7 Mart 2017 Salı

Eşitlik Berekettir

Saçı uzun aklı kısa diye diye kısa akıllı olduğuna inandırdınız kadını değil mi? 
Sonra kadın ne yaptı? Gitti aklı uzasın diye saçını kesti. Sonra da etraf erkek gibi kadınlarla dolmaya başladı. Erkeklerle aynı fırsatlara sahip olabilmek için erkek gibi olmak lazım demek ki dedirttiniz kadına çünkü. Kadın gibi kadınken ayrı sevmediniz kadını, erkek gibi kadınken ayrı sevmediniz. Kadın gibi kadını aşağıladınız, erkek gibi kadını ise taşıyamadınız. 
Neyse ki arkadan yetişen aklıselim nesil bu ayrıma hiç akıl erdiremedi de çağdaşları olan kadınlar biraz daha rahat nefes aldı. Hatta onlar sayesinde anneler, teyzeleri, büyükanneler bile nefes aldı.
Kendilerine de kadınlara da ne kadar eziyet ettiklerini fark etmeden bu ayrımı en sertinden devam ettirenler de yok değil tabi. Onların biraz daha yumuşaması ve rahatlaması, en önemlisi de kendilerinden sonra gelecek kuşaklara aynı sertliği aktarmaması için kadınlar mücadelenin peşini bırakmıyorlar.
Bunun bir devlet politikası olması lazım gelirken, işin peşine daha çok şirketler düşüyorlar.
Çünkü onlar toplumsal cinsiyet eşitliğinin kendilerine itibar getireceğini ve üretimin artarak karşılıklı kazancın çoğalacağını fark etmişler. Eğer ki "iş" kazanç için yapılıyorsa, iş dünyasının bu işe el atmış olmasına da şaşırmamak lazım elbet. 
Bir rahimde döllenmekten tut da, o rahimde büyüyüp doğmaya, mini mini bir bebek halinden bir yetişkine dönüşmeye kadar aynı şartlarda yaşarken, aynı fırsatlardan yararlanamamak ne kadar da akla zarar bir anlayış. Bu anlayışın tek bir nedeni var, o da cinsiyet.
Kız isen edilgensin (zarar görebilirsin), erkek isen etkensin (zarar verebilirsin). 
Kimin kimi kimden koruduğu gün gibi ortada işte.
Zarar gören suçlu, zarar veren haklı olur mu hiç? 
Oluyor. 
Daha doğrusu, OLMUYOR! 
****
OLMUYOR demekle kalmayıp, OLMUYOR lafının içini dolduran bir çalışmadan ve bu çalışmaları yürüten bir kadından söz edeceğim size bugün.
Yeşim Tekstil tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programı kapsamında  'Kelebeğin Dünyası'nın konuğu olan, WEPs İş Dünyası Sözcüsü, TÜSİAD Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu Başkanı ve SUTEKS Group Yönetim Kurulu Başkanı olan Nur Ger anlatacağım kişi...

Nur Ger kimdir?
Nur Ger, Galatasaray Lisesi'ne kabul edilen ikinci kız öğrenci. Liseyi on ikinci sınıfta AFS Bursu ile gittiği Amerika’nın Teksas eyaletindeki Lamar Lisesi’nde bitirmiş. Boğaziçi Üniversitesi'nde işletme okumuş. Aynı üniversitede Uluslararası Dış İlişkiler ve Ekonomi üzerine yüksek lisans yapmış. İlk şirketini üniversitenin üçüncü senesindeyken kurmuş. İlk işi şimdiki işi olan tekstil değil. Mersin'den İspanya'ya hayvan yemi ihracatına aracılık etmiş. Ve Nur Ger Türkiye'nin ilk simultane tercümanı.

Yeşim Tekstil Kurumsal İletişim Müdürü Dilek Cesur'un takdimiyle sohbet için sahnedeki koltuğuna oturan Nur Ger'in benim üzerimde bıraktığı ilk intiba, doğal dalgalı saçları, renkli gözleri, şık giyimi ve ne eksik ne fazla kilosu ile üzerimde "kadın gibi kadın" bir iş kadını olduğu oldu. 
Dilek Cesur'un yerinde soruları ile Nur Ger hem kendisini, hem de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerine yaptığı çalışmaları anlattı bir bir. 
Ger, 1976 yılında 'Birlik Ticaret'i kurmuş. 1986 yılında da, halen yönetim kurulu başkanı olduğu, hazır giyim konfeksiyon ve ihracat firması SUTEKS’i kurmuş. Firmanın adı için kızı SU'dan esinlenmiş. Nur Ger 1994-1996 yılları arasında Giyim Sanayicileri Derneği Başkanlığını, ilk kadın başkan olarak yapmış ve Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girebilmesi için ciddi derecede çalışmış.

Toplumsal cinsiyet eşitliği var olana kadar
KAGİDER, KADER, KAYİDER gibi bir çok kadın derneğinin kurucu üyesi Nur Ger. 20 küsur yıl öncesine kadar eşitlik konusunda herkesin kendisi gibi olduğunu düşünerek bunu çok normal var sayıyor. Türkiye'deki kadın istatistikleri ile karşılaşınca ve Türkiye'nin bu konuda dünyanın epey gerisinde olduğunu görünce toplumsal cinsiyet eşitliği var olana kadar bu alanda savunuculuk yapmaya karar veriyor. 

Kadınlara ayrıcalık ve destek
Şirketin kuruluşundan itibaren şirkette çalışan kadınların çalışma hayatında kalabilmeleri için her zaman ayrıcalıklı davranıp onlara destek veriyorlar. Yoksa, işçi ya da yönetici her kademede, çalışmaları mümkün olmazdı diyor Nur Ger. Kadınların işten ayrılmamaları ve evlenseler dahi çalışabilmeleri için destek oluyorlar ve bunu kurumsal bir iş yönetimi haline getiriyorlar. 2013 yılında Birleşmiş Milletler'den Toplumsal Cinsiyet Eşitliği'nde örnek kurum olarak ödüllendiriliyorlar. İki yıldır da sözcülüğünü yapıyor.

Öncelikle Türkiye'de bu konudaki mevcut Kadının Güçlenmesi Prensipleri ve Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne eğiliyor Nur Ger. Bu ikisinin bir arada olduğu bir yönetişimin içine dahil oluyor. Mevcut yönetişim ile de gayet iyi anlaştığını söylüyor. 

WEPs / Global Compact nedir?
Kadınların, tüm sektörlerde ve her düzeyde, ekonomik yaşamın içinde yer alabilmelerini sağlamak amacıyla kadınların güçlenmesini hedefleyen özel sektörün küresel en önemli girişimlerinden biri Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles - WEPs) platformudur.
2010 yılında Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) ve Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women) ortaklığında oluşturulan WEPs platformu, özel sektöre; iş yerlerinde, piyasalarda ve toplum genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için dikkate almaları gereken önemli noktaları sunmaktadır.

WEPs İlkeleri nedir?
1. Cinsiyet Eşitliği için üst düzey kurumsal liderlik sağlanması.
2. Tüm kadın ve erkeklere işte adil davranılması, İnsan Haklarına ve Ayrım Yapmama İlkesine saygı gösterilmesi, bu ilkelerin desteklenmesi.
3. Tüm kadın ve erkeklere sağlık, güvenlik ve refah sağlanması.
4. Kadınların eğitim, kurs ve profesyonel gelişim imkânlarıyla desteklenmesi.
5. Kadınları güçlendiren girişimci gelişimi, tedarik zinciri ve pazarlama yöntemlerinin uygulanması.
6. Toplumsal inisiyatifler ve destekler aracılığıyla eşitliğin teşvik edilmesi.
7. Cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gelişimin ölçülmesi ve halka açık raporlanması.

WEPs imzacısı en yüksek il Bursa
Nur Ger anlatıyor:
"Bu çalışmalara 44 imzacı ile başladık, şu an 150'yi geçmiş bulunmaktayız. 250'yi geçtiğimiz zaman dünyada birinci olacağız. Bunun için çok sıkı çalışıyoruz. Bu konuda imzacı olmak şu anlama geliyor: Belirli ilkeler var ve kurumunuzda bu ilkelere sadık kalacağınıza ve bunun üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğinin savunucusu olduğunuza dair beyanda bulunuyorsunuz. Bu beyan önemli bir beyan. Türk iş dünyasının BM'de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda birinci olması ve bu konuda hem beyan edip hem de bunu kurumlarında uygulayıcısı olacağını taahhüt etmesi önemli."

Düşünüldüğümüz yerden farklı yerdeyiz
"Kurumlar artık haftada 3-4 gün bize başvuruyor ve bu konuda ben de imzacı olmak istiyorum diyor. 20 yıldır savunuculuğunu yaptığım bir konuda son 4-5 yılda çok büyük bir ivme aldık. Türkiye'de artık hiçbir kişi ister özel sektör, ister kamu, ister yönetici, hangi alanda olursa olsun 'Ben toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu değilim' diyemez. Düşünüp yaşayabilir ama dile getiremez. Çünkü bu artık utanç duyulacak bir olgu olmuştur. Tersine, toplumsal cinsiyet eşitliği savunuculuğu saygınlık unsuru olmuştur."
SUTEKS ne durumda?
"Kurumunuz burada en yüksek derecede saygınlığı hak etmiş kurumlardan biridir. Kadın ve erkek olarak yaradılış farklılıkları olsa da nihayetinde iki cins de insan. İnsan olmaktan doğan bütün hakları mevcut. Kadına tanınacak haklar eğitimde, sağlıkta, iş hayatına katılımda, politikaya katılımda, sosyal hayatta, yani tüm hayata katılımda bir erkeğe tanınan fırsat ile bir kadına tanınan fırsat eşit. İşte Toplumsal Cinsiyet Eşitliği bu." 

En büyük destekçim annem
"Şirketi ilk kurduğumuzda kızların çalışmaya ikna edilmesi zordu. Ailelerle konuşarak kızlarının çalışmasına ikna ettik. İşverenin kadın olması aileler için bir güvence oldu. Annem 55 yaşından sonra beni korumak için şirkette 35-40 kişilik bir bölümün başına geçti. Çalışan kızların sosyal faaliyetlere katılabilmeleri için de aileleri ikna ettik. Kızlar evlenip de ailelerinden eşlerine geçince bu kez yine kendilerine destek olduk. Şiddete uğramış kadın çalışanlarımıza hukuki ve psikolojik danışmanlık servisi verdik. Eşlere de psikolojik destek verildi. Böylece aile bütünlüğünün korunması sağlandı. 

Suteks çalışanlarının tamamı kâra ortak. Şirkette üç ayda bir bilanço açıklıyoruz. Kârın %10 netini çalışanlara maaşları oranında dağıtıyoruz. Bunu 19 yıldır yapıyoruz. Her konuda eğitimleri sürekli yapıyoruz."

Dünyada kadının ve Türkiye'de kadının iş hayatındaki yeri
"İnsanlık tarihine baktığımızda kadınlar çalışma hayatının içine 150 yıl önce girmiş. Hatta eğitime de 150 yıl önce başlamışlar. Sonra 65 milyon insanın öldüğü çok büyük iki dünya savaşı geçirilmiş. Bir anda tüm kadınlar çalışma hayatına girmiş. Böyle olunca önce ekonomik haklarını talep etmişler. Sonra da kadın olma ve insan olma haklarını talep etmişler. Bütün bu hakların kazanılması 35-40 yıl sürmüş. Bu haklarla birlikte kadınlar hem kendilerini dönüştürmüşler, hem de içinde bulundukları toplumun insan hakları dönüşümüne vesile olmuşlar."

Gelişmişlik eşittir eşitlik
"Bugün dünyanın 3'te 1'i aşağı yukarı eşit. Bunlar da en gelişmiş ülkeler. Demek ki bir toplumun gelişmişliği hem zengin hem de gelişmiş olması. Bunun da bire bir bir ilişkisi var. Kadın ne kadar hayatın içindeyse toplum çok hızlı bir şekilde evrim geçiriyor. Bu da 30-35 yıl gibi bir zamanda oluyor." 

Atatürk en büyük feminist
"Ekonomik gereksinimler ile başlayan bir değişim bu. Esas başlangıcı vizyondur. Mustafa Kemal Atatürk daha yirminci yüzyılın başında bu hakları bize ve birlikte kullanalım diye topluma vermiştir. Biz ise bu süreçte aynı hızı ve emeği alamamışız. Haklara sahip çıkmanın eğitim ve ekonomik gelişmişlik ile doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Bir kadın ya da bir erkek ne kadar eğitimli olursa toplumun her alanında kendini o kadar var edecektir. Son 35 yıl içinde özellikle de büyük şehirlere göç ile istihdamın niteliği değişti. Kadın çalışan yüzdesinde maalesef ki %32'lerin üzerine çıkamıyoruz."

Ev kadınlığı meslek değildir
"Kadınları 'ev kadını-iş kadını' olarak ayırıyorlar. Eğer ev kadınlığı meslek olmuş olsaydı erkekler de ev erkeği, iş erkeği olarak ayrılmaz mıydı? Kadınların iş hayatında olmamasının birinci nedeni zihniyet. Geleneksel rol modeller hem kadınlar tarafından hem de erkekler tarafından kabullenilmiş. Her iki cins de bu modellerin dışına çıkmakta zorlanıyor."

Mucize kadın
"Kadının iş hayatında var olabilmesi için mucize kadın olması gerekiyor. Kadın hem geleneksel rol modelde kalacak, hem çocuklarına bakacak, hem iyi anne olacak, hem işinde başarılı olacak. Bütün bunları yapabilmesi için kadının süper kadın olması lazım. Toplumda çalışan kesim olan %32'yi var eden kadınların büyük bir kısmı süper kadın."
Kreş ve esnek çalışma saatleri
"Kreş olanaklarının ve esnek çalışma saatlerinin sağlanmamış olması kadınları epey zorluyor. Zihniyet değişimi ile kreş ve esnek çalışma saatleri kadınların iş hayatında olabilmeleri için iki önemli etken. Toplumsal dönüşümü sağlamak önemli."

Japonya gelişmiş ama eşit değil
"Japonya başbakanı iki yıl önce 'bu eşitliğin olmaması bizim ayıbımız' diyerek devlet politikası olarak 'eşitlik'i programlarına aldı. (Japonya gelişmiş, daha doğrusu zengin ama toplumsal cinsiyet eşitliğinde gelişememiş tek istisna devlet)  Başbakan: '10 yıl içinde hem kreşler serbest olacak, hem de yaşlı ve çocuk bakımında ihtisas sahibi 400 bin insan yetiştireceğiz. Bunları Japonya dışından alarak istihdam edeceğiz. Ve Japon kadınları çalışma hayatına dahil edeceğiz. Bu niyet ve kararlılık ile çıkılan yolda planlananlar 10 yıl içinde gerçekleşecek' dedi. (Japonya WEPs imzacısı birinci ülke ve devlet tarafından destekleniyor)"

Tam eşit olabilecek miyiz?
"Dünya Ekonomik Forumu der ki: Dünyadaki tam eşitlik 170 yıl içinde var olacak. Türkiye adına bunu kabul etmiyorum. Biz 30 yıllık sürecin içindeyiz. Şu an çok yüksek bir ivmeyle kadınlar hem fırsat eşitliği haklarını talep ediyorlar, hem de sürekli kendilerini eğiterek toplumda tutunmaya çalışıyorlar. Buna en büyük destek de yeni kuşak erkeklerden geliyor. 35 yaş ve altı evlilikler ya da birliktelikler çok daha paylaşımcı."

Eşitlik bereket getirir
"Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin olduğu ülkelerin bilançolarına baktığınızda her seviyede %3 daha fazla kârlılık görülüyor. Verimlilik ve işleyiş her açıdan daha kazançlı. Çünkü eşit olan tüm organlar daha kazançlıdır. Eşitlik kazanç getirir. Farklılık zenginliktir. Farklılıktan bir şeyler üretmek sinerjidir. Bunu fark eden kurumlar, şirketler ve devletler zenginleşmeye devam ediyorlar. Eşitlik bereket getirir."

Kadın haklarını savunmak sosyal sorumluluk değildir
"Engelliler, yaşlılar, kadınlar olarak savunulmaya muhtaç değiliz. Fırsat eşitliği en temek hakkımız. Bir cinsinin diğerine bağışlar gibi, lütfeder gibi davranması değil, kadının da erkek gibi bir insan olduğunu kabul etmesi gereklidir. Bu, ekonominin ve büyümenin mecburiyetidir."

Kadın önemlidir
"2050'ye kadar değerleri bu seviyede tutarsak, yahut bu fırsat eşitliğini var edersek diye iki ekonometrik analiz yapıldı dünyada. Eğer tam eşitlik olursa gayrı safi milli hasıla 28 trilyon dolar artacak. Fırsat eşitliği insanlığın kazancıdır."

Türkiye'de ne yapıldı?
"Türkiye'deki mevcut yapıyı güncelledik önce. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği'nde birinci ülke haline gelmeyi ve sözcülük ile öncülüğü iş dünyasına vermeyi hedefledik. Bir kurumun bunu nasıl yapacağını anlatan bir kitap çıkarttık. Şimdi de bir eğitim grubu ile eğitmenlerin eğitimi için çalışıyoruz. WEPs imzacısı olmanın ne demek olduğunu hem kurum içinde hem de kurum dışında farklı şekillerde anlatacağız."

Kreşleri devlet tedarik etmeli

"Şu anda o mümkün değilse de iş dünyası yemek çeki gibi kreş çeki uygulamasını devlete teklif etsin. Kreşler yaygınlaşsın. Çalışanlara, asgari ücretin yarısı kadar değerde kreş çeki verilsin. Kreşleri daha uygun hale getirmek için kreş yatırımcılarının 5. bölge teşviklerinden yararlanmasını sağlayalım. Bu, ilk beş yıl için gelir vergisi ve kurumlar vergisinden muaf olmak demek. İlk istihdam için şu anda istihdam teşvikleri de var. Böylece çalışanlarınızın vergisinin bir kısmını da devlet ödeyecek. Kreş yatırımı destekleniyor. 
Kreş meselesini çözerek ailelerin sorununu çözeceğiz. Çocuğunun güven içinde olduğunu bilen anne ve baba da huzur içinde çalışacak. Böylece üretim artacak."

YAPABİLİRSİN
Tuluhan Tekelioğlu Türkiye'nin dört bir yanından dokuz kadının yaşam öyküsünü belgesel yapmış. Söyleşi esnasında tanıtımını izlediğimiz 40 dakikalık filimin ilk gösterimi 1 Mart'ta SUTEKS'te yapılmış. Film şimdilik özel gösterimle izlenebiliyor. 
Tanıtım filmini izlemek için tıklayınız:

Neden hep "anne"?
Söyleşi boyunca annesinin kendisine verdiği destekten söz eden Nur Ger'e babasından başlayarak hayatındaki erkeklerin kendisine olan tavrını sordum.
Anne ve babasının birlikte çalıştığını görerek büyümüş Nur Ger. Rol model olarak da annesini almış. 
Annesinin hayalinde kızının sanayici olması yokmuş elbet. İyi okusun, iyi bir evlilik yapsın ve çocuklarını iyi yetiştirsin ile sınırlıymış hayalleri. (Bu arada anne Sevim Hanım da Nur hanımın Bursa ziyaretinde kendisini yalnız bırakmamış. Salonda en ön koltukta oturarak kızını dikkatle dinledi.)

Nur Ger anlatıyor:
"Hayata kız çocuk hazırlanırken fırsat eşitliğinde hiçbir ayrımcılık görmedim. Kız evlat olarak yetiştirildim. Bu arada kendi başıma kız arkadaşlarımla dolaşmama dahi sıcak bakılmazdı. Arkadaşlarım hep bize gelirdi. Hal böyleyken bana Amerika'ya gitme izni verilmiş olması bir mucizeydi. AFS sınavlarına ailemden habersiz girmiştim. Sınavı kazanınca seçici kurul aileme gelip ailemi ikna etti. 16 yaşındaydım. Amerikalı bir ailenin yanına gidecektim. Babam hem gidişimi, hem de ekonomik destek vermeyi kabul etti. 73-74 yıllarında bunu yapabilmek bir mucizeydi.
6 yaşından itibaren babamla birlikte işe de, maça da birlikte giderdik. Babam tüm değerlerini bana aktardı. ABD'den döndükten 5 gün sonra, o zaman 44 yaşında olan babamı kalp krizinden kaybettim. 7 gün sonra annem ile işin başına geçtik. Babamın 40'ından sonra annem önde ben arkada babamın işini devam ettirdik. Ben ve kardeşim eğitimlerimizi sürdürdük. 10 yıl kadar sonra o işi kapattık. Ben hep kendi paramı kendim kazanmak istemiştim. Babamı kaybettikten sonra bunu daha iyi anladım. İş odaklı yaşarken evlendim, kızım 7-8 yaşındayken de boşandım."

İş hayatında kadın gibi kadın mısınız, erkek gibi kadın mısınız?
"Hep kadın olarak yaşadım. Erkek değerlerinin kadınlara atfedilmesini savunmadım. Erkek-kadın şu anda birbirine daha yaklaşmış durumda artık. Çocuklar el ele büyütülüyor. Kariyer ve çocuk konusunda eşim beni destekledi. İşte ise olması gerekeni yaparım."

Bu keyifli ve bilgi dolu söyleşinin ardından konferans salonundan ayrılarak Yeşim Tekstil ürünleri tanıtım ve sergi salonuna geçerek birebir sohbetler ettik. Elbette ki bir de, olmazsa olmazımız olan, "selfie"mizi çektik.

4 Mart 2017 Cumartesi

İstanbul Kırmızısı - İstanbul Hayalkırıklığı

Film hakkında en son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim de rahatlayayım;
"Kendimi aldatılmış hissettim"
Bir Ferzan Özpetek filmine ayırdığım zamanıma, Bir Ferzan Özpetek filminden beklentime, Bir Ferzan Özpetek filmi izleme hevesime ve Bir Ferzan Özpetek filmine ödediğim akçeye yazık...
Bir sinema sevdalısı olarak, fragmanlarını izlediğimde iyi bir filmle karşılaşacağımı düşündüğüm "İstanbul Kırmızısı" gösterime girer girmez gittim.
Önyargı şu: oyuncu kadrosu iyi, şehir iyi, yönetmen iyi. Film kötü olacak değil ya...

Evet, filmde görseller iyi lakin sahneler kopuk. Film akıcı değil, donuk... 
Evet, filmin oyuncuları iyi lakin 80'lerin filmlerindeki gibi bakışmalar ve duraklamaları ne yapalım?
Diyaloglar desen, hem anlamsız, hem sert. İlişkiler desen ona keza. Biraz o taraftan, biraz bu taraftan...
Kısacası öyle ettim, böyle ettim bir türlü filmin içine giremedim. 
Şimdi bu adam nerden geldi, şu adam nereye gitti, o kız otobüsün arkasından nereye kayboldu, peki ya öteki adam neden öldü derken, hoppala, film bitti. 
Allah Allah, acaba ben mi olayı anlamadım dedim...
Salondaki izleyicilere baktım, herkes öyle bir sus pus...

Eve gelince Ekşi'ye şöyle bir göz attım, büyük çoğunluk benim gibi "Doktor bu ne?" tadında yorumlar yazmış...
Anlaşılan, film toptan anlaşılmamış...
Belki de film anlaşılmamak üzerine yapılmış...

Kahvaltılık baharatı bilirsiniz. Biraz kekik, biraz karabiber, biraz kırmızı biber, poy ve daha bir çok baharat karıştırılır.
Film de öyleydi işte: Kürtçe de konuşturduk, türbanlı kızlar da koyduk, biraz da cumartesi annelerinden koyalım şuraya, ezandı, Boğazdı, simitti, çaydı, kafeler, Adalar, vapur vs. Biraz da Galata ek üzerine. Oh mis... 
- E ama hikâye? O nerede?
- Görsellerin ve seslerin arasına sakladık. Bulan kazanır...
- O zaman tamam. Ben kaybettim, siz "kazandınız"...

2 Mart 2017 Perşembe

"Keşke babam da görebilseydi"

"Toplumda kadın olmak zaten yeterince zor, hele bir de obez kadın olmak daha zor" 
Ethel Mulinas böyle söyleyince kilolu bir insanın yaşayabileceği bazı zorluklar aktı geçti önümden.
Kişisel bakım, tuvalete gitmek, merdiven çıkmak, bırak merdiveni kaldırıma adım atmak, ayakkabı bağlamak, giyinmek, soyunmak ve dahası...
Bu gibi fiziki hareketlerin zorluğu bir yana; bir de görsel olarak "şişman kadın" olmak.
Mulinas'ın dediği gibi şişman erkek ve şişman kadın aynı algılanmıyor malum. 
Topluma göre erkeğin güzeli çirkini olmaz, lakin her kadın HER DEM GÜZEL OLMAK ZORUNDA! (mı acaba?)
Magazinsel dayatmalara göre ise, güzel olmak için her kadın öncelikle ZAYIF OLMAK ZORUNDA! (mı acaba?)
Bu dayatmaların kadının üzerinde nasıl bir baskı yarattığını tahmin edersiniz...

Dayatılan güzellik ölçülerine uygun olmadıklarını bilen kişiler bu durumlarını şirinliklerinin ardına saklarlar. Etrafta kendileriyle barışık bir profili çizerken ve çevrelerinde yüksek bir özgüven sergilerken verdikleri mesaj şudur: 
"Şişmanım, zayıflayamıyorum ama siz bana bu konuyla ilgili hiçbir olumsuz söz söylemeyin!"

166 kilodan 80 kiloya düşen Ethel Mulinas, verdiği 86 kilonun ardından "Şimdi eskisi kadar özgüvenli değilim" derken tam da bunları söylüyordu işte. 
Oysa kilo verdikten sonra kişinin özgüveninin yerine geldiği düşünülür hep değil mi? 
O neşe, o şirinlik, o enerji, o aldırmazlık, o sahte özgüven numaraları insanın kendisini koruması için farkında olmadan geliştirdiği kalkanlarmış demek.
"Siz demeyin, ben biliyorum" demekmiş... "Lütfen kilolarımı yüzüme çarpıp beni incitmeyin" demekmiş... 
****
Yeşim Tekstil tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında,  'Kelebeğin Dünyası'na konuk edilen tiyatro sanatçısı Ethel Mulinas, Yeşim Tekstil Kurumsal İletişim Müdürü Dilek Cesur ile ettiği sohbette kiloları ile yaptığı yolculuğu anlatıyordu.
"Yolculuğum" onun tek kişilik oyununun adıydı ve 'obez kadın'dan 'obez olmayan kadın'a nasıl dönüştüğünün öyküsüydü.
Bu öykünün kilo alma bölümü çok erken yaşlarda başlıyordu. Önce ilk aşk acısı ile tetiklenen, sonrasında annesinin ve daha sonra da babasının hastalığı sırasında yaşadığı üzüntüler ile devam eden kilo almalar, (20'şer, 50'şer olarak almak, 30'ar 40'ar olarak vermek gibi), bedenini epey hırpalamıştı. Emniyet kemerlerinin almadığı, koltuklara sığmayan, uçaklarda nereye oturması gerektiği hesaplanan bir kiloydu taşıdığı. 
Bu kiloyla birlikte tansiyon ve şeker de bonus olarak gelip yerleşmişti bedenine. 
Sağlığı ciddi derecede tehdit altındaydı kısacası. Gidilen bu yol yol değildi ve artık U dönüş yapmanın zamanı gelmişti.
Ve son çare: 
"Tüp mide ameliyatı!"
YAPABİLİR MİSİN? 
EVET, YAPABİLİRİM! KENDİMİ BAŞTAN YARATABİLİRİM!
Bunu yapabilmekten fazlası nedir diye soracak olursanız, ameliyattan çıkar çıkmaz kağıt kalem isteyerek bu yoldaki yolculuğunu anlatan öyküyü henüz daha yoğun bakımda iken yazmaya başlaması... 
****
Hayatında iki esaslı kararı olmuş Ethel Mulinas'ın. Birisi, ekonomi okuyup üzerine MBA yapıp, sonra da oyuncu olmaya karar vererek 28 yaşında yeniden öğrenci olması, birisi de bu ameliyat.
Şimdi düzenli yürüyüşlerini ihmal etmiyor. Yediğine içtiğine dikkat ediyor. Aynada kendisini görmekten, istediği kıyafeti giyebilmekten, yani hafifliğinden çok memnun. 

En çok da bunları anlatarak insanlara örnek olup, umut vermekten...
"Keşke babam da görebilseydi"
Babasının ince kadınlara olan hassasiyeti ve hazin anılar ile "Keşke babam da görebilseydi bu halimi" diyor sohbetin bir yerinde. İçim buruluyor. 
Belki şimdi, şu halini görseydi, zamanında kızının yerine kızının ince kız arkadaşını dansa kaldırdığı gibi değil, bugünkü kendi ince kızı Ethel'i kaldırırdı dansa. Ethel sıkıca sarılırdı babasına ve bir kelebek gibi dans ederdi kollarında...
Belki görüyordur Ethel. Kim bilir...
Bu keyifli sohbetin sonunda klasikleşen çekimimizi de yazının burasına yerleştirelim ve şimdi keşkelerden gerçeklere dönelim; eskilerin dediği gibi bir dirhem et bin ayıp örtse de dirhemler arttıkça insan yerinden kalkamaz hale geliyor. Nihayetinde iskeletteki kemik sayısı her insanda aynı. (Erişkin bir insanda 206 imiş) Bir iskelet 50 kilo et taşırken aynı iskelet 150 kilo et taşıyor. Elbette ki o iskeletin gördüğü zarar diğerine nazaran kat be kat fazla oluyor.
Bunu en iyi çocuk doğurmuş kadınlar bilir. Hamilelik döneminde içimizde taşıdığımız ve gittikçe büyüyen bebek ile ne eğilip doğrulmamız, ne oturup kalkmamız, ne de yatıp uyumamız eskisi gibi değildir artık. Artık hiçbir şeyi "hop" diye yapamıyoruzdur. Karnımızdaki bebek belimizi, irileşmiş göğüsler sırtımızı, tümden aldığımız kilolar da o kiloları taşımakta zorlanan bacaklarımızı ağrıtır.
Bir de bütün bir ömrü böyle geçirmeyi düşünün... 

İstiyorum ama veremiyorum
Eğer ki fazla kilolarınız biyolojik bir aksaklıktan dolayı değilse, öncelikle bu kadar kilolu yaşamak istemediğinizi söyleyin kendinize. 
Beyin verilen emirlere itaat eder. Yeter ki emri vermeyi bilin.
Siz de onu sağlıklı beslenme ve spor ile destekleyin. 
Yemek için yaşamayın, yaşamak için yiyin.
Sağlıklı beslenirken şikâyet etmeyin, spora gelirken ruhunuzu da getirin.
Kilo vereceğim, incecik olacağım diye de kendinize işkence etmeyin.
Unutmayın, hayatın özü denge ve denge kaçıp sağlık bozulursa inceliğin de, güzelliğin de bir anlamı kalmaz.

Ve sevgi;
Ne şişman olunca daha az, ne de zayıf olunca daha çok seviliyor insan.
Sevginin kantarı yürekleri başka ölçülerle tartıyor...

26 Şubat 2017 Pazar

Biri bana anlatsın!

"Kız Kulesi'ne yürüyüş mesafesinde" demek ne demek mesela? 
Ya da "Bu kez Çanakkale geçilecek!" demek ne demek? 
Ya da "Bozkurt işareti Binali Bey'in eline yakışmış" demek ne demek? 
Ya da "Sen kimsin müsteşar?" demek ne demek?
Şu dört cümlede bile pert oldunuz değil mi?

* Vallahi de billahi de kulaklarımla duydum. Bilmemnebağkonakları reklamında "Boğaz'a ve Kız Kulesi'ne yürüyüş mesafesinde" dedi reklamda. Reklamın iyisi kötüsü olmaz tabi. Hâttâ burada bunu yazıyorsam reklam başarıya ulaşmış bile sayılabilir. Ama Allah aşkına söyleyin, "Kız Kulesi'ne yürüyüş mesafesinde" demek ne demek?
Bu cümleyi ilk duyduğumda, oraya da mı köprülü otoyol yaptınız yoksa dedim. Yoksa sahili Kız Kulesi'ne kadar doldurdunuz mu dedim. Yoksa Kız Kulesi'nin boynuna kement attınız da cânım kuleyi kıyıya mı çektiniz dedim. Ya ben o konaklardan bir konakçık alsam ve Kız Kulesi'ne yürüyerek gidemesem bunun hesabını sizden sormam mı mı dedim. 
Yetmedi bir de Google Earth'ü açıp ondan yol tarifi istedim. Önerilen rotalara baktım. Evet, Google'ın mesafe ve zaman hesap edicisi Sayın Sanal Beyin, Altunizade'den Üsküdar Kız Kulesi'ne yürüyerek 24 dakikada gidebilirsiniz diyor. 
A-ha, suçluyu buldum. 
Reklamı hazırlayan arkadaş sanal beynin kurbanı olmuş bir güzel. 
O zaman önce o yürüsün Kız Kulesi'ne önden! 
Arkadan da bu reklamı konakçıklarına münasip bulan her kim ise o ve şürekası uygun adım marş!
Neyse...

* Başbakan Binali Yıldırım'ın Çanakkale Boğazı'na köprü yapacaklarının ilanını yaparken haykırdığı "Bu kez Çanakkale geçilecek!" cümlesi için ise 'talihsiz bir cümle olmuş' diyeceğim. 
Önünü ardını bilmeden can simidine sarılır gibi sarıldıkları yüce ecdada ayıp olmuş.
Çanakkale'den İngilizleri geçirmemek için gözlerini kırpmadan ölüme koşan Osmanlı ordusuna çok ama çok ayıp olmuş. Havada birbiriyle çarpışacak kadar çok atılan mermiler arasında siperden fırlayıp taarruza kalkan askerlere, mekanizması bozulan topun 215 kiloluk mermisini sırtına alarak namluya süren Seyit Onbaşı'ya, arkalarında gözü yaşlı kızlar bırakarak cepheye koşan "onbeşliler"e, vatan savunması için Çanakkale'ye koşan ve içlerinden hiçbiri sağ kalmayan tıbbıyelilere, ölmeden mezara konan evlatlara, şehit evladının cenazesini bile bulamayan ana babalara, emrindeki askerlere ölmeyi emreden ve sadece bu emirle bile vatan aşkının büyüklük derecesine hayran kaldığımız, Çanakkale'yi geçilmez kılan büyük komutan Mustafa Kemal'e ayıp olmuş...
Siz 3 dakikada ve 15 Euro+KDV ile geçireceksniz Çanakkale'yi, onlar ise canlarıyla geçirmediler.
İşte böyle önünü ardını düşünmeden "söz cambazlığı" yapmaya çalışmak devlet büyüklerine hiç yakışmıyor. 
İzansızca edilen bir laf bumerang misali dönüp dolaşıp sahibinin boğazına yapışıyor.
Neyse...

* AK Parti Grup toplantısında konuşan Başbakan Binali Yıldırım'ın, MHP'lilerin isteğiyle bozkurt işareti yapması üzerine, MHP Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Bozkurt işareti Binali Bey'in eline yakışmış" demesi, Binali Yıldırım'ın da MHP'lilere "Siz de bizim işaretimizi yapın" demesi de bir başka alem. Bu işve dolu cilveleşmelere bakarak "Birlik beraberlik ne kadar güzel bir şey ya Rabbim" diyerek hisleneceğim ve göz pınarlarıma dolan yaşları sileceğim lakin, ah bir de daha birkaç ay önce birbirlerine söyledikleri sözleri hatırlamasam ve referandumu geçene kadar birbirlerine şirinlik yapıp, geçince de birbirlerinin gözlerini oyacak olmalarına inanmasam.
Yanılıyorumdur inşallah!
Neyse...

* Yazının kapanışını Nihat Doğan'ın ekranlardan delirmişcesine haykırdığı "Sen kimsin müsteşar!"cümlesine bırakalım. 
Geçtiğimiz günlerde Nihat Doğan bir programda FETÖ soruşturmasında yargılanan infaz koruma memurlarının adliyeye şık kıyafetlerle çıkarılmasını eleştirerek, gardiyanlar için "alçak gardiyanlar" ifadesini kullanmıştı. Ardından Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek Twitter'dan epey sert bir tepki göstermişti kendisine. Kenan İpek'in bu tepkisinin üzerine ekranlarda coşan Nihat Doğan ise, "Sen kimsin müsteşar!" ile başlayan birbirinden âlâ(!) cümleler ile Kenan İpek'e etmediği hakaret bırakmamıştı. 
Ayakları suya erince ise geri vitese taktı çaresiz, hâttâ diğer vitesleri araçtan tümden söktü attı ve "Özür dilerim"leri sıraladı boy boy sosyal medyada ve basında...
Konuşan Türkiye olmak, halk olmak, milletvekilinin maaşını verdiği vergilerle ödüyor olmak kimseye böyle hadsizlik hakkını vermiyordu işte.
Önce tanı, sonra konuş. 
Ne demişti Uğur Mumcu: "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz"...
****
Şimdi ekranlardan konuşarak sürekli sürçü lisan eden canlı türlerine baktığımızda görünen şudur ki, bunlar (Cem Yılmaz tabiriyle) "Beyni yok fikri var" canlılar...
Hoş mu göreceğiz artık onceğizleri, yoksa hadlerini mi bildireceğiz bilemedim.
Neyse,
Mümkünse,
Lütfen,
Biri bana bunu da anlatsın...

25 Şubat 2017 Cumartesi

Yurt var, yurt var...

Tarih Aralık 1977...
Karacabey Lisesi Kız Basketbol Takımı olarak, Marmara Bölgesi Liselerarası Basketbol Turnuvası için Edirne'deyiz.
Edirne'ye vardığımızda turnuva boyunca kalacağımız mekân olarak bir kız öğrenci yurduna yerleştirileceğimizi öğreniyoruz. Önce heyecanlanıyoruz.
Hepimiz ailelerimizle yaşıyoruz ve daha önce hiçbirimiz bir yurtta kalmamışız. Filmlerde gördüğümüz kadarıyla biliyoruz yurtları ve bir yurtta yaşamanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyoruz. 
Yurda gelince büyük bir bahçe içindeki beton binaları görüyoruz. Binaya giriyoruz. Her biri salon büyüklüğündeki yüksek tavanlı odalar, her odada sıra sıra ranzalar, zemin desen taş, yemekhane desen uzak, üstelik tabaklar porselen değil, masalar desen örtüsüz, yurdun tamamı yeterince sıcak değil, hatta yerlerde ne bir halı, ne de odalarda bir divan olmamasından olsa gerek, buz gibi...
Hayallerimiz sarsılıyor biraz.
80 öncesi dönemlerde olduğumuz için sokaklarda yürüyüşler de var üstelik. Geceleri sloganlar atarak yurdun etrafında da dönmeye başlıyor yürüyüşçüler. Korkuyoruz...
Yurt görevlisinden yardım istiyoruz. Önlem olarak bizi üst kat odalara yerleştiriyorlar sadece.
Takım arkadaşlarımızdan başka kimsemiz yok o anlarda, çünkü bizi Edirne'ye getiren öğretmenlerimiz erkek oldukları için bizimle birlikte değil de öğretmenevinde kalıyorlar.
Turnuva bitip de evlerimize döndüğümüzde yurtta kalmak üzerine kurduğumuz pembe hayallerimiz gördüğümüz gerçekler karşısında yenilgiye uğramış halde sessiz sedasız zihnimizin gerilerine bir yerlere çekiliyor...
****
O günlerin üzerinden geçen 40 yılın ardından bugün yine bir yurttayım. 
Bağışçıların bağışlarıyla iki sene önce açılmış olan üç katlı, 40 odalı ve 99 öğrenci kapasiteli Kızılay Bursa Şubesi Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu burası. 
Yurt müdiresi Kıvanç Varol'un davetiyle gittiğim toplantıda, yurtta barınan kız öğrencilerle ve yurdun yapımına katkı sağlayan bağışçılarla birlikte yemekhanede kahvaltı eşliğinde sohbetler ettik.
Bir yurdun soğukluğundan uzak, temiz, aydınlık ve şık bir salon olmasıydı göze ilk çarpan. Benim anılarımdaki yemekhane ile uzaktan yakından alakası yoktu kısacası.
Kahvaltı esnasında öğrenciler ve bağışçılar kendilerini tanıttılar karşılıklı. 
Bağışçıların hepsi gönüllü, yürekli ve eğitime, en çok da kız çocuklarının eğitimine sevdalı kadınlardı. Çünkü onlar biliyorlar ki "Kadın gülerse, toplum güler"...
Bu amaçla canla başla çalışarak, kermesler düzenleyerek, Kızılay'ı anlatıp bağışçılar bularak, adeta ilmek ilmek dokuyarak var etmişler bu yurdu.
Çay bardağından çay süzgecine, havlusundan sabununa, tuvalet kağıdından tuvalet aynasına, perdesinden çarşafına ve yastık kılıfına, internetinden spor salonuna, okunacak kitabından okuma salonuna kadar her ihtiyaç gözetilmiş yurtta.
Yeşim Tekstil 400 adet nevresim takımı bağışlamış kuruma mesela. Odalardaki buzdolapları ve yemek salonundaki sandalyeler Füruzan Altuğ tarafından temin edilmiş. Yurdun yapımında Kızılay'a en büyük destek Feyha Duraner'den gelmiş.
Toplantının bitiminde yurdu şöyle bir gezdik ve içinde ranzalı yatağı olmayan, geniş, ferah, sakin, huzurlu, sıcak, modern, ihtiyaca hitap edebilecek donanımda olduğunu gördük. Yurdun şehrin tam ortasında, yani Altıparmak'ta, yani toplu taşıma araçlarına iki adam mesafede olması, üstelik Muradiye gibi Bursa'nın tarih kokan bir semtinin yamacına yaslanmış olması da yurtta barınan öğrenciler için ayrı bir avantajdı. 

Barınmak yeterli mi?
Öğrencilere fiziki ihtiyaçların sağlanmasının haricinde çeşitli eğitimler de verebilmek için Halk Eğitim Merkezi'ne gitmiş Kıvanç Hanım ve olumlu cevaplar alarak kurslar düzenlemiş yurtta. İstenen verim şimdilik alınmadıysa da Kıvanç Hanım'ın eğitim bilinci ve deneyimleri ile öğrencilere değer katıp, farkındalık yaratmak adına geliştirdiği projeleriyle öğrencilerin peşini bırakmayacağı gün gibi ortada. 
Önemli bir ayrıntı; öğrenciler ve yönetim iletişimde günceli yakalamış. İlişkiler teknoloji sayesinde daha yakınlaşmış.
Yurtta barınan kızların hepsi Türkiye'nin farklı şehirlerinden gelmiş. Giresun'dan da öğrenci var yurtta, Sivas'tan da, Malatya'dan da. Hukuk fakültesinde okuyan da var aralarında, meslek yüksek okulunda okuyan da... 
Kahvaltının sonunda dersi olan öğrenciler bir bir okullarına giderken, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinden Didem Kaya ve Şevval Ceylan geliyor masamıza. İkisi de pırıl pırıl gençler. Yurda konuklar gelecek diye özenle giyinmiş ve öyle inmişler salona. Kendilerinden büyüklerle bir arada bulunmanın kendilerine sağlayacağı kazanımların farkında olarak dinliyorlar sohbeti. Öğrenmeye açıklar. 
Birkaç yıl sonrasını hayal ediyorum onlara bakarken, okulları bitmiş ve yurdun bir bölgesinde mesleklerini icra ederken görüyorum ikisini de. Göğsüm kabarıyor...
"Bir gün de Gemlik'e bekleriz sizi" diyorlar, seve seve gideceğime söz veriyorum...

Diploma yeterli mi?
Barınma ihtiyacının karşılanması ve ailelerin kızlarını okutabilmek adına onların barınma ihtiyaçlarını karşılaması geleceğe atılan imzanın 'olmazsa olmaz' bir tarafı. 
Bu imzanın diğer tarafında ise yurtta barınan kızlar var. 
Sadece okula gidip gelmekle kalmayın derim ben onlara. Bursa'yı tanıyın, insanları tanıyın, tarihi koklayın, çevrenizdeki imkânlardan, hele de sizin için bir şeyler yapmaya çabalayan insanlardan sonuna kadar faydalanın ve kendinize her anlamda yatırım yapın.
Katılacağınız etkinlikler ile entelektüel birikiminiz artsın bir yandan, bir yandan da başka bir dil daha koyun cebinize. Yurt yönetiminin projelerinden biri olan 'kendi alanında başarıyı yakalamış kadınlarla sohbet' toplantılarını kaçırmayın ve onlardan kendinize dersler çıkartın. Diplomanız kâğıt parçası olarak kalmasın hayatınızda. Ona değer katın. 
Unutmayın ki size kapılar açmak bizim vazifemiz ise de, açılan kapılardan içeriye girmek ve içeride kalmak sizin maharetiniz.
Hepinizin yolu aydınlık ve açık olsun...
****
Kızılay Bursa Şubesi Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu'nda gerçekleştirdiğimiz mini videomuzu izlemek için tıklayınız: