3 Aralık 2022 Cumartesi

Dağınık Değil, Merkeziyetsiz

2 Aralık 2022 tarihinde Almira Hotel Bursa’da düzenlenen TÜGİAD Bursa Teknoloji Zirvesi'nin içerik sloganı "Yeni Nesil İş Dünyasının Kodları" idi.
Tüm gün süren zirveye yurt içinden ve yurt dışından katılan konuk konuşmacılar, bilgi, birikim ve deneyimlerini paylaştılar.
Zirveye katılan TÜGİAD üyeleri, TÜGİAD üyelerinin firmalarındaki üst düzey yöneticiler, Güney Marmara Bölgesi’ndeki büyük firmaların CTO’ları ve diğer yöneticileri, akademisyenler, proje ortağı kurumların yetkilileri ve zirveye davet edilen öğrenciler, hali hazırda var olan ya da gelecekte kuracakları şirketlerini yeni çağa göre şekillendirebilmenin izlerini sürdüler.
 TÜGİAD Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Parseker
Uyumlanabilen Başarır
Zirve'nin açılış konuşmasını TÜGİAD Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Parseker yaptı. Teknolojinin büyük bir hızla geliştiği ve hatta hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldiği bir çağda yaşadığımızı, teknolojinin gücünün gün geçtikçe arttığı bu dönemde bilginin her geçen gün daha değerli, bilgi toplumuna geçişle birlikte ise bilginin adeta yeni bir güç unsuru haline geldiğini, küresel ticaretin, küresel rekabetin gün geçtikçe daha derinleştiği ve çeşitlendiği günümüz dünyasında bilgi teknolojilerinde gerçekleşen bu baş döndürücü değişim karşısında bir nevi bilgiyi elinde bulunduran toplumların ekonomik gücü de elinde bulundurduğunun bir gerçek olduğunu söyleyen Parseker, "Bilgiye, ekonomiye, teknolojiye ve bilime yön veren ülkeler geleceğe yön verir hale gelmiştir. Biz genç iş insanları olarak şehrimizin, ülkemizin ilerlemesi gereken yolun bu olması gerektiğine inanıyoruz. Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözü bize odaklanmamız gereken yolu açık bir şekilde göstermektedir. Bilim ve teknolojiyi ön plana alarak bilgi ve inovasyona dayalı katma değer üreten ihracata yönelmeliyiz. Teknolojiyi tüketen toplum olmaktan çıkıp üreten toplum konumuna geçmemiz şarttır. Tüm dünyada dijitalleşmenin etkilerini yoğun bir şekilde hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz, adeta dijital bir devrime hep beraber tanıklık ediyoruz. Bilgi teknolojilerinde yaşanan değişim ile beraber, 21. yüzyıl aslında pek çok teknoloji fırsatını da bizlere sunuyor. Dijitalleşmenin; iklim krizi, enerji krizi gibi insanlığı etkileyen sorunlar karşısında doğal kaynakların etkin dağıtılması, sürdürülebilirlik gibi konularda anahtar rol oynayacağı kesindir. Bu bakımdan, dünyada önemli değişimlerin olduğu bu dönemde sürdürülebilir rekabeti korumak ve güçlü bir ekonomi oluşturmanın yegane yolu, bilgi ve teknolojiyi doğru kullanmaktan geçiyor. İşte bu bilinçle, TÜGİAD Bursa Şubesi olarak bu teknoloji çağını kaçırmamak, geleceğe katkı sağlamak için bugün bu organizasyonu planladık. Yeni yatırım fırsatlarıyla birlikte yeni nesil iş dünyasının kodlarını konuşmak isteyenleri bir araya getirdik. Değişen dünyaya uyum sağlama noktasında uzun zamandır bu program üzerine çalışıyoruz. Umuyorum ki TÜGİAD Bursa Teknoloji Zirvesi, gelecek adına önemli dönüşleri olacaktır. Hem şehrimiz hem de ülkemiz adına değerli katkıları olacaktır." dedi.
 TÜGİAD Genel Başkanı ve DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nilüfer Çevikel
Yeşil Dönüşüm Ahmet Parseker'in ardından kürsüye gelen TÜGİAD Genel Başkanı ve DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nilüfer Çevikel, baş döndüren bu teknoloji çağında teknolojinin en iyi tanıtılacağı yerin Bursa olacağını, Bursa'nın sanayide, otomotivde ve tekstilde Türkiye’nin kalbi olduğu kadar, dünyanın da en dikkat çeken kenti olduğunu, bütün dünya dijitalleşiyorken ve yatırımlarını bunun üzerine yapıyorken, dijitale ve yeşil dönüşüme uyum sağlamak için ne yapılması gerekiyorsa yapılacağını belirtti.
 Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş
Açılışa katılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da yaptığı konuşmada gelecek adına bu hamlelerin çok kıymetli ve değerli olduğunu belirterek, Bursa’nın ve teknolojinin geleceği adına TÜGİAD’a teşekkür etti.
TÜGİAD Bursa Teknoloji Zirvesi'nin Öz'ü
Konuşmacılar henüz tam anlaşılmayan ve alışılmayan Blockchain, Metaverse, NFT kavramlarını, geleceğin kodlarını çözmek ve yeni yatırım fırsatlarını görebilmek için an be an yenilenen teknoloji ve dijitalleşmenin takip edilmesi gerektiğini, dijitalleşmeyerek zamanın ruhunu yakalayamayanların zamana nasıl yenik düşeceğini örneklerle anlatırken, değişimin ayak izlerini izleyip dönüşüme girerken Öz'ün kaybedilmemesi gerektiğini özellikle vurguladılar.

Teknoloji Zirvesi'nin Konuk Konuşmacıları
TÜGİAD sayfasında konuşmacılar şöyle tanıtılıyor:
"ABD Başkanı Joe Biden tarafından Dünya’nın örnek girişimcilerinden gösterilen e-pazarlama ve dijital iletişim, şirket kültürü ve dijital transformasyon alanlarında görüşleriyle dikkat çeken Grey & Ogilvy CEO’su Alemşah Öztürk; çok küçük yaşlardan beri kendini matematiğe ve yapaya zekaya adayan 2010’da Bitcoin’i ve 2015’te Ethereum’u keşfeden Stake DAO, Curve veya BlackPool gibi birçok merkezi olmayan proje yaratan Stake Capital Group Kurucusu Julien Bouteloup; Brüksel ve Washington’da danışmanlık alanında Türk şirketlerini Amerika ve Avrupa Birliği’nde temsil ederek çalışan Alarko Holding Dijital Dönüşüm ve İnovasyon Direktörü, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Tal Garih; Uluslararası şirketlerde strateji, iş geliştirme, şirket satın alma ve birleşmeleri üzerine görevler üstlenerek 40’tan fazla ülkede tecrübe edinmiş, Hollanda ve Türkiye merkezli girişim sermayesi fonları olan DOMiNO Ventures, TechOne Venture Capital ve WePlay Ventures'ın Yönetici Ortağı Mustafa Kopuk; Doğan Holding'de Yenil Nesil Hizmetler Direktörü olarak kuruma bağlı televizyon kanallarında içeriği dijitalleştirme ve interaktif hizmetlerle zenginleştirme görevini üstlenen, teknoloji ve trendler konusunda içerik üretmeye devam eden, 1000'in üzerinde profesyonel konuşma davetine katılan ve pek çok kurumsal marka ile içerik odaklı işbirliğine imza atan teknoloji yazarı M. Serdar Kuzuloğlu."

İş Dünyası ve Dijitalleşme
En ama en basitinden anlatırsak, Pandemi döneminde gördük ki dijitalleşmemiş bir manavın, bakkalın, kasabın bu dünyada yeri hızla azalıyor. Ölçeği büyüttüğümüzde, üretimde ve yatırımda dijitalleşmeyi ıskalayan kendini de ıskalıyor. Yetenekli bir çalışan, robot gibi çalışan birinin önüne geçiyor. Robot gibi çalışanın yerini zaten artık robotlar alıyor.
 Stake Capital Group Kurucusu Julien Bouteloup
Merkeziyetsiz Finans
Stake Capital Group Kurucusu Julien Bouteloup, ‘Merkeziyetsiz Finans (Defi) ve Blockchain Teknolojisi’ başlıklı sunumunda;  herkesin programlayabileceği açık kaynak teknolojisine dayalı, mevcut finansal sisteme küresel ve açık bir alternatif olan merkeziyetsiz finans hakkında bilgiler paylaştı. Herhangi bir merkezi yöneticiye ihtiyaç duymadan verilerin saklanabildiği kayıt sistemi teknolojisi olan Blockchain'in hiç hacklenmediğini, merkeziyetsiz sistemde yalan söyleme ihtimalinin olmadığını, NFT'nin düzenlenmesi ve denetlenmesi gerektiğini (Güvenmeyin, doğrulayın sözleriyle), merkeziyetsiz sistemin devletin karşısında olmadığını, küçük bir gruba değil dünyadaki tüm insanlara yardımcı olmak istediklerini, teknolojinin kötü ellerde zararlı olabileceğini, insanların yenilikçi olduklarını düşündüklerini ama olmadıklarını, sorunlara basit çözümler bulunması gerektiğini, dünyanın iyi geliştiriciler peşinde olduğunu, yatırımların yarısından fazlasının Avrupa'da gerçekleştiğini ve Türkiye'nin çok iyi durumda olduğunu söyledi.
 Domino Ventures Kurucu Ortağı ve TÜGİAD Girişimcilik Komisyonu Başkanı Mustafa Kopuk
Değişen Yatırım
Domino Ventures Kurucu Ortağı ve TÜGİAD Girişimcilik Komisyonu Başkanı Mustafa Kopuk, ‘Yeni Nesil Teknolojilere Yatırım’ başlıklı sunumunda; teknoloji ile birlikte değişen yatırım stratejileri ve gelecek hakkında bilgiler verdi.
Türk Unicornları Yükseliyor
Türk şirketlerinin oyun ve oyun geliştirme tarafında dünyadaki sayılı ülkelerden birisi olduğumuzu, dünyadaki ilk on oyundan beş tanesinin Türkiye tarafından yapıldığını, iki yıl önce Türkiye'de milyar dolarlık değerlemeye ulaşmış şirket olmadığını, Pandemi ile başlayan süreçte altı şirketin birden ortaya çıktığını (peak, getir, trendyol, hepsiburada, dream, insider), bin kişinin çalıştığı şirketler değil, 30-40 kişi çalışan ve teknoloji geliştiren şirketler istediklerini, yatırım yapmış oldukları şirketlerin dijital ürünlerini Türkiye'de geliştirmelerini ama yurt dışına satmalarını istediklerini, melek yatırımcının en az on yatırım yapması gerektiğini, özellikle de globalde satılabilecek ürünlere yatırım yapması gerektiğini, Bursa'dan çıkan Ginoa'nın geliştirdiği algoritmanın dünyadaki bütün rakiplerinden daha iyi olduğunu, iş insanları olarak böyle girişimlere daha çok destek verilmesini söyledi.
 Alarko Holding Dijital Dönüşüm ve İnovasyon Direktörü, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Tal Garih
"Kültür stratejiyi kahvaltı niyetine yer"
Alarko Holding Dijital Dönüşüm ve İnovasyon Direktörü Tal Garih'in sunumunda görüyoruz ki, iş dünyası dijital ve teknolojik dönüşümün yanına "şeffaflık, hesap verebilirlik, insan ve kültür dönüşüm, sürdürülebilirlik ve inovasyon, müşteri ve çalışan beklentileri, operasyonel dönüşüm" gibi kavramları koyuyor ve "Geleceğin şirketi biyoniktir" diyor. "Katı ve hantal değil, esnek ve çevik olalım" diyor. "İşler değişiyor" diyor. "Markanız anlamlı olsun" diyor. "Önce kültür ve insan, sonra strateji ve teknoloji" diyor. "Mavi Yaka ve Beyaz Yaka'ya kardeş Gümüş Yaka, yani robotlar geldi ve bu robotlar her geçen gün daha donanımlı oluyor" diyor. "Algoritma sizi sizden iyi tanır" diyor. "Peter Drucker 'Kültür stratejiyi kahvaltı niyetine yer' demiş, o yüzden kültürü ve insanı atlama" diyor. "Dijitale odaklanan şirketler yeteneği çekmede ve tutmada iki kat daha başarılı" diyor. "Geleceğin teknolojileri geldi" diyor. "Yapay zeka ve derin öğrenme cironuzu arttırır" diyor. "İnsanlığın teknolojiyle entegrasyonu hızlandı" diyor. "Eylemsizliğin bedeli hata yapma maliyetinden çok daha büyüktür" diyor. "Yönünü bilmeyen yelkene rüzgar yardımcı olmaz." diyor. "Yeterince güvenmeyene, güvenilmez" diyor.
Tal Garih'in bir saatlik sunumunun bitiminde kendisine sunumunu kaydettiğimi, izni olursa YouTube kanalımda paylaşmak istediğimi söyledim.
Kendisinden yayınlama onayını aldığım, genç iş insanlarının yoluna ışık tutacak bu detaylı sunumu aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.
****
 AKQA Group Turkey CEO’su Alemşah Öztürk
Üç Boyutlu İnternet
AKQA Group Turkey CEO’su Alemşah Öztürk internetin artık iki boyutlu değil, Metaverse'le birlikte üç boyutlu hale geldiğini, dünyada artık ürünlerden ziyade deneyimlerin yaşandığını (konser gibi, oyun gibi, GİBİ GİBİ), Web3 kültürü ile birlikte satıcıların da alıcı olduğunu, bazı müzik üreticilerinin Spotify gibi aracıları ortadan kaldırarak ürünlerini NFT olarak satmaya başladığını ve dudak uçuklatan paralar kazandığını, merkeziyetsizlik sisteminin oluştuğunu, bu sistemin diğerleri tarafından da görülebilir ve kontrol edilebilir olduğu için çok güvenli ve hızlı olduğunu, eğlence ve sanat dünyasının alternatif gerçekliğe yöneldiğini, önümüzdeki elli yılda dijital hayatımızın fiziksel hayatımızın önüne geçeceğini, gerçek dünyada yaşamayı zor bulan insanların dijital dünyalara kaçacağını (fikrimce, kaçışı uykuda ve rüyalarda bulan insanlar gibi) ve hatta şimdiden sosyal medyaya kaçtığını, bu kaçışların toplumsal bir değişiklik yaratacağını, Metaverse'te Nokia 3110 seviyesinde olduğumuzu, Metaverse hakkında olumsuz söylentiler çıkartıldığını, dünyada NFT'den en çok para kazanan kişinin Murat Pak olduğunu, ilk onda (biri Refik Anadol olmak üzere) üç Türk olduğunu, işletmelerin başarılı olabilmesi için yazılım, donanım, ara yüz, içerik ve topluluk olmak üzere beş konseptin içinin doldurulması gerektiğini anlattı.
Serdar Kuzuloğlu
Gerçeğin Sanal Halleri
1994 yılından bu yana gazetecilik mesleğini yapan Teknoloji Yazarı Serdar Kuzuloğlu, dijital mecraların iletişim ve pazarlamanın ana ekseni haline geldiğini, ancak kurumların önemli bir bölümünün kendi süreçlerini bu dönüşüme entegre edemediğini, insanların değişime ve dönüşüme uyumlanabildiği kadar ayaklarının üzerinde durabileceğini, sesi ve görüntüsü bir başkasına benzemeyen karakterler yarattığımız zaman teliften de kurtulacağımızı, fakat sesimizi ve görüntümüzü taklit eden kişilerin başımıza büyük işler açacağını, NFT Akıllı Kontratlar ile ekonomik kaybımızı engelleyebileceğimizi anlatırken sırtındaki ekranda "Ürün, hizmet ve iş yapış şekilleri sadece dönüşerek ayakta kalır", "Gelenek gelişimi inkar eder" gibi sözler okunuyordu.
****
Her konuşmacının sunumunun ardından konuşmacılara Ahmet Parseker tarafından Bursa ipeği üzerine resmedilmiş bir Bursa tablosu takdim edildi. Gün sonunda zirveye sponsor olan kurumlara yine Ahmet Parseker tarafından birer plaket takdim edildi.

Doğuştan Dijital 
Türkiye'nin ilk dijital festivali "Generation Do It Onliners / GDOL" düzenlendiğinde tarih Nisan 2012 idi. O programda yer alan terimlere göre 90 sonrası doğanlar doğuştan onliners, 90 öncesi doğanlar yarı onliners-yarı offliners, daha öncesinde doğsa da teknolojiyle arası nahoş olanlar offliners olarak tanımlandı.
TÜGİAD Teknoloji Zirvesi'ne katılan konuk konuşmacılardan yaşça en kıdemli olan Serdar Kuzuloğlu 1974 doğumluydu. Diğerleri 80'lerde doğmuşlardı. Lakin hepsi yarı onliner, yarı offliner olmayı çoktan bir kenara bırakmış, tamamıyla onliner olmuştu.

Bu ne hız mirim? 
Radyonun, daha sonrasında televizyonun, sonrasında da internetin hayatımıza girişi adeta buhar makinesi kadar, tekerlek kadar, ateş kadar önemliydi. Hepsi de dünyayı başka bir boyuta taşımıştı. Dünyanın bambaşka bir tarafındaki insanlar görüntüleri ve sesleri ile evlerimize girmiş, odanın baş köşesine yerleşmişlerdi. Bu yeni teknoloji ile sosyal bir dönüşüm yaşanıyordu. Radyonun içindeki küçük insanlar şimdi televizyon ekranından el sallıyor, akıl veriyor, öğretiyor, eğlendiriyor, kızdırıyor, yarıştırıyor, tartıştırıyordu. Büyükanneler ekranda erkek belirince başlarını örtüyor, televizyonun nasıl bir şey olduğuna akıl erdiremiyordu.
Dijitalleşme başladığında dünya bir kez daha küçüldü, dil, zaman ve mesafe ortadan kalktı, dünya düzleşti. Pandemi döneminde yaşanan sıkışma ve kapanma ise dijitalleşmeyi ışık hızına ulaştırdı.
Sanal dünyaları kullanan insanların bazıları bu dünyada içerik üreticisi oldu, pek çoğu da içerik tüketicisi. Pek çok sektör sanal dünyaya kaydı ve gerçeklik yer değiştirdi. Artık anlı şanlı televizyon kanalları değil YouTube izleniyordu, haber almak için gazete alınmıyordu, haberler an be an internette akıyordu, magazin ya da cemiyet hayatı muhabirine ihtiyaç kalmamıştı, sosyal medya üzerinden herkes kendi tanıtımını kendisi yapıyordu. Siyaset Twittter üzerinden, magazin Instagram üzerinden yürüyordu. Facebook ise belli bir yaş grubunun içini boşaltma derdini üstlenmiş, bu dert üzerinden para kazanıyordu.
Şarkı söylemek için, kitap yazmak için, bir şeyler anlatmak için birinin (patronun) inisiyatifine ihtiyaç yoktu. Patron, kişinin kendisiydi.
Şimdi artık müzik dinlemek ve dinletmek, ders dinlemek ve anlatmak, radyo dinlemek ve konuşmak, film izlemek ve yayınlamak, alış veriş yapmak ve satmak, fatura ödemek ve kesmek, yatırım yapmak ve kazanmak, eğitim almak ve vermek, bilet almak ve satmak, yol sormak, akıl sormak, bilgi sormak, aklınıza ne gelirse onu almak ve vermek, her ne ararsanız hepsini aramak ve bulmak, kısacası üretmek ve tüketmek tek bir makinenin içindeydi.
Hani ekranından gözümüzü alamadığımız, boyun fıtığı yapıcısı, arada sırada konuşup bolca fotoğraf çektiğimiz, elimizden düşürmediğimiz, evden çıkarken yanımıza almayı unutunca ya da şarjı bitince ya da internet kesilince çıldırdığımız şu minik alet. Bildiniz değil mi?
Hah, işte tam da o...

Bu ne yavaşlık mirim?
Teknoloji son hız ilerliyordu, dijitalleşme nefes kesiyordu, ancak insanlar ellerindeki telefonun bir üst modelini alabilmek için hâlâ birbirini eziyordu. Sosyal medya mecraları bazen komik bazen de trajikomik hikâyelerle doluydu. Demek ki çağ ötesi bu makineyi kullanan insan evladı bu dönüşümle aynı hızda yol alamıyordu.
Kötülük düşünmeyen insanlar bu yolda bazen hızlı bazen yavaş ilerleseler de, kötülükten beslenen insanlar yeniliklerin açığını bulup, sisteme oradan sızıp, can yakmakta epey hızlılar.

Dünya Nereye Koşuyor?
Geride kalanları bir kenara bırakırsak, ki sistem de bırakacak, sistemle uyumlanan, ona hız ve yenilik katan çalışmalar insanı hem ürkütüyor (malum, insan konfor alanından çıkmak istemediği için bilmediğinden ürker) hem de heyecanlandırıyor.
Elon Musk uzaya uydular yollayıp duruyor, yani Elon Bizi Gözetliyor, Neuralink altı ay içinde insanlı testlere başlayacağını söylüyor, Elon Neuralink cihazını kendi kafasına yerleştireceğini açıklıyor. Beyne takılan çip ile bir çok hastalığın önlenebileceği söylense de "beyne çip takmak" konusu insanı başka düşüncelere sürüklüyor.
Kripto Para ne kadar güvenilir bilmiyoruz. Dijital bankacılık geleli beri cebimizde dokunabildiğimiz para taşımıyoruz oysa. Kartlar o işi görüyor diyeceğim, onların bile ömrü dolmak üzere. Hesabımız ekranda gördüğümüz rakamlardan ibaret. Rakamlar bir o hesaba, bir bu hesaba gidiyor geliyor. Bazen de topluca başka hesaba göç ediyor.
Teknoloji şeytani ellere geçerse neler olabileceğini düşünmeden edemiyoruz haliyle.
Coronavirüs, aşı ve Bill Gates teorileri halen gündemde, değil mi?
Komplo teorilerinin sisli bulutlarının içinden sıyrıldığımızda ortaya güzel bir şey çıkıyor aslında.
Merkeziyetsizlik ve Uyumlanma...

Tanrım beni bir daha yarat!
Öldükten yüz yıl sonra bir günlüğüne dirilip, dünya ne durumda diye bakmak isterdim hep. Her yüz yılda bir 1 günlüğüne geleyim ve geçen bu yüz yılda neler oldu göreyim derdim. Ancak içinde olduğumuz değişimin ve dönüşümün hızına bakınca 100 yılda bir düşüncesi yerini 10 yılda bire, şimdi ise "senede 1 gün"e bıraktı.
Her yıl doğum günümde geleyim, dünyada 1 gün kalayım ve geri gideyim.
Olmaz mı?
Hemen olmaz demeyin, artık öğrenmiş olmalısınız ki "olmaz" olmaz...
Bir bakmışsınız önümden geçerken mezar taşımdaki QR Kodu okutanlarla karşılıklı konuşuyorum, bir bakmışsınız görüntüm belirmiş lambadan çıkan cin gibi etrafta geziniyorum.
Ve bir bakmışsınız, o on yıllık, yüz yıllık gelişlerimin birinde artık gelinecek bir dünya kalmamış.
Bir başka uygarlık kurulana kadar sessiz gemime binip sessizce dönmüşüm yerime.
Adios!
No habrá nadie en el mundo...

3 Aralık 2022 / C.E.Y.

Sosyal Medya ve Dijital Dünya Yazılarım

Teknoloji / 16 Ekim 2010
İnternet Çocukları / 10 Mayıs 2011
Kaset sardı! / 3 Ağustos 2011
Doğuştan Dijitalgillerden misiniz?
 / 7 Nisan 2012 
Teknolojik Kutlamalar / 18 Ağustos 2012
Her çıkışın var inişi / 16 Ekim 2012
Dijital Teşhir Çağı / 19 Ekim 2012
İnternet Çocukları ‘TIK’ladı / 2 Haziran 2013
Star Wars ‘OUT’, Siber Wars ‘IN’ / 28 Eylül 2013
İnterneti değil elektriği yasaklayın, rahatlayın!
 / 17 Ocak 2014
Ey ahali, bir bakın buraya!
 / 30 Ocak 2014
Yasaklara uyalım, uymayanları sallandıralım! / 8 Şubat 2014
Sosyal Medya Çöplüğü / 29 Mart 2015
Örgüden ayakkabı, kumaştan kaporta, ağdan bahçe / 12 Nisan 2015
X, Y ve Z’nin değerlerini bulunuz
 / 24 Mayıs 2015
Facebook Mezarlığı / 22 Temmuz 2015
Duyarsız Duyarlı / 12 Eylül 2015
Takdir alsan ne yazar / 27 Ocak 2016
Like and Share
 / 2 Şubat 2016
Zaytung dükkânı kapatsın! / 3 Mart 2016
Bilişim kaçıyor, hukuk kovalıyor
 / 23 Mart 2016
1. Robot Kaynakları Zirvesi ne zaman abi? / 1 Haziran 2016
Ne çektin be dostum!
 / 3 Haziran 2016
Dış çekim şeysi / 2 Ekim 2016
Çuvaldız Lazım Çuvaldız!
 / 24 Aralık 2016
Ey inananlar, korkmayın!
 / 9 Ocak 2017
İnternetime dokunanı buldum! / 25 Ağustos 2017
Roadster’ı alan Üsküdar’ı geçti / 7 Şubat 2018
Dijitalleşmeye Mecburuz! / 14 Kasım 2018
Bugünün Ötesi Neresi? / 31 Ekim 2018
Öğretmenler, dünya koptu gidiyor! / 22 Kasım 2018
‘Misinformation’larınızı kendinize saklayınız / 2 Aralık 2018
Kozan Demircan ile Geçmişten Geleceğe / 13 Aralık 2018
ZOOM’dan ZONK’a / 13 Mayıs 2020
Eyyy Sosyal Medya! / 2 Temmuz 2020

25 Kasım 2022 Cuma

Had Safhada Vahşet Dönemi

Had safhada saçmalama, had safhada kötülük ve had safhada vahşet bir arada olunca ortaya nasıl bir manzaranın çıktığını görüyorsunuz değil mi?
"Normal"in "vasıf" sayıldığı, saçmalamanın ve kötülüğün zirve yaparak vahşet boyutuna ulaştığı, olanın olduğu, ölenin öldüğü yerde kaldığı, çalan çırpanın ve yalanları gözüne baka baka sıralayanın "mübarek", hakkını savunanın "hain" olarak nitelendirildiği karanlık bir tüneldeyiz. 
Hiçbir canlı can'dan sayılmıyor, var oluşun anlamı bilinmiyor, dengenin kudreti anlaşılmıyor, toprağın dahi kabul etmeyeceği insanlar kendi halinde yaşayan tüm canlılara zulmetmeyi kendine hak sayıyor.

Yıllardır gördüğümüz üzere, ormana atılan hayvanlar açlıktan birbirini parçalarken, sokaklarda başıboş gezen köpekler zaman zaman insanlara saldırırken, Konya Hayvan Barınağından gelen son görüntüler sokak hayvanlarının nasıl bir vahşete maruz kaldığını gözler önüne serdi.
Bir hayvanı elindeki kürekle kafasına vura vura öldürmek herkesin yapabileceği bir iş değil. Ha bir çocuğu öldürmüşsün kafasını parçalayarak, ha bir hayvanı. Arada hiç ama hiçbir fark yok.
O da etten kemikten, o da sevgiye ve bakıma muhtaç, o da barınmak, ısınmak ve doymak istiyor, o da büyümek ve üremek istiyor, onun da kendini ve yavrularını koruma güdüsü var. 
Oyuncak gibi alınarak sokağa atılmak, ağzı dili yok diye tecavüze uğramak, insan kişi eğlensin diye kendi hemcinsini parçalamak istemiyor. 

Lakin eninde sonunda saldırganlıkla ve vahşilikle suçlanan hep hayvan oluyor. Çünkü o kendini savunamıyor.
Peki ya köpekleri, horozları dövüştüren, develeri güreştiren, canlı bir maymunu masaya getirip beynini canlı iken afiyetle yiyen, kaynar suya kedi-köpek, istakoz gibi hayvanları canlı canlı atıp pişiren kim?
Kürk giymenin ihtiyaç değil moda olduğu dönemlerde masrafı, uygulama zorluğu ve ölen hayvanın soğumasının ardından kürkünün zor çıkartılıyor olması sebebiyle ötenazi yapılamadığından dolayı işkence ederek, kurşunlayarak öldürmek kürkte delik açar diyerek kürkü alınacak hayvanın kafasına tahta veya beyzbol sopası gibi cisimlerle vurarak öldüren kim?
Spor adı altında keyfine avlanan, kendisine bir zararı olmayan heybetli bir geyiğin kafasını duvarına asan, kendi doğasında yaşayan devasa bir ayının postunu şöminenin önüne seren kim?
Kurban bayramında sevaba gireceğim diye hayvana eziyet ede ede hayvanı kesmeye çalışan, kaçan hayvanın bacaklarını satırla parçalayan; turistler eğlensin diye arenadaki boğayı kanlar içinde bırakıp delirten, sonra da öldüren kim?
Sirklerde ve havuzlarda hayvanları birbirinden acımasız yöntemlerle "eğiten" kim?
Evine bakmak için aldığı köpeği balkona atıp günlerce aç susuz bırakan kim?
Evine bakmak için aldığı kedi koltukları tırmalamasın diye hayvanın tırnaklarının büyüdüğü kemikleri (parmaklarını) kestiren kim?
Hayvanların uzuvlarını keserek, yakarak, boğarak, ateş ederek öldüren kim?
Daha öncelere gidip, eski zamanlarda ölümüne dövüştürülen gladyatörler, arenada aç hayvanların önüne atılan köleler vardı desem, oo, onlar çok gerilerde kaldı dersiniz.
Kafanızı kaldırıp şöyle bir etrafınıza bakın, ne gördünüz? Bugünler de o günlerden pek de farklı değilmiş değil mi? 
Vahşet, sadece kılık değiştirmiş...
****
Yazının burasında, Neslihan Tunç'un "Canlı Canlı Kaynar Suda Haşlanıyorlar" başlıklı haberinden pasajlar paylaşmak isterim:

Nasıl öldürülüyorlar?
Vizon: Gaz ile boğularak veya yüksek doz zehirle öldürülüyorlar. Bazı yerlerdeyse boyunları kırılarak veya oksijensiz bırakılarak öldürülüyorlar.
Tilki: Yabani olanları tuzaklarla yakalanıyor. Tuzağa yakalanan tilki, günlerce acı çekerek can veriyor. Eğer ölmemişse anal bölgeden elektrik veriliyor.
Astragan: Kaliteli astragan elde etmek için kuzular 10-15 günlük olmadan kesiliyor. Hayvan büyüdükçe, renginin güzelliği ve parlaklığı azalıyor, kıvırcık bukleler kayboluyor.
Fok: Derilerine zarar gelmesin diye başına ucu sivri balta ile vuruluyor. Avcı, bu darbeden sonra eliyle hayvanın yarılan başından içeri parmağını sokup beyninin dağıldığından emin oluyor.
Çinçilla: Bazı ülkelerde boyunları kırılarak veya elektroşok ile öldürülüyorlar. Elektroşok yönteminde kulak ve genital bölgelere veya dudak ve ayağa iki metal uçlu elektrik kablosu bağlanıyor.
Köpek: Kış aylarında küçük kafeslere kapatılarak, aç ve susuz bırakılarak barındırılan köpekler sonrasında boyunlarına geçirilen telle boğularak öldürülüyor.
Kedi: Kedilerin öldürülmesi zor olduğu için ve kürklerinde herhangi bir hasar istenmediğinden, ağızlarına bir hortum sokularak hortumun diğer ucundaki musluk açılıyor ve önce hortumun içinden geçen su, boynundan telle asılmış kedinin ağzından içeri doluyor. Nefes almaya çalışan hayvanın akciğerlerine su doluyor ve hayvan boğularak can veriyor.

Yüzde 70'i Çin'de üretiliyor
Kürk kurbanları arasında tilki, vizon, vaşak, leopar ve fok gibi yaban hayvanları ve çinçilla, tavşan, kedi ve köpek gibi hayvanlar yer alıyor. Dünyadaki kürk üretiminin yüzde 70'ni üstlenen Çin'de üretilen kürklerin yaklaşık yüzde 30'u yaban hayvanlarından, geri kalanıysa kürk çiftliklerindeki kafeslerde sıkış tıkış tutulan hayvanlardan elde ediliyor. Hepsi akıl almaz vahşilikteki metotlarla öldürülüyor. Daha sonra üreticiler bu kürkleri, giyim eşyası, aksesuar ve hediyelik eşyalarda kullanılmak üzere Avrupa'ya pazarlıyorlar. Anahtarlık, terlik, saç tokası, tüylü oyuncak ve biblolar bu eşyaların en kolay ulaşılabilir örnekleri arasında.

HAYTAP'tan kısa notlar
Kürk hayvanları yaşamlarını, kürkleri daha canlı olsun diye soğuk ortamda minicik kafeslerde sürdürmektedir. Bulundukları ortamı pislememeleri için masum canlılara yem ve su verilmez.
Ölü hayvanın kürkü albenisini kaybeder. Bu yüzden kürk, hayvan henüz hayattayken onun acı çığlıkları duyulmazdan gelinerek yüzülür. Bu işkenceler sırasında masum hayvan hayattadır ve kürkünün bedeninden yüzüldüğünü hissetmektedir.

Yukarıda okuduklarımıza bakıp şunu söyleyebiliriz o zaman;
"Doğal hayat içinde hayvan vahşidir ancak vahşeti yaratan, medenileştiğini iddia eden insandır."
****
Tarih, sokak köpeklerinden "kurtulma" öyküleriyle dolu. 
Bunun önüne ne kısırlaştırmayla, ne sahiplendirmeyle ne de öldürmeyle geçilebilmiş. Geldiğimiz noktada sokaklarda hâlâ başıboş köpekler var. Demek ki onlara şefkatle ve vicdanla yaklaşılmamış, sevilmemiş, hep sorun olarak görülmüş, hep şiddet uygulanmış. Malum, sevmek için önce anlamak lazım.
Onların da yaşama hakkı ve duyguları olduğu hiç anlaşılmamış.

Gözden kaçan, onların hepsi değil, bazıları saldırgan. Hepsini değil, bazılarını toplayın.
Sanki bir kişi insan öldürünce tüm insanlar hapse atılıyor. Hoş, insan öldüren insan bile doğru düzgün ceza almıyor, dışarıda "başıboş" gezip etrafa tehlike saçıyor...
Sokaklardaki o başıboş hayvanlar toplansa daha iyi olmaz mı?
25 Kasım 2022 / C.E.Y.

Siz de hayvan sevenlerden misiniz? / 14 Ekim 2010
Hayvan kes(eme)me bayramı! / 30 Eylül 2014
Hayvana zulmeden zalimdir / 25 Şubat 2016
Harambe'ı neden vurdunuz? / 8 Haziran 2016
Kuyudan ders çıktı / 15 Şubat 2017
Zulmün adı ET olmuş! / 6 Eylül 2018
Kokuşizm! / 21 Aralık 2018 
Tavşan Kaç! / 13 Ağustos 2019
Aman avcı, vurma beni! / 5 Şubat 2019
Siz Niye Oturuyorsunuz? / 27 Ekim 2019

23 Kasım 2022 Çarşamba

Baktığın Ben, Gördüğün Sen

PodyumPark Sanat Mahal'de sahnelenecek olan "HU, Baktığın Benim, Gördüğün Sensin" oyununu izlemek için günler öncesinden sevgili İbtihal Odman ile sözleşmiştik. Oyundan kendisinin daveti ile haberim olmuştu zaten. 22 Kasım'da Sanat Mahal fuayesinde buluşup, oyunu izlemeye gelen diğer konuklarla birlikte önce kameraya böyle gülümsedik, sonra salondaki yerlerimize geçtik.
Oyunun yazarı, aynı zamanda oyunun dört oyuncusundan biri olan Ceyla Odman idi. OJİ Tiyatro yapımı olan ve bir saat süren oyunun diğer oyuncuları Ercan Ertan, Korhan Soydan ve Merve Akın, yönetmeni Taner Tunçay'dı. 
Diğer teknik detayları bakacak olursak; 
Işık tasarım Tayfun Karataş, Işık uygulama Burak Uyanık, Dekor tasarım Taner Tunçay, Kostüm İlayda Pakgüç, Yönetmen Asistanı Zeynep Yeşim Kendirli, Afiş tasarım Ceyla Odman, Afiş fotoğraf Can Mocan, Teaser Toral Lülü, Şarkı Rengin Sakaoğlu (Dem), Giriş müziği Anjelika Akbar (Love) olarak sıralayabiliriz.
Oyun bu aralara moda olan K(l)işesel Gelişim tadından ziyade daha felsefi ve daha sufi bir lezzetteydi. Var oluş, hakikat, özü arama, davranışlar, anlayışlar, iç sesler, kendin ile konuşmalar, yüzleşmeler, reddedişler ve kabullenişlerle dolu bir oyun izledik. 
Aynı cümlelerin nasıl farklı anlamalara sebep olacağı, saldırganlığın beynin tüm akışını kapatıp karşısındakini anlamamaya ya da yanlış anlamaya sürüklediğini, kabulleniş ve akışta kalışla birlikte her şeyin su gibi akıp yolunu bulacağını gördük.
Şikayet edene hadi sen yap dediğinde yapamaz hani, çünkü o şikayet etmeye programlanmıştır. Çünkü ona göre şikayet etmek ve suçlamak kolaydır, alışık olduğudur. Kaçak güreşir yani. 
Kendine dönüp bakmaz, kendisi ile konuşmaz, kendisi ile hesaplaşmaz. Kimselere itiraf etmek istemese de, kimsenin olmadığı bir anda aynaya bakıp kendi kendine haykırsa bile yetecektir aslında. Kendi sesi ile seslenip kendi kulağı ile duysa hatalarını, kabul etse, evet dese, yaptım dese, ben de hatalıyım dese, sonrasında değişecektir de. Kısacası, önce kendine itiraf etse, sahte özgüvenleri ve kibri bir kenara bırakıp, öz'üne güvense. İçinde güvenilir bir öz taşıyabilmek için özünü keşfetse ve o özü geliştirse. Mucize için olmayacak şeylerden medet umacağına hayatın her evresinin bir mucize olduğunu görse. Baktığını görebilse, duyduğunu anlayabilse, o anda her nerede ise o ânda kalabilip o ânın hakkını verebilse. Ölümün doğumdan bir farkı olmadığını, birinin geliş birinin gidiş, önemli olanın gidiş ile geliş arasındaki "kalış" olduğunu fark etse. Bir kişinin canı yanarsa, sadece o bir kişinin değil, dalga dalga herkesin canının acıyacağını bilse...
****
Oyunda bir karşısındaki kişi ile diyalog vardı, bir de görünmez bir sesle. Aynadaki yansımalar, açılır kapanır aynalı kapının bir önünde bir arkasında, bazen de ortasında, yani Araf'ta kalmalar hepimize aşina davranışlardı. Düşünen ve duyguları olan bir varlık olan insan bazen aklını, bazen de duygularını devreden çıkartıyor, ikisini birden dengelemeyi bilemiyordu.
Oysa hayatın özü dengeydi.
Bu dengeyi oyunda iki kişi bozuyor, diğer ikili de dengeyi sağlamaya çalışıyordu.

Oyun hakkında daha fazla konuşmayı artık bir kenara bırakayım diyorum. Nihayetinde güzel olan; oyunun izlenmesi, hissedilmesi, an be an yaşanması ve her izleyicinin her cümleyi kendi dünyası ile anlamasıdır.

OJİ TİYATRO 
2021-2022 tiyatro sezonunda "HU, Baktığın Benim, Gördüğün Sensin" oyununa iki farklı ödül jürisinden iki farklı ödül gelmiş.  Oyun "XXII. Direklerarası Seyirci Ödülleri dalında En İyi Özgün Oyun"; OJİ Tiyatro, "9. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri'nde Yılın Tiyatro Ekibi" seçilmiş.
Oyun 16 Aralık Cuma Fişekhane'de, 18 Aralık Pazar Kadıköy BOA Sahne'de, 6 Ocak Cuma BAU Pera'da sahnelenecek.
Biletler https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/hu adresinden temin edilebilir.
****
Oyun izlenirken güzel olan oyunun hissedilmesi, an be an yaşanması ve her izleyicinin her cümleyi kendi dünyası ile anlamasıdır demiştim. Ben de oyunu zihnimin içindeki zıplamalarla, dolanmalar ve konuşmalarla izledim. 
Bir, Kate Winslet ve Jim Carry'nin oynadığı Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Türkiye'de yayınlanan adıyla Sil Baştan) filmine gittim, bir Netflix'te gösterime yeni girmiş bir dizi olan 1899'a.
1899'un sloganı "Uyan" idi. Sil Baştan filmindeki uyanış ve hayata dönüş ile yaşanan kesişim ise insana kaderi sorgulatıyordu.
1899'un sonlarına doğru yaklaştığımızda gizem bir yandan çözülmeye, bir yandan da çözüldükçe dolanmaya başlamıştı. 
Müzevircilik yapmış olmamak için ney neydi diye anlatmayacağım. Sadece filmden birkaç cümle alıntılayacağım.
"Her seferinde aynı hataları yapıyorlar. Her seferinde de ölüyorlar. Çünkü duyguları bir kenara bırakamıyorlar. Oysa duygular onları zayıflatıyor. İnsan doğasının en büyük zaafı bu. Sevgi, öfke ve nefrete dayanarak karar vermemek gerekiyor. Bunlar zihni bulandıran saçma sapan hisler. "
"İnsan ya arama ya kaçma güdüsüyle doğar. Kaçma güdülüler dertsiz tasasızdır. Ama arama güdüsü olanlar acıdan başka bir şey bilmez. Daha çok bilgi edinme arzusuyla her kapıyı açar, en karanlık boşluklara adım atarlar." 
"Acından kurtulmaya çalıştın ama sadece daha çok acı yarattın." 
"Bu oyun benim değil, senin. Yaratıcı sensin." 

Başkalarının yarattığı oyunlarda figüranlık yaparken başrol oyuncuları ve oyun için laf söylemek kolay.
Mesele kendi yarattığı oyunda kendi oyununun baş rolünde oynarken, oyununa bir seyirci gibi dışarıdan bakarak kendini izleyebilmekte...
O zaman;
Perde!

23 Kasım 2022 / C.E.Y.