16 Temmuz 2018 Pazartesi

Mustafakemâlpaşa'nın selamı var!

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür misali, insan kendi sahip olduklarının farkında olmadan ya da belki kanıksadığından, hep başkalarının sahip olduklarına dikiyor gözünü.
Kendi mahallesini yeterince tanımadan başka mahalleleri merak ediyor.
Kendi şehrini yeterince tanımadan başka şehirlere gitmeyi düşünüyor.
Kendi ülkesini yeterince tanımadan başka ülkeleri görme arzusu duyuyor.
Kötü bir istek değil elbet hiçbirisi. Lakin önce kendi özünden başlamalı insan tanımaya. Sonra çemberi genişletmeli. Uzak diyarlara gidip gelerek kendi sahip olduklarını diğerleriyle mukayese etmeli. Daha iyiye ve daha güzele ulaşmak için öğrendiklerini kendinde tatbik etmeli.
Gelişme ancak böyle olur.

Günah Çıkartma
Mustafakemâlpaşalılar Derneği tarafından 15 Temmuz Pazar günü düzenlenen "Mustafakemâlpaşa Basın Gezisi" vesilesi ile, burnumun dibinde olmasına rağmen gidip görmediğim pek çok yeri gördüm. 
Sabahtan akşam üzerine dek geçen birkaç saat içinde Mustafakemâlpaşa hakkında (belki Mustafakemâlpaşalıların da bilmediği) pek çoğunu bilmediğim pek çok bilgi öğrendim. Bugün Mustafakemâlpaşa'da gördüğüm köyleri daha önce gördüğüm köylerle mukayese ettim. 
En çok da "Oralar niye öyle de buralar niye böyle?" dedim.

Önce Kahvaltı
Sabah erken Bursa'dan hareket edip Mustafakemâlpaşa'ya ulaştık topluca. Öğretmenevi'nde kahvaltımızı ettik. Mustafakemâlpaşa Belediye Başkanı Sadi Kurtulan'ın da katıldığı kahvaltının domatesleri ve salçaları Tepecik ve Yeşilova Kalkınma Kooperatifleri tarafından temin edilmiş. Sıcak süt ve sıcak simit de masanın olmazsa olmazıydı tabi. 
Mustafakemâlpaşalılar Derneği
Mustafakemâlpaşalılar Derneği Başkanı Kıvanç Atmaca'nın, şu anda 2100 üyesi bulunan 26 yıllık dernek hakkında bilgi verme konuşması ile başladık Suuçtu Tabiat Parkı yolculuğumuza.
Dernek 17.04.1992 yılında başta Nail Atlı olmak üzere 12 kurucu üye tarafından kurularak, merkezi Bursa olarak çalışmaya başlamış. Dernek olarak yıllardır eğitime önem veriyorlar ve maddi imkansızlık içindeki üniversite öğrencileri için burs temin ediyorlar. Tabii bir de Mustafakemâlpaşa'nın güzelliklerini ortaya çıkartıp tanıtmaya çalışıyorlar.

Açılması değil, kapanmaması dert
Gezi boyunca dikkatimizi en çok çeken şey, işi bittiği halde kapanmayan mermer ocaklarıydı. Ki ocakta yapacak iş kalmayınca üzeri toprakla örtülüp o bölgenin ağaçlandırılması gerekiyormuş. 
Ne gezer? 
Başımızı ne tarafa çevirsek yeşillikler arasından gözümüze kullanılmayan bir ocak kalıntısı battı. İrili ufaklı 300'den fazla ocak varmış çevrede. (Fotoğraftaki gibi, bir fotoğraf karesine üç ocak birden girebiliyor bazen)
Bazı büyükleri Efes Harabelerinin çakması mı desem ne desem bilemedim. Mutfağımızda banyomuzda mermer olmasın demiyoruz, işletme açılmasın demiyoruz, lakin mümkün olan en az zarar verilerek çalışılsın, sonra da usullere uygun olarak kapatılsın, hattâ oradaki doğa sanki ocak hiç açılmamış gibi bir hâl alsın diyoruz.

Yasaklı Bor
Sadece mermer ocakları değil, bor rezervleri ile de Türkiye rezervlerinin %75'ini barındırıyor Mustafakemâlpaşa. Lakin bor çıkartma çalışmaları da durmuş durumda. Zamanında işleyen tesis de, tesiste çalışanlar için yapılmış olan lojmanlar da şu anda boş. Otobüsümüz ile Suuçtu'ya giderken Mustafakemâlpaşa hakkında bizleri bilgilendiren Bursa Kent Konseyi Eğitim Grubu'ndan İhsan Zeybek, lojmanların maden fakültesi öğrencilerine tahsis edilmesi için talepte bulunduklarını söylüyor.
Bu kadar kıymetli olan bor madeninin zararı da yok değil. Mustafakemâlpaşa ve civarındaki tarım arazileri bor karışmış sular sebebiyle tarımda zarar görüyor. 
İhsan Bey bize Mustafakemâlpaşa'nın tarihçesini de anlatıyor bir yandan. Mihaliç (Karacabey) ile Kirmastorya (Mustafakemâlpaşa)'nın iki kardeş olduklarını, Lalaşahin Paşa'yı, Yunan işgalini, 1939'daki sel baskınını ve Türkiye Cumhuriyeti'nde Mustafa Kemâl Paşa'nın tam adını taşıyan tek ilçe olduklarını dinliyoruz kendisinden. (Mustafakemâlpaşa tarihçesi için tıklayınız)

Suuçtu Tabiat Parkı
Suuçtu, 11 Temmuz 2011 tarihinde tabiat parkı olarak ilan edilmiş. Kaynak değeri 36 metre yükseklikten akan Suuçtu Şelâlesi kim bilir ne zaman kırılmış bir fay kırığı üzerinde bulunuyor. 
Fay kırığı sebebiyle arazide yükseklik oluşunca sular da yüksekten akmak durumunda kalmış tabi. Ve ortaya nefis bir görüntü çıkmış. 36 metre yüksekten uçarcasına akan suyun adını bu eşsiz güzelliği ilk keşfedenler koymuş. Rivayet odur ki, şelâleyi ilk gördüğünüzde içinizden 6'ya kadar sayıp bir dilek tutarsanız ve o dileğiniz olursa şelâleye tekrar gelmeli ve elinizde de bir tepsi baklava olmalıymış. (Paris'te Notre Dame Kilisesi'nin önündeki yıldıza basıp bir kez daha gelmeyi dilemiştik. Orada kimse bizden baklava börek istememişti ya neyse, bilmediklerine verelim.)
İkinciye gelmiş olmama rağmen görüntü yine etkileyiciydi ve ben manzarayı görünce dilek tutmayı unuttum tabi. Bir yandan da hem yürüyüp hem video kaydı yapınca, düşmemek için azami dikkat gösterirken su gibi uçtu gitti aklımdan dilek tutmak.
Dilek tutmayı unutsam da; uzun ve sık kayın ağaçlarının kâh tepelerine, kâh yerdeki toprak yüzüne çıkmış köklerine bakmak, bir kütükten diğerine hızlıca seyirten kertenkeleyi fotoğraflamak, merdivenlerden inip binerken bazı basamaklarda daha bir çoğalan nüfusları ile karınca ailesinin üzerine basmamaya çalışmak, tertemiz havayı solumak, kısacası doğayla bu kadar yakın temasta olmak iyi geldi bana. 

Günübirlik, o kadar
Eskisine göre daha derlenip toplanmış olan alanda çay-tost-gözleme satan tesis dışında başka tesis görmedim ben. Geleni ağırlayacak, hattâ birkaç gün kalmak için cezbedecek hiçbir şey yok. Belediye halka hizmet sunmakla mükellef ama bir yandan da şehrine katma değer yaratmakla da mükellef. 
Olsa şöyle kütük evler, hamaklar, leziz yemekler sunan lokantalar, bakın hemen bir günde kaçıyor mu insanlar. 
Ben burada bir geri kazanım görmedim açıkçası. Herkes geliyor, selfiesini çekip gidiyor.
O kadar...

Mermer ocakları açık, okullar kapalı
Bizde böyledir; açık kalması gereken kapanır, kapanması gereken açık kalır. Köylerde okullar hep taşımalı sistem. Köy okulları pek çok köyde kapanmış. Gençler büyük şehre göçünce okulda okuyacak çocuk da kalmamış zaten. 
Sonunda "Okulu Olmayan Köyler Ülkesi" olup çıkacağız demiştik bir zamanlar. Olmuşuz da haberimiz yok.

Allah bereketini arttırsın
Okulların kapandığı gibi Orman Bölge Şefliği de kapanmış. Jandarma da kapanmış. Evler köhnemiş, köyler köhnemiş. Ziraat eskisi gibi değil. Kimyasal gübrelerden dolayı toprak da bitmiş. Altın arama çalışmaları bir yandan, o sebeple değiştirilen dere yatakları bir yandan, havaya suya karışan zehirler bir yandan derken bereketli toprakları talan edip gitmiş. Domates eken kalmamış. Mısır ve yoncadan medet umar olmuş insanlar.
Yine de direniyor doğa.
Şöyle biraz nadasa bırakılsa toplayacak kendini de.
Nerdeee...
Yine işimiz Allah'a kalmış. 
Edilen havalelerin hangi birisiyle baş edeceksin ya Rab! 
"Akıl verdim, kullanmıyorsunuz" deyip deyip kızsan da, yerleri gökleri birbirine katsan da yeri...

Çaltılıbük Hayrı
Evler, okullar, resmi kurumlar köhnemiş olsa da insanların yürekleri ve adetleri henüz köhnememiş. Çaltılıbük köylüleri her sene yaptıkları gibi bu sene de köy meydanında hayrına yemek düzenlemişler. Gelen geçen herkes yesin demişler. Etinden pilavına, ayranından tatlısına her şey düşünülmüş. 
Bir de üzerine deve oyunu yapmaz mı gençler... 
738 yıllık ulu çınarın gölgesinde yediğimiz yemeğin üzerine ikram edilen çay eşliğinde izledik hepsini.
(Çaltılıbük adı nereden geliyor derseniz, o da burada:)
Eskilerin adetleri bunlar hep
İpek Yolu üzerinde olan Mustafakemâlpaşa ve civarından develerle gider gelirmiş tüccarlar. Geceleri de aralarında eğlenirlermiş böyle. Oyundaki masumiyet, izleyenlerin bakışlarındaki neşe ve yerlerde yuvarlanan "çakma" deve. Deve oyununa eşlik eden davulcu ve ortada davul sesiyle karşılıklı oynayan iki delikanlı.
İşte sana en hakikisinden bir avuç mutluluk. 
Kana kana iç...

Ali Dede olur da Veli Dede olmaz mı?
O da olmuş tabi. Çamlıca köyünde bir bilge kişi mezarı varmış ve köy muhtarlığı bu mezarı koruma altına almış. Türbenin ne kapısında ne de duvarında hiçbir bilgi yok. 
Bahçesinde kime ait olduğu bilinmeyen iki mezarın taşlarında eski Türkçe metinler yazıyor. Bahçe virane. Ota karmış. (İnternette biraz araştırma yapınca mezar taşlarına göre burada yatanlardan birinin Mehmet Dede bin Derviş Ali Dede, diğerinin ise Ahmet Dede olduğu anlaşıldığını okudum. Kaynak için tıklayınız)
Bursa'daki Emirsultan, Mardin'deki Ezidi mezarlıkları ve Paris'teki Le Pere Lachaise mezarlığı geçiyor zihnimden bir an. Orantısız bir mukayese olduğunu düşünüp hemen kovuyorum kafamdan hepsini. 
Ama, "Neden olmasın?" diye de sormadan edemiyorum...
Çanakkale'ye 42 kişi gidip de 1 kişi dönen gazi ve şehitler Çamlıca köyünden değil mi?
O 1 kişi için anıt mezar yapan onlar değil mi?

Taş Değirmen
Biz büyürken ev ekmeğini değil de fırın ekmeğini sever olmuştuk. Yazının başında demiştim ya kıymet bilmemek diye, şimdi nihayet ev ekmeğinin de kıymetini anlar olduk. Kara buğdaydan öğütülen undan ekşi maya ile yapılan ekmeğin sağlıklılığı ortaya çıkalı beri doğal ekmek arar dururuz. Üşenme de kendin yap desen, ne ekmeği odun ateşi ile pişirecek fırın var ne de o ekmeğin hamurunu tutmak için gereken un.
 
Söğütalan'daki 350 yıllık değirmeni 2013 yılında alarak bu rüyayı gerçekleştiren Aykut Ayar, değirmeni çalıştırmaya başlamış. 3 taş ile çalışan değirmenin suyu, değirmen binasının arkasındaki su kaynağından geliyor. Değirmenin altından geçtikten sonra da dere olup ördeklere ve kazlara evsahipliği yapıyor.
Değirmene girdiğimizde Aykut Bey değirmeni çalıştırıp o anda kara buğdayı una çeviriveriyor. Değirmenin karşısındaki yarı açık barakada o un ile yapılan ekşi maya ekmekler odun ateşli fırında pişiyor. Çıkar çıkmaz da üzerlerine hemen sızma zeytinyağ sürülüyor, ki ekmekler kurumasın. 
Yanında ev yapımı ayran ve hoşaf da cabası. Ağacından toplanan erikler de "bonus".
(Haberiniz olsun, Beşevler Konak mahallesindeki köylü pazarına çıkıyormuş Aykut Ayar)
****
Öylesiyle böylesiyle elimi uzatsam tutacak kadar yakın yerlerde bambaşka dünyalar keşfediyoruz, bambaşka hayatlara dokunuyoruz. Herkes kendince bir şeyler düşünüyor tüm bu saatleri birlikte geçirirken.
Kimin aklından neler geçiyor bilinmiyor.

Ben; şahit olduğum güzellikler ile yöreye ve yöre insanına hayran, içimden geçen mukayeseler ile hayallerim kırık, öğrendiklerim ile gönlüm üzgün, tarihte gezindiğim için beynim mutlu, yediklerimden içtiklerimden de midem memnun olarak döndüm Mustafakemâlpaşa'dan.

Aklımda deli sorular
Kemâlpaşa tatlısının neden markalaşmadığını, (2002 yılında patenti alınmış aslında ama zannedersem dışarıda üretim yapanlar üzerinde yaptırım uygulanmıyor), Tümbüldek kaplıcasının niçin Afyon misali değerlendirilmediğini, Suuçtu'yu niçin daha fazla kişinin bilmediğini ve hattâ Suuçtu'nun Mustafakemâlpaşa'ya ne gibi bir faydası olduğunu, niçin buraların terk edildiğini, niçin buraların gözden çıkarıldığını, niçin birilerinin buradaki arazileri topladığını, niçin mermer ocaklarının kapatılınca üzerlerinin örtülüp ağaçlandırılmadığını, niçin bor üretiminin durdurulduğunu, niçin altın madenlerinin suların canına okuduğunu, niçin suların yönünün değiştirildiğini, niçin buralardaki köy adetlerinin, mesela hayır yemekleri ya da güreş müsabakalarının sınırlı bir duyumda kaldığını ve en önemlisi de, niçin buralara şimdiye dek gelmemiş olduğumu sordum kendime. 
Bir iğne de kendime batırdım. Yarın bir gün bir afet anında kendine yetecek becerilerini ne ara rafa kaldırdım dedim. Hayatımdaki makineler olmasa hayatta kalamayacak mıyım ben dedim? 
Kendime sormakla kalmayıp size de sorayım istedim. Siz de bilmezseniz bilenlere soralım istedim.
****
Yolda uğranacak çok yer vardı daha. Özellikle de Dorak'ta güneşi batıramadığımız için üzüldük.
Lakin Dünya Kupası finali de birazdan oynanacaktı. Acilen maça yetişmek lazımdı.
Bursa'ya doğru indikçe bu kez de yeşilleri yok ederek her geçen gün yeşillerin daha da içine giren evler çıkmaya başladı karşımıza.
Mermer ocakları arkamızda kaldıysa da, o ocaklardan çıkan mermerlerle bezenmiş evler sanki ocakların dağlara yaptığı tahribatın devamını ovada sağlıyordu.
Hep bizim hırsımızı kaşıyan sistemden ötürü bunlar işte.
Hırsımızın ve heveslerimizin bu kadar esiri olmasak dünya da rahat edecek biz de.
Ve;
Bir dahaki gezide buluşmak üzere...

Mustafakemâlpaşa gezimizin fotoğraf albümü ve videolar için tıklayınız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder