20 Mayıs 2016 Cuma

Makinist seeeees!

Bir düğünde sıcaktan ya da gürültüden bunalıp da dışarıya çıktığımda içeriye takılır gözüm bazen. Sesin dışarıdan duyulmadığı salonun ortasında zıplayan insanları garip hareketler yapan bir topluluğa benzetirim.

Sosyal medyada zaman tüneline düşen videoların sessiz hallerini izlerken de aynı duyguya kapılırım.
"Ne yapıyor bu insanlar böyle?"
Sonra videoyu oynatma düğmesine bastığımda sesle birlikte akmaya başlar görüntüler. Her şey bir anda anlam kazanır. 

Bir karmaşaya kendini kaptırmış gidiyor iken dışarıdan nasıl göründüğünü fark edemiyor insan. 
Bir resmi yaparken resmin içinde kayboluyor.
Dışarıya çıkıp kendini izlese biraz oysa, yaptığı resme uzaktan bir baksa. 
Bakamıyor... 

Terörün esir aldığı çaresizlik içindeki ülkelere bakın mesela. (Canım yana yana 'biz dahil' diyeceğim)
Dışarıdan nasıl görünüyorlar/görünüyoruz dersiniz?
Orda burda her gün bir patlamanın yaşandığı, şehit haberlerinin olağan sayıldığı, insanların durmaksızın her yerde birbirini boğazladığı, dişi doğmanın, masum bir çocuk ya da biçare bir hayvan olmanın adeta suç sayıldığı, demokrasinin ayaklar altına alındığı, duyarsızlığın, ahlaksızlığın ve vicdansızlığın sıradanlaştığı, hırsızlığın ve haksızlığın itibar kazandığı bir ülke olarak mı?
Sesimizi duyuramadığımız için görmezden gelinerek, "Beter olun" denilen bir ülke olarak mı?

Sesini duyuramadığı zaman insan derdini de anlatamıyor. Duyulmayan sesin ardındaki görüntüler bir yerlerde yitip gidiyor. 
Gidilen yolun yol olmadığını fark edenler ses vermeye çalışıyor. 
Lakin uyuyanlar uyanmasın diye herkes sessiz olsun ve kimse konuşmasın isteniyor. Herkes susunca da her şey yolunda varsayılıyor.
Akıldan geçenleri bir bilseler oysa...
Tahmin ettikleri için belki düşünebilenler sindirilip, düşünemeyenlerden ibaret bir toplum oluşturuluyor.

Koca dayağından ayakta duracak hali kalmasa da kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen, susan, ses çıkartmayan, fedakâr(!) kadınlar gibi hani...
Hani kutsal yuva, uzun ömürlü evlilik, sabırlı dişi kuş, çocuklar, aile kurumu falan felan...

****
Yaz gecelerinin değişmez eğlencesi yazlık sinemaları hatırlayın.
Hani filmin ortasında, genellikle de en heyecanlı yerinde, pat diye giderdi ses
"Makinist seeeees" diye seslenirdik arkaya. Birkaç sessiz dakikanın ardından ses gelirdi tekrar geriye. O arada kaçırdığımız sahnelerde neler olduğunu filmin devamındaki konuşmalardan anlamaya çalışırdık.. 
"Radyo Tiyatrosu" olsa dinlediğimiz, sadece ses ile canlandırabilirdik hikâyeyi. 
Lakin bir filmde ses olmayınca akan görüntülerin bir anlamı olmazdı. Sessiz Film değildi ki bu baskın bir beden diliyle çekilmiş olsun. 
Konuşmak lazımdı...
Bazen de film yanardı. Kalırdık öylece karanlıkta.
Ne görüntü, ne ses...
****
Şimdi bakıyorum da;
Sesimiz kesiliyor sıkça, film de yandı yanacak.
Bu gidişle kalacağız hep birlikte karanlıkta...

Hadi o zaman hep birlikte seslenelim arkaya;
"Makinist seeeeees!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder