı 1983 tarihine kadar burada esnaflığa devam eder. 1983 yılında, dönemin Bursa Belediye Başkanı Ekrem Barışık'ın isteği ile konservatuarın başına koro şefi olarak getirilir. 1983 – 2000 yılı Ağustos ayına dek, Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı'nda Şef, Genel Sanat Yönetmenliği ve Müdürlük görevlerini bir arada yürütür. Daha sonra Kültür Bakanlığı Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Şefliğine atanır. Şeflik ve müdürlük görevlerini 14 Aralık 1999 tarihinden 23 Mart 2003 yılında, yaş haddinden emekli olana dek ifa etmeye devam eder.
Beste çalışmalarına 1960 yılında başlayan ve çok sayıda eseri TRT repertuvarına alınan Udî ve Kemanî Erdinç Çelikkol, sözleri Mustafa Töngemen'e ait, Nihâvend makamındaki "Gel gönlümü Yerden Yere Vurma Güzel Ne Olursun" adlı eseriyle, 1991 yılında Milliyet Gazetesi okurlarınca "Yılın Bestekârı" unvanına layık görülür. 
"Erdinç Çelikkol'u Anma Konseri"
2018 yılında kurulan Erdinç Çelikkol Kültür ve Sanat Derneği Türk Müziği Korosu'nun ve solistlerinin icra ettiği şarkılarla geçen ilk bölümün ardından, konserin ikinci bölümü gecenin konuk müzisyenleri olan Kanunî Göksel Baktagir ve Çellist Murat Süngü'nün, Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri dahil, Bursalı sazendeler eşliğinde sundukları iki enstrümantal eser ile başladı. 
Murat Süngü, Göksel Baktagir ve Bursalı Sazendeler
Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi Öğrencileri
Gecenin konuk sanatçısı ise ikinci bölümde solo eserler seslendirecek olan Müzisyen, Ses Sanatçısı ve Besteci Çiğdem Gürdal idi.
Berrak sesi, usta yorumu, samimiyeti ve sahne hakimiyeti ile tam bir profesyonel olan Çiğdem Gürdal, birbiri ardına eserler seslendirdi. Repertuvarında Yesari Asım Arsoy, Göksel Baktagir, Erdinç Çelikkol, Metin Eryürek, Selahattin Pınar, Yusuf Nalkesen ve Erhan Parlat bestelerine yer veren Çiğdem Gürdal konseri tam bir müzik ziyafetiydi.
Çiğdem Gürdal
Erdinç Çelikkol'u Anma Konseri'nin son şarkısı tabii ki Erdinç Çelikkol ile bütünleşmiş olan, "Gel Gönlümü Yerden Yere Vurma Güzel Ne Olursun" oldu. Kapanışı hep birlikte o unutulmaz şarkı ile yaptık. 
Nusret Yılmaz, Tuğberk Çelikkol, Çiğdem Gürdal
O anlarda Erdinç Bey'in sağlığı döneminde davetli olarak katıldığı konserlerde sahneye çağrıldığı zaman, kelebek gibi sekerek sahneye çıkışı ve bu şarkıyı okuyuşu canlandı gözümüzde.
Ne güzel, ne yumuşak, ne titiz, ne çalışkan ve ne kibar bir insandı dedik...

ŞAKAYIK
Benim ilk kez dinlediğim ve sözleri Göksel Baktagir ve Dr. Hüseyin Balkancı'ya, bestesi Göksel Baktagir'e ait olan Şakayık şarkısı neşeli bir tempoda söylenip pozitif enerji saçıyordu ancak bir yandan da Erdinç Çelikkol gibi dünyadan geçerken iz bırakan insanların hayatının anlamını anlatıyordu.

Farz et dünya bir gündür,
Farz et her gün son gündür,
Farz et gülmek ömründür,
Gül gönlünce gül gitsin.

Her güne 'bugün de yaşıyorum' diyerek uyanmak, o günü belki son gün olacağı düşüncesiyle ama ilk günün heyecanıyla yaşamak, nefes aldığı bir ânı bile boş geçirmemek, yaşadıklarıyla hayattan ikna olmak, arkasında güzel anılar, güzel insanlar, güzel evlatlar bırakmak, gözü arkada kalmamak, ömrü boyu gönlünce gülmek ve böyle gülerek, onun en sevdiği şekilde, şarkılar eşliğinde anılmak...

Bestekâr Erdinç Çelikkol Sokağı
2021 yılının Şubat ayında, Ertuğrul Mahallesi’nde bir sokağa Bestekâr Erdinç Çelikkol adının verilmesi nedeniyle düzenlenen törende heyecan ve mutluluğu bir arada yaşayan Erdinç Çelikkol'un, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç. Her şey çok güzel. Bu son, çok güzel bir son. Ne zaman, nerede, nasıl, belki yarın, belki yarından da yakın. Bu mutluluğu sizler de yaşayın” diye konuştuğunu hatırlıyorum. 
Hayat arsızı olmamak, hayattan ikna olmak işte böyle bir şeydi.
İnsan en çok yaptıklarından değil yapmadıklarından ya da yapamadıklarından pişman olur derler. 
Sözleri Orhan Ete'ye, bestesi Erdinç Çelikkol'a ait eserdeki gibi:
"Diyecekler bu dünyada, biri vardı geldi geçti.
Aklan selden esen yelden, nasibini aldı geçti..."

Erdinç Çelikkol kendi döneminde çok güzel şeyler yapmış, hayattan nasibini almıştı. Üstelik çalışmalarıyla gelecek nesillere de dokunmuştu. Bir ömrü daha olsa dahasını da yapardı. 
Hayatta devamlılık esas ise, şimdi onun bıraktığı yerden kendisi de bir çellist olan oğlu, Erdinç Çelikkol Korosu Şefi Tuğberk Çelikkol devam ediyor. 
Tuğberk Çelikkol
Babasının sevgi ve sanat mirasını en iyi şekilde sahipleniyor. Onun bir telefonuyla sanatçılar Bursa'ya koşuyor. Onun bir davetiyle salonlar doluyor.
14 Şubat 2025 / C.E.Y.

"Erdinç Çelikkol'u Anma Konseri" Fotoğraf/Video kayıtları albümü için tıklayınız

Bursalı Sazendeler
Kanun: Savaş Özkök 
Keman: Hasan Dağ 
Ud: Sercan Erenler 
Klarnet: Fırat Gül
Ritim: Oray Yay
Ritim: Arzu Kayadelen
Ritim: Berat Toparlak
Klavye: Mesut Yiyim