18 Şubat 2015 Çarşamba

Deliyim, gündemin tuzu biberiyim

Delidir ne yapsa yeridir selahiyetini eline almış ve bunun kendisine verdiği özgürlüğün farkına varmış kişinin ne kadar tehlikeli olabileceğini gördük değil mi?
Kartopu oynayanlardan birinin attığı kartopunun camına isabet etmesi, dükkân sahibinin deliliğini beyan ederek kartopu oynayanlara girişmesi, sakinleştirilmeye çalışırken gittikçe dellenmesi ve sonunda da eline geçirdiği bıçağı kartopu oynayanlardan biri olan Nuh Köklü'nün sırtına geçirmesi...
Oldu mu?
Hırsın tatmin oldu mu?
Bir cam'a aldın bir Can...
Hem de şiddetle uzaktan yakından alakası olmayan bir can…
AVM'lere karşı esnafa sahip çıkan, alışveriş tercihlerini esnaftan yana kullanan, sebep olduğu kaybı telafi etmekten kaçınmayacak, yağan karın eğlencesini çıkartmaktan başka bir düşüncesi olmayan bir can...
Son sözleri "N'olur bu bir rüya olsun" olan bir can...
Öldü işte o can...
Evet evet öldü...
Şaşırmadınız değil mi?
Bütün mesele de bu zaten, artık şaşırmıyoruz...
"Can'a geleceğine cam'a gelsin" derdik biz oysa….
****
Üstüste yaşadıklarımız hepimizi serseme döndürmüşken böylesi bir masum eğlencenin kâbusa dönüşmesi gündemin tuzu biberi oldu…
Hem de zehir gibi acı biberi...
Bitti mi sandınız, bitmedi,
Olaya müdahale eden polisin olayı basitleştirip olayı aktar dükkanına saldırılmış gibi yansıtması, çıkan arbedede aktarın da yaralanmış olmasını sanki aktar'ın kendisinin darp edilmiş olarak algılatması...
Baharatçı dükkânındaki biberlerin hepsini dökün şimdi yaşadıklarımızın üzerine...
Sonra da sorun;
Burası neresi?
18 Şubat 2015 C.E.Y.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Artık utanan taraf kadın olmayacak!

Bu ne demek biliyor musunuz?
Utanan taraf mağdur olan taraf olmayacak artık demek…
Utanacak birisi varsa o da tacizi yapan taraf olmalı demek,
Tacizci bununla böbürleneceğine yaptığının aşağılık bir şey olduğunu öğrensin artık demek,
Yaptıklarının yanına kâr kalmayacağını bilsin demek,
Eline-diline-beline sahip olamamanın bir bedeli olacağını ve bunun da burnundan fitil fitil getirileceğini idrak etsin demek…

Haberiniz olsun;
Bundan böyle tacize uğrayan kadın susmayacak…
Bundan böyle dayak yiyen kadın karanlıklara kaçmayacak…
Bundan böyle kadın konuşacak…
Anlatacak.
Anlatmaktan utanmayacak…
Artık o kadın ayıplı mal sayılmayacak…
Kadının konuşacağını ve kadının dinleneceğini bilen erkek de frenlerinin bakımını düzenli yaptıracak…
Her taciz ettiğini de öldüremez ya!…
****
İşin kadın tarafı böyle işte…
Bu arada erkekler ne durumda dersiniz?
Kadınlara yapılan tacizleri onaylayanlara söylenecek her şey söyleniyor zaten.
Söylenenleri anlıyorlar mı bilmem ama anlamasalar da toplumun tepkisinden bir nebze de olsa tırsıyorlardır belki…
Onaylamayanlarsa öfkemize destek verip katılıyorlar kadınlara. Lakin hemcinslerinden utanmış halde başları öne eğik…
Sözümüz kadınlarla el ele veren siz erkeklere değil…
Siz utanmayın…
Bu utanç, sistemin…
O da değişecek böyle böyle…
Maalesef ki kurbanlar vere vere….

15 Şubat 2015 Pazar

Soysuzun soyu kurusun, çoğalmasın

Yıl 638, yer Smyrna (İzmir) 
Yıl 2033, yer İzmir 
Roman; İlk ve Son / YARATILIŞ 
Yazar; Ümit Dağcı 
Bu gece; Özgecan’ın ve çok değil, daha üç gün önce aynısını yaşamış Özgecanlar’ın, yine çok değil, üç gün sonra aynısını yaşayacak olan tüm Özgecanlar’ın yaşadıkları ile kitapta okuduklarım bütün gece uyutmadı beni.
Kitabın konusu kadın tacizi değildi, bilakis; doğaüstü güçlerle donatılmış bir kadın ile yine doğaüstü donatılmış bir erkeğin yüzyıllar süren savaşı anlatılıyordu kitapta.
İkisi de ölümsüzlükle ödüllendirilmişlerdi.
Ya da cezalandırılmışlardı.
İki farklı tarafın soyu birbirini yok etmeye çalışırken kan gövdeyi götürüyor, arada olan masum insanlara oluyordu.
Bu fantastik romanda Özgecan’ı canavarca katleden Ratko ve onun soyu ile Özgecan’ı koruyan Skodati ve onun soyu dünyayı kana buluyorlardı.
Birisi kendilerini yaratan güce biat ediyor, diğeri ise reddediyordu.
Gece boyu Skodati’nin güçlerine sahiptim tüm Ratko soyunu yok etmek için…
Eğitimle olacak iş değildi bu. Yeni yetişenler içindi eğitim. Yetişmişleri toptan ortadan kaldırmak gerekiyordu.
Ratko’nun gücü nasıl acımasızlığından geliyorsa, benim güçsüzlüğüm de fazla anlayışlılığımdan geliyordu.
Önce anlayışımı attım üzerimden.
Saatler boyu iki elimdeki iki gümüş bıçak belimdeki kınlarına girmedi hiç.
O kadar çoktu ki soysuzlar;
Saldırıyorlardı dört bir yandan.
Sabaha kadar ne kadarını temizledim bilmiyorum…
Uyandığımda yorgundum…
Dünyaya baktım; hiçbir şey değişmemişti.
Ratko’nun soyundan gelen soysuz canavarlar kısa bir süreliğine sinmiş, minicik bir tahrik(!) bekliyorlardı bir kadının daha başına çökmek için…
Kadın olmanın ağırlığı ile erkek olmanın hafifliği çarpışıp duruyordu hep bir yerlerde.
Onlara göre kadın kendini kollamalı ve kuyruk sallamamalıydı. Sürtünmemeliydi, kaşınmamalıydı…
Soysuzun soyu dünyaya işte bu pencereden bakıyordu…
O böyle düşünüp yandaşları tarafından da alkışlandıkça vahşetin ardı arkası kesilmiyordu.
Onlar; bir kadınla zaman geçirmeyi en fazla 3 dakikadan ibaret sanıyorlardı.
Onlar; bir kadının farklılıklarını acizlik görüyorlardı.
Onlar; bir kadında tatmin ettikleri zevk(!)leri sonucunda rahatlarken, kadını dipsiz kuyularda yüzyıllar sürecek bir esarete mahkûm ettiklerini anlamıyorlardı.
Onlar; bir kadınla hayatın her anlamında el ele olmanın hazzını bilmiyorlardı.
Bilmiyorlardı çünkü hiç görmemişlerdi, hiç yaşamamışlardı.
Gördükleri bir anaları, bir bacıları, ki onlar da korumak(!) zorunda oldukları.
Bir de mahalledeki yosma(!)…
Ya kendi hemcinslerine karşı korunacak bir varlıktı kadın ya da sarkılacak
Korumak için her yol mubahtı. Babaları da öyle yapıyordu. Vurdu mu ses getiriyordu.
Demek ki yol buydu
Kadının tanımı işte bu kadardı…
Problem kadında mı yoksa kadını bilmeyen erkekte mi varın şimdi siz düşünün…
Hâlâ, ‘Ayrı ayrı eğitim yaptıralım, çocukları kızlı-erkekli yaşatmayalım, cinsleri hayatın her alanında birbirlerinden uzak tutalım, kadın kutsaldır(!) kafeslerde saklayalım’ diyorsunuz ya;
Doğanın dengesine aldırmayıp buyruklarına karşı geliyorsunuz ya;
Sonuçlarını da dinle imanla boyuyorsunuz ya;
Soyunuz kurusun….!
Biz ne korunmak istiyoruz, ne de dişi doğduğumuz için suçlanmak…
Bırakın artık peşimizi!
Siz saldırmazsanız biz korunmak zorunda kalmayız…
Formül bu!
Bu kadar basit
****

Bu yazı; henüz hayatının baharında aramızdan hunharca kopartılıp alınan Özgecan Aslan anısına yazılmıştır.
Kapak fotoğrafı, YARATILIŞ kitabının kapak fotoğrafıdır.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Bir 14 Şubat’a daha ulaştık sürünerek

Bir 14 Şubat'a daha ulaşmışken insan aşklı meşkli, romantik bir yazı yazmak istiyor elbet.
De; ne mümkün...

Dikenli fıçıda gibiyiz. Hiç kıpraşmadan dursak dahi durmaksızın batıyor dikenler.
Siyasî gel-gitler halkı yordu bunalttı.
Dolar adeta gemi azıya aldı.
Kumpaslar, dedikodular, ocular bucular hepimizi dinden imandan çıkarttı.
Onu görmezden gel, bunu kaale alma, yazıp da şuna pirim yaptırma derken dolma noktasına geliyor insan.
Sonra da son bir darbeyle patlama gerçekleşiyor.

Özgecan!
20 yaşında gencecik bir üniversite öğrencisi.
Özgecan Tarsus'tan Mersin'e gitmek için toplu taşımaya biniyor, taşıt servis dışı olmasına rağmen şoför genç kızı araca alıyor, sonra kıza tecavüz etmek istiyor, genç kız direnince boğazını kesiyor, kestikten sonra korkuyor olmalı ki babasını ve bir yakınını çağırıyor, topluca karar verip kızı ormanlık alanda yakıyorlar ve dereye atıyorlar...
Ve suçtan kurtuluyorlar!
Daha doğrusu kurtulduklarını zannediyorlar, çünkü yakalanıyorlar....
"Yakalansalar ne yazar!" dediğinizi duyar gibiyim...
Failler yarın bir gün "kendi rızası vardı" diyerek kurtulursa ben de hiç şaşırmam.
Ya da "tayt giymişti" diye,
Ya da "eteği kısaydı" diye,
Ya da "okuyan kızdı" diye...
Ne diye bahane arayıp duruyorsunuz...
Sadece dişiydi deyin gitsin işte...
****
Erkek-dişi kavgası bitmek bilmez....
Karı koca arasına girilmez lafı yüzünden çatılar altında neler yaşanıyor neler.
"Bugün dövüşürler yarın sevişirler" deyip deyip ses çıkartılmıyor kavga dövüşe. Kaşı gözü patlayan, yüzü gözü moraran kadın kapı dışarı adım atamıyor. Şiddeti uygulayan ise elini kolunu sallayıp gururla geziyor.
Kadınsa utanıyor.
Utanıyor çünkü ona hak etmese şiddet görmeyeceği öğretilmiş.
Kim bilir ne yapmıştır değil mi?

Ne anasına ne babasına, ne de devletine anlatabiliyor derdini.
Kimse istemiyor onu artık.
Kimsenin istemediğini bilen koca da istediği gibi oynatıyor atını...

Mutlu olmak istiyor kadın, ona izin yok.
Boşanmak istiyor kadın, ona da izin yok.

Denizli'de yaşayan Ayşe Özdağ, eşi Davut Özdağ'dan boşanmak isteyince kopuyor malum kıyamet.
Genç kadın yol ortasında kocası tarafından defalarca bıçaklanıyor.
Sonra 38 yaşındaki Mevlüt Tuğan evlerden birisinden atılan kovayla müdahale ediyor adama.
Araya giriyor yani...
Kadını ceset, adamı katil, varsa çocukları öksüz kalmaktan kurtarıyor.
Kadını da adamı da kendi analarına babalarına bağışlıyor.

Girin artık araya.
İnsanlık namına girin.
Yapan yaptığından utansın. Tekrar yaparsa canının yanacağına inansın.
Eli bıçaklı bir kişiden korkup uzaktan izleyeceğinize birlik olun ve gidin üzerine.
Komşuda kızılca kıyamet kopuyorsa ediverin bir telefon polise.
Kimse artık sahipsiz değil, biz varız deyin.
Birlikten doğar kuvvet, kenarlara köşelere sinmeyin...
Cinayet kader değildir, bunu iyi belleyin...
****
Bu elim vak'ayla aynı günlerde bir bomba da Tuğçe Kazaz'dan geldi...
"CHP için hristiyan oldum!"
Hay Allah Tuğçe, bari aşkın için olmuş olsaydın.
Biz de senin sevda için din değiştirdiğini zannediyorduk.

CHP zihniyetine tepkiymiş meğerse...
Dağ dağa küsmüş misali...

Ya tekrar Müslümanlığa dönüşün? Onun sebebi?
Aylak küsen aylak barışır misali...

Peki ya sen yarın öbür gün Budizmi seçersen ne düşünelim?
Her kadının hayatta bir kez öküze tapmışlığı vardır misali...

Hoş, bizi zerre kadar da ilgilendirmiyor senin dinin imanın.
Kimseyi de ilgilendirmemeli ayrıca.

Göz önünde olmanın güzellikleri işte hep, neylersin....
Sen de bir karar ver ama, bak koskoca kadın olmuşsun artık...

Biz; bizim kızlara sevdalanıp da müslüman olarak ucundan accık aldıran erkeklerle, yiğit delikanlılarımıza olan aşkından başını sımsıkı kapatan, ellerini semaya kaldırıp kelime i şehadet getiren kızçeleri alkışlarız, tamam...
Ama bu taraftan o tarafa geçenleri sevmeyiz pek.
Hele de bahaneyi deveye yükleyenleri hiç...

Bence sen "Aşkım İçin Yaptım Hakim Bey" de olsun bitsin...
"Aşk bitince döndüm geri" de...
"Kime ne" de...
Biz de diyelim ki, "Senin dininden bize ne!"
****
Hal böyle böyleyken insanın diline Âmir Ateş'in bir bestesinin sözleri dolanıyor.
İlham Behlül Pektaş demiş ki:
Aşk bu mu, sevda bu mu, hayât bu mu,
Kalp acı, dünya hüzün, göz yaş dolu...
"Ben seni unutmak için sevmedim" derken kendisini bırakıp giden sevgiliye seslenmiş, lakin bu son dizeler bugünlere ne kadar da uyuyor değil mi?
****
Ne sevmekten ne de sevilmekten korkmayan, yüreğini korkusuzca ortaya koyan, aşk'ı bedende değil kalpte bulan, bulduğu kalp ile yekvücut olmaktan haz alan insanların olsun o zaman adı konmuş bu gün.
Adı konmuş diyorum,
Aslında onların böyle bir ad'a hiç mi hiç ihtiyaçları yok...
Yine de Kutlu Olsun.

Bir not da tüm tatsızlıkları bahane ederek kutlama yapanları küçümseyip iki tatlı kelam etmekten imtina edenlere;
Mümkünse aşkınız başınıza vurduğunda kadının değil, Meclis'in kapısında alınız soluğu,
Belki tüm sorunları o enerji patlamasıyla çözersiniz de hepimiz huzura ereriz...
Kolay gelsin efendim...

Sevgililer Günü Ankara'da kutlanır

Bunu ben değil, TMMOB söylüyor.
Söylemekle kalmıyor, 10 Şubat günü başlattıkları yürüyüşlerini 14 Şubat günü Ankara'da yapılacak olan TMMOB Olağanüstü Genel Kurulu'nda tamamlamaya hazırlanıyorlar.
Bu kurulda Torba Yasa'ya karşı çıkacaklarını ve sevdalıları Türkiye'nin üzerine oynanan oyunların farkında olduklarını ve TMMOB olarak buna bir dur denmesi gerektiğini haykıracaklar.
Vesayet altında çalışmayacaklarını ve ülkenin değerlerine sahip çıkacaklarını vurgulayacaklar.
****
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı'nın hava muhalefeti,nden dolayı katılamadığı sabahki toplantısında TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Remzi Çınar açılış bildirisini okuyarak niçin bu yürüyüşü başlattıklarını açıkladı.
TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu; "Biz bu ülkenin vicdanıyız ve hem ülkeye hem halka sahip çıkacağız. Bizi yok edip etkisizleştirmeye çalışıyorlar, Torba Yasayı kabul etmeyeceğimizi Kızılay-Güven Park'ta yapacağımız toplantıda vurgulayacağız." dedi.

Hükümetin politikalarına, özelleştirme uygulamalarına dur diyeceklerini belirten kurul, taşeronlaştırmaya, işten çıkarmalara, işsizlik, yoksulluk ve düşük ücrete, grev yasaklarına karşı işçiler ve kamu çalışanları ile dayanışma içerisinde olmak için yürüyüş başlattıklarını dile getirdi.

Makina Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Mart Torba Yasa'nın Türkiye'nin sonu için Altın Vuruş olduğuna dikkat çekti.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ertuğrul Aksoy yapılmak istenen değişikliklerde kendilerine hiçbir şey sorulup danışılmadığını söyledi.

TMMOB Genel Merkez yöneticisi Ekrem Poyraz Torba Yasayı geçirmemek için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.
Açtıkları davaların % 80'nini kazandıklarını lakin yaptırımları uygulatamadıklarının altını çizdi.

TMMOB Mimarlar Odası Başkanı Can Şimşek dava açmalarının amacını tarihe not düşmek olduğunu ifade etti.

TMMOB Peyzaj Mimarlar Odası Bursa İl Temsilcisi Necla Yörüklü yeşil alanların talan edildiğini dile getirdi.

Meclis içerisindeki vekillerden kaçının mühendis ya da müteahhit olduğu sorusu geldi.
TMMOB'u sevmeyen hükümetin İl Meslek Odaları kurarak, böl-parçala-yönet yöntemiyle tüm akademik odaların hepsini kendi kontrolü altına almak ve memurlaştırmak istediği söylendi.

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu üyeleri bu akşam 19:00'da Setbaşı'ndan Heykel'e dek meşalelerle yürüyecek...

12 Şubat 2015 Perşembe

Farklılıklarıyla Mor Salkım


Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği'nin düzenlediği kahvaltılı basın toplantısı hava muhalefetine rağmen yoğun bir katılımla Seyami Usta'nın sponsorluğunda Seyami Usta'da yapıldı.

Toplantının amacı; derneğin yaptığı etkinliklerin güncel halini paylaşmak, basının kadın, çocuk, LTGB haberleri yaparken bazı kriterlere özen göstermelerini istemek ve bu konuda basını bilgilendirmek ile derneğe verdikleri destek için basın mensuplarına teşekkür etmekti.

Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Üzümcüler, derneklerini tanıtan bir sunum yaptı katılımcılara.
Sunum hakkında kısa kısa bilgiler verirsek;
Derneğin 150-200 gönüllüsü, 21 üyesi var.
Hedefleri 10 temsilcilik vermek.
Kadın şiddetinin her alanında bir tüzüğe sahipler.
Kamu STK diyaloğunu önemsiyorlar.
Kendilerine Almanya'nın Hessen şehrinden bir belediye ve bir STK bulmuşlar. Almanya'ya gitmişler. Uyumsuzluk yaşayan Türk aileleri ile çalışmalar yapmışlar.
Burcu Üzümcüler ve İclay Polat Haziran'da Almanya'ya gidip 3 aylık bir staja katılacaklar.
Bir vakıf olup Alman modeli bir sığınma evi açmak istiyorlar.
Yapacakları apart evlerde herkesin kendi özel alanı olacağının, annelerin mutfaklarında çocuklarına yemek pişirebileceklerinin altını çiziyorlar.
Almanya ve İngiltere modelini Türkiye'ye uygulamaya çalışıyorlar.
Politika üretiyorlar.
Valilik Şiddet Önleme Kurumlarında yer alan tek STK, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği.
İl ve ilçe müftülüklerinde kadına şiddetle ilgili gündem belirleyip bu gündemin hutbelerde yer almasını sağlıyorlar.
Toplum Destekli Polis ve İl Emniyet Müdürlüğü ile birlikte çalışıyorlar.
Büyükşehir Belediyesi ile 3 hibe projesi geliştirmişler.
Bunlardan biri olan ve çok erken yaşta evlendirilen çocuk gelinleri konu alan Gelinlik Giydirildi Çocukluk Sobelendi projesi ile ilgili yazımı okumak için tıklayın:
Çalışmalarında sürekli veri topluyorlar.
Osmangazi Belediyesi iştirakçi ve kendilerini destekliyor.
Tüm belediyelerle çalışıyorlar.
Muhtar ve imamlarla çalışıyorlar.
Siyaset yapmıyorlar, siyaset yapanları üye almıyorlar. Siyaset üzeri çalışıyorlar. Her partiyle aynı mesafedeler.
Yıldırım Belediyesi ile ortak proje başlatacaklar.
Projelerini Yıldırım Belediyesi bünyesindeki Kadın ve Aile Müdürlüğü Filiz Çilingir ile birlikte yürütecekler.
Nilüfer Belediyesi ile etkinlikler düzenliyorlar.
Sadece Nilüfer'de halka açık etkinliklerde 43 bin 500 katılım olmuş.
Yurtdışından İtalya, Hollanda, Danimarka ve Almanya gençleriyle çalışmışlar.
Gençlerin sorunlarını paylaşıp oralardan birer çıktı almışlar.
Kendilerine hemşehri derneklerinin katkısının büyük olduğunu söylüyorlar.
Bursa Barosu ve Kent Konseyi ile birlikte çalışıyorlar.
380 halka açık etkinlikte 40 bin kişiye ulaşmışlar.
Mahalle çalışmalarında 20 bin, üniversite çalışmalarında 5 bin kişiye ulaşmışlar.
Atölyeler 6 bin kişiye ulaşmışmış.
7/24 hizmet veren ve sponsorlar tarafından desteklenen bir Şiddet Hattı'na sahipler ve bu hat bir sene içinde 1300 kez aranmış.
Vakıf olmak istemelerinin nedeni Sığınma Evinden çıkan kadınların sudan çıkmış balık gibi ortada kalmamaları.
Sığınma evlerindeki kreş sorununun büyüklüğüne dikkat çekiyorlar.
Cinsel taciz ve şiddet alanında çalışan tek dernekler. Tecavüzün hane içinde, evliliklerde de yaşandığının, şiddetin sadece dayakla sınırlandırılmaması gerektiğinin söylüyorlar.
Mor Salkım olarak yaptıkları faaliyetler ile ulusal ve uluslararası basında ses getiriyorlar.
3 yıllık strateji planıyla kurulmuşlar.
Yabancı stajyerlerle çalışmışlar.
Bu derneğe gönüllü olmadan üye olunamıyor.
Brüksel'de sandalyesi olan kadın kuruluş derneği olan STK'lar.
Bakanlığa ya da belediyelere bağlı değiller.
Kendi üyeleriyle kendini kotaran bir dernekler.
Gençlerle çalışma yaparak üniversitede stant açan tek dernekler.
İngiltere'den sertifikası olan tek dernekler.
Sadece kadınlara eğitim vermekle kalmayıp, şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlarınerkeklerine de eğitim veren ve erkeklerde farkındalık oluşmasını sağlayan tek dernekler...

"Çalışmak başka şey politika üretmek başka şey, biz politika üretiyoruz. Çalışma yapıyoruz, veri topluyoruz. İstatistiki bilgileri raporluyoruz." diyor Dilek Üzümcüler.
****
Yaptıkları çalışmalarla kadın, dolayısıyla ülke, sorunlarına çözüm sunma gayretinde olan derneğin basın mensuplarından haklı talepleri oldu.
"Yapılan haberlerde cinsiyet ayrımcılığı yapılmaması, cinsel kimliklere saygı duyulması ve insan onuruna aykırı afişelerin yapılmaması, yani gizlilik"
Özellikle de kadına uygulanan şiddet haberleri hakkında Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ile irtibata geçilmesi, kadının insanî haklarına dikkat çekilen haberlerin yapılması, kadına uygulanan şiddetin faillerinin cezalandırıldığı haberlerini yayınlamalarını ve şiddetin cezasız kalmayacağının vurgulanmasını, yapılan haberlerin içeriğinde ya da kamu spotu olarak muhakkak ki 7/24 açık olan 0 531 033 88 44 numaralı Acil Şiddet Hattı numarasının yayınlanmasını istedi Başkan Üzümcüler.
****
Kendilerine her daim katkı veren ve destek olan Seyami Usta ve eşine plaket takdimiyle sona eren toplantının ardından "İyi ki kadın sorunlarına el veren kadınlar" var diyorum.

Her yazımda söylediğim gibi; keşke kadın sorunları diye bir konumuz olmasa da, kadın haklarını savunmak için kurulan kadın derneklerine hiç gerek kalmasa...
Kadınlar enerjilerini sürekli kendilerini ispat ya da müdafaa etmek üzerine harcamasa.
Doğurgan ve üretken kadın hayatın her alanında kendisine yer bulsa.
Kadın doğmuş olması suç sayılmasa.
Fizikî zayıflıkları acizlik olarak algılanmasa.
Duygusal yaklaşımları alay konusu olmasa.

Yaradanın bir bildiği var ki cinsleri birbirinden farklı yaratmış, yaradanın işine bu kadar karışılmasa....

10 Şubat 2015 Salı

Lodos mu esti, dozer mi geçti anlamadık!

Geçtiğimiz gün yaşadığımız şiddetli lodos estiği yeri dozer misali ezdi geçti. Adeta savaştan çıkmışa döndük.
Rüzgârın sesi korku filmi efekti yaratıyordu.
Dışarıda olanlarsa filmin aslını yaşatıyordu.
Kayıtlara göre 4 ölü, 110 yaralı...
Hasar gören evler, arabalar, iş yerleri, caddeler, sokaklar...

Yaşanan lodosun etkilerini ve alınacak önlemlerini anlatmak üzere TMMOB bir basın toplantısı düzenledi bugün.
Makina Mühendisler Başkanı İbrahim Mart yaşanan bu felaketlerde belediyenin sınıfta kaldığını söyledi.
"Basit sayılabilecek doğa olayları felakete dönüşüyorsa deprem anında olabilecekleri hayal edin bir" dedi.
****
Bugün yoğun kar yağışının olduğu Bursa geçtiğimiz hafta şiddetli bir lodosa teslim olmuştu.
Sayemizde bozulan iklimlerin hesabını, yine hep birlikte verip, tek tek bedel ödüyoruz.
Hastalıklar bir yana, karbonmonoksit zehirlenmeleri derken son lodos bu kez daha büyük felaketlere sebep oldu.

Yerinden sökülen ağaçlar, devrilen tabelalar ve elektrik direkleri, uçan çatılar, en can yakanı da Timsah Arena'da kullanılan vincin devrilerek seyir halindeki bir aracın üzerine düşmesi ve can kaybına sebep olması.
Bir yandan düşerken hafif raylının tellerini kopartması.
Sonuç;
Giden canın acısı çok büyük ve telafisi yok, uzun saatler kesik kalan elektrik, günlerce çalışmayan HRS ve arapsaçına dönen trafik...
Bu sayede Bursa ölçeğine göre yetersiz de olsa Hafif Raylı Sistemin önemini daha iyi anladık, değil mi?
Belediye; günler evvelinden alarm verilen, uyarı üzerine uyarı yapılan lodos için teleferik ulaşımını iptal etmekten öte de bir şeyler yapmalıydı elbet.
Bu tedbirler hemen o anda alınan tedbirler değil, lodosun etkili olduğu bir kentin yöneticisi olarak her an teyakkuzda olarak ve kentin her ayrıntısını denetleyerek olmalıydı.

Çatılar lodosta uçmamalıydı mesela. Kullanılan her malzeme rüzgârın şiddeti hesap edilip tasarlanmalıydı.
Kentin her yerinden sallanan tabelalar iki vidayla yerine tutuşturulmamalıydı.
Açık hava reklamları ve totemler rüzgârla yere kapaklanmamalıydı. Bunun için totemin dikileceği zeminin jeolojik etütleri yapılmalıydı. Elektrik direkleri ona keza...
Ağaç dikim çalışmalarında kökleri toprağın derinliklerine uzanan ve kar'ın ağırlığına dayanabilecek dallara sahip ağaçlardan seçilmeliydi.
Gereğini yerine getirmeyen hiç kimseye ruhsat verilmemeliydi...
Alarm verilmesiyle birlikte vincin devrilebileceği ve felakete sebep olabileceği öngörülüp, vinç birkaç günlüğüne sökülmeliydi.
Sökülmedi...

Lodos esnasında Bursa Valiliği Afet Eğitim Merkezi binasının dış cephe kaplamalarının dökülmesi ise trajikomik bir hadiseydi.
****
Bir kentte üst yapı belediyeciliği de lâzım elbet.
Lakin alt yapı olmadan üzerine derme çatma çıkılan üst yapı ne kadar eğreti duruyor ve ne kadar çabuk yerle bir oluyor işte meydanda.

Düşen tek bir damla yağmurda birbirine giren trafik kar yağınca kilit noktasına geliyor.
Yağmuru içine çekecek toprağı kalmayan şehrin caddelerinin birer akarsuya dönüşmesi normal tabi.

Kar yağışında yaşanan felaketlerde ise insan katkısı büyük.
Kaç kişinin aracında kar lastiği var diye sorgulamak lâzım bu durumda.
Ki bu coğrafyada yaşıyorsak Ekim başı takılıp Mart sonu çıkartılması şart olmalı...
İnsanlar bundan kaçınıyorsa sert yaptırımlar uygulanmalı.
Canımızı sokakta bulmadık ya....

Kar lastiği olanlara diyecek lafımız yok lakin o trafikte 1 kişinin dahi kabak lastikle seyretmesi yeterli.
Ondan sonrası Sarajevo Kış Olimpiyatları Slalom Yarışları...
Pencerelerde kayan araçları izleyen ve kayda alan, sonra da sosyal medyada paylaşan izleyiciler ile bu görüntüleri kahkahalar atarak ve kendi başlarına gelmediğine şükrederek izleyen takipçiler.
Ha bir de bu sayede bayram eden Sanayi Siteleri...

Bu olayların yaşanmaması için neler yapılmalı derseniz;
"Yerel yönetimler aklın ve bilimin rehberliğinde çalışmalı" diyor İbrahim Mart.

Mühendisliğin hayatın her alanında yer aldığını düşünürsek, işini doğru yapan mühendislerle yola çıkmalı.
İnsanlar da işini kitabına uydurmaya çalışmamalı.
Hatır gönül üzerine atılan her imza geri dönüşsüz yollara sürüklüyor insanları, bunu defalarca yaşamadık mı?
Sonra ah vah etsen ne yazar...

Ve Mart; şu andaki gibi tehlikenin nereden geleceğini bilmediğimiz bir kentte yaşıyorsak lodos anında alınacak tedbirler için;
"Evinizden Çıkmayın" diyor biraz müstehzi bir ifadeyle.

Korunmanın en basit ve etken yolu bu olduğu için biz de çıkmadık zaten.

Bir de elektrikler kesilmeyeydi, iyiydi...