Parti toplantılarına katılmaya pek meraklı olmasam da kendimce önemli bulduğum zamanlarda bir toplantıya gidip, kim ne diyor, kim ne vaat ediyor, hâl ve gidiş nasıl diyerek başımı içeriye şöyle bir uzatıyorum. Salondaki coşku, sloganlar, bayraklar, pankartlar, ateşli konuşmalar bir yandan beni büyülese de, diğer yandan Cumhuriyet aşığı insanların bir umuda tutunma hasretleri, bu uğurda yıllardır verdikleri mücadele daha çok etkiliyor.
Çünkü ağzımda eriyen vaatlere karşı onların sessiz cevaplarını duyuyordum: "Tamam ama ne zaman? Ha bire haykırdığınız gibi, sarı saçlı mavi gözlü geldiği zaman mı, ne zaman?"
Yıllar bu cevapsızlıklarla geçti.
Kime umutla sarıldıysak bağrımıza taş basıp döndük.
Bir küskünlük, bir ümitsizlik, bir kırgınlık, bir hüzün, bir acı hâli sardı hepimizi. Cumhuriyet kazanımları an be an ve göz göre göre elden gidiyor, elimizden bir şey gelmiyor.
Siyasîler birbiriyle dalaşıyor, kürsülerden hakaretler savruluyor, arka odalarda pazarlıklar dönüyor, bazı partililer oradan oraya transfer oluyor, ekonomi bel bükmeyi bırakmış boğaz sıkıyor, adaletsizlik ve hukuksuzluk almış başını gidiyor... Hayatta kalanlar olarak ha boğulduk ha boğulacağız.
Peki ama neden?
Tabii ki 23 yıldır iktidarda yaşlanan bir anlayış(sızlık) yüzünden...
Tabii ki 23 yıldır ülkeyi kendi malı sanan bir anlayış yüzünden. Ki insan kendi malına böyle bir kötülüğü reva görmez.
Tabii ki 23 yıldır mağdurluktan beslenip mağrurlukta sınır tanımayan kibirliler yüzünden.
Tabii ki 23 yıldır (Rabbim affetsin) aldatılan, oradan oraya savrulan, kendini sorgulamayıp her şeyi karşı cenaha fırlatan anlayış yüzünden.
Tabii ki 23 yıldır Koltukların Gücü Adına kılıç kuşanan ve kelle alan anlayış yüzünden.
"Ey Vatan Gözyaşların Dinsin, Yetiştik Çünkü Biz"
Biliyorsunuz; 2002'de doğanlar bugün 23 yaşında ve hayatları boyunca başka bir parti yönetimi görmediler. Buna rağmen her şeyin sorumlusunun ve suçlusunun CHP olduğu teziyle büyüdüler.
Ama artık büyüdüler.
Gerçekten büyüdüler.
Sonunda geldiler ve salonlara girdiler...
Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Ön Seçim Adayı, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Bursalılar ile buluştuğu toplantıya ben de gittim. Pek çok ilde salon verilmeyen İmamoğlu'nun toplantısı, Nilüfer'deki TVF Cengiz Göllü Voleybol Salonu'ndaydı.
Malum, 23 Mart günü CHP kendi adayını ön seçim ile belirleyeceği için İmamoğlu o zamana kadar olan günleri il il dolaşarak değerlendirilmeye çalışıyor. Bursa'daki buluşmada 50+ yaş grubunun dışında gençlerin İmamoğlu'na destek verişi çok etkileyiciydi.
Ne de olsa İmamoğlu'nun kendisi de genç. Genç, güler yüzlü, eğlenceli, iddialı ve cesur. Ve diplomalı. Ha bir de 2019'da yazdığım gibi: Nanoteknolojik
Ayrılık da sevdaya dahil, ölüm de yaşama dahil
Genç olmak sadece yaş ile olacak bir şey değil. Zamanın ruhunu yakalayan anlayış ile ilgili. Boş ver yaşı başı; içinde neşe barındıran, hayata esprili yaklaşan, kompleks yapmayan, yeri geldiğinde lafı gediğine oturtan, pratik zekâlı, büyük küçük her insanla iletişim kurmayı ve kendini sevdirmeyi başaran, çünkü bundan haz alan, biraz hırslı, biraz inatçı, çokça da özgüvenli olmak gençliğin anahtarı.
Her önüne geleni azarlamak, her yerde büyüklük taslamak, kendinden büyüklere bile el öptürmek, çocuktur demeden çocuğun kafasına elinin kemiği ile vurmak, şakadan da olsa suratına tokat atmak, itibarı insanların refahında ve ülkede güven içinde yaşamalarında değil de saraylarda, özel uçaklarda, bilmem kaç yüz kişilik cuma konvoylarında aramak artık iyice yaşlı ve huysuz bir ihtiyar olmuş olmanın göstergesi.
Bir de buna yaşlandığını kabul etmemeyi ve yerini gençlere bırakmamak için her türlü yolu mübah saymayı eklersek, buyurun size memleketimin şahane profili.
Örnek Alma, İbret Al
Oysa değişim tazelenmektir, yeniliktir, güncellenmektir. Herakleitos’un dediği gibi, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”…
Telefondan bilgisayara, televizyondan arabaya kadar her şeye güncelleme geliyor da insanlara ve yönetimlere niçin gelmiyor anlamış değilim. Güç zehirlenmesi ile beyinleri bloke oluyor ihtimal.
Hoş; umarım İmamoğlu da bu yazdıklarımı yıllar sonra tekrar yazdırmak zorunda bırakmaz. “Kimse işe yaramaz değildir, en azından kötü örnek olabilir” sözündeki gibi önünde şahane bir “kötü örnek” var. Bunu örnek de alabilir, bundan ibret de. Demiş olalım; ibret her zaman örnekten evladır…
Abesle İştigal
Bu gençliği ve bu enerjiyi bizim gördüğümüz gibi Cumhur İttifakı da görüyor elbet. Zurna da orada zırt diyor zaten. O yüzden saldır babam saldır. Sağdan soldan, yukardan aşağıdan, tepeden tırnaktan her yere saldır.
Bir diploma krizidir sürüp gidiyor. Yani insan saldırır da en olmayacak yerden neden saldırır?
Belgeleriyle, bilgileriyle, kurumlarıyla her şey gün gibi açık iken, babamın dediği gibi, ABESLE İŞTİGAL bir kampanya yürütülüyor.
Gel de lise yıllarımızda gördüğümüz mantık dersini hatırlama.
Oy Pusulalarından Bir Tanesi Geçersiz
31 Mart 2019'da gerçekleştirilen yerel seçimlerdeki numara neydi?
O seçimde "büyükşehir belediye başkanı", "ilçe belediye başkanı", "ilçe belediye meclis üyeliği" ile "muhtarlık ve ihtiyar heyeti" için oy kullanılmış, bunların içinden sadece "büyükşehir belediye başkanı" geçersiz sayılmış ve seçim tekrarlanmıştı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçiminin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019'da seçim tekrarlanmış ve 13 bin 729'luk fark 800 bini aşmış, İmamoğlu da mazbatasını alıp başkanlık koltuğuna oturmuştu.
Diplomalardan Bir Tanesi Geçersiz
Şimdi aynı oyun bu kez "diploma-yatay" geçiş üzerine kurgulanıyor. O dönemde aynı haktan yararlanan herkesin diploması geçerli, İmamoğlu'nunki SAYILMAZ! Kısacası diplomanın varlığına bir şey yapamıyorsak geçerliliğine bir şey yaparız diyorlar.
Arkadaş; madem diploma savaşı çıktı, herkes koysun diplomasını ortaya. Bakalım kimin diploması diğerinin diplomasını (bulursa) dövecek.
Bugünkü konuşmasında Ekrem İmamoğlu bunlara gerek olmadığını, yarışın mertçe ve şerefli bir şekilde yapılması gerektiğini söyleyerek adeta meydan okudu ve "Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme!" dedi.
Ceyarvari Numaralarla Korkutma
70'li yıllardan kalma bu numaralar sizce de çok bayat değil mi? Üstelik darbe vurmak için yapılan her numara, "Korkutandır En Çok Korkan" dediğim gibi, korkunun büyüklüğünü göstermez mi? Kirletmek için atılan her çamur önce atanın elini kirletmez mi? Bunları onlara kimse anlatmamış demek. Demek sevgi, hoş görü, doygunluk, tevekkül, hamd etmek, şükür etmek gibi kavramlar dillerinde kalmış, özlerine inmemiş.  |
Mustafa Bozbey |
Bu kadar laf ettikten sonra toplantıda konuşulanlara şöyle bir göz atalım.
CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey bir çeşit mutabakat olacak olan ön seçimde Bursa teşkilatı olarak İmamoğlu'nun yanında yer alacaklarını belirttiler:
"Bu ülkenin cumhurbaşkanı İmamoğlu olsun" / Nihat Yeşiltaş
"Bursa olarak İmamoğlu'nun yanındayız." / Mustafa Bozbey
 |
Ekrem İmamoğlu |
CHP'li belediye başkanları ve partililerin doldurduğu salona girdiği andan itibaren büyük bir tezahüratla karşılanan Ekrem İmamoğlu, mikrofona davet edilip platforma çıkar çıkmaz ilk iş olarak Bursaspor atkısı boynuna atıldı. Boynunda Bursaspor atkısı ile başladığı konuşması gençlerin "ceketi çıkar" talebi ile kesildi ve İmamoğlu o meşhur ceket çıkarma ve gömleğin kollarını sıvama "show"unu bu kez Bursalılar için yaptı. Kolları sıvamakta haklıydı. Uzun ve zorlu bir mücadeleye aday olduğunu biliyordu. CHP'nin milletin umudu olduğunu biliyordu. Zorbalığa boyun eğme niyetinde değildi. Bir hayali vardı ve hayali, "İktidar, milletin iktidarı olsun!" idi. "Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek, gençliğimiz var." diyordu. Parlamenter sistemden bahsediyordu.Konuşmasının başında "baĞzılarından" şikâyetlendiyse de bu şikâyetlenme sadece coşkuyu düşürmeye yaradı. Zaten biz bizeydik ve hepimiz aynı dertten mustariptik. Bunları birbirimize anlatmaya ihtiyacımız yoktu. İnsanlara yeni bir şeyler söylemek lazımdı. Buralarda gençlerin sloganları devreye girdi ve konuşma tekrar yüksek enerji kazandı. Gençler onu asla yalnız yürütmeyecekti...
İmamoğlu da "Tarihi gençler yazacak!" dedi. Evet, tarihi her zaman gençler yazar ama pek çoğu yazdığı tarihten öteye gidemez.
Bunu başarabilen ve ülkeyi zarafetle ileriye taşıyan isim Mustafa Kemâl Atatürk'tür...
O yüzden gözümüz hep onu arar. Çünkü yeri dolmamıştır...
“Bursa’yı ve Bursaspor’u seviyorum”
Konuşurken gömleğinde kuru yer kalmamacasına terleyen İmamoğlu boynundaki Bursaspor atkısını hiç çıkarmadı ve Bursa’yı ve Bursaspor’u çok takdir ettiğini söyleyerek; “En zor şartlarda koca stat tıklım tıklım doluyor ya işte onun için Bursaspor’u seviyorum. Onun taraftarlarını da ayrıca seviyorum. Onları alkışlıyorum” dedi.
Terden sırılsıklam olmuş halde salondan ayrıldı. Ayrılırken gülümsemeyi ve selamlaşmayı unutmadı. Çünkü bu onun doğasında vardı.
****
Okuduğunuz üzere benim yazımda hiçbir kulis bilgisi, hiçbir hesap, hiçbir kitap yok. Davranış var, sosyoloji var, gözlem var. Bunlarla birlikte ümit var, istek var, aydınlık günlere ulaşma arzusu var.Gerisi zaten hem medyada konuşulan hem de iki kişi bir araya gelince hepimizin konuştuğu şeyler.
Yani aklın yolu bir şeyler...
"Size verilen sürenin sonuna geldik"
İlerleyen günlerde ne olur, İmamoğlu "azat" mı edilir, onun ardından Mansur Yavaş üzerine mi çalışılmaya başlanır, kim kime düşürülür, kim kime kırdırılır bilmem.
Bildiğim ve gördüğüm, ömrünü tamamlamış bir iktidar anlayışı ile çok ama çok YORULDUĞUMUZ...
Hadi gidin de hep birlikte dinlenelim biraz...
Nihayetinde siz de bu memleketin sahibi değil sınırlı süreli bir vazifenin emanetçisisiniz. Bunu idrak etmek çok mu zor?
İdrak için "P ise Q" önermesinden yola çıksanız yeter.
Hadi hepimize kolay gelsin...
Çünkü; “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
13 Mart 2025 / C.E.Y.
Ekrem İmamoğlu Bursa'da YouTube Videosu için tıklayınız: