8 Mayıs 2020 Cuma

Değnekte Tutulacak Yer Kalmadı

Arjantinliler, gıda yardımı eksikliğini "Açlık varsa, karantina olmaz!" sözleriyle protesto ediyorlar.
Corona günlerinin açmazı tam da bu işte.
Virüsten ölmeyelim derken açlıktan ölmek!

Hani o dükkâna girip de, "Tek ucu b..lu değnek var mı?" diye soran adama, "Takımı bozmuyoruz abi!" diyen karikatürdeki gibiyiz.
Ekonomi ile sağlık arasına sıkıştık kaldık.
Neyi açıp neyi kapatacağımızı, sokağa kimi salıp kimi yasaklayacağımızı şaşırdık.
Yasaklamalar sebebiyle "gençlik" ve "yaşlılık" ölçülerimizi sorguladık sonunda.
Garip ama gerçek; evde bir arada yaşayan aile bireylerini aynı arabaya koymaz, aynı yatakta uyuyan karı kocaları araç içinde yan yana oturtmaz olduk.
Park ve bahçeler ile sahilleri yasaklarken, alışveriş merkezlerinin açılmasına "okey" verdik.
Açık havada yakın temas olmadığı sürece risk yok lakin ekonomik bir durum da yok. 
AVM’lerde ise her ikisi de var. 

11 Mayıs itibarıyla AVM’lerle birlikte pek çok işletme kapılarını (umuyoruz ki tedbirler dahilinde) açacak.
AVMler açılacak iyi hoş da, biz gidebilecek miyiz mesela?
Gidip eskisi gibi gönül rahatlığıyla dolaşabilecek miyiz mesela?
Şu anda sadece ekmek yemek derdine düşmüşken bir AVM’den en elzem ne alacağız mesela?
Ya AVM çalışanları, onlar kendilerini müşterilerden ve birbirlerinden nasıl koruyacaklar mesela?

Memleketin en önemli şahsiyetleri olarak parlayan kuaförler ve berberler de 11 Mayıs’a hazırlanıyor.
Erkeklerde saç sakal birbirine karıştı. Kadınlar deseniz Frida Kahlodan hallice. Bırakın manikürü pedikürü, dip boyalar fena halde geldi. Degrade modası çıksa da modaya uysak diyecek kadar açıktan koyuya gidiyor saçlar. Sanırım birçok kişi pandemi bahanesiyle saç boyamayı bir kenara bırakıp beyaz saça geçiş yapacak.

Futbol maçları bile başlayacak yakın zamanda. Sağlık Bakanı Fahrettin Kocanın liglerin başlamasına sıcak bakmadığı her halinden belli. Lakin TFF ille de oynayacağız diyor. Koca, Coronavirüs sorumluluğunun TFFye ait olacağını "Federasyon, özgür, kendi iradesiyle kararı verdi, bundan sonra sorumluluk federasyonundur" sözleriyle belirtirken, "Hasta olursanız kapımıza gelmeyin!" diyor ihtimal. 
2020de yapılacak olan Dünya Olimpiyatları ertelenmişken biz top peşinde koşmaya devam edeceğiz anlaşılan.
Oynat Uğurcum oynat, oynatmaya az kaldı, sen de oynat!
Hımm, futbol maçları başlıyorsa diğer spor karşılaşmaları da başlar mı acaba ufak ufak? 
Mesela, bu yıl 29 Haziranda başlayacağı söylenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri yapılır mı?
Yapılırsa eğer piklerden pik beğeniriz ki, öyle böyle değil... 

Kısacası şimdi önümüzdeki seçeneklerin ikisi de birbirinden âlâ.
Ekonomi mi, pandemi mi?
Yani, kırk katır mı kırk satır mı?

Çark dönmezse açlık başlar, açlık başlarsa virüs solda sıfır kalır.
Online çalışabilen kesim evden çalışırken, üretimin bire bir tarafında olan kesim zaten başından beri mecburen dışarıda, işinin başında.
Temizlik görevlileri, fabrikalardaki işçiler, tarlalardaki çiftçiler, taşımacılık ve dağıtım sektöründeki şoförler ve kuryeler evden çalışamazlar haliyle.
Birileri üretecek ve birileri de taşıyacak ki, hazıra alışmış insanlar birbirini yemesin.
****
Günlük hayatımıza dönmek istiyoruz tabii ki hepimiz. 
Korkmadan, ürkmeden, tedirgin olmadan, öyle ya da böyle eski hayatımızı sürdürmek istiyoruz.
Bu yasaklı günlerde eski hayatımızın izlerine bakarak, ne kadar büyük bir konfor içinde yaşadığımızı fark ettik. Şikâyetlenmelerin, özençlerin, ideallerin, hedeflerin ne kadar da anlamsız olduğunu gördük. 
Her şey sağ ve sağlıklı iken önemli.
O yüzden önce sağ ve sağlıklı kalmaya bakacağız.
Sonra da canımızın yongası malımıza sahip çıkacağız.
****
Bu savaşta bedenine, becerilerine ve kötü ihtimallere yatırım yapanlar biraz daha şanslı görünüyor.
Kendi işini görebilenler, gelirken gelmez olur deyip az da olsa tedarikli olabilenler, sağlığına dikkat edenler, israf etmeyenler, az ile yetinebilenler, yaşam zincirinin tüm halkalarını önemseyenler, insanlığını kaybetmeyenler, kendini geliştirenler, birlik olabilenler, ayrımcılığa karşı çıkanlar, hainlik etmeyenler, fırsatçılık yapmayanlar birer birer parıldıyorlar şimdi.

Hâlâ daha kötülük peşinde olanlara ise ne desek az.
Devirleri bitti, geçerlilikleri kalmadı, miatları doldu. Şu anda yaşananlardan dahi hiçbir ders çıkartmıyorlar.
Ortasından tutsaydık bari dediğimiz iki ucu b..lu bu değneği, temiz kısmı kalmayana kadar pislemek için hamle üzerine hamle yapıyorlar.
Ve ben ibretle izliyorum onların bu aymazlıklarını.

Evine temizliğe çağırdığı kadına bir öğlen yemeğini çok gören mi istersin, yoksa temizliğe gittiği evde doğru düzgün iş yapmadan eşek yüküyle para talep eden mi?
İşveren kişi bir öğlen yemeği vermediği kadının onun hayatını nasıl kolaylaştırdığını anlamış mıdır şimdi?
Ya temizliğe giden kadın, ki o da günlük kazancından oldu, keşke nasılsa anlamaz deyip kandırmasa mıydı biçare ev sahibesini?
Keşke küçük çiftçiler tarlalarının çürük mallarını bir poşete doldurup fahiş fiyata satmasaydılar.
Keşke organik sebze meyve diye diye, gezen tavuk yumurtası diye diye müşterilerden hak etmedikleri paraları talep etmeseydiler.
Keşke canını ortaya koyarak can kurtarma peşine düşen sağlıkçılara saldırmasaydılar.
Keşke baĞzı doktorlar can derdine düşmüş bir hastayı iliğine kemiğine kadar soymasaydılar.
Keşke fırsat bu fırsat deyip ceplerini doldurmaya bakmasaydılar.
Keşke askıda fatura uygulaması ile muhtaç insanların faturalarının ödendiği sisteme saldırıp, bu uygulamayı kapattırmasaydılar.
Keşke insanlara iyilik etme peşinde olan insanların iyi niyetlerini kötülüğe kullanmasaydılar.
Keşke minicik bir sıpayı azgın köpeklere parçalatmasaydılar.
Keşke el kadar çocuklara el uzatmasaydılar.
Keşke dışarı çıkma yasağında evinden çıkan 17 yaşında bir çocuğu yakalamak için ona ateş edip ölümüne sebep olmasaydılar. (Derdiniz yaşatmak mı, öldürmek mi anlamadık ki!)
Keşke bir kişiyi cezaevinden çıkartabilmek için koskoca bir suçlular ordusunu salıverip, kaç kişinin kanına girmeseler, yeni suçlar ve yeni suçlular yaratmasaydılar.
Keşke "uydurukçu" insanlar yerine bilime kulak verseydiler.
Keşke insanların dini inançlarını onları kontrol etme amaçlı kullanmasaydılar.
Keşke düşüncesini söyledi diye insanları, özellikle de gazetecileri suç üzerine suç üreterek hapislere atmasaydılar.
Keşke okusaydılar, keşke anlasaydılar…

Ya ekranlardan taşan kötülük?
Ekranlardan bar bar bağıranlar, ona buna sataşanlar, bile isteye yalan yanlış konuşanlar; onlar kendilerini izlemiyorlar mı, kendi tavırlarından utanmıyorlar mı, hiç aynaya bakmıyorlar mı, söylenenlere kulak vermiyorlar mı, tüm dünyalarının bir yalandan ibaret olduğunu görmüyorlar mı?
İnsanlara eziyet ederken, hayvanlara eziyet ederken, toprağa suya havaya ihanet ederken, yaradana karşı geldiklerini anlamıyorlar mı?

Görüldüğü üzre kötülük sadece bir kesimde değil, kötülük yüreklerde.
İyi de, bak değneğin tutulacak yeri kalmadı artık.
İyisiyle kötüsüyle herkesin eli pisliğe bulandı.
Peki, kim temizleyecek, kim arıtacak şimdi bu dünyayı?
Covit-19 mu?
Dengeli ve adaletli bir yeni düzen mi?

AVM’ler pandemiye hazır mı?
Madem mevzumuz AVM’lerin açılışı, TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Fikri Düşüncelinin basın açıklaması ile son vereyim yazıma. Siz de AVM (ve sosyalleşme) kararınızı ona göre verin.

“Bildiğimiz üzere 04.05.2020 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından Corona virüs önlemlerinin tedrici olarak esnetilmesi ve alınacak önlemlere dair yeni bir açıklama yapılmıştır. Buna göre 11 Mayıs tarihinde bazı bölümleri hariç AVM’ler açılacaktır. Bu nedene daha önce 12 Mart 2020 tarihinde kamuoyu ile paylaşmış olduğumuz, Corona Virüs Vakasından Hareketle Hastaneler ve Toplu Bulunulan Mekanlarda Yapılması Gereken Bazı Acil Düzenlemelere Dair Önerilerimiz başlıklı açıklamada değinmiş olduğumuz önlemlerle ilgili bazı hususları genişleterek ilgililerin ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

1- Covid-19 virüsü parçacık büyüklükleri ≥ 80-160 μm çapında (μm=1 nanometre=0,001 mikron, 1 mm 1000 mikron) olup virüsün geçiş yolları, bulaşması ve yayılması aşağıda belirtilmiştir.
Havadaki damlacıklar ile direk temas (konuşma, hapşırma veya öksürme ile oluşan büyük damlacıkların doğrudan solunması),
* Direk temas (konuşma, öksürük ve hapşırma ile oluşan büyük damlacıkların düşerek yüzeylere yapışması, bu yüzeylere elle temas ve ellerin yüze (ağız, burun, göz) sürülmesi veya hasta kişilerle el teması),
Damlacıkların dolaylı olarak solunması (havada asılı kalan damlacıkların solunması, konuşma, öksürük ve hapşırma ile oluşan damlacık ve kalıntılarının hava hareketleri ve akımlarıyla uzaklara taşınması ve bu havanın solunması),
* Enfekte kişiden kaynaklanan faktörler (idrarı, dışkısı, vücut dokuları ve sıvıları),
* Diğer (Tuvaletlerden, yer süzgeçlerinden ve pis su tesisatından kaynaklanan parçacıkların havayla taşınarak solunumu veya temasla yüze taşınması) yoluyla olmaktadır.
2- Pandemi sırasında iç havanın herhangi bir şekilde kullanılmaması gerekir. Bu yüzen gerekli tadilatlar yapılıp sistemlerin %100 taze hava ile çalıştırılır hale getirilmesi gerekmektedir. Klima santralleri %100 hava ile çalıştırılsa bile by-pass-resirkülasyon kanalları sadece damperlerle kapatılmamalı, tam sızdırmaz hale getirilmelidir. Mayıs ayında olunması nedeniyle klima cihazlarının Free Cooling (serbest soğutma) şeklinde çalıştırılması ancak hava şartlarının uygun olması halinde mümkündür. Klima santralleri AVM’ler açılmadan en az iki saat önce veya mahâlin ihtiyacı olan hava debisini iki defa sirküle ettirecek şekilde çalıştırılması gerekmektedir. Ayrıca sistem 24 saat boyunca dış taze hava ile düşük debi ve hızda çalıştırılmalıdır.
3- Hepa/Ulpa Filitreleri ve tavanı yüksek olmayan mağaza, vb. gibi mekânlarda iç havayla çalışan bütün klima cihazları (Rooftop-Fancoil-VRF, Heat Pump, vb.) çalıştırılmamalıdır.
4- AVM’ler açılmadan ve fanlarını çalıştırmadan önce Fan-coiller iki saat boyunca 60°C’de ısıtılmalıdır.
5- Klima santrallerindeki nemlendirme sistemleri Buharlı Nemlendirici sistemleri ile değiştirilmelidir.
6- AVM girişlerinde hava perdeleri çalışıyorsa kapatılmalıdır.
7- Tuvaletlerin egzoz fanlarının 24 saat çalıştırılması ve kapılarının açık bırakılmamasına dikkat edilmeli, varsa yer süzgeçlerinin susuz kalmaması sağlanmalı, lavabo, klozet armatürleri sensörlü değilse değiştirilmeli, havalı el kurulama cihazları sökülerek kullan-at kağıt peçete kullanımına geçilmeli ve deterjan ihtiyacı sürekli olarak karşılanmalıdır.
8- Klimaların taze hava ve egzoz sistemleri ile WC aspiratörlerinin atış ve emiş mesafeleri bakım personeli tarafından kontrol edilmeli, yakın olanlar düzeltilmelidir.
9- Nisan ve Mayıs aylarının yaz sezonu için klima sistemlerinin bakım dönemi olması nedeniyle filtrelerin değiştirilmesi ve cihaz bakımlarının yapılması gerekir. VRV, VRF vb. gibi sistemlerle ilgili bu işlemler yapılırken standartlara uygun kişisel koruyucu donanım (elbise, maske, eldiven, gözlük, vb.) kullanılmalıdır. Mevcut filtrelerin Corona virüsü engellemesinin mümkün olmadığı ve virüsü tutabilecek Hepa veya Ulpa Filtrelerin sistem sonuna takılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmayacağı göz önüne alınarak EN779/2002 ve 2012 Standartları yerine geçen ISO16890/2016 Filtre Standartına uygun filtre sistemiyle değiştirilmesi, virüsü %100 önlemese de faydalı olacaktır.
10- HVAC bakım personeli, filtreleri standart güvenlik prosedürlerine uygun olarak özellikle egzoz hava filtrelerini değiştirdiğinde risk altında olabilir. Filtreler, sistem kapalıyken standartlara uygun kişisel koruyucu donanım kullanarak değiştirilmeli ve sökülen filtreler için biyolojik atık kuralı uygulanmalıdır.
11- Bu tadilat ve bakımların yapılıp yapılmadığının acilen denetlenmesi ve eğer yapılmadıysa AVM’ler açılmadan önce ivedilikle yapılmasının sağlanması gerekmektedir.
12- AVM yöneticilerinin AVM’ler açılmadan almaları gereken diğer tedbirler arasında;
* Havalandırma ve klima sistemlerini projelerine, standartlara ve özellikle Corona Virüsüne uygun tedbir alınmış halde çalıştırılmasını sağlatmak,
* Bakımlarını yaptırmak,
* Sistemle ilgili test ve periyodik kontrolleri yaptırmak da olmalıdır.
13- İşletme/bakım mühendisi ve bakım firmalarının AVM açılmadan alması gereken tedbirler de şunlardır:
Havalandırma ve klima sistemlerini projelerine, standartlara ve özellikle Corona Virüsüne uygun tedbir alınmış halde çalıştırılmasını sağlamak,
* Bakımlarını yapmak/yaptırmak,
* Sorun çıktığında arızaları gidermek,
* Sistemle ilgili test ve periyodik kontrolleri yapmak/yaptırmak.
14- Mutlaka yapılması gereken bu işlemlerin, klima sistemlerini tasarlayan, uygulayan ve işletenlerin mesleki ve vicdani sorumluluklarına bırakılması asla yeterli değildir. Bakım ve kontrollerin teknik standartlara uygun olarak yapılmaması virüsün yayılmasına neden olacaktır.
Yukarıda AVM’ler nezdinde belirttiğimiz önlemlerin büyük iş yerleri ve bütün toplu bulunulan mekânlar için geçerli olması gerektiğini özellikle vurgulamak isteriz. İnsan yaşamı piyasanın insafına bırakılmamalı ve gündelik siyasete alet edilmemelidir.
Mutlaka alınması gereken bu önlemleri ilgililerin ve kamuoyunun dikkatine sunuyor, tüm halkımıza sağlıklı günler diliyoruz.”

8 Mayıs 2020 / C.E.Y.

23 Nisan 2020 Perşembe

100 Yaşında Bir Çocuk

her 23 Nisan bayramdır bana
içimde baharlar
sokaklarda bayraklar
           dilimde şiirler, marşlar

büyümemişim de
    bayram yerinde unutulmuş bir çocuğum sanki
çocuklar geçiyor yanımdan hızla
koşuyorlar
        çığlıklarla, kahkahalarla 
koştukça büyüyorlar
             ellerinde bayraklar, dillerinde şiirler, marşlarla

bilmediği zamanlara koşan her çocuk ben
           yüz binlerce, milyonlarca ben
kuruluşun yüzüncü yılına ulaşan yine ben
           yüz binlerce, milyonlarca ben

o gün bana verdiğin armağanı 
     başımın üzerinde taşıdım kristal bir taç gibi
          düşürmeden, kırmadan, ışıl ışıl onurla

görüyorsun değil mi Atam
unutmadım ben seni
çocuk kalbimle sevdim beni kucaklayıp 
      uzaklardaki geleceği gösteren vatan aşkıyla dolu kalbini
çocuk aklımla sevdim 
          duruşunu, bakışını, sözlerini 

aklım büyüdükçe anladım seni
      anladıkça sevdim
               sevdikçe anladım

seni içimde büyüttüm de
        büyütmedim kendimi
bu bayram yine öyle çocuk
                     yine öyle neşeli

23 Nisan 2020 / C.E.Y.

16 Nisan 2020 Perşembe

Yok Sayma, Var Say

Görmediği bir "şey"i yok sayma gibi bir gaflet verilmiş insana.
Doğduğu andan itibaren ölüme koştuğunu bilmesine rağmen ya da doğurduğu andan itibaren evladını ölüm yolculuğuna çıkarttığını bilmesine rağmen ölümü yok sayması gibi mesela.
Ölüm yakınına düştüğü zamanlarda şöyle bir silkeleniyor, sonra yine yok saymaya devam ediyor.
İhtimal ki yok saymanın gerisinde, doğumu kabullendiği gibi ölümü de kabullenmek yatıyor.

Bir yazıda okumuştum; "Eğer ki 15 yıl daha yaşarım diyorsanız, önünüzdeki 15 yılın cumartesilerini temsilen, yaklaşık 780 misketi bir çanağa doldurun, sonra her cumartesi çanaktan bir misket alıp kenara koyun. Misketler azaldıkça, yani ömrünüz somut hale geldikçe her dakikanızın kıymetini bilir, hiçbir anınızı boşa geçirmek istemezsiniz." yazıyordu.
Yok saymanın yerini var saymak alınca daha mı iyi olur, daha mı kötü olur bilmem.
Mesela; kişinin üzerinde ne kadar zamanı kaldığını gösteren bir gösterge olsaydı, kişiye daha mı fazla ihtimam gösterilirdi acaba? Ya da kişi ne kadar zamanı kaldığını kendisi bilse, nasıl yaşardı?
Gözünü sayaçtan alamaz ve psikopata mı bağlardı? Yoksa sayacı dikkate alıp tüm istediklerini ertelemez ve hepsini yapar mıydı?
Ya da "Olduğu kadar, olmadığı kader!" deyip sayacı hiç dikkate almaz mıydı?

Ömrü Bırak, Virüse Bak
Bugünlerde başımıza musallat olan "Covid-19" için de bir görünürlük elde edebilseydik keşke.
Virüslü alanları görebileceğimiz bir gözlüğümüz olsaydı ve nerede virüs var, kimde var bilseydik.
Acaba o zaman da şimdiki kadar pervasız davranabilir miydik?
Yoksa yerimize çakılır, milim kıpırdayamaz mıydık?
Hayal edin bir;
Markete girdiniz ve bir baktınız market virüs istilası altında. En çok da ekmek reyonunda ve kasalarda pusuya yatmışlar. 
Ya da market tertemiz ama bu kez virüsler sizin ellerinizde. Dokunduğunuz yere bulaştırıyorsunuz virüsü.
Bir bakıyorsunuz hain virüsler titizlikte sınır tanımayan arkadaşınızın omzuna üs kurmuşlar, kendilerini dört bir yana taşıtıyorlar.
Dışarı çıkıyorsunuz, üç boyutlu film izlermiş gibi havada asılı duran virüsçüklerle burun burunasınız. Ağzınızda maske, yüzünüzde siperlik ile slalomlar yapa yapa aralarından geçmeye çalışıyorsunuz. Arabanın camına yapışan sinekler gibi yapışıyorlar siperliğinize. Silmek istiyorsunuz, bu kez de eldiveninize yapışıyorlar. Eldiveninizi çıkartırken elinize geçiyorlar. O arada ağzınız burnunuz kaşınıyor, olur da kaşırsanız, BİTTİNİZ.
Televizyonlarda mıy mıy mıy #evdekal videoları yayınlanacağına, böyle en sert haliyle virüsün nasıl yayıldığını anlatan videolar yayınlansa diyorum, daha etkili olmaz mı?

Göreydik İyi(mi)ydi!
Şu virüsü görebilseydik eğer, virüsü görmediği için yokmuş gibi davranıp hızla yayanlar ile yine virüsü görmediği için her tarafın virüsle kaplı olduğunu düşünüp arızaya bağlayanların işi ne kadar kolaylaşacaktı aslında.
Virüs böyle ışık hızıyla yayılmayacaktı.
Eve gelen her şeyi virüs var mıdır diye yıkamaktan hem eller, hem de ürünler haşat olmayacaktı. 
Virüs kapıp ölmezsek eğer ya paranoyadan ya da gülmekten öleceğiz bu gidişle zaten.
Malum, kriz zamanlarında insanın kendini savunma mekanizmasından olsa gerek, karikatürün, esprinin, komik paylaşımların bini bir para.
Bir de endişe, kaygı ve korku saçan "yalan" paylaşımların... 

Uyuyan Virüsler Uyanıyor mu?
Buzulların erimesiyle binlerce yıldır buz altında uyuyan antik virüslerin uyanacağını okudum geçenlerde. Çin'in kuzeybatısında bulunan Tibet Platosu'nda 15 bin yıllık bir buzulda daha önce hiç bilinmeyen virüsler keşfedilmiş. Bilim insanları yaptıkları açıklamada, "Küresel ısınmayla birlikte buzullarda gözlenen erimenin eski virüs türlerini yüzeye çıkaracağı ve böylelikle eski dönemlerden kalma virüsler üzerinde çalışmaların süreceği düşünülüyor. Ancak bu virüslerin yüzeye çıkması ve bir biçimde ekosistem içinde yayılması yeni salgınları da beraberinde getirir mi henüz bilemiyoruz…" demişler.
Küresel ısınma marifetiyle dünyanın da canına okuduk, iklim ayarlarını da bozduk ya bundan sonra bize rahat yok.
Bir an önce virüs tanıma sistemini geliştirseler iyi olacak...

Sen Seni Bil Sen Seni
Eğer kişi kendi gözünü açar ve verileri doğru okumayı öğrenirse bu kadar panik yapmaya ya da bu kadar rahat davranmaya gerek kalmaz. 
Tedbir varsa panik olmaz, panik varsa tedbir yoktur.
Eşeği sağlam kazığa bağlamayı bilmek lazım, fırtına çıktığında uyuyabilmek lazım. 

Bir Dünya İnsan
En minik anlamda kişilerin, en büyük anlamda da dünyanın yeterince tedbirli olmadığını gördük böyle bir pandemiye. Oysa ki böylesi bir pandemi yıllardır işaret ediliyordu ve sayfalarca pandemi raporları hazırlanıyordu.
Hoş, büyük devletler vatandaşlarına "Siz sağlığınızla ilgilenin, gerisi bizde!" dediler ve en azından vatandaşın üzerinden geçim kaygısını aldılar. Onlar da gönül rahatlığıyla kendilerini izole ettiler. 
Bizde ise kaygımızın üzerine kaygı bindirdiler. Günlük yaşayan insanlar gelirleri kesilince ne yapacaklarını şaşırdılar, haliyle deliye döndüler. Sonrası malum...
Neyse, pandemi raporundan devam edelim;
2019 yılında Ankarada hazırlanan Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planına bir göz atın isterseniz. Ne kadar detaylı hazırlandığını siz de göreceksiniz.
Peki madem hazırlığımız var da, o zaman niçin Türkiye'de ışık hızıyla yayılıyor bu hastalık diye soruyorsunuz şimdi değil mi?

Yok Saymaktan tabii ki!
Aklını kullanmayıp iki adım sonrasını görmemekten, ihtimalleri düşünmemekten, tedbirsizlikten, bilim insanlarını dinlememekten, öncelik alanlarını belirlememekten, liyakat sahibi yöneticilere kulak vermemekten, en çok da görülmeyeni yok saymaktan tabii ki.
İtiraf edelim, İspanyol Gribi'nden bu yana dünya ilk kez böyle bir vak'ayla karşılaşıyor. Şaşalaması normal.
Haliyle gerçek salgın, filmlerdeki salgına benzemiyor, ölen kişiler sahne bitince dirilmiyor.
İnsanlar gerçekten sapır sapır ölüyor.
Devletlerin sağlık sistemleri salgınla baş etmekte zorlanıyor...

Salıncak
En çok da kendini sevmemekten (ya da tam tersi) ve birey olarak kendine değer vermemekten (ya da tam tersi), yani iki uç arasında bir o uca bir bu uca savrulurken akıl ve mantık arasındaki dengeyi tutturamamaktan yayılıyor virüs son hız.
"Bana bir şey olmazcılar" ile "Gemisini kurtaran kaptancılar" arasında sallanıyor salıncak.

Karantina "Time"
Bu dengesizlikten dolayı bu hafta sonu yine sokağa çıkma yasağı uygulanacak mecburen. Bu kez iki saat öncesinden değil, günler öncesinden açıklandı karantina uygulanacağı. Geçen haftanın kafa göz patlatan görüntüleri yaşanmaz inşallah yine. 
Biz, bizim sağlığımız için düzenlenen uygulamalara uysak, hattâ işi devlete bile bırakmasak ve bireysel olarak bazı kuralları kendi kendimize uygulasak, çıkmak zorunda değilsek evden çıkmasak, evde kalmanın bizim hayrımıza olduğunu anlasak, çıkmak zorunda olanların ayağı altında dolaşmasak, çalışmak zorunda olanların işlerini daha da zorlaştırmasak ve karantina günlerinin süresini uzatmasak.
Kısacası görmediğimiz virüsü yok saymasak, var saysak ve ona göre davransak…

16 Nisan 2020 / C.E.Y.

Corona Günleri Yazılarım:
Delirdim Bi Güzel! / 15 Mart 2020
Dünya İçin Terbiye Vakti / 19 Mart 2020
Eşeğini Kaybedenler Kulübü / 22 Mart 2020
Yaşlı Adayları, Sözüm Size / 24 Mart 2020
Falında Virüs Çıktı Dünya / 29 Mart 2020
Dünyadır Döner, Virüstür Geçer / 8 Nisan 2020
Tamahkâr / 9 Nisan 2020

Aç Olsan Çarıklarımı Yersin / 11 Nisan 2020
Yok Sayma, Var Say / 16 Nisan 2020 

11 Nisan 2020 Cumartesi

Aç Olsan Çarıklarımı Yersin!

Anneannem yapılan yemeği beğenmeyip sofraya gelmeyen çocuklarını sofraya getirmeye çalışırken dedem, "Bırak, yalvarma, aç olsalar çarıklarımı yerler!" deyip anneannemi engellermiş.

Büyüme çağında "Açım!" diye ortalığı kavuran ya da yaptığım yemeği beğenmeyen oğluma, “Sen açlık görmedin, aç olsan çarıklarımı yersin!” derdim ben de hep.

Bu nesil açlık görmedi açıkçası.
Bizim nesil kuyruklar gördü ama aç kalmadı.
Daha önceki nesil karne gördü, yine aç kalmadı.
Dedemin nesli ise savaş gördü.
Yerinden edilme gördü.
İşgal gördü.
Yokluk gördü.
Açlık gördü.

Hiç açlık görmemiş bir ergen bilmez tabi açlığın ne demek olduğunu.
Biz de dünya olarak ergeniz şu durumda.
Kiminin anası babası iyi eğitim veriyor çocuklarına, kimininki darmaduman.

Açlık nedir bilmeyen gözü açlar çarıklardan önce birbirlerini yiyiyorlar.
Üretim durup da tedarik zinciri koptuğunda,
İşte o zaman başlayacak paranın pulun kifayetsiz kaldığı gerçek açlık.
O zaman göreceğiz açlığın nelere kadir olduğunu...

11 Nisan 2020 / C.E.Y.

Corona Günleri Yazılarım:
Delirdim Bi Güzel! / 15 Mart 2020
Dünya İçin Terbiye Vakti / 19 Mart 2020
Eşeğini Kaybedenler Kulübü / 22 Mart 2020
Yaşlı Adayları, Sözüm Size / 24 Mart 2020
Falında Virüs Çıktı Dünya / 29 Mart 2020
Dünyadır Döner, Virüstür Geçer / 8 Nisan 2020
Tamahkâr / 9 Nisan 2020

Aç Olsan Çarıklarımı Yersin / 11 Nisan 2020

Yok Sayma, Var Say / 16 Nisan 2020 

9 Nisan 2020 Perşembe

Tamahkâr

Karantina günlerinde her şey deşelenir oldu malum.
Ben de arşivimdeki fotoğraf albümlerini düzenlerken oğlumun 10'lu yaşlardayken çektiği bir video kaydı ile karşılaştım. Kerata bir yandan video kaydı yaparken bir yandan da konuşuyor:
"Karşınızda çalışmadığım çalışma masam, çalmadığım gitarım, yatmadığım yatağım, okumadığım kitabım." diyordu.
Onun kıkır kıkır kıkırdayarak yaptığı bu eğlenceli videoyu izlerken, "Şu anda tam da böyleyiz işte!" dedim.
Hiçbirisi giyilmeyen kıyafetler, renk renk, model model ayakkabılar, sıra sıra çantalar, çeşit çeşit takılar, güneş gözlükleri, şallar, fularlar, mantolar, kabanlar, kısacası evde dolap bekçisi bilumum eşya.
Oğlumun dediği gibi; "Giymediğim elbiselerim, takmadığım takılarım, sürmediğim rujlarım, binmediğim arabam, gezmediğim sokaklar, yürümediğim caddeler, oynanmayan tiyatrolar, verilmeyen konserler, açılmayan AVM'ler ve dahası ve dahası."
Pijama ve eşofman arasında dolandığımız bu günlerde her şey nasıl da anlamını kaybetti değil mi?
Şimdi tek derdimiz "Virüs kapmamak ve aç kalmamak!"
Yani, hayatta kalmak...

Stok, Stok, Stok!
Olur da bakkal-market kapanırsa diye evlerde un, makarna, pirinç, mercimek, nohut, fasulye, soğan, patates gibi saklanabilir kuru gıda stokları dağ gibi. 
Ya bir gün fırınlar kapatılırsa da ekmeksiz kalırsak diye, evlerde ekşi maya ekmekler yapılmaya başlandı bile. 
Eee, sıra sıra çizmeler karın doyurmuyor haliyle. 
Ekmek lazım, peynir lazım, süt lazım, yumurta lazım, et lazım, meyve-sebze lazım.
Yıllardır her ihtiyacını marketten görmeye alışmış, ekmeğin undan yapıldığını, unun buğdaydan geldiğini, et yemek için hayvan kesildiğini, salam-sucuk-sosislerin kesilmiş hayvanların etinden imal edildiğini, elmanın ağaçta, havuç-patatesin toprağın altında yetiştiğini bilmeyen kitle, Fen Bilgisi, Tabiat Bilgisi, Ziraat, İş Bilgisi, Fizik-Kimya-Biyoloji ve Teknoloji Tasarım derslerinden ne anlamıştı acaba?
Bazı dersler yok artık mı dediniz?
E şaşırmayalım o zaman...

Dünyanın Efendisi Kim?
Doğayla iç içe yaşayanlarda sıkıntı yok.
Onlar zaten tavuğu hem eti hem yumurtası için, koyunu-keçiyi hem eti hem yünü hem sütü için, atı-eşeği iş gücü için, köpeği de güvenlik için besliyorlar.
Domates de tarladan, soğan da.
Isınmak için doğalgaza ihtiyaçları yok, odunlukta odunlar sıra sıra.
Hava temiz, su temiz, gıda dersen taptaze. 
Güneş de, ay da sadece onlara doğuyor. Işıl ışıl yıldızlar sadece onlar için parıldıyor.
Şehirler mi, 
Şehrin aydınlığı gökyüzündeki yıldızları bile görünmez kılıyor.
"Ah, gökyüzünde yıldızlar var, görmediğim!"

Ne için çalışıyorsun?
Girilmeyen odaları, yıkanılmayan banyoları, yüzülmeyen havuzları, yalın ayak yürünmeyen bahçeleri, çıkılmayan balkonları, kendi ekmediğin, kendi sulamadığın çiçekleri olan evler alıp, o evlere hizmet etmeyeceksin. 
Ben ne için çalışıyorum diye soracaksın.
Bir kışlık bir kışlık daha, bir araba bir araba daha, bir yazlık bir yazlık daha, bir uçak bir uçak daha, bir saray bir saray daha almak için mi?
Sonra da onları elinde tutmak için mi?

Mal canın yongasıdır derler;
Lakin önce canın sağ olacak, bedenin sağlıklı olacak, malı sonra edineceksin.
Edinirken de ihtiyacın olandan kat be kat fazlasını istemeyeceksin.

E ama tekstil, inşaat, mimari, satış, pazarlama, yatırım, reklam vs vs vs sektörleri ve orada çalışanlar ne olacak?
Cevap:
Hiçbirisi dünyayı kirletecek ve gıda üretiminden çalacak şekilde çalışmayacak.
Her şey sokağa çıkan tok insanlar için, bunu kimse unutmayacak.
Yoksa maazallah birbirimizi yeriz.

Köylü milletin efendisidir!
Atamızın "Köylü milletin efendisidir!" sözünün kıymetini anladık mı şimdi?
Bütün mesele önce karnını doyurabilmekte.
Şehirlerde yaşıyorsan köylüye iyi bakacaksın ki aç kalmayasın.
Toprağa iyi bakacaksın ki köylü ekip dikebilsin.
Suya iyi bakacaksın ki köylü ekinini sulayabilsin.
Havaya iyi bakacaksın ki yağmurlar toprağa zehirsiz inebilsin.
Bedenine iyi bakacaksın ki gereksinim duyduğu yiyecekleri yiyebilsin, sağlıklı sıhhatli yaşayabilsin.

Balkon Yetmez, Depo Tutalım
Kapatılmış Balkonlar Cumhuriyeti yazımda evlerimizin balkonlarını depo olarak kullandığımızdan, eşyaların kölesi olduğumuzdan bahsetmiştim. 
ABD vatandaşları ise balkon kapatmıyor, direk depo kiralıyor.
Bizimki belki biraz yokluk günlerinden kalma bir alışkanlık ile "Ya lazım olursa!" psikolojisi. 
Onlarınki ise delicesine bir alış veriş hastalığı.
Kara Cuma görüntülerini hatırlayın, açılan kapılardan içeriye hücum edip, ellerine ne geçerse alıp, depolarına atıyorlar. Belki bir daha yüzlerine bile bakmıyorlar.
Bunları yapanların pek çoğu da alt gelir grubuna ait insanlar. 

Mini Mini Minimalistler
Bir de "Minimalizm"i benimseyenler var.
Minimalistler kimler derseniz, onlar da genellikle her şeyi alabilecek gücü olanlar.
Bill Gates gibi, Mark Zuckerberg gibi, Steve Jobs gibi, Albert Einstein gibi.
Yanlış anlamayın sakın, minimalizm sadece sadelik ve basitlik değildir, hayata konfor ve kalite katabilme hüneridir.

Aç Gözlülük Günleri
Annelerimizin bir yazlık bir kışlık mantosunun, bir yazlık bir kışlık ayakkabısının olduğu günlerin tevekkülü ile, "ihtiyacım var" ile "istiyorum" sözlerinin anlamının olmadığı "aç gözlülük günleri" karşı karşıya şimdi.
Gözünü toprak doyursun derlerdi hani eskiden, bir avuç toprak olacaksın, bu neyin hırsı derlerdi.
Dünyadaki açlığın sebebinin de bir türlü doymak bilmeyen aç gözlü zenginler olduğunu söylerlerdi.

Toprak değil, altın doyursun!
Söylentiye göre serveti Roma’nın toplam bütçesine eşit olan Romalı siyasetçi ve general Marcus Crassus, yine söylentiye göre Partlar ile girdiği savaşta yenilerek boğazından aşağı eritilmiş altın dökülüp infaz edilmiş.
"Boğazını altın doyursun!" dediler ihtimal...

Halil İbrahim Sofrası şarkısında,
"Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum,
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok." 
... derken "tamah" eden insanların aczini anlatır Barış Manço.
Tamah etmeyeceksin kızım derdi babam hep. Bilgeydi.
Gönül ve beden ihtiyacımın dışına taşmadım ben de bunca yıldır.
Babamdan öğrenmiştim ki tamah, insanın ruhunu satın alan ve insanı yoldan çıkartan bir zaaf, bir acizlik, bir eksiklik ve hattâ büyük bir günah.
Ve işte artık bu dünyada o tamahkârlara yer yok!

9 Nisan 2020 / C.E.Y.

Corona Günleri Yazılarım:
Delirdim Bi Güzel! / 15 Mart 2020
Dünya İçin Terbiye Vakti / 19 Mart 2020
Eşeğini Kaybedenler Kulübü / 22 Mart 2020
Yaşlı Adayları, Sözüm Size / 24 Mart 2020
Falında Virüs Çıktı Dünya / 29 Mart 2020
Dünyadır Döner, Virüstür Geçer / 8 Nisan 2020
Tamahkâr / 9 Nisan 2020

Aç Olsan Çarıklarımı Yersin / 11 Nisan 2020
Yok Sayma, Var Say / 16 Nisan 2020