11 Mayıs 2026 Pazartesi

"Sen Öksüz Değilsin Safiye"

5 Mayıs akşamı Minik Serçe Sezen Aksu'ya, "Bak çağdaşların birer birer dönüyor, sen de geri dön" dedik. Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Korosu'ndan Sezen şarkıları dinledik. 
7 Mayıs akşamı ise bugünden yirmi sekiz yıl önce dönülmez akşamın ufkuna gitmiş ve artık hiç dönmeyecek ama hep aramızda yaşayan öksüz bir ismi, bülbül sesli Safiye Ayla'yı Nilüfer Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu'nun verdiği "Ben Öksüzüm" temalı "Safiye Ayla'yı Anma Konseri"nde kendisiyle özdeşleşmiş şarkılarla andık. 
Gecenin sunucusu Perihan Öztürk ve Koro'nun Şefi T.C. Kültür Bakanlığı Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Ses Sanatçısı Filiz Başıbüyük'ün şarkı aralarındaki anekdotlarıyla Safiye Ayla'nın hayatına yakından baktık. Onun nezdinde Cumhuriyet döneminde çocuk olmayı, genç olmayı, kadın ve kadın sanatçı olmayı anlamaya çalıştık. Entelektüel bir kişiliğe sahip olan Atatürk'ün tarih, fen bilimleri ve edebiyatın yanında sanata olan düşkünlüğü ile sanata ve sanatçıya verdiği kıymeti bir kez daha gördük.
Bir yandan da yıllar içinde söylenişi aslından kaymış ve özünü kaybetmiş şarkıları Filiz Başıbüyük'ün titiz çalışmaları ve müzik bilgisi sayesinde bestelendikleri zamanki orijinallikleri ve zamanın ruhuna uygun halleri ile dinledik. 
Solistler, söylenmesi zor şarkıları ustalıkla icra ettiler. Bizi geçmiş günlere götürdüler.
Geceyi sunan Perihan Öztürk konserin son sunumunu şu sözlerle yaptı: "Bu akşam sadece eser icraları dinlemedik. Bir dönemi, bir anlayışı, bir Cumhuriyet sanatçısını andık. Sanat köklerine bağlı kaldıkça yükselir. Zarafetle icra edildikçe kalıcı olur. Nilüfer Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu olarak bu düsturla hareket ederek Türk musikisini en doğru ve en zarif haliyle sizlere sunmak için huzurlarınızdaydık."
Sık sık konserlerde karşılaştığımız Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren şarkıları büyük bir keyifle dinledi. Çiçek takdiminin ardından koristlerin arasına karışarak kapanış şarkısına eşlik etti. 
"Ben Öksüzüm"
Kuş kadar minik, öksüz bir kızdır Safiye. 14 Temmuz 1917 günü Osmanlı Devleti İstanbul'unda doğar. Doğumundan önce babası, üç yaşındayken de annesi kapamıştır gözlerini dünyaya. Kimsesi olmayan Safiye Kağıthane'deki Çağlayan Dârüleytâmı'na bırakılır. İlkokulu burada bitirir. I. dönem Bursa milletvekilliği yapan Şeyh Servet Efendi tarafından evlat edinilir ve Bursa Muallim Mektebi'ne kaydedilir. Geçirdiği hastalıklar sonucu Muallim Mektebi’nden diploma alamadan ayrılır. Eyüpsultan'da bir ilkokula öğretmen yardımcısı olarak atanır. Bu dönemde Eyyubi Mustafa Efendi ile tanışır. Ondan usul ve makam öğrenir. Ardından Yesari Asım Bey’den müzik dersleri alır. İlk plağını 1930’da Columbia Plak Şirketi adına doldurur. Yesari Asım Bey’in “Sevda Yaratan Gözlerin” ve “Bekledim de Gelmedin” şarkılarını seslendirir. Kısa süre içinde meşhur olur.
Bir gün Darüttalim Musiki Heyeti'nin bir konserinde sahneye çıkan Safiye Ayla, siyah önlükle sahneye çıktığı için maarif müfettişlerinin tepkisini çeker. Bu yüzden öğretmenlikten ayrılır ve gazinolarda çalışmaya başlar. 
Sanat yolculuğu başlamıştır. Bu yolculuk onu zirvelere taşıyacak, Atatürk'ün iltifatlarına mazhar olacak, Türk halkı onu bağrına basacak, ona öksüzlüğünü unutturacaktır.
Osmanlı İstanbul'unda başlayan 81 yıllık hayat yolculuğu 14 Ocak 1998 günü Türkiye Cumhuriyeti İstanbul'unda sona erer.  

Sanat Yolculuğu Devam Ediyor
Safiye Ayla, "Seninle doğan güldür bu gönül" ve "Aşk yaprağına konarak koza öresim gelir" adlı iki eser bestelemiş. 1942'de Rey Kardeşler'in "Alabanda" revüsünde Kraliçe Mimoza rolünü canlandırarak oyunculuk yapmış. Sadettin Kaynak’ın Türk Kurtuluş Savaşı’nı konu alan "Yanık Ömer" adlı bestesini seslendirdiği konserin sonunda Atatürk bu şarkının Batı müziği tarzında çok sesli düzenlemesinin güzel olacağını söyleyince; Safiye Ayla Atatürk’ün ölümünden sonra onun vasiyeti yerine getirmek için orkestrasyonunu Muammer Sun’a hazırlattığı eseri Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde çok sesli seslendirerek bant kaydını gerçekleştirmiş. Son sahne konserini Atatürk’ün anısına Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yararına 1987’de İstanbul AKM’de vermiş.
Safiye Ayla, Cumhuriyet ile modernleşmeye başlayan ülkenin modern yüzüdür. Giderken ardında seslendirilmiş yüzlerce eser ve bir dönem hikâyesi bırakmıştır. Bu sayede onun sanatı elan devam ediyor.

İKİ ANEKDOT
"Allah Allah!"
Çile Bülbülüm Çile şarkısına Allah'ları Safiye Ayla ekler. Çünkü şarkıyı Yanık Ömer gibi memleketin halini anlatan bir eser yerine koyar ve öyle okur. Okurken, bu eser her notasında memleketim kokuyor der. Okudukça içi coşar, coştukça Allah der. Emel Sayın bir ara İstanbul Radyosunda şarkıyı Batı sazlarıyla okur. Safiye Ayla gibi "Allah!" da der. Safiye Ayla buna çok kızar ve "Bu eser Batı sazlarıyla değil bizim sazlarımızla okunur! Üstelik Allah'lar da bana ait!" diyerek ültimatomu çeker. TRT'ye ve Emel Sayın'a dava açar. Hem TRT hem de Emel Sayın kendisine 200 lira telif öder. Aradan yıllar geçer. Emr-i hak vaki olup da Safiye Ayla hayata gözlerini kapayınca tabutunun başında en çok ağlayanlardan biri de Emel Sayın'dır.

"Yemen Türküsü"
Bir ağıttır bu türkü. Yemen'de şehit düşmüş Osmanlı askerleri için yakılmış, 1944 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı için araştırma yapan Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen'den oluşan ekip tarafından Duriye Keskin isimli mahallî sanatçının parçasından derlenmiş, Muzaffer Sarısözen tarafından notaya alınmış. 
Türküde geçen ve çok tartışılan Huş-Muş-Hış konusunu bir kenara bırakıp çemene odaklanalım. Askerler sevdiklerine yolladıkları mektupların içine çiçek koyarlarmış. Yemen'de çiçek bulamayınca çimen koymuşlar.. Yemen'den gelen mektupların içinden gül değil  çimen (çemen) çıkar olmuş. 
Hatırlayın; 
Ah o Yemen'dir, gülü çemendir
Giden gelmiyor, acep nedendir
Atatürk'ün Yemen Türküsünü çok sevdiğinden bahseder Safiye Ayla. Bu eseri Dolmabahçe'de okuduğunda icrasını çok beğenen Atatürk'ün kendisine kendisi için ne yapabileceğini sorduğunu, "Sağlığınız Paşam" dedikten sonra aslında beynelmilel bir sanatkâr olmak istediğini fısıldadığını anlatır. 
Safiye Ayla (1917-1998) 4 oktavlık bir mezzosopranodur. Çağdaşı olan Maria Callas (1923-1977) ya da Leyla Gencer (1928-2008) gibi 20. yüzyılın önemli sopranolarından biri olabilirdir. Ama Atatürk ona “Yurtdışına gidip soprano olma; sen onlara Türk musikisini dinlet, sevdir” der. Maalesef ki Türk Musikisi Türkiye sınırlarını aşamayan bir müzik türüdür. 
Yaşadığı sürece 500 plak doldurur. Türkiye'nin Diva'sı olur. Zorluklar içinde büyüdüğü için, kendisi gibi eğitim alamayan çocukları hiç unutmaz. Vehbi Koç’la ve dolayısıyla Türk Eğitim Vakfı TEV ile tanışınca bütün mal varlığını TEV’e bağışlar.
Ölümünün 21. yılında, TEV bir anma haftası düzenler. Safiye Ayla'yı anlatan bir belgesel film çekilir. Filmin yönetmen koltuğunda Türkan Derya oturmaktadır. “Muganniye Safiye” isimli belgeselde Safiye Ayla’yı Ezgi Çelik canlandırır. 
(TEV'in YouTube sayfasında filmin kısa tanıtım videosu mevcut. Maalesef ki tam halini bir yerde bulamadım. TEV sayfasına koysa da yeni nesiller Safiye Ayla'yı tanısa.)
****
Şarkılarla ve anekdotlarla geçen bu konser gecesi, radyodan dinleyip televizyonda izlediğim, sanatsal ve tarihî değeri olan bir ismin, Safiye Ayla'nın hayatını araştırma fırsatı verdi bana. Dinledikçe yazdım, yazdıkça okudum. Gördüm ki onun hayatını anlatmaya sayfalar yetmez. 
O zaman bu yazıyı "Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş, onun adı da Safiye Ayla imiş" diyerek nihayetlendirelim.
Keşke herkes kendi adıyla ve kendi tınısıyla bir hoş sada bıraksa şu kubbede ve o hoş sadalar böyle sonsuzluğa uzansa dileğini eklemeyi de ihmal etmeyelim...
11 Mayıs 2026 / C.E.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder