27 Ocak 2014 Pazartesi

Kaleli: ‘Meclis'te kadın görmeye hasret kaldım!'

“Partiler arasında kadın çoğunluğunun en yüksek olduğu BDP’de kadınlar çok daha kıymetli...”
Yerel seçimler yaklaştıkça siyasetçilerin basına yaptıkları nezaket ziyaretleri ve kendilerini ifade etme gayretleri bir hayli artıyor malum. Bu ziyaretler çok uzun sürmese de bizi ziyaret edenlerin hepsi kendi içinde sıcak bir samimiyet taşıyor.
Bu ziyaretlerin sonuncusunda gazetemizin konuğu hem Bursalı, hem milletvekili, hem de kadın olunca, üstelik fikirlerimiz pek çok ortak paydada buluşunca, sohbetin tadı da doyumsuz oldu. Laf lafı açtı, sohbetler birbirini kovaladı, coşkumuz tavan yaptı.
Çaylar tazelendikçe muhabbet demlendi.
Kısacası; fark etmeksizin geçen zamanın ardından ne konuğun gidesi geldi, ne de ev sahibinin konuğu geçiresi.
Bu bizim Sena Kaleli’yle ilk karşılaşmamız olmasa da ilk uzun sohbetimizdi. Farklı yerlerde karşılaşıp ayak üzeri de olsa iki kelam etmişliğimiz vardı. Her karşılaşmamızda bakışları olsun, tavırları olsun sohbetinin de aynı lezzete olacağının sinyallerini veriyordu. Bazı insanlara bir çırpıda ısınırsınız ya. Hani şu elektrik dedikleri...
Doya doya konuştuk, her dala konduk. Hem siyaset, hem iş, hem eğitim, hem de kadın sorunlarıydı konumuz.

Siyasetin kadın yüzü
Kaleli 2011 yılında milletvekili seçilmişti ve Meclis koridorlarında iki yılı devirmişti. Bu iki yılda özellikle çevreye olan duyarlılığıyla pek çok soru önergesi vermiş, pek çok konuya dikkat çekmişti.
Mecliste kadın olmanın zorluklarından bahsedince erkeklerin çocuk gibi davrandığından, kabalaşmalarından ve küfürleşmelerinden duyduğu rahatsızlığı ve şaşkınlığı dile getirdi. Kendini kaptırmış olarak bunları anlatırken Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Gürçay'a doğru konuşuyor olması Osman Bey'in şakayla karışık "Bana bakarak niye anlatıyorsun, Canan'a anlatsana" demesine sebep oldu. Sena Hanım altta kalır mı, "Tabii ki sana bakarak anlatacağım. Sen de aynı taraftasın" demesi ile odadaki herkes kahkahaya boğuldu.
Geçtiğimiz günlerde kadın milletvekilleri küfre karşı olduklarını göstermek için Meclis Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret etmiş, bu ziyarete Kaleli katılmamıştı ve "Yaptırıma yönelmeyecek, ricacı konumunda bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz" demişti. Arzusu insanların birbirine saygısızlık etmediği, kadını sadece cinsiyetiyle değerlendirmediği bir Meclisti.
Olması gerektiği gibi meclis milletin vekillerinden oluşuyordu ve milletin profilini yansıtıyordu.
Demek ki kişi evde neyse Meclis'te de oydu...
Böyle olmayanlar da vardı arada. Partiler arasında kadın çoğunluğunun en yüksek olduğu BDP’de kadınlar daha kıymetliydi mesela. Dominant yapıları kendilerine 'kadın ezikliğinde' davranılmasını engelliyordu. Onlar bir yandan da artık dağdan inmişlerdi ve ellerine yüzlerine bakar, fönsüz adım atmaz olmuşlardı. Temsil ettikleri halk kadar sert ama içlerindeki kadını da saklamayarak yol alıyorlardı.
13 Temmuz günü Kaleli, o kadınlardan biri olan BDP’li Sabahat Tuncel ile barış için yürümüş ve gerek partisinden, gerek halktan büyük tepki görmüştü. İki kadın, iki anne, iki insan, iki siyasi halkların barışı adına ellerini birleştirmiş, gelecek tepkilere kulaklarını tıkamıştı. Bu buluşmanın tepkileri süredursun, o günün üzerinden birkaç ay geçtikten sonra 16 Kasım günü Barzani ile Diyarbakır'da, devlet katında büyük bir buluşma gerçekleşti. Kaleli için aşağı inen başparmaklar, bu buluşmayı okeyliyordu, büyük bir kısım medyada alkış kıyamet gidiyordu.
Kaleli bu paradoks için; "Ben barış gönüllüsü olarak tüm samimiyetimle Tuncel ile elele verdim, lanetlendim. Lâkin Barzani ile olan buluşmalar zaruri ve tamamen duygusaldır. Ben tepki alırken onlar barış elçisi olup alkışlandı" diyor.
Tuncel hakkındaki kararı konuşurken, kararlarda çifte standarttan yana olmadığını, aynı durumdaki insanların bizden olanlarıyla, sizden olanlarına farklı kararlar uygulanmaması gerektiğini söylüyor. "Yarın bir gün Balbay'ı düşünün" diyor...
Sohbet sürerken söz Gezi olaylarına ve Gezi ruhuna geliyor. Aynı yaşlarda çocuklara sahip ebeveyneler olarak çocukların eski siyaset diline ne kadar uzak olduklarını hepimiz biliyoruz. Kaleli de politika yapılan halk kitlesinin değiştiğinin, yeni gelen nesillerin eski söylemlere prim vermediğinin ve bu söylemleri hiç beğenmediğinin farkında. "Sağcı da ne, solcu da kim, ocu bucu ne demek, insanız ve insanca yaşamak istiyoruz" diyordu çocuklar. Demode olmuş politikacılarsa hâlâ aynı jargonların peşinde sürüklenmekteydi. Söyledikleri ne dinleniyordu, ne de ulaşması gereken yere ulaşıyordu. Mevlâna'nın dediği gibi; "Dün dünle gitti cancağzım, artık yeni şeyler söylemek lazım." idi...
Sena Hanım olaylar boyunca Gezi’deki çocukların yanlarında olduklarını ve o kitlenin bir partiye mal edilmek istemediğini söylüyor.
Eee, internet çocukları "tık"lamıştı bir kez ve gelecek de onların geleceğiydi...

Bursa'da seçim heyecanı
Yerel seçimlere yaklaşmışken önceliğimiz olan Bursa'yı konuştuk bolca. Seçimler için umutlu olduğunu, CHP adayı Necati Şahin'in bilgisi, birikimi ve kariyeriyle her açıdan doğru bir kişi olduğunu söylüyor, "Adam yok diyorsunuz, işte size adam!" diyordu. Bu arada seçim günü sandıkların takipçisi olmak gerektiğini, bunun için de şimdiden eğitim verildiğinin altını çiziyordu.
"Brunch'a gitmek yerine 1 gün de sandık bekçisi olun, olmuyorsanız da hiçbir şeyden yakınmayın" diyordu. "Sandıkları sahipsiz bırakırsanız bir sahip çıkan bulunur" diyordu. İyi takip edilen sandıklarda çıkan sonuçlarla, edilmeyenleri karşılaştırıyordu.
Haksız da değildi. Vatan hepimizinse, sorumluluk da hepimizin.

Parti içi çalkantılar
Partinin disiplinsiz görünümüne ve bu konudaki parti içinden gelen şikayetlere değinince; "Arzulanan biat kültürüyse eğer, o yanlış. Lâkin parti sorumluluğunu ve çizgisini aşan söylemler ve hareketlerin demokratik davranışlar olarak algılanması da yanlış. Bir kişinin fevri tavırları sebebiyle zan altında kalınıyor. Demokrasi bu değil" diyor.
Özel hayata kadar giren dinlemelerin tehlikesi ve kimin elinde ne gibi bilgiler olduğunun ürkütücülüğü ile insanların güdülmesinin yanlışlığına değiniyor. "Kendi açımdan korkacak bir durumum yok ama yine de sohbet esnasında edilen samimi sözlerin cımbızla ayıklanarak partiye zarar verecek hale dönüşmesinden korkarım" diyor.
Her an korkuyla yaşamanın paranoyasını düşünün.
Kişiler otokontrollerini sağlayıp, harama el uzatmazlarsa, üstlendikleri sorumlulukların farkına varıp arkalarında çukurlar bırakmazlarsa her şey bir nebze kolay.
Bir nebze diyorum, çünkü mizansen diye de bir şey var...
Hem geometri hem tiyatro bir araya gelince de ağzınla kuş tutsan nafile. Paralellerin teğet geçmesi ya da çemberi delip geçmesi an meselesi.

Kısaca Sena Kaleli
Bu kadar konuşma arasında Sena Kaleli'nin biyografisine göz atmadan geçmeyelim;
Kaleli 1956 Bursa doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Bursa'da tamamladıktan sonra, 1974-1975 yılları arasında, İsviçre’de bir yıl süreyle İngilizce ve Almanca dil eğitimi almış. 1980 yılında, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümünden mezun olmuş. Üniversite yılları sırasında başladığı iş yaşamına,1979-1980 yıllarında Norveç’te bir tekstil firmasında, muhasebe, üretim ve satış alanlarında 3 ay süreyle staj yaparak devam etmiş.
1980-1983 yılları arasında ailesinin sahibi olduğu Kâmil Koç Otobüsleri A.Ş. bünyesinde halkla ilişkiler, turizm, operatörlük, rehberlik, otobüs kontrolörlüğü görevlerini üstlenmiş. 1984-1990 yılları arasında Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevini yaparken, satın alma ve host yönetimi görevlerinin sorumluluğunu da almış. 1986-1987 yılları arasında muhasebe rotasyonu yapmış. 1990-1993 yılları arasında Genel Müdür Yardımcılığı, 1993-1995 yılları arasında Genel Müdür Vekilliği görevlerinin ardından 1995 yılında Genel Müdürlüğe atanmış ve bu görevini 2002 yılına kadar sürdürmüş. 2002-2004 arası Yönetim Kurulu Başkanı, 2004-2008 yılları arasında İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapmış.
1993 yılında başlayan Kamil Koç Otobüsleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği görevinin, 2002-2003 tarihleri arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı döneminde şirketin kurumsallaşma çalışmalarını başlatmış, 2008 yılından itibaren aktif görevlerden ayrılmış.
BOY-KOOP Yönetim Kurulu Başkanlığı döneminde Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinin yapımı ve işletiminde aktif görev almış. Bursa'da pek çok derneğin kurucu üyesi. Prof. Dr. Tufan Kaleli ile evli ve bir kızı var.

Tabiri caizse, o bir Atom karınca
Kaleli, kâh ilkini İznik'te gerçekleştirdiği gibi bugüne kadar şehit olmuş tüm askerlerimiz anısına mevlit okutarak, lokma döktürüyor, kâh Osmangazi İlçesi Güneştepe mahallesinde bölge sakinleri ve Roman vatandaşlar arasında yaşanan sorunların çözümüne yönelik adım atıyor, kâh Meclis'ta eğitimden otoyola ve çevreye uzanan önergeler veriyor, İnegöl İlçesine bağlı Tüfekçikonağı Köyü’ne kurulması planlanan ve bölgedeki Sulhiye, Mezit, Osmaniye, Eski Karacakaya, Rüştiye, Yeniköy, İhsaniye, Kınık, Özlüce ve Kurşunlu köylerine ait tarım alanları ve su havzalarını tehdit eden hidroelektrik santraline tepki gösteriyor, kâh yeni yılın ilk bebeğini kucaklıyor, düğün dernek kutlama cenaze hepsine bulunmaya çalışıyor, kâh İnegöl'de, salça üretim tesisini ziyaret edip, burada çalışan kadınlarla birlikte salçalık biber kesiyor, kâh çapa yapıp patlıcan topluyor. Sadece Bursa'nın köylerine, ilçelerine, mahallelerine değil, yurdun dört bir yanına gidip vatandaşı dinliyor, dinlemekle kalmayıp vatandaşın derdine derman olmaya çalışıyor.
Halka yakın ve insanların kendisine dokunabildiği bir milletvekili o.
Sırça köşkte oturup da camdan aşağıları seyredenlerden, sertliği ve ulaşılmazlığı benimseyip de kulaklarını halka tıkayanlardan değil. Korku salmak yerine doğallığı ve rahatlığı ile kucaklıyor insanı. Söylediği sözler zaman zaman "Ne alaka şimdi?" dedirtecek alakasız mecralara çekilse de o inandığını söylemekten çekinmiyor.
Meclisteki kadın vekillerden bazılarının partileriyle ilişki kuramadığını, bu soğukluğun onların kadın oldukları için değil, uzak oldukları için geliştiğini söylüyor.
Gözlüklerin üzerine düşen perçemlerin dünyayı görme üzerine olan negatif etkisini dillendirdiğinde benim aklıma bir anda sarışın, gözlüklü ve gözlüklerinin üzerine perçemi düşen güzel bir kadın vekil düşüyor. Halka inmeyen, bırakın halkı kendi partisiyle bile bütünleşmeyen bir kadın vekil...
O zaman da "Siyaset halk için değilse kim için diyor?" insan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder